Sonu “Allah bilir.” bağlanan "neden?" sorularına maruz kalmamızın en büyük sebebi senin herşeyi bildiğini düşünmeleri.
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Mayıs 2016 Pazartesi
Anneler Bilir
Etiketler:
anne,
Ben bizzat kendim,
Burakla,
ecem,
Ecemli,
Ecemli Burakla
7 Mayıs 2016 Cumartesi
Annelik Egosu
Annelik öyle bir şey
ki kadın denen canlıyı dünyadaki herşeyi ben bilirim havasına sokuyor. Nereden mi
biliyorum?
Tabi ki kendimden.
Öyle bir ego tavan yapıyor ki, sensiz işlerin yürümediğini,
canlıların sensiz bir karar alamayacağına ve hatta senden çıkan varlığın sensiz
yaşayamayacağını düşünüyorsun.
Şunu diyecek boyutta ulaştığında “Bensiz dünya bir hiç!”
İşte tam oldun anlamına giriyor.
15 Temmuz 2015 Çarşamba
Süt Anne Hikayeleri : Zeynep Ve Zeynep Ece
Bundan bir sene önce bir anneyele tanıştım. Daha 1 haftalık anneydi. Panik halde, ne yapacağını bilmiyordu. Bu anne sizin bildiğiniz annelerden değildi. Kocaman yüreği ile küçücük bir kız bebeği evlat edinmiş telefonun ucundaydı. Aynı Ecem ilk doğduğunda yaşadığım panikleri yaşıyordu. Süt yetmeyen her anne gibi süt anne arıyordu. Nasıl doyuracağını, nasıl tutacağını bilmiyordu. Her yeni anne gibi uykusuz ve yorgundu. Kısacası lohusaydı.
Uzun uzun konuştuk telefonda. O anlattı ben dinledim. Ben anlattım o dinledi. Dertleştik. Zeynep Ece'ye uygun süt anne bulamadık. Nazlı bir kız. Bulduğumuz annelerin sütlerine alışamadı. İçemedi, yaramadı. Ama birbirimizi hiç unutmadık.
Geçen gün Zeynep "Ben Ecekuşa bir şarkı söyledim sende dinle" dedi.
Geçen gün Zeynep "Ben Ecekuşa bir şarkı söyledim sende dinle" dedi.
Güzel satırları ve etkileyici sesiyle Zeynep ve Ecekuş.
27 Mayıs 2014 Salı
Mama Kullanmak Çok Zordu
![]() |
| Ecem'in ilk biberonu sorunsuz tutup mama içişi. Aç kalmayacağını düşünüp mutluluktan ağlamıştım. |
3 Nisan 2014 Perşembe
Ana Kuzusuyum!
Annem hep 15-16 yaşlarındayken bana "Sen hep bebeğimsin" derdi. Kızardım.
Büyüdüğümü kabullenmiyormuş gibi gelirdi bana. Birde hep yanımda olduğundan pek kıymette bilmiyordum tabi.
Büyüdüğümü kabullenmiyormuş gibi gelirdi bana. Birde hep yanımda olduğundan pek kıymette bilmiyordum tabi.
14 Şubat 2014 Cuma
İlk Sevgililer Günü
Biz değiştik artık. Ev arkadaşı değiliz. Sevgili değiliz. Biz 18 Nisan 2013'ten beri tam bir bütünüz. Bir parçamız eksikti. O gün tamamlandı. Bugün bizim 3 kişilik ilk sevgililer günümüz.
Heyecanımız gözlerimizden okunuyordur. Elele tutuşup çıktığımız bu yolda canımız pahasına koruyacağımız bir aşkımız var.
Çoğu zaman onun için çalışıp, onun için hayatımızı kenara bırakıyoruz. Daha mutlu, huzurlu, sağlıklı olsun diye kendimizden feragat ediyoruz.
Ne kadar gider bu şekilde diye düşünmeden edemiyorum. Farkındayım, annemle babamdan görüyorum ki yaşadığım müddetçe devam edecek. Hatta ben göçüp gittiğimde dahi devam etmeli ki hiç bir eksiklik hissetmemeli. Ona iyi bir soyad ve miras bırakmalıyız.
Yorulmuyoruz, sıkılmıyoruz. Bazen birbirimize bile bakamıyoruz. O uyuduğunda ikimizde de konuşacak hal kalmıyor. Bir yere kıvrılıp uyuya kalıyoruz. Ama çok mutluyuz. Artık hayat daha güçlü bir bağımız var.
İlk tanıştığımızda güneş sanki daha güzel doğuyor gibi geliyordu. Şimdi ise güneş doğasaya kadar özlediğimiz biri var. Seni birbirimizi sevdiğimizden daha çok seviyoruz Ecem. İlk sevgililer günün kutlu olsun.
10 Şubat 2014 Pazartesi
Anne Şenlikleri
Okulların açılması anneler arasında şenliklerle kutlanmaya başlandı.

Alınan son haberlere göre çocuğunu okul servisine bindiren ya da okula kendi bırakan annelerin bir kısmı dedikodu komasına girdi.
15 gündür aç, susuz düşen anneler, simit, poğaça, boyoz almak için bütün fırınları istila ettiler. Fırınlar istenileni karşılamak için sabah erken saatlerden beri çalıştıklarını fakat arzın çok olması nedeniyle sıkıntı yaşadıkları belirtildi. Bir çok anne simitçilerle kavga ederek "Ben kaç gündür neler yaşadım biliyor musun?" diye çıkışarak sinirlerini simitçilerden çıkarttılar.
Okulların önündeki kafeler de yer kalmadı. Kahve ve çay satışlarının arttığına sevinen kafe sahipleri "15 gündür çok büyük sıkıntılar çektik. İyi ki bu tatil 1 ay değil. Yoksa ailecek aç kalırız" dediler. Kafeler odası başkanın yaptığı açıklama doğrultusunda ikinci çaylar bedava dağıtıldı. Konuşulan konuların arasında, çocuklarla gidilen filmlerin konuları birinci sırayı alırken sırasıyla başlıca konular şöyleydi;
-Alışveriş merkezinde yapılan kavgalar,
-Oyuncakçı önünde yapılan kavga,
-Ara tatilde kitap okumamak,
-Çocuk yüzünden koca ile yapılan kavgalar,
-Anneanne ve babaanne çetesiyle yapılan mücadele
Kantinciler tostun üzerine sürülen ağır yağ kokusunu özlediklerini belirterek, sağlıklı yemek fanatikleri annelerinden yaka silktiklerini söylediler. Kantin sahibi, can güvenliği olmadığından kendine koruması için özel güvenlik tutuğunu, devletten yardım istediğini anlattı.
