Ben bizzat kendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben bizzat kendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2017 Cumartesi

Anneler Siyaset Yapma(mama)lı

Geçen gün paylaştığım postan dolayı bir kadın bana "Anneler siyaset yapmamalı." diye yazmış. Bir kadın! İnanamıyorum. Bir kadının, anneler için yaptığı bu yorumu aklım almıyor.

Bir kadın olarak sahip olduğum bu hakkı kenara itmemi bekliyor olması, yorum yapıp yayınlıyor olmamın nesi yanlış? Sandık başına en çok biz gitmeliyiz. Geleceği için planlar yaptığımız çocuğumuz içinde söz hakkımız var. Çünkü onların eğitim hayatlarıyla ilgili kararları siyasiler karar veriyor, onların öğretmenlerini devlet seçiyor, yoldaki güvenliklerini devlet sağlıyor, onların eşit ve özgür bir şekilde yaşamaları devlet sayesinde oluyor.

9 Mart 2017 Perşembe

Bankanın Islak Hunterları

Bugün Burak'la bol yağmurlu bir gün yaşadım. Islanmamaya çalışıp kangrudaki çocuğu oyalarken bankada çalıştığım zamanlar geldi aklıma:) Kangrudaki çocuklu anılarımdan sonra o zamanlarım çok uzak geliyor şimdi bana. 





Yılı tam hatırlamıyorum ama tahminen 2008. Bankada zurnanın zırt dediği yerde çalışıyorum. Saha kredi pazarlama! Plaza dilinde tabi ki afilli karşılığı var. "Hunter"!! Avcı yani.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Valla Kararlar Aldım

Evet kararlar aldım. Çocuklar büyüyor, hemde hiç acımadan. Evden çıkıyorlar. Bir gün bir bakacağım ( o günü iple çekiyorum.) evde tek başıma kalacağım.

26 Eylül 2016 Pazartesi

Az Sonra

İşte bitti yaz.

Ben bu yazdan hiç birşey anlamadım. Hoş bu aralar geçen günlerden pek birşey anlamıyorum da. Bir bakıyorum sabah bir bakıyorum akşam. Bir telaş, bir acele, bir koşuşturma. İki çocuk yönetmek vakitten anlamamana sebepmiş.

Bitmedi de telaşlarımız. Mekan değişiklikleri, kafadaki işlerin tamamlanması, Ecem'in okul telaşları. Böyle uzayıp gidiyor.

28 Temmuz 2016 Perşembe

Ben 50 Yaşındayken Bu Gün


Sıcak çok sıcak. Uyuya kalmışım güneşin altında. Gözlerimi açarken göz kapaklarımda parlayan ışıkları izliyorum. Öyle yanmışım ki göz kapaklarım birbirine yapışmış sanki. Şezlongun üzerine, başım yamuk bir şekilde uyumuşum.

Boynum tutulmuş. Kaç saattir böyle uyuyorum ki. Eh bira mı o? Iggyy! Bu biradan anladığım kadarıyla en az 1 saattir güzel bir uyku çekmişim.

Kumda geniş kollu, uzun bacaklı, hafif göbekli, yürüdükçe hareket eden gür saçlı kumral  bir oğlan bana doğru yürüyor. Gözlerimi tam açamadığımdan ve güneşin parlamasından seçemiyorum. İşte yüzüne büyük gelen gözler. 

Burak.

14 Temmuz 2016 Perşembe

İnternetsiz 5 hafta


                                    

Ajssnlfskkngjgşk,lrlmvakfülr!!!çççç

Anam bilgisayarda yazmada bocaladım baya. Ay bu klavyede nasıl yazılıyordu ki? 

Neredeyse 5 haftadır bilgisayar başına oturmadım. Bir yazıyım demeye fırsat bulamadım. Hatta öyleydi ki üç hafta bildiğiniz internetsizdim. Evet! İnternetsiz. İnternet hesabı yapan Genç Turkcelli gibi. "Aman bunu internette koymayayım da internet paketim bitmesin." dedim. Turkcel de ne kadar haftalık, aylık paket varsa dibine kullandım. Öyle ki telefon internetin yavaşlığından kafayı yiyip, ısınmaya başladı. 

