![]() |
| Tipsizim yaa. |
kızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Mayıs 2014 Cumartesi
#özgürgün (müş)
Gece aniden uyanıp Ecem'in yatağına koştum. Kalbim hızlı hızlı çarptı. Ama yatak boştu. Aklım başıma geldi. "Özgür gün devam ediyor. Uyuyacağım."
21 Nisan 2014 Pazartesi
18 Nisan 2014 Cuma
14 Nisan 2014 Pazartesi
İnat Bizim Göbek Adımız
Ecem ve ben evde iki inat olarak yaşıyoruz. Daha yeni bir yılımız dolacak ama inatlarımızın çakışması başladı bile.
Hayatımın da bir çok şeyi inadım sayesinde kazandım. Bir şeyi kafamı taktım mı olmalı. Biri yapamazsın dediler mi yapmalıyım. Bazen öyle hissediyorum ki kendimi, başkalarının yapamazsın dediklerini yaptığım için onların kararlarını uyguluyormuşum gibi geliyor. Hatta yanlış olduğunu bilsem de doğru bu diye karşımdakiyle inatlaşırım.
Hayatımın da bir çok şeyi inadım sayesinde kazandım. Bir şeyi kafamı taktım mı olmalı. Biri yapamazsın dediler mi yapmalıyım. Bazen öyle hissediyorum ki kendimi, başkalarının yapamazsın dediklerini yaptığım için onların kararlarını uyguluyormuşum gibi geliyor. Hatta yanlış olduğunu bilsem de doğru bu diye karşımdakiyle inatlaşırım.
12 Nisan 2014 Cumartesi
İnsanlığımız Ölmüş
Yazılanları okuduktan sonra girmek istemiyorum twittera. Kapalıyken ne güzeldi diye düşünmeye başladım açıkçası. Açıldıktan sonra farkettim ki dingonun ahırı gibiymiş twitter.
Aslında ben bu ay sadece kızımdan bahsetmek istiyordum. Sadece 6 gün kaldı doğum gününe. Hatta güzel bir yazıyla başlamıştım. Her güne bir Ecem yazacaktım. Onunla yaptıklarımız bir yazıya sığmayacağını düşündüğüm için, tüm aya yayarak anlatmak istemiştim. Doğum günü cinnetiyle ilgili yazı bile yazdım.
25 Mart 2014 Salı
Doğum Günü Cinneti
![]() |
| Bir yaş doğum günümden bir oynama figürü |
Bir yaş doğum günü olacağından diş buğdayı bittiğinden beri planlar planlar
20 Mart 2014 Perşembe
11 Aylık Koca Bir Kız
Ecem İlk Dolap Açtığı an.
26 Şubat 2014 Çarşamba
Siyasetin İçinde Olmak Ya Da Olmamak. İşte Bütün Mesele Bu!
Ben anneyim sonrasında süt anne oldum. Gündemden öylesine uzak durdum ki bazı olayları anında takip etmediğimden nasıl olduklarını bilmiyorum.
Hamileyken öyle sinirleniyordum ki karnımda damarlar atıyordu. Siyaseti tartışırken sinirden ağlamaya başlıyordum. Gazeteleri okurken bilgisayara küfürler ediyordum. Her Atatürk'ü ağzına aldığında gözlerimden ateşler çıkıyordu.
Bir gün birileriyle tartışırken öyle sinirlenmişim ki Ecem içimden tekmelemeye başladı. Deli gibi tekmeliyordu çocuk. Karnımdaki, başımdaki damarlar patlayacak gibi atıyordu. Kendimi lavaboya attım. Zor nefes alıp veriyorum. Aynadaki halime baktım kıpkırmızıydı. Değer mi diye düşünmeye başladım. Eşim beni tüm olumsuz şeylerden korurken benim insanlara sinirlenip bu hale düşmem iyi mi?
Uzaklaşmaya başladım. Televizyon izlememeye karar verdim. Haber saati mümkün olduğunca televizyondan uzak durdum. Onun adını söyleyen, savunan herkesi hayatımdan uzaklaştırdım. Onun gibi düşünen insanları facebooktan sildim. Adamı hayatımdan çıkardım resmen.
Mutlu mesut Ecem'i doğurdum. Sütüm geliyor herşey yolunda. 1 haziran sabahı Akçay'a gittik. Olanları izlememek imkansızdı. Bir ağaç meselesi, memleket meselesine dönmüştü. Artık kimse evde televizyonla kavga etmiyordu. Tencere tava çalıp öfkesini kusuyordu. Herkes çocuk çoluk meydanlardaydı. Ben Akçaydaydım. Emziriyordum. Yani üzülürsem ve sinirlenirsem sütüm kesilir diye korkmaya başladı çevremdekiler. Düşünün nasıl sinirlendiğimi. Akçay'daki küçük grupların yaptığı Gezi eylemlerine katıldım. Yaralanan herkese dualar ettim, iyileşsinler diye. Meydanlara çıkamadım ama meydandakileri dualarımla korumaya çalıştım.
Küçücük memleketimde bile bu kadar coşkulu eylemler yapılıyorsa Taksim'i , Gündoğduyu düşünemiyordum bile. Sabah yüzümüzü bile yıkamadan Halk Tv'yi açıyorduk. Ecem bile oturup izliyordu olanları.
Eşimin uyarısıyla uzaklaşmaya başladım. Eşim sütüm kesilecek korkusu o kadar çok yaşıyordu ki şirketimiz batsa bana söylemeyecekti. Bir badem bıyıklı için kızımı anne sütünden mahrum bırakamazdım ya. Daha sakin izlemeye başladım. Kaptırmamaya çalıştım kendimi.
Şimdi ise artık bir şey kalmadı. Ecem 10 aylık oldu. Birlikte sinirleniyoruz televizyon karşısında. Ben sövdükçe ona O da bana eşlik ediyor. Bayrağımızı alıp meydanlara gidip andımızı söylüyoruz.
Bu günlerde korkularımla yüzleşiyorum. Arsız insanların yönetiği ülkemde olacaklar, ona bırakacağım gelecek beni korkutuyor. Atatürk'ün ışığıyla yürüsün istiyorum geleceğe. Ama bir gün okumazlarsa okullarda diye korkmadan edemiyorum. Din, ırk, mezhep, kadın, erkek ayırımını bilmeden büyüsün istiyorum. Ama sürekli gözüne sokula sokula bu ayrım yapılırsa soracağı sorulardan çekiniyorum.
