Annem hep 15-16 yaşlarındayken bana "Sen hep bebeğimsin" derdi. Kızardım.
Büyüdüğümü kabullenmiyormuş gibi gelirdi bana. Birde hep yanımda olduğundan pek kıymette bilmiyordum tabi.
torun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
torun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Nisan 2014 Perşembe
31 Ekim 2013 Perşembe
İSYEANNNNN!
Sizinde oluyor mu bıkkınlığınız? Hay ben ne yaptım dediğiniz sonrada hemen arkasından pişman olduğunuz. "Hay Allah'a şükür çok mutluyum." dediğiniz.
Benim bu ara çok oluyor. Her şey zor gelmeye başladı. Çok çabuk yoruluyorum mesela. Sabah kalkıyorum kocamın attığı çorapları makinaya götürüp koyduğumda, bir yorgunluk çöküyor üstüme anlatamam. Yatak bile toplamak eziyet oldu. Baktım çok sıkıyor, toplamıyorum. Tekken dediğim gibi "Aman boşver nasılsa akşama yine bozulacak" diye avutuyorum kendimi. Öğlen oluyor. Yatak odasına giriyorum. "Ay bu oda çok dağınık. Nefret ediyorum dağınıklıktan" deyip bir hışımla topluyorum yatağı.
Birde pijamalarımı hiç çıkarmıyorum. Sabahlık, pijama ve terlik. Terlik giyemiyorum kız ağzına sokuyor diye ama olsun. Fırsat buldukça geçiriyorum ayağıma. Bakkala giderken küfrede küfrede zoraki giyiniyorum. Ama saçlarımı taramıyorum. Cadı gibi gidiyorum bakkala. Allah'tan bakkal yakında, yan binanın altı. Kimseye görünmüyorum. Mümkün olsa pijamamla gideceğim bakkala.
Çok özlüyorum Akçay'ı. Annemi, babamı, kardeşimi. Çok ihtiyacım var gibi geliyor onlara. Eşim acayip ilgili bir baba, sabırlı bir eş. Ailesi deseniz melake insanlar. Torunlarına tapıyorlar. Ama annemler yok ya yalnızmışım gibi. Nazlanamıyorum, kapris yapamıyorum diye belki.
Aslında her şey doktora gittiğimde başladı. Girişteki kadın mesleğiniz ne diye sordu. Cevaplayamadım bir anda kal geldi. "Evdeyim"deyiverdim. Kadın "Hımm! Ev hanımı" dedi döndü yazdı. Sonra bir koydu bir koydu anlatamam.
Böyle başlamamıştı oysaki. Bayıla bayıla İzmir'e geldim. Akçay'daydım. Baktım iş yok. Birde kendi ayaklarımın üzerinde duracağım diye kalktım geldim İzmir'e. İşe girdim. Çok zor bir işte çalıştım. Hiç bilmediğim İzmir sanayilerini her gün arşınladım. Tam 6 sene boyunca. Hiç durmadım. Dinlemedim. Her fırsatta kaçtım Akçay'a. Tek başınaydım. Benle birlikte yola çıkan çoğu insan anasının babasının evine döndü. Ben büyük çabayla kalmaya çalışıyordum. Üniversite okumak için kardeşim geldi yanıma. Birlikte kalıyoruz. Baktım ben çok özlüyorum Akçay'ı. Onun dönecek olması beni çok korkuttu çok. Alışmıştım onla olmaya. Her annem babam gidişinde ya da Akçay dönüşlerinde ağlamaya başladım.
Dönüyorum tammmm derken eşimle tanıştım. Çok aşık oldum. Gözümde ne Akçay kaldı nede başka bir şey. Eşimi evlenmeye ikna ettik. Baya bir şirket gibi çalıştık ailesiyle. Harika bir evlilik yaptım. Aşık olduğum adamı her daim seveceğim. Sevdiğim şehir İzmir bana aşkı sundu.
Sonra çocuk yapalım dedik. Çok istiyorduk ama ben bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Yani millet 1 sene uğraşıyor. Biz ise ilk denememizde yaptık. Süperdi evren bizim çocuk yapmamızı bekliyormuş.
İşimden ayrıldım. Yani ayrılmak zorunda kaldım. Harika bir hamilelik dönemi yaşadım. Sağlıklıydım, eşim etrafımda pervaneydi. Aileler toruna ne alsak yarışına girdi.
Birde eşimle çalışıyorum kendi işimizde. Daha doğrusu ben her sabah işe gidiyorum eşim çalışıyor, ben dizi izliyordum. Son 6 senedir yapamadığım her şeyi yapıyordum. Bir sürü birikmiş kitap, dizi vardı. Hepsini bu dönemde okudum, izledim. Hiç evde gündüz kuşağını izlememiştim. Çalışıyordum. Bekardım.Kira, faturalar, kredi kartları ödemek zorundaydım. Yani sorumluluklarım vardı. Evlenince sorumluluk almaya devam ettim. Çakma sorumluluklardı. Hamilelikte hiiiçç bir sorumluluk almadım. Yan gelip devirdim popoyu. Haftaiçi alışveriş merkezlerine gittim hemde gündüz. Acayip birşeydi benim için. Hatta 4-5 kişinin bulunduğu sinema salonlarına gidince acayip sevindim.