30 Haziran 2016 Perşembe

Oldu Böyle


2002 seçimleri. Bir grup arkadaş ilk defa oy kullanacağız. Yanılmıyorsam yaz sonuydu. Konuşuyoruz seçimler nasıl olacak? İlk oyumuzu kullandık mı Türkiye’ye kurtulacak. Çünkü öyle öğrendik. Bir oyumuzun herşeyi değiştireceğini. Bu bizim vatandaş olarak tek söz hakkımızdı. Atatürk bunu bize vermişti ve her biri çok kıymetliydi.

Anne babalarımızın yaptığı hataları yapmayacaktık. Onlar 80ler 90larda çok büyük hatalar yapmıştı. Yanlış insanlara yanlış güçleri verip bizi iç savaşa sürüklemişti. Denizler ölmüş, bıyıklar sivrilmişti. Korkak nesil olmayacaktık. Sindirilmiş, asker – polis korkusu olmayan dik duruşlu insanlar olacaktık. Yürüyen, isyan eden, hatta yeri geldi mi seçtiğimizi devireceklerden olacaktık. Belki Fransız devrimi gibi. Ölecektik ama tüm dünya bizi konuşacaktı.  

O zaman haber kanallarında İsmail Cem’i görüyorduk. Ne yakışıklı bir adam? Kendiyle barışık, sonra tüm dünyayla. İnanıyoruz ona. Beyaz teniyle masmavi bakıyor. Bütün sanatçılar destekliyor. Kanalara çıkıp konuşuyorlar. Yılmaz Erdoğan'ın çıkıp konuştuğunu hatırlıyorum İsmail Cem’le ilgili. Sanaçılar destekliyor ya güvenim daha da arttı ona karşı.

Sonra bir anda ne oldu hatırlamıyorum. –İnternette yavaş bakamıyorum.-Bir anda İsmail Cem yok olmaya başladı. Kimse desteklemiyor, inanmıyordu. Hepimiz birlik olalım, oylar bölünmesin diye CHP’ye dönük. Yani o zaman ki halimizden daha kötü yapamazdı ya bizi. Bir kere Atatürk’ün partisi. Birazcık ondaki akıldan onlarda varsa yırttık demek ki.

Yine ne oldu anlamadım. –Bakmak bile istemiyorum.- Bu adam başımızda. Nasıl ya? Nereden geldi? Ben bunu hiç görmedim ya. Hatta seçim yasaklısı? Benim kullandığım oy ne oldu?
O vakitler sesini duymaya tahammül edebiliyorum. Dinliyorum kanallarda. Haber kanallarının bazıları tarafsız, penguen belgeseline geçmemişler. Herşeyi net yansıtıyorlar. Bazı dedikleri mantıklı.

“Yaaa. Bizi daha kötü ne hale sokabilir ki?” dedim.

İşte bu haldeyiz. Anneme, babama kızar, korkaklıkla suçlarken şimdi benim çocuklarım beni katillikle suçlayacak.

İnsafınız kurusun, hiç mi insanlık yok sizde? Hiç mi Allah korkusu? Ölümü bize böyle yaşatırken hiç mi ölüm korkunuz yok? Nasıl böyle anlamsızca açıklamalar yaparak konuşuyoruz.

Asıl suç bizde! Kullandığımız o oyda suç. Birlik olamamızda. Milli duyguları “Yiyecek tabi.”lerle değiştirdiğimizden.

Bugünlük 41 kişi, daha önceleri daha fazlası, yüzlerce şehit –hem de hergün-.

Çocuklarımın yüzüne bakarken onları koruyamayacak olmaktan çok korkuyorum.

Utanıyorum…


Çünkü babam gibi kendimi savunacak bir düşüncem bile yok. “Oldu böyle.” diye cevap verebilirim büyük enkazın arkasından. “Ama bak duble yollarda tanklar ne güzel geziyorlar.” demekten çok korkuyorum.  

15 Haziran 2016 Çarşamba

Annelik Kadınlıktan Gelir




Çocuklar doğduğundan beri kendimi tuhaf hissediyorum. Yok konuşulacak başka konu yok. Kiminle bir ortama girsem konu dönüp dolaşıp aynı noktaya varıyor, bezdeki yeşil kaka.Telefon çalıyor “Şimdi nasıl emiyordu bu bebek?" soruları. Şikayetçi değilim, çokta mutlu oluyorum doğru yolda olduğumu hissediyorum. İnsanlar fikirlerimi önemsiyor ve beni sayıyorlar. Yeni çıkan makaleleri takip ediyorum sordukları sorulara doğru cevaplar verebilmek için. Baya baya çalışıyorum. Okudukça öğreniyorum, mutlu oluyorum.