Diyeceksiniz "Okulların öğretmesine gerek yok. Sen öğret." Şöyle bir durum var evden çok okulda vakit geçirecek. Orada öğrenecek, büyüyecek, arkadaş edinecek, hayata hazırlanacak. Belki beni yargılamasına sebep olacaklar.
Seçim yaklaşıyor. İlk defa heyecan vermiyor o sandık bana. Çoğunluktan yana mı olmalıyım yoksa inandığım insana mı vermeliyim oyumu. Kendi fikrimden olan partinin koyun sürüsüne dahil olmak istemiyorum. Yeni, dinamik ve genç birini istiyorum. Hem İzmir için hemde güzel ülkem Türkiye için.
"Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Hamileyken öyle sinirleniyordum ki karnımda damarlar atıyordu. Siyaseti tartışırken sinirden ağlamaya başlıyordum. Gazeteleri okurken bilgisayara küfürler ediyordum. Her Atatürk'ü ağzına aldığında gözlerimden ateşler çıkıyordu.
Bir gün birileriyle tartışırken öyle sinirlenmişim ki Ecem içimden tekmelemeye başladı. Deli gibi tekmeliyordu çocuk. Karnımdaki, başımdaki damarlar patlayacak gibi atıyordu. Kendimi lavaboya attım. Zor nefes alıp veriyorum. Aynadaki halime baktım kıpkırmızıydı. Değer mi diye düşünmeye başladım. Eşim beni tüm olumsuz şeylerden korurken benim insanlara sinirlenip bu hale düşmem iyi mi?
Uzaklaşmaya başladım. Televizyon izlememeye karar verdim. Haber saati mümkün olduğunca televizyondan uzak durdum. Onun adını söyleyen, savunan herkesi hayatımdan uzaklaştırdım. Onun gibi düşünen insanları facebooktan sildim. Adamı hayatımdan çıkardım resmen.
Mutlu mesut Ecem'i doğurdum. Sütüm geliyor herşey yolunda. 1 haziran sabahı Akçay'a gittik. Olanları izlememek imkansızdı. Bir ağaç meselesi, memleket meselesine dönmüştü. Artık kimse evde televizyonla kavga etmiyordu. Tencere tava çalıp öfkesini kusuyordu. Herkes çocuk çoluk meydanlardaydı. Ben Akçaydaydım. Emziriyordum. Yani üzülürsem ve sinirlenirsem sütüm kesilir diye korkmaya başladı çevremdekiler. Düşünün nasıl sinirlendiğimi. Akçay'daki küçük grupların yaptığı Gezi eylemlerine katıldım. Yaralanan herkese dualar ettim, iyileşsinler diye. Meydanlara çıkamadım ama meydandakileri dualarımla korumaya çalıştım.
Küçücük memleketimde bile bu kadar coşkulu eylemler yapılıyorsa Taksim'i , Gündoğduyu düşünemiyordum bile. Sabah yüzümüzü bile yıkamadan Halk Tv'yi açıyorduk. Ecem bile oturup izliyordu olanları.
Eşimin uyarısıyla uzaklaşmaya başladım. Eşim sütüm kesilecek korkusu o kadar çok yaşıyordu ki şirketimiz batsa bana söylemeyecekti. Bir badem bıyıklı için kızımı anne sütünden mahrum bırakamazdım ya. Daha sakin izlemeye başladım. Kaptırmamaya çalıştım kendimi.
Şimdi ise artık bir şey kalmadı. Ecem 10 aylık oldu. Birlikte sinirleniyoruz televizyon karşısında. Ben sövdükçe ona O da bana eşlik ediyor. Bayrağımızı alıp meydanlara gidip andımızı söylüyoruz.
Bu günlerde korkularımla yüzleşiyorum. Arsız insanların yönetiği ülkemde olacaklar, ona bırakacağım gelecek beni korkutuyor. Atatürk'ün ışığıyla yürüsün istiyorum geleceğe. Ama bir gün okumazlarsa okullarda diye korkmadan edemiyorum. Din, ırk, mezhep, kadın, erkek ayırımını bilmeden büyüsün istiyorum. Ama sürekli gözüne sokula sokula bu ayrım yapılırsa soracağı sorulardan çekiniyorum.
Diyeceksiniz "Okulların öğretmesine gerek yok. Sen öğret." Şöyle bir durum var evden çok okulda vakit geçirecek. Orada öğrenecek, büyüyecek, arkadaş edinecek, hayata hazırlanacak. Belki beni yargılamasına sebep olacaklar.
Seçim yaklaşıyor. İlk defa heyecan vermiyor o sandık bana. Çoğunluktan yana mı olmalıyım yoksa inandığım insana mı vermeliyim oyumu. Kendi fikrimden olan partinin koyun sürüsüne dahil olmak istemiyorum. Yeni, dinamik ve genç birini istiyorum. Hem İzmir için hemde güzel ülkem Türkiye için.
"Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
17 Şubat 2014 Pazartesi
İlk Adım Ayakkabısı Denemeleri
Ecem ilk defa tek başına ilk adımlarını attı. Çok heyecanlıydı. Çığlıklar atıp, tezahürat yaptık. Adımlarını atıp kucağıma geldiğinde onun kalbinin çarpmasını, heyecanını hissetmek ağlamama sebep oldu. ( İlk Adımların videosu) İlk adımları gören anne hemen videosunu çekmek istiyor. Yamuk yılıkta olsa, ilk adımları çekemesem de ikinci adımları yakaladım.
Doktorumuzu arayıp nasıl ayakkabı almamız gerektiği konusunda bilgi aldık.
Doktorumuzdan bilgileri aldıktan sonra biz hevesli ana baba olduğumuzdan aldık soluğu alışveriş merkezinde. Tabi ilk aklımıza gelen pahalı spor ayakkabılarıydı. Hiç birinin yapısı doktorumuzun söylediği hiç bir şeye uymuyordu. Reebok'un uygun ilk adım ayakkabısı var ama numara olarak 20den başlıyor. Bizim kız biraz tez canlı olduğundan uymuyor.