Alışveriş merkezleri yoğunluklarını korudu Oyun parkları için giden anneler şimdi alışveriş yapmak için alışveriş merkezlerini doldurdu. Elleri kolları poşetlerle dolan annelerin, kollarında plastik poşet yanıkları oluştu. Hallerinden memnun anneler günün sonunu bir pastanede pasta yiyerek tamamladılar.
Bazı anneler evlerinden çıkmayarak uyumayı tercih ettiler. İnternet başında uzun vakitler geçirerek kahveleri yudumladılar. Tercih hakkını ev olarak seçen annelerin bazılarının bacaklarında diz üstü bilgisayar yanığı oluştuğundan hastanelik oldular. Yinede hallerinden memnun olan anneler, ertesi günüde böyle geçireceklerini belirterek, yanıklara alıştıklarını söylediler.

15 günde saçı, başı, kaşı dağılan anneler güzellik merkezlerinde soluk aldılar. Göz altı morlukları için
özel maske, sauna, masaj hizmetlerinden özellikle yararlandılar. Saç yaptırırken yapılan dedikodular sayesinde son dönemde gelişen tüm haberleri toplayarak eski formlarına döndüler.
Sinemalar normal hallerine döndü. Film afişleri değiştirilerek, animasyon filmlerin afişleri kaldırıldı. Çocuk sesinden, agresif annelerden beyni su kaynatan sinema çalışanlarına yıllık izinlerinin bir kısmı kullandırılıyor.
Saat 5'te okulların dağılmasıyla anneler sessiz sedasız evlerine dağıldılar.
Bütün öğrencilerin yeni dönem okul hayatlarında başarılar diliyorum. Annelere de iyi tatiller

Alınan son haberlere göre çocuğunu okul servisine bindiren ya da okula kendi bırakan annelerin bir kısmı dedikodu komasına girdi.
15 gündür aç, susuz düşen anneler, simit, poğaça, boyoz almak için bütün fırınları istila ettiler. Fırınlar istenileni karşılamak için sabah erken saatlerden beri çalıştıklarını fakat arzın çok olması nedeniyle sıkıntı yaşadıkları belirtildi. Bir çok anne simitçilerle kavga ederek "Ben kaç gündür neler yaşadım biliyor musun?" diye çıkışarak sinirlerini simitçilerden çıkarttılar.
Okulların önündeki kafeler de yer kalmadı. Kahve ve çay satışlarının arttığına sevinen kafe sahipleri "15 gündür çok büyük sıkıntılar çektik. İyi ki bu tatil 1 ay değil. Yoksa ailecek aç kalırız" dediler. Kafeler odası başkanın yaptığı açıklama doğrultusunda ikinci çaylar bedava dağıtıldı. Konuşulan konuların arasında, çocuklarla gidilen filmlerin konuları birinci sırayı alırken sırasıyla başlıca konular şöyleydi;
-Alışveriş merkezinde yapılan kavgalar,
-Oyuncakçı önünde yapılan kavga,
-Ara tatilde kitap okumamak,
-Çocuk yüzünden koca ile yapılan kavgalar,
-Anneanne ve babaanne çetesiyle yapılan mücadele
Kantinciler tostun üzerine sürülen ağır yağ kokusunu özlediklerini belirterek, sağlıklı yemek fanatikleri annelerinden yaka silktiklerini söylediler. Kantin sahibi, can güvenliği olmadığından kendine koruması için özel güvenlik tutuğunu, devletten yardım istediğini anlattı.
Alışveriş merkezleri yoğunluklarını korudu Oyun parkları için giden anneler şimdi alışveriş yapmak için alışveriş merkezlerini doldurdu. Elleri kolları poşetlerle dolan annelerin, kollarında plastik poşet yanıkları oluştu. Hallerinden memnun anneler günün sonunu bir pastanede pasta yiyerek tamamladılar.
Bazı anneler evlerinden çıkmayarak uyumayı tercih ettiler. İnternet başında uzun vakitler geçirerek kahveleri yudumladılar. Tercih hakkını ev olarak seçen annelerin bazılarının bacaklarında diz üstü bilgisayar yanığı oluştuğundan hastanelik oldular. Yinede hallerinden memnun olan anneler, ertesi günüde böyle geçireceklerini belirterek, yanıklara alıştıklarını söylediler.
15 günde saçı, başı, kaşı dağılan anneler güzellik merkezlerinde soluk aldılar. Göz altı morlukları için
özel maske, sauna, masaj hizmetlerinden özellikle yararlandılar. Saç yaptırırken yapılan dedikodular sayesinde son dönemde gelişen tüm haberleri toplayarak eski formlarına döndüler.
Sinemalar normal hallerine döndü. Film afişleri değiştirilerek, animasyon filmlerin afişleri kaldırıldı. Çocuk sesinden, agresif annelerden beyni su kaynatan sinema çalışanlarına yıllık izinlerinin bir kısmı kullandırılıyor.
Saat 5'te okulların dağılmasıyla anneler sessiz sedasız evlerine dağıldılar.