26 Mayıs 2016 Perşembe

Dengesiz Krallık


Bize bu hayat sunulmadı biz tercih ettik. Evet, karşımıza seçenekler o sundu ama biz seçtik. Bu tercihleri yaparken bilmeden güzel şeylere imza atmışız.

Mesela kavgayı değil sarılmayı tercih ettik. 10 gün sonra 5 yıllık evli olacağız kavga ediyor muyuz? Evet. Ama küsmüyoruz. Hiç bir tartışmamız, atışmamız uzamıyor. O anda olup bitiyor. Birbirimize olan sinirimizi, laf sokmalarla atıyoruz. Komik, iğneyelici ve zekice. Baya baya baya giydiriyoruz birbirimize ama durum komedisi çıkıyor ortaya.

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Anneler Bilir


Çocuklarımız öyle görüyorlar ki bizi tüm dünyadaki herşeyi bizim bildiğimizi sanıyorlar. “Anne, Kapuçin Maymunları nerede yaşıyor?” diye soruyor. Sen adını bile söyleyemezken, senin o maymunun nerede yaşadığını bildiğini düşünüyor. “Hım bir düşüneyim. Bakalım biliyor muyum?” diye düşünür numarası yaparken, harıl harıl Google girip buluyorsun maymunu cevabını veriyorsun.

Sonu “Allah bilir.” bağlanan "neden?" sorularına maruz kalmamızın en büyük sebebi senin herşeyi bildiğini düşünmeleri.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Annelik Egosu


Annelik öyle bir şey ki kadın denen canlıyı dünyadaki herşeyi ben bilirim havasına sokuyor. Nereden mi biliyorum?

Tabi ki kendimden.

Öyle bir ego tavan yapıyor ki, sensiz işlerin yürümediğini, canlıların sensiz bir karar alamayacağına ve hatta senden çıkan varlığın sensiz yaşayamayacağını düşünüyorsun.

Şunu diyecek boyutta ulaştığında “Bensiz dünya bir hiç!” İşte tam oldun anlamına giriyor.

15 Mart 2016 Salı

Hepsi Bizim Gibi Normal İnsanlardı

Korkuyorum.

Hemde hiç birşeyden korkmadığım kadar. 2007 yılından beri tedirginim. Yaşanan bombalı saldırılar, ihbarlardan sonra daha çok arttı. Elimde değil. Önleyemiyorum. Cesur davranmaya çalışıyorum. Aklımda kalanların üzerinden neredeyse 10 yıl geçti, sahneler bir türlü gitmiyor gözümün önünden.

2007 yılında her sabah olduğu gibi işe gidiyorum. Kulağımda kulaklık, Nihat Sırdar'ı dinliyorum. Komik adam. Zonta şarkısını çalıyor, trafikte güvenlik şeridinde gidenler için. Yer bulamazsam otobüsün orta kapısının önündeki boşluğa girip camdan dışarı bakarım hep. Yani bildiğiniz normal bir sabah!

Şirinyer'de her zamanki gibi acayip bir tıkanıklık var. Öflemeler, püflemeler. Benim yerim sağlam valla bakmıyorum kimseye. Kafamı cama gömdüm.

Otobüs durağında bekleyen insanlar, okula yetişen çocuklar, sabahın köründe parka giden bebek arabalı kadınlar. Birde iki tane çöpçü.

7 Mart 2016 Pazartesi

Hastalıklar Bitti Eğlencesi Kaldı

Biliyorum... Biliyorum.. Hep hastalıktan bahsediyorum bu ara ama bu son. Gerçekten çok eğlendiğimiz anlarda oldu. Şimdi düşünürken birbirimize anlatırken gülüyoruz.

İşte Burak röntgen çekildi, tahlil yapıldı ve zatürre teşhisi konuldu. Evde bir tane daha hasta ve öksüren çocuk var. Ecem'i hemen evden aldı geldi Cem. Asıl sorun şu o tahlilleri nasıl yaptıracağız ona. "İlk röntgene çıkalım. Kanı önce yaptırırsak asla röntgen çekilmez." dedim. Hemen üst kata çıkıp röntgen çekileceğimiz doktora gittik.