Birde fark ettiğim şu ki çocuk ayakkabıları çok pahalı. Avucumdan küçük ayakkabıya dünya para. Tamam analar babalar ilk adımların verdiği sarhoşlukla bu ayakkabıları alıyor olabilirler de, biraz insaflı olun canım. Bulduk kafası güzel anneyi babayı kazıklayalım demişler resmen.
Eğer çocuğunuz erken yürüdüyse ayağı mutlaka 19 numara olmalı. Değilse yürümemeli. Küçük numaralar patik gibi ayakkabılar var başka yok. Hiç biri doktorun dediği 3 şartta uymuyor. Uysa da ben giydirmem. Altı bezden parka gidiyoruz cam falan batar, çivi dolu her yer. Parkların sokakların durumu malum çok tehlikeli.
Neyse döndük dolaştık sonunda kesemize, numarası 1 numarada büyük olsa da ayakkabı aldık. Ecem'e yanımızda olmadığından olup olmayacağını da bilmiyoruz. Eve gider gitmez hemen denedik. İlk başta Ecem'e tuhaf geldi. Basamadı yere bir süre. Ama şimdi baya alıştı.
Hala Ecem elimizi bırakmaktan korksa da ayakkabısına güveniyor. Ayakkabıyı giydiğinde daha rahat ayakta durabiliyor.
Kabul etmeliyim ki ayakkabı bana eziyet oldu. Her yerim toz, çamur oluyor. Onuda geçtim canımı yakıyor. Kucağıma aldığımda bacaklarını sallamadan durmuyor. O küçük ayakkabılar koca postallar gibi can yakıyor.
Bir kaç kez elimi ezdi. İlk doğduğu günden beri benim için "Annelik = Acı = Acıdan Tuhaf Şekilde Zevk Alma" olduğundan hoşuma gidiyor.
Benim cadım koşsun hiç düşmesin. Tek istediğim bu. Bütün annelerin herhalde en önemli anıdır bebeklerinin yürümesi. Her konuda size bağlı olan bebeğinizin kendi başına bir şeyler başardığını görmek müthiş bir duygu. Bebeğimin yürümesi çocukluğa geçişini sağladı. Artık korktuğunda benim bacaklarıma ihtiyaç duymadan kaçabilir.
Tüm annelerin bu anı kaçırmamaları dileğiyle :)
Doktorumuzu arayıp nasıl ayakkabı almamız gerektiği konusunda bilgi aldık.
- İlk öncelikle ayakkabı tabanının destekli olması gerekiyor. Ayak altında bulunan çukura uygun olmalı.
- İkinci olarak bileklerden desteklemeli. Bu ayak bileklerinin dönmesini önlüyor ve sağlıklı adım atmasını sağlıyor.
- Üçüncü olarak da ayakkabının hafif olması gerekiyor.Böylelikle çocuk yürümeye daha kolay başlıyor.
Doktorumuzdan bilgileri aldıktan sonra biz hevesli ana baba olduğumuzdan aldık soluğu alışveriş merkezinde. Tabi ilk aklımıza gelen pahalı spor ayakkabılarıydı. Hiç birinin yapısı doktorumuzun söylediği hiç bir şeye uymuyordu. Reebok'un uygun ilk adım ayakkabısı var ama numara olarak 20den başlıyor. Bizim kız biraz tez canlı olduğundan uymuyor.
Birde fark ettiğim şu ki çocuk ayakkabıları çok pahalı. Avucumdan küçük ayakkabıya dünya para. Tamam analar babalar ilk adımların verdiği sarhoşlukla bu ayakkabıları alıyor olabilirler de, biraz insaflı olun canım. Bulduk kafası güzel anneyi babayı kazıklayalım demişler resmen.
Eğer çocuğunuz erken yürüdüyse ayağı mutlaka 19 numara olmalı. Değilse yürümemeli. Küçük numaralar patik gibi ayakkabılar var başka yok. Hiç biri doktorun dediği 3 şartta uymuyor. Uysa da ben giydirmem. Altı bezden parka gidiyoruz cam falan batar, çivi dolu her yer. Parkların sokakların durumu malum çok tehlikeli.
![]() |
| Bizim ilk adım ayakkabımız.Özelliklerini ayrıntılı çekmeye çalıştım. |
Hala Ecem elimizi bırakmaktan korksa da ayakkabısına güveniyor. Ayakkabıyı giydiğinde daha rahat ayakta durabiliyor.
Kabul etmeliyim ki ayakkabı bana eziyet oldu. Her yerim toz, çamur oluyor. Onuda geçtim canımı yakıyor. Kucağıma aldığımda bacaklarını sallamadan durmuyor. O küçük ayakkabılar koca postallar gibi can yakıyor.
Bir kaç kez elimi ezdi. İlk doğduğu günden beri benim için "Annelik = Acı = Acıdan Tuhaf Şekilde Zevk Alma" olduğundan hoşuma gidiyor.
Benim cadım koşsun hiç düşmesin. Tek istediğim bu. Bütün annelerin herhalde en önemli anıdır bebeklerinin yürümesi. Her konuda size bağlı olan bebeğinizin kendi başına bir şeyler başardığını görmek müthiş bir duygu. Bebeğimin yürümesi çocukluğa geçişini sağladı. Artık korktuğunda benim bacaklarıma ihtiyaç duymadan kaçabilir.
Tüm annelerin bu anı kaçırmamaları dileğiyle :)
14 Şubat 2014 Cuma
İlk Sevgililer Günü
Biz değiştik artık. Ev arkadaşı değiliz. Sevgili değiliz. Biz 18 Nisan 2013'ten beri tam bir bütünüz. Bir parçamız eksikti. O gün tamamlandı. Bugün bizim 3 kişilik ilk sevgililer günümüz.
Heyecanımız gözlerimizden okunuyordur. Elele tutuşup çıktığımız bu yolda canımız pahasına koruyacağımız bir aşkımız var.
Çoğu zaman onun için çalışıp, onun için hayatımızı kenara bırakıyoruz. Daha mutlu, huzurlu, sağlıklı olsun diye kendimizden feragat ediyoruz.