Bütün öğrencilerin yeni dönem okul hayatlarında başarılar diliyorum. Annelere de iyi tatiller
27 Ocak 2014 Pazartesi
Bebek Sidik Yarışlarına Hoşgeldiniz
Hamile kaldım ve bu yarış başladı. Hamilelikte sidik yarıştıran hamileler kozalarında çıkıp ömürleri boyunca sidik yarıştırıcı anneye dönüyorlar. Sinir oluyorum, deliriyorum. Ne kadar kaçsam da burnumun dibinde bitiyor. Kafamı çevirsem orada bir tane sidik yarıştırıcısı bir anneyle karşılaşıyorum. Yapmayacağım dedikçe kendimi konun içinde buluyorum. Hatta hırslanıyorum bile.Hamile kaldım. "Midem çok bulanıyor. Hiç bir şey yiyemiyorum" diyorum. Hemen yanımdaki hamile yada daha önceden hamile sidik yarışçısı olan "Ben su bile içemiyorum" diyor. "Tanrımmmmm" diye çığlık atıyordum içimden. Aradan daha bir kaç gün geçiyor. Ben hala beyaz ekmeğe talim ederken, bana çen çen konuşan hamileyi bir görüyorum yağlı tabağın dibini sıyırıyor. Şeytan diyor ki çarp suratına dediklerini "Hani kız bir bok yiyemiyordun ne oldu? Bir günde mi bitti mide bulantısı? Sihirli değneğin mi var biip!?" Kabul ediyorum şeytana uymadım değil. Çok kibarca laf çarpıttım kabul ediyorum. Hİhiaahoohaaa!!
Bir süre sonra bulantılar bende uzun sürdüğünden kilo muhabbetine geldi konular. "Kaç kilo aldın kaç?" "İşte 7 aylık olduk daha 6 kilo aldım" diyorum. "Eee kusuyorsun hep almazsın". Almayayım diye götüm çıkıyor benim. Her saat başı ofis içinde 10 dakika mekik dokuyorum. Akşamları bisiklete biniyorum 40 dakika . Yememden de kesmek istemediğimden yapıyorum bunların hepsini. Hatun benim kusmama bağlıyor. Deliriyorum kendisi olmuş fıçı gibi, sanırsın bütün sabah sahilde koşuyor da kusmadığından kilo almış. Belim ağrıyor, şuram kopuyor deyip kocasına naz yapacak diye yatmış olmuş dünya kadar bana laf sallıyor.
İşte başlıyor bebek sidik yarışları, "Bu ay kaç kilo almış seninkisi? Ayında mı gidiyor? Hımmmm anladım geri mi yani?. Allah'a şükür hamileyken kızım hiç geri gitmedi ne de ileri gitti. Hep tam haftasındaydı. Bunu dedikten sonra bende hemen olaya kaptırıyorum kendimi "Çok hareketli bir görsen, karnımın dışarıdan belli oluyor hareketleri" diyorum. "Hıhı tabi öyledir" diyor. Aha o şeytan tekrar geliyor al yol, başını kafasını karınına karnına sürt kıvılcım çıkart diyor. Ama ben sakin bir hamileyim gülme krizlerine giriyorum o kadar.
Hadi bebek doğuyor. Bu sefer " Aaa küçük doğmuş ya bu?" Sanki ben demişim "Bir fil yavurusu doğuracağım da kızı görünce şaşıyor." Lohusayım kafaya taktım bir ara. Sütüm mü yetmiyor mu acabaya kadar uzattım konuyu kafamda. Sonra bir baktım o da sidik yarıştırıcısı bir anne. Kendi çocuğu 5 kilo doğmuş çocuk geleceğin şeker hastası adayı benim küçümenime laf sallıyor.
Sonra bebekler gelişmeye başlıyor. Ecem'in yüz üstü fotoğraflarını koyuyorum internette, ellerinin üstünde duruyor. Hemen yorum geliyor "Aaa emeklemesi yaklaşmış" diyor. Bende teşekkür ediyorum. 10 dakika geçiyor geçmiyor kendi bebeğinin fotoğrafını koymuş aynı pozisyonda fark var bizimkiyle bebeğin kafası yerden bile kalkmamış benden yorum bekliyor. Görmemezlikten geliyorum. Ne yazayım ki?
Ecem hareketli bir bebek. 5 aylık emekledi, 6 aylıkken sıralamaya başladı. Bende "Bu gidişle 7 aylık falan yürür" dedim bir yerde gülüştük. Kızımı gördü 8 aylıkken " EE bu yürümemiş hani yürürdü" diyor bana. Allah'ım hayatında görmüş mü müneccim anne ne biliyim ben ne zaman yürüyeceğini benimki sadece yorum. Valla çok yürüsünde istemiyorum şimdi bile her bir yeri karıştırıyor. Sonra anlatıyorum yürümedi daha diye bebeği erken yürüyen bir erişkin bebek yarıştırıcısı "A! Bizimkisi bundan hareketliydi" diye. Anam bilmesem çocuğun bebekliğini yutacağım da dediğini sökmedi yani bana. Ama ben sakin bir anneyim içimden sövdüm sövüştürdüm. Şu şekilde "Bu uyuşuk anne bile yürüyebiliyor bende yapabilirim" demiş bebek ve ayaklanmış. Annesinden daha becerikli olduğunu kanıtlamış.
Bir yerde konuşuyoruz Bir çok anne var ortamda birde anne adayları. "Ecem anne baba diyor. Hemde gözümün içine baka baka" İçim gidiyor öyle dediğinde sevincimi anlatmaya çalışıyorum. Hemen aradaki sidik yarıştırıcısı anne atlıyor "Mümkün değil." diye. Yavv kardeşim niye bozuyorsun benim mutluluğumu? "He he" desen olmaz mı? Bu arada Ecem gerçekten yanıma gelip "Anne" diyor. Çünkü o gıcık dediğinden beri takip ediyorum bu kadar denk gelemez mümkün değil. Birde bir tek ben farketmiyorum. Etrafımdaki herkes diyor.
Bazı anneler var gerçekten kızımı nasıl yönlendirmem gerektiğini anlatıyorlar. Ama oldukça azlar. Bu arada bu sidik yarıştırıcı anneleri de çok seviyorum. Belki bende farketmeden yapıyorumdur. Yaparsam uyarım haa "Bak yine sidik yarıştırıcısı anne oldun" diye.
Bunun daha yazı yazması, okuması, orta okulu, lisesi, üniversitesi, işi, kocası var. Ömür böyle geçmez "Benim ki bunu yapıyor ya seninki?" demekle. Yapmayalım bunu anneler yapmayalım çocuklarımıza yazık. Birbirlerinden nefret edecekler valla.
16 Ocak 2014 Perşembe
Anne Olmak Korku Getirdi
Korkak biri değilimdir. Endişeli hiç değilim. Hatta cesur da değilim. Panik biriyimdir. Değişik de değilim. Herkes gibi biriydim. Taki anne olana kadar.