Kızım doğdu. Bu zamana kadar güzel geçti vaktimiz. Hala da harika geçiyor. Şanslıyım onu bırakıp da işe gitmediğim için. Bırakamazdım çünkü. 2 saatliğine bırakıyorum aklım onda kalıyor deliriyorum. Çok ağladı mı falan diye. Ecem hastalanınca çok kötü oldum. Geçen cumartesi kafasını yere vura vura ağladı. Hiç bir şey yapamayınca, ağlamaları saatlerce olunca bana bir şey oldu. O ağladı ben ağladım. Eltim koştu geldi sesimizi duymuş. Uzaklaştırdı bizi birbirimizden.
Bu günlerde annemi, babamı çok arıyorum. Keşke Akçayda olsaydık diyorum. Ya da onlar burada. Bir nefes kadar yakınımda olsalardı. Belki burada olsalardı bir kaç saatte olsa sorumluluğumdan kaçabilirdim. Sıkıntı duymazdım hiç kendimle ilgili. Kızımın ilacını içirirken, biri kollarından tutardı, biri oyalardı bende içirirdim.
Hey! Doktordaki kadın ben ev hanımı değilim. Çocuk sorumlusuyum. Sen ne kadar zor iş biliyor musun? Düşmemesi lazım, bu elma suyunu sonuna kadar içmeli, bezini değiştirmeliyim pişik olmasın. Hep stres. Bir canı büyütmeye çalışıyorum. Parayla oynamak gibi değil. Para her zaman kazanılır. Sen suratsız oldun mu o da senden daha suratsız oluyor. Birde bu iş 24 saat sürüyor. İşten geldikten sonra telefon çalınca deliren ben, gece 5 defa emzirmeye kalkıyorum uykumun en tatlı yerinde. Ben bu dünyadaki en zor mesleği yapıyorum anladın mı? İlla bir ünvan istiyorsan ANNEYİM.
![]() |
| Çıkarmadığım Sabahlık, Pijama ve Arada Giydiğim Terlikler |
Birde pijamalarımı hiç çıkarmıyorum. Sabahlık, pijama ve terlik. Terlik giyemiyorum kız ağzına sokuyor diye ama olsun. Fırsat buldukça geçiriyorum ayağıma. Bakkala giderken küfrede küfrede zoraki giyiniyorum. Ama saçlarımı taramıyorum. Cadı gibi gidiyorum bakkala. Allah'tan bakkal yakında, yan binanın altı. Kimseye görünmüyorum. Mümkün olsa pijamamla gideceğim bakkala.
Çok özlüyorum Akçay'ı. Annemi, babamı, kardeşimi. Çok ihtiyacım var gibi geliyor onlara. Eşim acayip ilgili bir baba, sabırlı bir eş. Ailesi deseniz melake insanlar. Torunlarına tapıyorlar. Ama annemler yok ya yalnızmışım gibi. Nazlanamıyorum, kapris yapamıyorum diye belki.
Aslında her şey doktora gittiğimde başladı. Girişteki kadın mesleğiniz ne diye sordu. Cevaplayamadım bir anda kal geldi. "Evdeyim"deyiverdim. Kadın "Hımm! Ev hanımı" dedi döndü yazdı. Sonra bir koydu bir koydu anlatamam.
Böyle başlamamıştı oysaki. Bayıla bayıla İzmir'e geldim. Akçay'daydım. Baktım iş yok. Birde kendi ayaklarımın üzerinde duracağım diye kalktım geldim İzmir'e. İşe girdim. Çok zor bir işte çalıştım. Hiç bilmediğim İzmir sanayilerini her gün arşınladım. Tam 6 sene boyunca. Hiç durmadım. Dinlemedim. Her fırsatta kaçtım Akçay'a. Tek başınaydım. Benle birlikte yola çıkan çoğu insan anasının babasının evine döndü. Ben büyük çabayla kalmaya çalışıyordum. Üniversite okumak için kardeşim geldi yanıma. Birlikte kalıyoruz. Baktım ben çok özlüyorum Akçay'ı. Onun dönecek olması beni çok korkuttu çok. Alışmıştım onla olmaya. Her annem babam gidişinde ya da Akçay dönüşlerinde ağlamaya başladım.
Dönüyorum tammmm derken eşimle tanıştım. Çok aşık oldum. Gözümde ne Akçay kaldı nede başka bir şey. Eşimi evlenmeye ikna ettik. Baya bir şirket gibi çalıştık ailesiyle. Harika bir evlilik yaptım. Aşık olduğum adamı her daim seveceğim. Sevdiğim şehir İzmir bana aşkı sundu.
Sonra çocuk yapalım dedik. Çok istiyorduk ama ben bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Yani millet 1 sene uğraşıyor. Biz ise ilk denememizde yaptık. Süperdi evren bizim çocuk yapmamızı bekliyormuş.