Ne kadar gider bu şekilde diye düşünmeden edemiyorum. Farkındayım, annemle babamdan görüyorum ki yaşadığım müddetçe devam edecek. Hatta ben göçüp gittiğimde dahi devam etmeli ki hiç bir eksiklik hissetmemeli. Ona iyi bir soyad ve miras bırakmalıyız.
Yorulmuyoruz, sıkılmıyoruz. Bazen birbirimize bile bakamıyoruz. O uyuduğunda ikimizde de konuşacak hal kalmıyor. Bir yere kıvrılıp uyuya kalıyoruz. Ama çok mutluyuz. Artık hayat daha güçlü bir bağımız var.
İlk tanıştığımızda güneş sanki daha güzel doğuyor gibi geliyordu. Şimdi ise güneş doğasaya kadar özlediğimiz biri var. Seni birbirimizi sevdiğimizden daha çok seviyoruz Ecem. İlk sevgililer günün kutlu olsun.
27 Ocak 2014 Pazartesi
Bebek Sidik Yarışlarına Hoşgeldiniz
Hamile kaldım ve bu yarış başladı. Hamilelikte sidik yarıştıran hamileler kozalarında çıkıp ömürleri boyunca sidik yarıştırıcı anneye dönüyorlar. Sinir oluyorum, deliriyorum. Ne kadar kaçsam da burnumun dibinde bitiyor. Kafamı çevirsem orada bir tane sidik yarıştırıcısı bir anneyle karşılaşıyorum. Yapmayacağım dedikçe kendimi konun içinde buluyorum. Hatta hırslanıyorum bile.Hamile kaldım. "Midem çok bulanıyor. Hiç bir şey yiyemiyorum" diyorum. Hemen yanımdaki hamile yada daha önceden hamile sidik yarışçısı olan "Ben su bile içemiyorum" diyor. "Tanrımmmmm" diye çığlık atıyordum içimden. Aradan daha bir kaç gün geçiyor. Ben hala beyaz ekmeğe talim ederken, bana çen çen konuşan hamileyi bir görüyorum yağlı tabağın dibini sıyırıyor. Şeytan diyor ki çarp suratına dediklerini "Hani kız bir bok yiyemiyordun ne oldu? Bir günde mi bitti mide bulantısı? Sihirli değneğin mi var biip!?" Kabul ediyorum şeytana uymadım değil. Çok kibarca laf çarpıttım kabul ediyorum. Hİhiaahoohaaa!!
Bir süre sonra bulantılar bende uzun sürdüğünden kilo muhabbetine geldi konular. "Kaç kilo aldın kaç?" "İşte 7 aylık olduk daha 6 kilo aldım" diyorum. "Eee kusuyorsun hep almazsın". Almayayım diye götüm çıkıyor benim. Her saat başı ofis içinde 10 dakika mekik dokuyorum. Akşamları bisiklete biniyorum 40 dakika . Yememden de kesmek istemediğimden yapıyorum bunların hepsini. Hatun benim kusmama bağlıyor. Deliriyorum kendisi olmuş fıçı gibi, sanırsın bütün sabah sahilde koşuyor da kusmadığından kilo almış. Belim ağrıyor, şuram kopuyor deyip kocasına naz yapacak diye yatmış olmuş dünya kadar bana laf sallıyor.
İşte başlıyor bebek sidik yarışları, "Bu ay kaç kilo almış seninkisi? Ayında mı gidiyor? Hımmmm anladım geri mi yani?. Allah'a şükür hamileyken kızım hiç geri gitmedi ne de ileri gitti. Hep tam haftasındaydı. Bunu dedikten sonra bende hemen olaya kaptırıyorum kendimi "Çok hareketli bir görsen, karnımın dışarıdan belli oluyor hareketleri" diyorum. "Hıhı tabi öyledir" diyor. Aha o şeytan tekrar geliyor al yol, başını kafasını karınına karnına sürt kıvılcım çıkart diyor. Ama ben sakin bir hamileyim gülme krizlerine giriyorum o kadar.
Hadi bebek doğuyor. Bu sefer " Aaa küçük doğmuş ya bu?" Sanki ben demişim "Bir fil yavurusu doğuracağım da kızı görünce şaşıyor." Lohusayım kafaya taktım bir ara. Sütüm mü yetmiyor mu acabaya kadar uzattım konuyu kafamda. Sonra bir baktım o da sidik yarıştırıcısı bir anne. Kendi çocuğu 5 kilo doğmuş çocuk geleceğin şeker hastası adayı benim küçümenime laf sallıyor.
Sonra bebekler gelişmeye başlıyor. Ecem'in yüz üstü fotoğraflarını koyuyorum internette, ellerinin üstünde duruyor. Hemen yorum geliyor "Aaa emeklemesi yaklaşmış" diyor. Bende teşekkür ediyorum. 10 dakika geçiyor geçmiyor kendi bebeğinin fotoğrafını koymuş aynı pozisyonda fark var bizimkiyle bebeğin kafası yerden bile kalkmamış benden yorum bekliyor. Görmemezlikten geliyorum. Ne yazayım ki?
Ecem hareketli bir bebek. 5 aylık emekledi, 6 aylıkken sıralamaya başladı. Bende "Bu gidişle 7 aylık falan yürür" dedim bir yerde gülüştük. Kızımı gördü 8 aylıkken " EE bu yürümemiş hani yürürdü" diyor bana. Allah'ım hayatında görmüş mü müneccim anne ne biliyim ben ne zaman yürüyeceğini benimki sadece yorum. Valla çok yürüsünde istemiyorum şimdi bile her bir yeri karıştırıyor. Sonra anlatıyorum yürümedi daha diye bebeği erken yürüyen bir erişkin bebek yarıştırıcısı "A! Bizimkisi bundan hareketliydi" diye. Anam bilmesem çocuğun bebekliğini yutacağım da dediğini sökmedi yani bana. Ama ben sakin bir anneyim içimden sövdüm sövüştürdüm. Şu şekilde "Bu uyuşuk anne bile yürüyebiliyor bende yapabilirim" demiş bebek ve ayaklanmış. Annesinden daha becerikli olduğunu kanıtlamış.