Korkak oldum. Ama bir o kadar da cesurum. Doğum yaptım. Suni sancı bana mısın demedi. Hiç korkmadım çok cesurdum.
Ecemi kucağıma verdiler. Kucağımda tutmaktan hiç korkmadım. Bir yerini incitirmiyim diye düşünmedim. Cesur hareketler bile yaptım. Ki ben hiç bir bebeği kucağına almamış biriyim. Kuzenimin kızını kucağıma vermişlerdi kendimi o kadar çok sıkmıştım ki 3 gün kollarım ağrımıştı.
Emzirirken, canımın yanmasına, meme başındaki tüm acıya rağmen onu emzirmekten hiç vazgeçmedim. Ani bir şekilde ek gıdaya geçtik. Hiç korkmadım pütürlü gıdalar vermekten. Elim onun üzerinde olduktan sonra o küçücük ağzının içinden her şeyi alabilecek kadar cesurum. Yemeği yedirirken tıkanırsa hiç korkmadan müdahale edebiliyorum. Hatta koca lokmayı ağzından çıkardıktan sonra yemeğime kaldığım yerden devam ediyorum. Yanımdakilerin gözleri korkudan yerinden fırlıyor.
İlerde düşmesinden, kafasını gözünü yarmasından korkmuyorum. Ben ki kan görünce tüm dünyası sararan ve olduğu yerde kalan biriyim. Söz konusu Ecem olduğunda kaplan kesiliyorum.
Ama şimdi başka şeylerden korkmaya başladım. Bana bir şey olursa Ecem yalnız kalırsa diye. Mesela yılbaşı akşamı kızımı, babaane ve dedeyle evde bıraktık. Dışarı çıktık. Çok rahatım ama aklım onda. Biliyorum benden daha iyi bakacaklar. Onlarla ilgili hiç bir şüphem yok. Yılbaşı akşamı ya sarhoş bir şoför bize çarparsa diye heyecan yaptım. Yanımızda dikilen sarhoş adamlardan korktum. Bir şey olur da kavga çıkartırlar diye. Dilek fenerlerini uçurduk. Eşim çakmağı çok yaktı. Ona bir şey olur diye korktum. Ona bir şey olursa biz ne yaparız diye endişelendim. Böyle uzadı gitti. Eve gittiğimde onu görünce tekrar o kaplan içime girdi.
Eşimde de aynı durum var. Hatta o kızın yanında benim rahatlığımla rahatlıyor. Trafikte sürekli kavga eden, kendisine taksicinin levye fırlatmışlığı vardır. Hızlı araba kullanan biridir. Otobanda son ses müzikle, deli gibi hız yapardık. Şimdi otobanda bile 100 geçmiyor. Biz yanında olmuşuz olmamışız farketmiyor. Hatta türk sanat müziği dinliyor hız yapmasın diye.
Biz öyle bir çifttik ki, ben Ecem'e bir günlük hamileyken paraşütle atladık. Yükseklik, hız, deprem, sel,trafik canavarları bizi korkutmazdı. Şimdi her şeyden korkar olduk.
Yine büyük korkularım var. Hamileliğim ve emzirme dönemim boyunca memedeki fibrodenomla uğraşıyorum. Bir günde sütümü kesmek zorunda kaldılar. Çok acılar çektim, canım yandı, anne kız birbirimizden çok uzak kaldık. Hatta korktum Ecem beni bir daha sevmez diye. Yazmıyorum buraya. Hepsi bitsin öyle yazacağım demiştim kendi kendime. Çünkü yazmak beni dahada önemsetiyor. Ama bugün biyopsi yapıldı. Her türlü riski taşıyormuşum. Yaşım 30 olmuş, meme yapım bozulmuş, fibrodenom etrafında farklılık gösteren proteinler varmış. Daha öncede fibrodenom yüzünden ameliyat oldum hemde 3 kere. Diş çekimi diye tabir ediyordum. Takii kızım doğana kadar. Şimdi çok korkuyorum. Kanser falan olacağım diye değil onu bir süre kucağıma alamayacağım diye.
Etiketler:
anne,
cesur anneler,
ecem,
emzirmek,
fibrodenom,
kanser,
mastit
12 Aralık 2013 Perşembe
Madam Diş Hoşgeldiniz
Merhaba Madam Diş,
Sizinle geç tanıştık biliyorum. Çok uzak yoldan geldiniz. Arkanızdan kız kardeşleriniz gelecekler değil mi?Sizin gibi onları da çok bekler miyiz?
Başka bebeklere hemen çıkı çıkı veriyorsunuz da bize de niye süründünüz? Valla bir ara dedim ki gelmeyecek, üzüldüm durdum. "Ha alttan gelir" "İkisi birlikte gelecek galiba" dedik. Bahis bile oynayanlar oldu üzerinize.
Diğer kardeşinizi de bekliyorduk ama siz sallana sallana tek başınıza geldiniz. Hayır kızım 8 aylık oldu siz anca bin bir zahmetle geldiniz. Sizi ağırlayamayacağımızı mı düşündünüz? Korkmayın size ve kız kardeşlerinize çok iyi bakacağız.
Sizin geliş şerefinize büyük bir parti düzenlemeyi düşünüyorum. Biz buna kendi aramızda diş buğdayı diyoruz. Birçok güzel yemek yapacağız. Bir sürü insan gelecek. Herkes bizden haber bekliyor. Evin heryerini balonlarla, süslerle süsleyeceğiz. Ecem'in doğum günü provası gibi olacak. Çalıp, söyleyip eğleneceğiz.Sizin izin verdiğiniz ölçüde kızımda bu partide eğlenebilecek. Bir rahat durmadığımızdan kızım geceleri uykusuz, poposu pişik içinde. Gelmeden önce geleceğinizi bir ateşle belirtmezseniz çok iyi olacak. Çünkü biz karı koca çok panik oluyoruz. "İdrar yolu mu yoksa?" "Üşüttük mü çocuğu?" gibi sorularla kafayı yiyoruz. Sonra tahlil tahlil laboratuvarlar da koşturuyoruz. Birde kızımı o küçücük poşete işetmeye çalışıyorlar, beceremiyor. Üstüme başıma her yerime işiyor. Ne olur bizi böyle şakalarla gelmesin diğer kız kardeşleriniz.