6 Ocak 2016 Çarşamba

Bu Yanımdakiler de Kim?


Yılbaşı sabahı gözlerimi açtığımda içimde tuhaf bir huzur vardı. Çocuklarımla aynı yatakta, keyifli bir akşamın rahatlığı. Ses çıkarmadan yatarken çocukken geçirdiğim yılbaşlarını hatırladım. Annem ve babam arkadaşlarına giderdik ya da onlar bize gelirdi. 12'yi zar zor görür ve olduğumuz yerde uyuya kalırdık.

31 Aralık 2015 Perşembe

Sevdim Seni 2015

2014'den 2015'e geçerken, içimde heyecan, panik, ben yapacağım vardı. Arkamda dostlar bıraktım. 
2015 beni çok korkutmuştu beni. Ah be 2015 bu kadar çok seni seveceğimi bilseydim ne güzel kutlardım gelişini. 

Tanrı demiş ki "Yahu ben bu kuluma ne yapsam da beni daha çok sevsin, bana şükretsin, sakinlesin". İçime 2014 de Burak'ı düşürmüş. 2015'de kucağıma konduru verdi. Bir baktım ki ahanda ben çok seviyorum. Daha yakışıklısı yok bu dünyada. Öyle sakin ve huzur dolu ki ailecek, ona bakıp gülümsüyoruz. Hayat bilgisi kitaplarında "Anne, baba ve iki çocuktan oluşan aileye çekirdek aile denir." Yazardı. İşte o aile biziz. Bol tuzlu çiğdem gibi, yazın soğuk karpuzun güzel çekirdekleri gibi yaptı oğlum bizi. Kucağıma konduğu an ne endişe kaldı, ne korku, ne keder, içimi dolduran huzurdu. 


Kızım büyüdü, bana sarıldı. Zor günler geçiriyorum gibi gelirken bana, beni hiç bırakmadı. Küçücük omuzlarında beni bile taşıdı. Alttan aldı, konuşmadı ya da hiç durmadan konuştu. Bir günde abla oldu. Sevginin kendisi oldu. Gelecek günlerin en güzel habercisi olup sevgi pıtırcıkları olduk.


Baktım günler geçiyor hoş çılgın iki kadın giriyor hayatıma. Bir baktım hep yanımdalar. Biri sağımda biri solum. Ben deliriyorum dediğim an kapıyı çaldılar. Ben korkuyorum dedim bizde dediler. Ben ne yaşasam yaşadılar. Hiç çıkmayın hayatımdan. Yoksa Burak'ın tırnaklarını kim kesecek? 



Bu hayata iki kârım oldu. Biri süt kızım, biri süt oğlum. Kızımla oğlum bana onları getirdi. Bu seneki karım süt oğlum. Minik burunlu, uykusuz, kucak sevdalısı, meme meraksızı oğlum.  


 
Sonra katmerlendi dostluklar Hilal ve Nur. Gün içinde haber alamazsam ne oldu ki? Ege, Derin, Deniz iyi mi? . Yeni merak konularım oldu. Giderek büyüyor Süt Anne blog ailem sayelerinde. Cesaretleriyle güven verdiler. İçimde kendime söyleyemediklerimi söylettiler bana. Seviyorum sizi! iyi ki varsınız. Yoksa bu blog ve ben ıssız olurdum. 


Blogum büyüdü. Dışarı açıldım. Kendimi anlattım. Ne yaptığımı bağıra bağıra söylemeye başladım. Tebrik aldım. Atv haber, Milliyet, İha, Yeniyüzyıl, Yeniasır, İlk Ses beni haber yaptılar, daha çok aileye ulaştım. Yaptığımın ne doğru olduğunu anladım. Hoş kimden çekiniyormuşum bende bilmiyorum? Belki de kendimden! Yorulmak yok dedim kendime 2016 da dahada sarılacağım klavyeye.




Hayatımda hep daim olanar var ki! Biliyorum beni hiç bırakmayacaklar! Kardeşim, Neslihan, Cem,Nurcan, Simay, Sinem! Hep oradalar. Karanlıkta parlayan yıldızlar. Sizede mutlu yıllar!