Bir yerde konuşuyoruz Bir çok anne var ortamda birde anne adayları. "Ecem anne baba diyor. Hemde gözümün içine baka baka" İçim gidiyor öyle dediğinde sevincimi anlatmaya çalışıyorum. Hemen aradaki sidik yarıştırıcısı anne atlıyor "Mümkün değil." diye. Yavv kardeşim niye bozuyorsun benim mutluluğumu? "He he" desen olmaz mı? Bu arada Ecem gerçekten yanıma gelip "Anne" diyor. Çünkü o gıcık dediğinden beri takip ediyorum bu kadar denk gelemez mümkün değil. Birde bir tek ben farketmiyorum. Etrafımdaki herkes diyor.
Bazı anneler var gerçekten kızımı nasıl yönlendirmem gerektiğini anlatıyorlar. Ama oldukça azlar. Bu arada bu sidik yarıştırıcı anneleri de çok seviyorum. Belki bende farketmeden yapıyorumdur. Yaparsam uyarım haa "Bak yine sidik yarıştırıcısı anne oldun" diye.
Bunun daha yazı yazması, okuması, orta okulu, lisesi, üniversitesi, işi, kocası var. Ömür böyle geçmez "Benim ki bunu yapıyor ya seninki?" demekle. Yapmayalım bunu anneler yapmayalım çocuklarımıza yazık. Birbirlerinden nefret edecekler valla.
14 Ocak 2014 Salı
Diş Buğdayı Partimiz
Bazı günler vardır ya kelimeler yetmez anlatmaya yaşaman lazım dediğimiz. Ecem'e yaptığımız diş buğdayı işte böyleydi. En azından benim için. Diş buğdayı partisi için büyük bir hevesle ağrılı sancılı da olsa o Madam Dişleri bekledim. "Ay yılbaşı geçsin." "Annemler biraz torunlarını özlesin" derken 11/01/2014 tarihi geldi çattı. Ayrıca bu tarih bizim için çok önemli, kocamın bana evlenme teklifi ettiği gün. Ecem daha portakalda vitaminken bile tarihin anlamı vardı.
Benim için kelimelerle tarif edemeceğim diş buğdayı partimizin resimlerle tarifi. Hazırlıklarımı yarın paylaşacağım :D
İçer de bir koşuşturma varken, bir önceki gece 3'de uyuyan Ecem fosur fosur uyuyordu. Parti kızının uyanmasını bekliyoruz.
![]() |
Ecem olan bitenle ilgili çok şaşkın. Habire karşısında ellerinde telefon tutmuş teyzeler fotoğraflarını çekiyor.
Tuttuk salona getirdik parti kızını dahada şaşırdı. Kalabalık, topuklu ayakkabılı bir çok teyze görünce ağlayası geldi kuzumun.
6 Ocak 2014 Pazartesi
Kız Annelerin Korkulu Rüyası İdrar Yolları Enfeksiyonu
Elimde vileda yerdeki e.coli mikroplarını kovalıyorum. Her yerdeler. Ecem'in bütün kıyafetlerinin üstünde halıda, oyuncaklarında. Çıldıracak gibiyim. Domestos şişleri evin her yerinde.Virüsler küçücük boylarıyla zıplıyıp duruyorlar.
Uyandım. Hepsi bir rüyaymış. Kafama çok takmışım çok. Takılmayacak gibi de değil. Ecem'in idrar yollarında 150.000 kolonilik E.coli virüsü varmış. İlk tahlilde 50-60 lökosit çıktı. Doktorum dahi inanmadı. Çünkü Ecem'de ne ateş var ne de idrar yaparken zorlanma. Kültür istedi. İşte kızımın içinde gizliden gizliye yayılıp 150.000 nüfuslu bir köy oluşturmuşlar. Yataktan kalktığım gibi bütün evi temizlediğim bütün oyuncaklarını kaynar suda beklettim ve soğuduktan sonra buzdolabına attım. Kıyafetlerini tek tek yıkacak kadar delirmedim. Onu yazmamı beklemeyin.
En büyük çekincelerimden biri idrar yolları enfeksiyonu. Ecem kadarken idrar yolları enfeksiyonundan dolayı neredeyse havale geçiriyormuşum. 3 gün hastanede kalmıştı. O günden bu güne hala çilesini çekerim. En ufak üşütme de hemen kendini hatırlatır.
![]() |
| İşte köyün sakinleri |
![]() |
| Sıcak sudan buzluğa |
En büyük çekincelerimden biri idrar yolları enfeksiyonu. Ecem kadarken idrar yolları enfeksiyonundan dolayı neredeyse havale geçiriyormuşum. 3 gün hastanede kalmıştı. O günden bu güne hala çilesini çekerim. En ufak üşütme de hemen kendini hatırlatır.
Doktorumuz da bu konuda önem almaktan yana olduğundan 3 ayda bir idrar testi gerekirse kültür yaptırıyoruz. Yaptırmasaydık asla yakalayamazdık. Çünkü en baştaki belirtileri ateş yada idrar yaparken ağlaması yoktu.
En çok kız çocuklarda görünen bir rahatsızlık. Çünkü kız çocuklarda anüsle genital bölgenin birbirine yakın olması. Tabi bu sadece bahane. İdrar yolu enfeksiyonu olması için bir çok sebep var. Üşütmesi, az sıvı alması, yıkandığı sudan sabundan bile olabilir. Önem alınmaması durumunda ciddi böbrek rahatsızlıklarına sebep olabiliyor.
İlk olarak söylemem gereken şey şu bu hastalık genetikte olabilir. Yani sizde varsa kızınızda da olma ihtimali yüksek. Sonrasında, takipçi bir anneyseniz her şeyin başında yakalayacağınız belirti, idrarını yaparken titremesi. Hani deriz ya şeytan dürttü. İşte o. İdrar yaparken titriyorsa, yaklaşıyor ve önem almanız lazım. Sonra dirençli ateş. Eğer önem almazsanız ciddi yükselebiliyor. Kilo alışında yavaşlama, iştahsızlık, kusma, idrar yaparken ağlama, idrar renginde değişiklik, genital bölgede kaşıntı en başlıca sebepleri.
Baktınız kaptı bunu yapacak bir şey yok. Kültürden çıkacak duruma göre antibiyotik kullanmak. Daha sonrasında hijyen. Sık sık bez değiştirmek, temizliğini yaparken önden arkaya yapmak, genital bölgeyi çok ellememek, bol sıvı almasını sağlamak, akan suda yıkamak.