Madam Diş, işte böyle halimiz. Büyük bir heyecan, sevinçle karşıladık sizi. Ecem'in 7 yaşına kadar ağzında sağlık ve mutluluk içinde yaşatacağız. Çürümenize izin vermeyeceğiz. Diş perisi seni ne zaman isterse yerinden almak o zaman gitmene izin vereceğiz. Sizde bu rüşvetlere karşı kızımı üzmeden gelirseniz çok mutlu oluruz. Bu isteklerimi diğer Madam Dişlere de iletirseniz çok seviniriz.
Sevgiler Süt Anne.
Sizinle geç tanıştık biliyorum. Çok uzak yoldan geldiniz. Arkanızdan kız kardeşleriniz gelecekler değil mi?Sizin gibi onları da çok bekler miyiz?
Başka bebeklere hemen çıkı çıkı veriyorsunuz da bize de niye süründünüz? Valla bir ara dedim ki gelmeyecek, üzüldüm durdum. "Ha alttan gelir" "İkisi birlikte gelecek galiba" dedik. Bahis bile oynayanlar oldu üzerinize.
Diğer kardeşinizi de bekliyorduk ama siz sallana sallana tek başınıza geldiniz. Hayır kızım 8 aylık oldu siz anca bin bir zahmetle geldiniz. Sizi ağırlayamayacağımızı mı düşündünüz? Korkmayın size ve kız kardeşlerinize çok iyi bakacağız.Sizin geliş şerefinize büyük bir parti düzenlemeyi düşünüyorum. Biz buna kendi aramızda diş buğdayı diyoruz. Birçok güzel yemek yapacağız. Bir sürü insan gelecek. Herkes bizden haber bekliyor. Evin heryerini balonlarla, süslerle süsleyeceğiz. Ecem'in doğum günü provası gibi olacak. Çalıp, söyleyip eğleneceğiz.Sizin izin verdiğiniz ölçüde kızımda bu partide eğlenebilecek. Bir rahat durmadığımızdan kızım geceleri uykusuz, poposu pişik içinde. Gelmeden önce geleceğinizi bir ateşle belirtmezseniz çok iyi olacak. Çünkü biz karı koca çok panik oluyoruz. "İdrar yolu mu yoksa?" "Üşüttük mü çocuğu?" gibi sorularla kafayı yiyoruz. Sonra tahlil tahlil laboratuvarlar da koşturuyoruz. Birde kızımı o küçücük poşete işetmeye çalışıyorlar, beceremiyor. Üstüme başıma her yerime işiyor. Ne olur bizi böyle şakalarla gelmesin diğer kız kardeşleriniz.
Madam Diş, işte böyle halimiz. Büyük bir heyecan, sevinçle karşıladık sizi. Ecem'in 7 yaşına kadar ağzında sağlık ve mutluluk içinde yaşatacağız. Çürümenize izin vermeyeceğiz. Diş perisi seni ne zaman isterse yerinden almak o zaman gitmene izin vereceğiz. Sizde bu rüşvetlere karşı kızımı üzmeden gelirseniz çok mutlu oluruz. Bu isteklerimi diğer Madam Dişlere de iletirseniz çok seviniriz.
Sevgiler Süt Anne.
18 Kasım 2013 Pazartesi
7 Ay Oldu Bile
Ecem bugün yedi aylık. Bir sene önce düşenemiyordum aklım almıyordu bu kadar çok büyüyeceği.
Nasıl olacak? Nasıl doğacak? 40 gün nasıl geçecek derken doğdu yedi aylık oldu bile kuzum.
Aklımda başka şeyleri canlandıramıyorum. Her ilkini ya fotograflıyorum yada bir yere yazıyorum. İlk portakal yemesi, ilk emeklemesi falan filan. Ne yaparsa yapsın benim için ilk oluyor. Çok ileriye gittiğimi bile düşünüyorum. Her gün mutlaka 1 tane fotografını çekiyorum. Sonrada oturup ilk doğduğu zamanlardaki haline bakıp "Ayyyy ne kadar çok büyümüş" diye ağlamaya başlıyorum. İlk dökülen saçlarını bile sakladım. Tuhaf bir aşk yaşıyorum sanki.
Dün akşamda oturduk eşimle "Hayal edebiliyormusun şu kapıdan koşarak geleceğini" dedim. Düşündük canlandıramadık aklımızda. Pati pati yürüdüğünde deliririm herhalde. Sabah bir kalkacağız ayak ucumuzdan girecek yatağımıza. Ayakları buz gibi olacak belki ısıtacağız biz onu. OFFF OFF! Hayali bile ısıttı içimi.
Mutfak oyuncaklarıyla pastalar yapacak bize. Çay koyacak o plastik fincanlarına. Hayali çaylar içeceğiz hüpürdete hüpürtede. Bebeklerine isimler takacak, saçlarını tarayacak. Bazen ben oyuncağı olacağım. Saçlarımı tarayıp yolacak :) Makyaj malzemelerim hep ortadadır genelde benim. Ondan kaçıracağım zamanlar olacak. Bir gireceğim odaya kaşı, gözü, dudakları ruj. O kadar çok bulamış olacak ki çıkmayacak yüzünden. Bütün gün kırmızı kırmızı gezecek.
Sonra dahada büyüyecek okula gidecek. Allah artık Allah! Okulundan gelecek her şeyi anlatacak bana. Hiç sussun istemeyeceğim. Kafamızı şişirecek her dakika. Şarkılar, oyunlar. Ders yaparken kızarmıyım acaba ona? Daha erken herhalde bunları düşünmek için.
Biri beni durdursun!!
Bu hayallerim torunlarıma kadar gidiyor.
Nasıl olacak? Nasıl doğacak? 40 gün nasıl geçecek derken doğdu yedi aylık oldu bile kuzum.
