#blogfırtınası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#blogfırtınası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2013 Pazartesi

Başımı Kaldırdım #blogfırtınası

Yıl 9 Aralık 2033.

Bir kafe de oturdum onu bekliyorum. Başımı kaldırdım karşımda duruyor. 20 yaşında,uzun saçlı, koca dudaklı, büyük gözlü, bembeyaz yüzlü açık kumral kız. Ecem.

Zaman çok hızlı geçmiş. İlk doğduğun zamanı hatırlıyorum da. Kıpkırmızıydı. Şimdi karşımda kırmızı rujuyla acele acele bir şeyler anlatıyor. Eskiden en büyük hayalim her şeyini bana anlatmasıydı. Anlatıyor da bazen aynı heyecanla onu dinleyemiyorum. Yaşlanıyorum galiba. 49 yaşındayım. Normal.

Onun geçtiği tüm yolları, bütün heyecanlandığı çoğu şeyi yaşadım. Hatta benim yaşayamadığım diğer şeyleri yaşasın diye çok çalıştım. İyi bir hayat sundum gibi duruyor.

Anlattığı şeyi dinlemeye başladım. Arkadaşları kavga etmiş nereye gidecekleri konusunda. Tarafsız kalmayı tercih etmiş. İstemediği bir yere giderlerse rahatlıkla söyleyecekmiş. Ama benden izin almadı. Bakalım ben izin verecek miyim gideceği yere? Ohh ne ala? Hiç düşünmüyor annem ne der babam ne der? Bu duyguyu yaşamak çok güzel aslında. Bizden izin almaya ihtiyaç duymaması. Kızıma güveniyorum. Yanlış bir yere gitmez. Onu yanlışlarıyla sevmeyi öğrendiğimiz için daha az hata yapıyor.

Zaten bütün arkadaşlarını tanıyorum. O yüzden bazı geceler, 2 ye kadar o cıstak müzikleri dinliyoruz evde karı koca. Bütün arkadaşlarını tanıya bilmek için ev partileri yapmasına izin veriyoruz. Bir sürü yemek hazırlıyorum. Kanepeler, meyveler, pastalar vb.. İçecekleri çocuklar getiriyor. Bize teşekkür ediyorlar evimizi açtığımız için. Sebebimiz belli. Dışarı da geç saatlere tanımadığımız insanlarla olacağına, evimizde tanıdığımız insanlarla olsun. Evim dağılsın, o tahammül edemediğim müziği duyayım önemli değil.

Dışarı çıktı mı karı koca bize çile oluyor. İlk önce izin faslı. Kimse "Sen izin verdin. Ondan oldu." lafını duymamak için sorumluluktan kaçıyoruz. Ortak kararmış gibi izin veriyoruz. Şartları sıralıyoruz.
-Babası bırakıp alacak.
-Dağıtacak kadar alkol alınmayacak.
-Babası kıyafete onay verecek.
Oooo bu liste uzayıp gidecek Cem'e bıraksam da orta yolu buluyorum bir şekilde.
Akşam geç saatte Cem Ecem'in bütün arkadaşlarını dolduruyor arabaya. Cem'e göre en uzaktaki bara gidiyorlar. Onları bırakıyor. Eve geliyor. Bundan sonra benim maratonum başlıyor. Çünkü çıkmalarına yakın Ecem beni arayacak babasının gelmesini isteyecek. Saat 4 gibi telefon çalıyor. Ben salondaki koltukta sızmışım. Kalbim küt küt atıyor. Gece telefon çaldı mı bir panik uyanıyorum. Telefon ekranında Ecem yazıyor rahatlıyorum. Arkada deli gibi müzik "Anne babam gelebilir. Yorulduk çok." Salon kapısından Cem giriyor. "Tamam Tamam gidiyorum. Ta anasının dininde yer. Aydın'a gitsin bunlar eğlenmeye en iyisi" diye söylenerek çıkıyor kapıdan pijamalarıyla. Geliyorlar. Saat 5 başlıyor gece olanları anlatmaya. Dinlemeliyim. Uykum gelmemeli. Ama dayanamıyorum. Sızıyorum o anlatırken.

O anlattıkça yaşayacaklarım düşünüyorum da bizi yine uykusuz bir gece bekliyor. Yani bebekliğinden, çocukluğundan hiç bir şey değişmedi. Ben yine uykusuzum yine uykusuz. Sadece uykusuz kalma şeklim değişiyor. O hızla büyüyor ben aynı anne kalıyorum.

1 Aralık 2013 Pazar

Bebekler Pek Renkli #blogfırtınası

Bir varmış bir yokmuş. Çok zaman önce bebekler çok renkliymiş. Ağlayarak çözmezlermiş işlerini.

Karnı ağrıyan bebeğin hemen karnında kırmızı ışık yanarmış. Anneler hemen ona göre önlemini alırmış. Acaba burası mı ağrıyor yoksa şu arası ağrıyor diye hiç düşünmezlermiş.

Dişleri çıkarken ağrılı geçmeyecekse sadece sarı sinyal verirmiş. Diş ishal yapacaksa yeşerirmiş dişin çıkacağı yer. Pişik kremini bol bol sürüp önem almak kalıyormuş geriye. Eğer ateş yapacaksa kırmızıya dönermiş. Anında Calpolü verip sarı renge dönmesini beklemişsin.

Bir gece bebeğiniz ağlıyor. Neyi olduğunu anlamak için yüzüne bakmak yeterli. Acıktı mı acaba deyip mama hazırlamaya gerek yok yada ateş ölçere koşmaya. Acıktıysa midesinin olduğu yer pembe yanıyor ateşi çıktıysa çocuk toptan kırmızı oluyor.
Burnu mı tıkalı? Tıkalık derecesine göre açık yeşilden koyu yeşile göre derecelendiriyorsun.

Uyuturken kalın mı giydirdin hemen terini kontrol etmeye gerek yok gece bebek maviye dönüyor. Üşüyor mu yavaş  yavaş buz mavi oluyor. Yani bebekten anlamayan adam bile "Bu bebek üşümüş." diyebiliyor. Öyle kucakta çok sallamakta yok. Bebek tam uyuyacak kıvama mı geldi hafif lila rengi oluyor alnı. Nerede olursan ol hemen olaya müdahale edebiliyorsun uykuya. Uyku başına vurmaya başladıkça lila rengi koyuluyor. Uyku başına vurdu çilesi bu şekilde son buluyor.

Bebek yedirirken de kolaylık var. Yeni bir şey tattıyorsun, tadını seviyorsa dili pespembe oluyor. Tadını beğenmediyse dili morarıyor. Dilini dışarı dışarı çıkartarak yerken sevdi mi sevmedi mi sorusuna paydos.

Bu özellikleri bebekler konuşmaya başladığı ve derdini anlatmaya başladığı zaman yavaş yavaş ortadan kayboluyormuş. Yani öyle hep renkli yanmıyorlarmış:)

İşte benim en büyük hayalim. Son sıralar keşke bebekler böyle bir donanımla doğsalarmış diyorum. Ağladığında acaba annesi oluyorum. Maması, ateş ölçeri, bezi, pişik kremi, karın masaj yağı, calpol hepsi bir yerimden çıkıyor. Detinoksu cebimde taşıyorum düşünün. Anında müdahale için. Ahh ahhh! Çok şey mi istiyorum?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...