Açıkçası burada tüm yazdıklarım çocukluğumdan beri yaşadığım idrar yolu enfeksiyonu tecrübemle sabit. Kızımla ilgilenirken kendimde dikkat ettiğim şeyleri yapıyorum. Olabildiğince önem almaya çalışıyorum. Bu hastalığım kronikleşmesini istemiyorsanız 3 ayda bir hiçbir belirti olmasa da idrar yolu testi yaptırmak. Eğer kızınız bezini bırakma yaşına geldiyse bezden biran önce kurtulmak. Kronikleşirse eğer her idrar tahlilinde minik canavarların hep orada olduğunu görürsünüz. Büyüdüğünde her deniz girdiğinde bikini değiştirmek, azcık üşütse sistit olması, idrarını yapama gibi sorunlar yaşar.
Küçük bir hastalık gibi görünse de tüm yaşam kalitenizi etkileyebiliyor. Şimdiden bir şeyler yapabilecekken önem almakta fayda var.
30 Aralık 2013 Pazartesi
Hoşçakal 2013
| Daha bir kaç dakikalık Ecem. En büyük mutluluğum |
Ne yaptığını bilmeyen bir yıldın 2013. Acının yanında büyük mutlulukların vardı. Hiç durmadın çok hızlı geçip gittin. Düşündüğümde seni çok özleyeceğim kesin.
Yeni sıfatlar, sorumluluklar, büyük hayat değişiklikleri getirdin bana. Kafam güzel girmediğim için herhalde sana çok gerçekçiydin. Büyüdüğümü hissettirdin.
Mutasyona uğradım seni yaşarken. Senenin başında koca göbekliydim, ortasında koca memeli, sonunda ikisi de kendinden geçmiş durumdalar.
![]() |
| Gezmekten bıkmayan hamile ben:) |
![]() |
| Temizlikkkk Aşkınnaaa!!! |
Bir çok insanın dayanamayacağı acılar yaşattın bana. Bir çok hastalık geçti aile bireyleri arasında. En çok üzüldüğümü söylemeyeceğim ama beni tanıyanlar bilecek. Ortasında doğum yaptım. Uzun soluklu, annemin o sancılara nasıl dayandığını anlamadığım sancı yaşadım. Aynı günlerde memem kendinden geçti. Sütüm geldi ama ben benlikten çıktım. Sonuna doğru öyle acılar, değişik şeyler geldi ki başıma. Kendimden uzaklaştım. Dışardan izlemeye başladım kendimi. İlk önce her gün şırıngayla 1 saatlik görüşmelerim oldu. Sonrasında sütümü kesilmesine karar verildi. Herhalde yaşadığım en büyük acı buydu. Bir süt annenin başına gelebilecek en korkunç şey sütünü kesmeleri.
Tabi her şey bitti geçti. Senide tükettim diğer yıllar gibi. Büyüdükçe daha çabuk geçtiğini anladım yıllarımın. Bana verdiğin her güzel şeyler için teşekkürler. Seni hiç unutmayacağım. Her şeye rağmen hayatımın en mutlu yılı olacaksın. Çünkü diğer yılların yanında en büyük şansın Ecem'in sende doğması.
12 Aralık 2013 Perşembe
Madam Diş Hoşgeldiniz
Merhaba Madam Diş,
Sizinle geç tanıştık biliyorum. Çok uzak yoldan geldiniz. Arkanızdan kız kardeşleriniz gelecekler değil mi?Sizin gibi onları da çok bekler miyiz?
Başka bebeklere hemen çıkı çıkı veriyorsunuz da bize de niye süründünüz? Valla bir ara dedim ki gelmeyecek, üzüldüm durdum. "Ha alttan gelir" "İkisi birlikte gelecek galiba" dedik. Bahis bile oynayanlar oldu üzerinize.
Diğer kardeşinizi de bekliyorduk ama siz sallana sallana tek başınıza geldiniz. Hayır kızım 8 aylık oldu siz anca bin bir zahmetle geldiniz. Sizi ağırlayamayacağımızı mı düşündünüz? Korkmayın size ve kız kardeşlerinize çok iyi bakacağız.
Sizin geliş şerefinize büyük bir parti düzenlemeyi düşünüyorum. Biz buna kendi aramızda diş buğdayı diyoruz. Birçok güzel yemek yapacağız. Bir sürü insan gelecek. Herkes bizden haber bekliyor. Evin heryerini balonlarla, süslerle süsleyeceğiz. Ecem'in doğum günü provası gibi olacak. Çalıp, söyleyip eğleneceğiz.Sizin izin verdiğiniz ölçüde kızımda bu partide eğlenebilecek. Bir rahat durmadığımızdan kızım geceleri uykusuz, poposu pişik içinde. Gelmeden önce geleceğinizi bir ateşle belirtmezseniz çok iyi olacak. Çünkü biz karı koca çok panik oluyoruz. "İdrar yolu mu yoksa?" "Üşüttük mü çocuğu?" gibi sorularla kafayı yiyoruz. Sonra tahlil tahlil laboratuvarlar da koşturuyoruz. Birde kızımı o küçücük poşete işetmeye çalışıyorlar, beceremiyor. Üstüme başıma her yerime işiyor. Ne olur bizi böyle şakalarla gelmesin diğer kız kardeşleriniz.
Madam Diş, işte böyle halimiz. Büyük bir heyecan, sevinçle karşıladık sizi. Ecem'in 7 yaşına kadar ağzında sağlık ve mutluluk içinde yaşatacağız. Çürümenize izin vermeyeceğiz. Diş perisi seni ne zaman isterse yerinden almak o zaman gitmene izin vereceğiz. Sizde bu rüşvetlere karşı kızımı üzmeden gelirseniz çok mutlu oluruz. Bu isteklerimi diğer Madam Dişlere de iletirseniz çok seviniriz.
Sevgiler Süt Anne.
Sizinle geç tanıştık biliyorum. Çok uzak yoldan geldiniz. Arkanızdan kız kardeşleriniz gelecekler değil mi?Sizin gibi onları da çok bekler miyiz?