Aklımda başka şeyleri canlandıramıyorum. Her ilkini ya fotograflıyorum yada bir yere yazıyorum. İlk portakal yemesi, ilk emeklemesi falan filan. Ne yaparsa yapsın benim için ilk oluyor. Çok ileriye gittiğimi bile düşünüyorum. Her gün mutlaka 1 tane fotografını çekiyorum. Sonrada oturup ilk doğduğu zamanlardaki haline bakıp "Ayyyy ne kadar çok büyümüş" diye ağlamaya başlıyorum. İlk dökülen saçlarını bile sakladım. Tuhaf bir aşk yaşıyorum sanki.![]() |
| Bu Kadarda Olmasın Canım |
Mutfak oyuncaklarıyla pastalar yapacak bize. Çay koyacak o plastik fincanlarına. Hayali çaylar içeceğiz hüpürdete hüpürtede. Bebeklerine isimler takacak, saçlarını tarayacak. Bazen ben oyuncağı olacağım. Saçlarımı tarayıp yolacak :) Makyaj malzemelerim hep ortadadır genelde benim. Ondan kaçıracağım zamanlar olacak. Bir gireceğim odaya kaşı, gözü, dudakları ruj. O kadar çok bulamış olacak ki çıkmayacak yüzünden. Bütün gün kırmızı kırmızı gezecek.
Sonra dahada büyüyecek okula gidecek. Allah artık Allah! Okulundan gelecek her şeyi anlatacak bana. Hiç sussun istemeyeceğim. Kafamızı şişirecek her dakika. Şarkılar, oyunlar. Ders yaparken kızarmıyım acaba ona? Daha erken herhalde bunları düşünmek için.
Biri beni durdursun!!
Bu hayallerim torunlarıma kadar gidiyor.
31 Ekim 2013 Perşembe
İSYEANNNNN!
Sizinde oluyor mu bıkkınlığınız? Hay ben ne yaptım dediğiniz sonrada hemen arkasından pişman olduğunuz. "Hay Allah'a şükür çok mutluyum." dediğiniz.
Benim bu ara çok oluyor. Her şey zor gelmeye başladı. Çok çabuk yoruluyorum mesela. Sabah kalkıyorum kocamın attığı çorapları makinaya götürüp koyduğumda, bir yorgunluk çöküyor üstüme anlatamam. Yatak bile toplamak eziyet oldu. Baktım çok sıkıyor, toplamıyorum. Tekken dediğim gibi "Aman boşver nasılsa akşama yine bozulacak" diye avutuyorum kendimi. Öğlen oluyor. Yatak odasına giriyorum. "Ay bu oda çok dağınık. Nefret ediyorum dağınıklıktan" deyip bir hışımla topluyorum yatağı.
Birde pijamalarımı hiç çıkarmıyorum. Sabahlık, pijama ve terlik. Terlik giyemiyorum kız ağzına sokuyor diye ama olsun. Fırsat buldukça geçiriyorum ayağıma. Bakkala giderken küfrede küfrede zoraki giyiniyorum. Ama saçlarımı taramıyorum. Cadı gibi gidiyorum bakkala. Allah'tan bakkal yakında, yan binanın altı. Kimseye görünmüyorum. Mümkün olsa pijamamla gideceğim bakkala.
Çok özlüyorum Akçay'ı. Annemi, babamı, kardeşimi. Çok ihtiyacım var gibi geliyor onlara. Eşim acayip ilgili bir baba, sabırlı bir eş. Ailesi deseniz melake insanlar. Torunlarına tapıyorlar. Ama annemler yok ya yalnızmışım gibi. Nazlanamıyorum, kapris yapamıyorum diye belki.
Aslında her şey doktora gittiğimde başladı. Girişteki kadın mesleğiniz ne diye sordu. Cevaplayamadım bir anda kal geldi. "Evdeyim"deyiverdim. Kadın "Hımm! Ev hanımı" dedi döndü yazdı. Sonra bir koydu bir koydu anlatamam.
Böyle başlamamıştı oysaki. Bayıla bayıla İzmir'e geldim. Akçay'daydım. Baktım iş yok. Birde kendi ayaklarımın üzerinde duracağım diye kalktım geldim İzmir'e. İşe girdim. Çok zor bir işte çalıştım. Hiç bilmediğim İzmir sanayilerini her gün arşınladım. Tam 6 sene boyunca. Hiç durmadım. Dinlemedim. Her fırsatta kaçtım Akçay'a. Tek başınaydım. Benle birlikte yola çıkan çoğu insan anasının babasının evine döndü. Ben büyük çabayla kalmaya çalışıyordum. Üniversite okumak için kardeşim geldi yanıma. Birlikte kalıyoruz. Baktım ben çok özlüyorum Akçay'ı. Onun dönecek olması beni çok korkuttu çok. Alışmıştım onla olmaya. Her annem babam gidişinde ya da Akçay dönüşlerinde ağlamaya başladım.
Dönüyorum tammmm derken eşimle tanıştım. Çok aşık oldum. Gözümde ne Akçay kaldı nede başka bir şey. Eşimi evlenmeye ikna ettik. Baya bir şirket gibi çalıştık ailesiyle. Harika bir evlilik yaptım. Aşık olduğum adamı her daim seveceğim. Sevdiğim şehir İzmir bana aşkı sundu.
Sonra çocuk yapalım dedik. Çok istiyorduk ama ben bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Yani millet 1 sene uğraşıyor. Biz ise ilk denememizde yaptık. Süperdi evren bizim çocuk yapmamızı bekliyormuş.
İşimden ayrıldım. Yani ayrılmak zorunda kaldım. Harika bir hamilelik dönemi yaşadım. Sağlıklıydım, eşim etrafımda pervaneydi. Aileler toruna ne alsak yarışına girdi.
Birde eşimle çalışıyorum kendi işimizde. Daha doğrusu ben her sabah işe gidiyorum eşim çalışıyor, ben dizi izliyordum. Son 6 senedir yapamadığım her şeyi yapıyordum. Bir sürü birikmiş kitap, dizi vardı. Hepsini bu dönemde okudum, izledim. Hiç evde gündüz kuşağını izlememiştim. Çalışıyordum. Bekardım.Kira, faturalar, kredi kartları ödemek zorundaydım. Yani sorumluluklarım vardı. Evlenince sorumluluk almaya devam ettim. Çakma sorumluluklardı. Hamilelikte hiiiçç bir sorumluluk almadım. Yan gelip devirdim popoyu. Haftaiçi alışveriş merkezlerine gittim hemde gündüz. Acayip birşeydi benim için. Hatta 4-5 kişinin bulunduğu sinema salonlarına gidince acayip sevindim.