Ne cesur yılsın 2015 ya! Çok sevdim seni gitmesen! Açaydım kollarımı gitme deseydim sana! Olmaz mı? 

Neyse biliyorum daha umutlu daha huzurluyum bu yıl! Gel über 2016 gel! 2015'in bıraktığı güzel meltemle sürükle bizi. Sev bizi sevelim seni!






23 Aralık 2015 Çarşamba

O An Ben Ben Değilmişim

Neşeli kelebek değiliz bu ara. İki çocuklu hayata hemen adapte olamıyormuş insan. İlk çocukta 40 gün dolduktan sonra bir ağırlık iniyor ama ikinci çocukta olmuyormuş. Belki yaş aralıkları az olduğu için bir kaos ortamındayız. 

Anlatayım diye uğraşıyorum olmuyor. Çünkü her gün yeni bir trajedi yaşıyoruz. 

Geçen gün SlingoMom'ın 2 yaş krizleriyle ilgili yazdığı okudum. Beni anlatıyor dedim. Sonra yorum bölümüne dökülmeye başladım bir anda. Parmaklarımla duygularım beni aradan çıkartıp ne var ne yoksa döktü.

15 Aralık 2015 Salı

Anne Hasta Olunca Hayat Nane Limonlu Olur

Bir evde anne hasta olunca o evin yaşam kalitesi düşür. Anne iyi değilse, kalkamıyorsa kimsenin istekleri karşılanmıyor demektir.

İşte bizim evde bu durum yaşanıyor. Dün akşamüstü bir anda midem bulanmaya başladı. O saate kadar yediğim herşey fazla geldi. Sonuç istifra. Hemde bitmeyen arka arkaya gelen mide bulantılarıyla devam etti. Ayakta duramayacak hale gelinceye kadar sürdü

23 Kasım 2015 Pazartesi

İzmir'e Gelişim Tam 9 Sene Oldu


9 sene önce bugün İzmir'e yerleştiğim ve yarı zamanlı İzmir'li olacağımın başlangıcını yaparken hiç bu günlerimi hayal etmezdim.


 2003'te çıktım evden üniversite macerasıyla. 2005'te İzmir'de iş denemem devam etti. Bir şey anlamadım. Şirket kapanıp yaz gelince bende Akçay'a dönüp güzel bir yaz tatili yaptım. Tatil bitince kariyer planları yapmaya başladım. 

Öğrencilikte yalnız yaşamıştım ama bu sefer farklıydı. Param olacaktı, ailemi bağlı kalmayarak yaşayacaktım. Tam anlamıyla hayatta yalnız olacaktım. Ayyy ne güzel olacaktı.


Bakınca çok komik geliyor. Tam yeni mezun aklı. Yarım akıl! 

12 Temmuz 2015 Pazar

Rahatlayayım Dedim De


Bu ara çok moda ya büyükler için boyama kitabı. Herkes değişik değişik alıp boyuyor. Altına afilli cümlelerle "Yaptım çok rahatladım." "Günün stresini attım." "Çocuk uyuyunca kahve ve boyama."

O kadar çok paylaşan var ki insan merak etmeden duramıyor. Ne biçim şeymiş bu diyor kendi kendine. Yapı olarak meraklı biriyimdir. Hoş bir anda moda olan şeyleri okumam ya da yapmam. Entellikten değil benim ki, o kadar çok görmekten sıkılırım ki yapmış ya da okumuş kadar olurum.

29 Haziran 2015 Pazartesi

Ekran Bağımlısıyım

Ben bir ekran bağımlısıyım. Geçenlerde okuduğum bir yazıdan sonra kendime bu tanıyı koydum. Yazıda televizyon, bilgisayar, telefon, tablet her ne kadar ekran varsa onlara tapıyorum hatta.

Sabah gözümü açtığım an televizyonu açarım. O ekran öyle karanlık durdu mu bana ufunet basıyor. Bekar günlerimde yatakta ilk önce televizyon kumandasının kırmızı tuşuna basardım. Beş on dakika televizyon izledikten sonra yüz yıkama, diş fırçalama faslına geçerdim. Çoğu zaman o tuşa basmama gerek bile olmazdı. Televizyon açık, sesi az kısılmış olurdu. Absürt bir kanalda kalıp hoca, ezan sesiyle çok uyanmışlığım vardır. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...