Başka bebeklere hemen çıkı çıkı veriyorsunuz da bize de niye süründünüz? Valla bir ara dedim ki gelmeyecek, üzüldüm durdum. "Ha alttan gelir" "İkisi birlikte gelecek galiba" dedik. Bahis bile oynayanlar oldu üzerinize.
Diğer kardeşinizi de bekliyorduk ama siz sallana sallana tek başınıza geldiniz. Hayır kızım 8 aylık oldu siz anca bin bir zahmetle geldiniz. Sizi ağırlayamayacağımızı mı düşündünüz? Korkmayın size ve kız kardeşlerinize çok iyi bakacağız.Sizin geliş şerefinize büyük bir parti düzenlemeyi düşünüyorum. Biz buna kendi aramızda diş buğdayı diyoruz. Birçok güzel yemek yapacağız. Bir sürü insan gelecek. Herkes bizden haber bekliyor. Evin heryerini balonlarla, süslerle süsleyeceğiz. Ecem'in doğum günü provası gibi olacak. Çalıp, söyleyip eğleneceğiz.Sizin izin verdiğiniz ölçüde kızımda bu partide eğlenebilecek. Bir rahat durmadığımızdan kızım geceleri uykusuz, poposu pişik içinde. Gelmeden önce geleceğinizi bir ateşle belirtmezseniz çok iyi olacak. Çünkü biz karı koca çok panik oluyoruz. "İdrar yolu mu yoksa?" "Üşüttük mü çocuğu?" gibi sorularla kafayı yiyoruz. Sonra tahlil tahlil laboratuvarlar da koşturuyoruz. Birde kızımı o küçücük poşete işetmeye çalışıyorlar, beceremiyor. Üstüme başıma her yerime işiyor. Ne olur bizi böyle şakalarla gelmesin diğer kız kardeşleriniz.
Madam Diş, işte böyle halimiz. Büyük bir heyecan, sevinçle karşıladık sizi. Ecem'in 7 yaşına kadar ağzında sağlık ve mutluluk içinde yaşatacağız. Çürümenize izin vermeyeceğiz. Diş perisi seni ne zaman isterse yerinden almak o zaman gitmene izin vereceğiz. Sizde bu rüşvetlere karşı kızımı üzmeden gelirseniz çok mutlu oluruz. Bu isteklerimi diğer Madam Dişlere de iletirseniz çok seviniriz.
Sevgiler Süt Anne.
9 Aralık 2013 Pazartesi
Başımı Kaldırdım #blogfırtınası
Yıl 9 Aralık 2033.
Bir kafe de oturdum onu bekliyorum. Başımı kaldırdım karşımda duruyor. 20 yaşında,uzun saçlı, koca dudaklı, büyük gözlü, bembeyaz yüzlü açık kumral kız. Ecem.
Zaman çok hızlı geçmiş. İlk doğduğun zamanı hatırlıyorum da. Kıpkırmızıydı. Şimdi karşımda kırmızı rujuyla acele acele bir şeyler anlatıyor. Eskiden en büyük hayalim her şeyini bana anlatmasıydı. Anlatıyor da bazen aynı heyecanla onu dinleyemiyorum. Yaşlanıyorum galiba. 49 yaşındayım. Normal.
Onun geçtiği tüm yolları, bütün heyecanlandığı çoğu şeyi yaşadım. Hatta benim yaşayamadığım diğer şeyleri yaşasın diye çok çalıştım. İyi bir hayat sundum gibi duruyor.
Anlattığı şeyi dinlemeye başladım. Arkadaşları kavga etmiş nereye gidecekleri konusunda. Tarafsız kalmayı tercih etmiş. İstemediği bir yere giderlerse rahatlıkla söyleyecekmiş. Ama benden izin almadı. Bakalım ben izin verecek miyim gideceği yere? Ohh ne ala? Hiç düşünmüyor annem ne der babam ne der? Bu duyguyu yaşamak çok güzel aslında. Bizden izin almaya ihtiyaç duymaması. Kızıma güveniyorum. Yanlış bir yere gitmez. Onu yanlışlarıyla sevmeyi öğrendiğimiz için daha az hata yapıyor.
Zaten bütün arkadaşlarını tanıyorum. O yüzden bazı geceler, 2 ye kadar o cıstak müzikleri dinliyoruz evde karı koca. Bütün arkadaşlarını tanıya bilmek için ev partileri yapmasına izin veriyoruz. Bir sürü yemek hazırlıyorum. Kanepeler, meyveler, pastalar vb.. İçecekleri çocuklar getiriyor. Bize teşekkür ediyorlar evimizi açtığımız için. Sebebimiz belli. Dışarı da geç saatlere tanımadığımız insanlarla olacağına, evimizde tanıdığımız insanlarla olsun. Evim dağılsın, o tahammül edemediğim müziği duyayım önemli değil.
Dışarı çıktı mı karı koca bize çile oluyor. İlk önce izin faslı. Kimse "Sen izin verdin. Ondan oldu." lafını duymamak için sorumluluktan kaçıyoruz. Ortak kararmış gibi izin veriyoruz. Şartları sıralıyoruz.
-Babası bırakıp alacak.
-Dağıtacak kadar alkol alınmayacak.
-Babası kıyafete onay verecek.
Oooo bu liste uzayıp gidecek Cem'e bıraksam da orta yolu buluyorum bir şekilde.
Akşam geç saatte Cem Ecem'in bütün arkadaşlarını dolduruyor arabaya. Cem'e göre en uzaktaki bara gidiyorlar. Onları bırakıyor. Eve geliyor. Bundan sonra benim maratonum başlıyor. Çünkü çıkmalarına yakın Ecem beni arayacak babasının gelmesini isteyecek. Saat 4 gibi telefon çalıyor. Ben salondaki koltukta sızmışım. Kalbim küt küt atıyor. Gece telefon çaldı mı bir panik uyanıyorum. Telefon ekranında Ecem yazıyor rahatlıyorum. Arkada deli gibi müzik "Anne babam gelebilir. Yorulduk çok." Salon kapısından Cem giriyor. "Tamam Tamam gidiyorum. Ta anasının dininde yer. Aydın'a gitsin bunlar eğlenmeye en iyisi" diye söylenerek çıkıyor kapıdan pijamalarıyla. Geliyorlar. Saat 5 başlıyor gece olanları anlatmaya. Dinlemeliyim. Uykum gelmemeli. Ama dayanamıyorum. Sızıyorum o anlatırken.