Kızım doğdu. Bu zamana kadar güzel geçti vaktimiz. Hala da harika geçiyor. Şanslıyım onu bırakıp da işe gitmediğim için. Bırakamazdım çünkü. 2 saatliğine bırakıyorum aklım onda kalıyor deliriyorum. Çok ağladı mı falan diye. Ecem hastalanınca çok kötü oldum. Geçen cumartesi kafasını yere vura vura ağladı. Hiç bir şey yapamayınca, ağlamaları saatlerce olunca bana bir şey oldu. O ağladı ben ağladım. Eltim koştu geldi sesimizi duymuş. Uzaklaştırdı bizi birbirimizden.
Bu günlerde annemi, babamı çok arıyorum. Keşke Akçayda olsaydık diyorum. Ya da onlar burada. Bir nefes kadar yakınımda olsalardı. Belki burada olsalardı bir kaç saatte olsa sorumluluğumdan kaçabilirdim. Sıkıntı duymazdım hiç kendimle ilgili. Kızımın ilacını içirirken, biri kollarından tutardı, biri oyalardı bende içirirdim.
Hey! Doktordaki kadın ben ev hanımı değilim. Çocuk sorumlusuyum. Sen ne kadar zor iş biliyor musun? Düşmemesi lazım, bu elma suyunu sonuna kadar içmeli, bezini değiştirmeliyim pişik olmasın. Hep stres. Bir canı büyütmeye çalışıyorum. Parayla oynamak gibi değil. Para her zaman kazanılır. Sen suratsız oldun mu o da senden daha suratsız oluyor. Birde bu iş 24 saat sürüyor. İşten geldikten sonra telefon çalınca deliren ben, gece 5 defa emzirmeye kalkıyorum uykumun en tatlı yerinde. Ben bu dünyadaki en zor mesleği yapıyorum anladın mı? İlla bir ünvan istiyorsan ANNEYİM.
![]() |
| Çıkarmadığım Sabahlık, Pijama ve Arada Giydiğim Terlikler |
Birde pijamalarımı hiç çıkarmıyorum. Sabahlık, pijama ve terlik. Terlik giyemiyorum kız ağzına sokuyor diye ama olsun. Fırsat buldukça geçiriyorum ayağıma. Bakkala giderken küfrede küfrede zoraki giyiniyorum. Ama saçlarımı taramıyorum. Cadı gibi gidiyorum bakkala. Allah'tan bakkal yakında, yan binanın altı. Kimseye görünmüyorum. Mümkün olsa pijamamla gideceğim bakkala.
Çok özlüyorum Akçay'ı. Annemi, babamı, kardeşimi. Çok ihtiyacım var gibi geliyor onlara. Eşim acayip ilgili bir baba, sabırlı bir eş. Ailesi deseniz melake insanlar. Torunlarına tapıyorlar. Ama annemler yok ya yalnızmışım gibi. Nazlanamıyorum, kapris yapamıyorum diye belki.
Aslında her şey doktora gittiğimde başladı. Girişteki kadın mesleğiniz ne diye sordu. Cevaplayamadım bir anda kal geldi. "Evdeyim"deyiverdim. Kadın "Hımm! Ev hanımı" dedi döndü yazdı. Sonra bir koydu bir koydu anlatamam.
Böyle başlamamıştı oysaki. Bayıla bayıla İzmir'e geldim. Akçay'daydım. Baktım iş yok. Birde kendi ayaklarımın üzerinde duracağım diye kalktım geldim İzmir'e. İşe girdim. Çok zor bir işte çalıştım. Hiç bilmediğim İzmir sanayilerini her gün arşınladım. Tam 6 sene boyunca. Hiç durmadım. Dinlemedim. Her fırsatta kaçtım Akçay'a. Tek başınaydım. Benle birlikte yola çıkan çoğu insan anasının babasının evine döndü. Ben büyük çabayla kalmaya çalışıyordum. Üniversite okumak için kardeşim geldi yanıma. Birlikte kalıyoruz. Baktım ben çok özlüyorum Akçay'ı. Onun dönecek olması beni çok korkuttu çok. Alışmıştım onla olmaya. Her annem babam gidişinde ya da Akçay dönüşlerinde ağlamaya başladım.
Dönüyorum tammmm derken eşimle tanıştım. Çok aşık oldum. Gözümde ne Akçay kaldı nede başka bir şey. Eşimi evlenmeye ikna ettik. Baya bir şirket gibi çalıştık ailesiyle. Harika bir evlilik yaptım. Aşık olduğum adamı her daim seveceğim. Sevdiğim şehir İzmir bana aşkı sundu.
Sonra çocuk yapalım dedik. Çok istiyorduk ama ben bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Yani millet 1 sene uğraşıyor. Biz ise ilk denememizde yaptık. Süperdi evren bizim çocuk yapmamızı bekliyormuş.
İşimden ayrıldım. Yani ayrılmak zorunda kaldım. Harika bir hamilelik dönemi yaşadım. Sağlıklıydım, eşim etrafımda pervaneydi. Aileler toruna ne alsak yarışına girdi.
Birde eşimle çalışıyorum kendi işimizde. Daha doğrusu ben her sabah işe gidiyorum eşim çalışıyor, ben dizi izliyordum. Son 6 senedir yapamadığım her şeyi yapıyordum. Bir sürü birikmiş kitap, dizi vardı. Hepsini bu dönemde okudum, izledim. Hiç evde gündüz kuşağını izlememiştim. Çalışıyordum. Bekardım.Kira, faturalar, kredi kartları ödemek zorundaydım. Yani sorumluluklarım vardı. Evlenince sorumluluk almaya devam ettim. Çakma sorumluluklardı. Hamilelikte hiiiçç bir sorumluluk almadım. Yan gelip devirdim popoyu. Haftaiçi alışveriş merkezlerine gittim hemde gündüz. Acayip birşeydi benim için. Hatta 4-5 kişinin bulunduğu sinema salonlarına gidince acayip sevindim.