İşimden ayrıldım. Yani ayrılmak zorunda kaldım. Harika bir hamilelik dönemi yaşadım. Sağlıklıydım, eşim etrafımda pervaneydi. Aileler toruna ne alsak yarışına girdi.
Birde eşimle çalışıyorum kendi işimizde. Daha doğrusu ben her sabah işe gidiyorum eşim çalışıyor, ben dizi izliyordum. Son 6 senedir yapamadığım her şeyi yapıyordum. Bir sürü birikmiş kitap, dizi vardı. Hepsini bu dönemde okudum, izledim. Hiç evde gündüz kuşağını izlememiştim. Çalışıyordum. Bekardım.Kira, faturalar, kredi kartları ödemek zorundaydım. Yani sorumluluklarım vardı. Evlenince sorumluluk almaya devam ettim. Çakma sorumluluklardı. Hamilelikte hiiiçç bir sorumluluk almadım. Yan gelip devirdim popoyu. Haftaiçi alışveriş merkezlerine gittim hemde gündüz. Acayip birşeydi benim için. Hatta 4-5 kişinin bulunduğu sinema salonlarına gidince acayip sevindim.
Kızım doğdu. Bu zamana kadar güzel geçti vaktimiz. Hala da harika geçiyor. Şanslıyım onu bırakıp da işe gitmediğim için. Bırakamazdım çünkü. 2 saatliğine bırakıyorum aklım onda kalıyor deliriyorum. Çok ağladı mı falan diye. Ecem hastalanınca çok kötü oldum. Geçen cumartesi kafasını yere vura vura ağladı. Hiç bir şey yapamayınca, ağlamaları saatlerce olunca bana bir şey oldu. O ağladı ben ağladım. Eltim koştu geldi sesimizi duymuş. Uzaklaştırdı bizi birbirimizden.
Bu günlerde annemi, babamı çok arıyorum. Keşke Akçayda olsaydık diyorum. Ya da onlar burada. Bir nefes kadar yakınımda olsalardı. Belki burada olsalardı bir kaç saatte olsa sorumluluğumdan kaçabilirdim. Sıkıntı duymazdım hiç kendimle ilgili. Kızımın ilacını içirirken, biri kollarından tutardı, biri oyalardı bende içirirdim.
Hey! Doktordaki kadın ben ev hanımı değilim. Çocuk sorumlusuyum. Sen ne kadar zor iş biliyor musun? Düşmemesi lazım, bu elma suyunu sonuna kadar içmeli, bezini değiştirmeliyim pişik olmasın. Hep stres. Bir canı büyütmeye çalışıyorum. Parayla oynamak gibi değil. Para her zaman kazanılır. Sen suratsız oldun mu o da senden daha suratsız oluyor. Birde bu iş 24 saat sürüyor. İşten geldikten sonra telefon çalınca deliren ben, gece 5 defa emzirmeye kalkıyorum uykumun en tatlı yerinde. Ben bu dünyadaki en zor mesleği yapıyorum anladın mı? İlla bir ünvan istiyorsan ANNEYİM.
10 Eylül 2013 Salı
Anneme göre
Ben anneme göre hala anne değilmişim gibi. Benim büyüğüdümü bir anne olduğumu kabullenmiş değil. 29 yaşında, uzun zamandır evden uzakta, çabalayan biriyim ama hala onun kuzusuyum. Kuzunun kuzusu oldu hala koyunluk mertebesine erişemedim.Bu durum hoşuma gitmiyor değil. Annemleyken Ecem'in biberonu gibiyim. Emziriyorum hoop anneme veriyorum. Gazını çıkarıyor, oynuyor ve sonunda uyutuyor. Ben neyim iki ayaklı süt makinası. Öyle anlar oluyor ki çocuğumun olduğunu unutuyorum.
5 ay geçti.Ben tutamazmışım gibi geliyormuş ona. Ayşegül tatilde serisine benzer bir serinin baş karakteri gibiyim. Küçük Anne Açelya. Yirmili yaşın sonundayım başka yaş kalmadı. Ağzı dolduran OTUZ yaşında gireceğim, bilim adamlarının yaptığı istatistiklere göre en ideal kadın yaşına adım atacağım. Annem bana her sabah "kahvaltını ettin mi?" diye soruyor.Bazen bir şey oluyor açamıyorum aradığında, çocukluğum ya ben kızı falan emziriyor oluyorum. On dakika sonra kardeşim arıyor bezgin bir sesle "Abla annem aramış seni.Açmamışsın. Merak etmiş. Arada sesi duysun." Aynısını kardeşime de yapıyor. Kardeşimin suratı asık oluyor. Annem soruyor "Bir şey mi oldu" diye. Kardeşim tersliyor. Hemen beni arıyor. "Sor bakalım nesi varmış. Ama bilmiyormuş gibi yap. Tamam mı?"
Şimdi ben anneme kızıyorum ya, sonunda bende onun gibi olacağım. Çünkü evham bulaşıcı bir şey anladım. İçime evham canavarı kaçtı. Kızı gece kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol ediyorum. Üşüdü mü diye ayaklarını dudaklarıma götürüyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