Kızım doğdu. Bu zamana kadar güzel geçti vaktimiz. Hala da harika geçiyor. Şanslıyım onu bırakıp da işe gitmediğim için. Bırakamazdım çünkü. 2 saatliğine bırakıyorum aklım onda kalıyor deliriyorum. Çok ağladı mı falan diye. Ecem hastalanınca çok kötü oldum. Geçen cumartesi kafasını yere vura vura ağladı. Hiç bir şey yapamayınca, ağlamaları saatlerce olunca bana bir şey oldu. O ağladı ben ağladım. Eltim koştu geldi sesimizi duymuş. Uzaklaştırdı bizi birbirimizden.
Bu günlerde annemi, babamı çok arıyorum. Keşke Akçayda olsaydık diyorum. Ya da onlar burada. Bir nefes kadar yakınımda olsalardı. Belki burada olsalardı bir kaç saatte olsa sorumluluğumdan kaçabilirdim. Sıkıntı duymazdım hiç kendimle ilgili. Kızımın ilacını içirirken, biri kollarından tutardı, biri oyalardı bende içirirdim.
Hey! Doktordaki kadın ben ev hanımı değilim. Çocuk sorumlusuyum. Sen ne kadar zor iş biliyor musun? Düşmemesi lazım, bu elma suyunu sonuna kadar içmeli, bezini değiştirmeliyim pişik olmasın. Hep stres. Bir canı büyütmeye çalışıyorum. Parayla oynamak gibi değil. Para her zaman kazanılır. Sen suratsız oldun mu o da senden daha suratsız oluyor. Birde bu iş 24 saat sürüyor. İşten geldikten sonra telefon çalınca deliren ben, gece 5 defa emzirmeye kalkıyorum uykumun en tatlı yerinde. Ben bu dünyadaki en zor mesleği yapıyorum anladın mı? İlla bir ünvan istiyorsan ANNEYİM.
6 Ekim 2013 Pazar
Annelik Cesaretimi Değiştiren Özlem Kaymaz'ın Hikayesi
Bütün evde olduğum için devamlı televizyon izliyorum. Cuma günü Gülben Ergen’in programını izledim. Keşke hamileyken de böyle programları izleyebilseydim.Anne olmak için ne kadar cesur olmak gerektiğini anlattı bana.Programın reklamlarını izlerken hiç duymadığım bir sendromu duydum. Çok güzel bir erkek çocuğun annesiyle verdiği yaşam mücadelesinden bahsediyordu. Özlem Kaymaz, eski güzellik kraliçesi ve manken. Oğlunu nasıl hayata bağladığının hikayesini kendi ağzından dinledim. Oğlu nager sendromluymuş. Çok etkiledim. Günlerdir rüyalarımda görüyorum resimlerini. Mücadelesini dinledikçe cesaretlendim.
Ultrasonun faydasını burada bir kez daha anladım. Hamileliğin de ilk parametrik ölçümlerde hiç problem yokmuş. İlk hamileliğini sorunsuz geçirdiğinden ayrıntılı olarak incelememiş doktorlar. Yurt dışında ultrasona girmek çok zormuş Herhangi bir anormallik yoksa gerek duymuyorlarmış. Hollanda’dan daha iyi bir durumdaymışız bu konuda. amiyosentez sıvısı 7 aydan itibaren birden fazlalaşmaya başlamış. Karnı o kadar çok büyümüş ki acısı dayanılmazmış. 8. ayda erken doğum gerçekleşmiş..
Bebek doğduğunda ameliyathane birden sessizleşmiş. Doktorlar o anda fark ediyor bebeğin anormal olduğunu. Parmaksız, çenesiz doğuyor. Çenesi olmadığından suyu içememiş bu yüzden amiyosentez sıvısı artmış. 6 saat boyunca pompayla yaşatmışlar.Çenesi olmadığından nefes yolu kapalıymış. Bu şekilde hayatını kurtarmışlar. Bu 6 saat boyunca bebeği göstermemişler anneye. Başka bir hastaneye nakledilmeden önce Türk bir hemşire Özlem Kaymaz’ı bebeğinin yanına götürmüş. “İlk ve son kez bebeğini öp.” demiş. Düşünebiliyor musun bir hemşire size böyle diyor? Aklına neler gelir o anda. Özlem Kaymaz bir melek gördüğünü söyledi. İşte annelik böyle bir şey. Tüm kusurlarına rağmen bebek senin etin kemiğin.
10 Eylül 2013 Salı
Anneme göre
Ben anneme göre hala anne değilmişim gibi. Benim büyüğüdümü bir anne olduğumu kabullenmiş değil. 29 yaşında, uzun zamandır evden uzakta, çabalayan biriyim ama hala onun kuzusuyum. Kuzunun kuzusu oldu hala koyunluk mertebesine erişemedim.Bu durum hoşuma gitmiyor değil. Annemleyken Ecem'in biberonu gibiyim. Emziriyorum hoop anneme veriyorum. Gazını çıkarıyor, oynuyor ve sonunda uyutuyor. Ben neyim iki ayaklı süt makinası. Öyle anlar oluyor ki çocuğumun olduğunu unutuyorum.
5 ay geçti.Ben tutamazmışım gibi geliyormuş ona. Ayşegül tatilde serisine benzer bir serinin baş karakteri gibiyim. Küçük Anne Açelya. Yirmili yaşın sonundayım başka yaş kalmadı. Ağzı dolduran OTUZ yaşında gireceğim, bilim adamlarının yaptığı istatistiklere göre en ideal kadın yaşına adım atacağım. Annem bana her sabah "kahvaltını ettin mi?" diye soruyor.Bazen bir şey oluyor açamıyorum aradığında, çocukluğum ya ben kızı falan emziriyor oluyorum. On dakika sonra kardeşim arıyor bezgin bir sesle "Abla annem aramış seni.Açmamışsın. Merak etmiş. Arada sesi duysun." Aynısını kardeşime de yapıyor. Kardeşimin suratı asık oluyor. Annem soruyor "Bir şey mi oldu" diye. Kardeşim tersliyor. Hemen beni arıyor. "Sor bakalım nesi varmış. Ama bilmiyormuş gibi yap. Tamam mı?"
Şimdi ben anneme kızıyorum ya, sonunda bende onun gibi olacağım. Çünkü evham bulaşıcı bir şey anladım. İçime evham canavarı kaçtı. Kızı gece kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol ediyorum. Üşüdü mü diye ayaklarını dudaklarıma götürüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