O anlattıkça yaşayacaklarım düşünüyorum da bizi yine uykusuz bir gece bekliyor. Yani bebekliğinden, çocukluğundan hiç bir şey değişmedi. Ben yine uykusuzum yine uykusuz. Sadece uykusuz kalma şeklim değişiyor. O hızla büyüyor ben aynı anne kalıyorum.
Bir kafe de oturdum onu bekliyorum. Başımı kaldırdım karşımda duruyor. 20 yaşında,uzun saçlı, koca dudaklı, büyük gözlü, bembeyaz yüzlü açık kumral kız. Ecem.
Zaman çok hızlı geçmiş. İlk doğduğun zamanı hatırlıyorum da. Kıpkırmızıydı. Şimdi karşımda kırmızı rujuyla acele acele bir şeyler anlatıyor. Eskiden en büyük hayalim her şeyini bana anlatmasıydı. Anlatıyor da bazen aynı heyecanla onu dinleyemiyorum. Yaşlanıyorum galiba. 49 yaşındayım. Normal.Onun geçtiği tüm yolları, bütün heyecanlandığı çoğu şeyi yaşadım. Hatta benim yaşayamadığım diğer şeyleri yaşasın diye çok çalıştım. İyi bir hayat sundum gibi duruyor.
Anlattığı şeyi dinlemeye başladım. Arkadaşları kavga etmiş nereye gidecekleri konusunda. Tarafsız kalmayı tercih etmiş. İstemediği bir yere giderlerse rahatlıkla söyleyecekmiş. Ama benden izin almadı. Bakalım ben izin verecek miyim gideceği yere? Ohh ne ala? Hiç düşünmüyor annem ne der babam ne der? Bu duyguyu yaşamak çok güzel aslında. Bizden izin almaya ihtiyaç duymaması. Kızıma güveniyorum. Yanlış bir yere gitmez. Onu yanlışlarıyla sevmeyi öğrendiğimiz için daha az hata yapıyor.
Zaten bütün arkadaşlarını tanıyorum. O yüzden bazı geceler, 2 ye kadar o cıstak müzikleri dinliyoruz evde karı koca. Bütün arkadaşlarını tanıya bilmek için ev partileri yapmasına izin veriyoruz. Bir sürü yemek hazırlıyorum. Kanepeler, meyveler, pastalar vb.. İçecekleri çocuklar getiriyor. Bize teşekkür ediyorlar evimizi açtığımız için. Sebebimiz belli. Dışarı da geç saatlere tanımadığımız insanlarla olacağına, evimizde tanıdığımız insanlarla olsun. Evim dağılsın, o tahammül edemediğim müziği duyayım önemli değil.
Dışarı çıktı mı karı koca bize çile oluyor. İlk önce izin faslı. Kimse "Sen izin verdin. Ondan oldu." lafını duymamak için sorumluluktan kaçıyoruz. Ortak kararmış gibi izin veriyoruz. Şartları sıralıyoruz.
-Babası bırakıp alacak.
-Dağıtacak kadar alkol alınmayacak.
-Babası kıyafete onay verecek.
Oooo bu liste uzayıp gidecek Cem'e bıraksam da orta yolu buluyorum bir şekilde.
Akşam geç saatte Cem Ecem'in bütün arkadaşlarını dolduruyor arabaya. Cem'e göre en uzaktaki bara gidiyorlar. Onları bırakıyor. Eve geliyor. Bundan sonra benim maratonum başlıyor. Çünkü çıkmalarına yakın Ecem beni arayacak babasının gelmesini isteyecek. Saat 4 gibi telefon çalıyor. Ben salondaki koltukta sızmışım. Kalbim küt küt atıyor. Gece telefon çaldı mı bir panik uyanıyorum. Telefon ekranında Ecem yazıyor rahatlıyorum. Arkada deli gibi müzik "Anne babam gelebilir. Yorulduk çok." Salon kapısından Cem giriyor. "Tamam Tamam gidiyorum. Ta anasının dininde yer. Aydın'a gitsin bunlar eğlenmeye en iyisi" diye söylenerek çıkıyor kapıdan pijamalarıyla. Geliyorlar. Saat 5 başlıyor gece olanları anlatmaya. Dinlemeliyim. Uykum gelmemeli. Ama dayanamıyorum. Sızıyorum o anlatırken.
O anlattıkça yaşayacaklarım düşünüyorum da bizi yine uykusuz bir gece bekliyor. Yani bebekliğinden, çocukluğundan hiç bir şey değişmedi. Ben yine uykusuzum yine uykusuz. Sadece uykusuz kalma şeklim değişiyor. O hızla büyüyor ben aynı anne kalıyorum.
18 Kasım 2013 Pazartesi
7 Ay Oldu Bile
Ecem bugün yedi aylık. Bir sene önce düşenemiyordum aklım almıyordu bu kadar çok büyüyeceği.
Nasıl olacak? Nasıl doğacak? 40 gün nasıl geçecek derken doğdu yedi aylık oldu bile kuzum.
Aklımda başka şeyleri canlandıramıyorum. Her ilkini ya fotograflıyorum yada bir yere yazıyorum. İlk portakal yemesi, ilk emeklemesi falan filan. Ne yaparsa yapsın benim için ilk oluyor. Çok ileriye gittiğimi bile düşünüyorum. Her gün mutlaka 1 tane fotografını çekiyorum. Sonrada oturup ilk doğduğu zamanlardaki haline bakıp "Ayyyy ne kadar çok büyümüş" diye ağlamaya başlıyorum. İlk dökülen saçlarını bile sakladım. Tuhaf bir aşk yaşıyorum sanki.
Dün akşamda oturduk eşimle "Hayal edebiliyormusun şu kapıdan koşarak geleceğini" dedim. Düşündük canlandıramadık aklımızda. Pati pati yürüdüğünde deliririm herhalde. Sabah bir kalkacağız ayak ucumuzdan girecek yatağımıza. Ayakları buz gibi olacak belki ısıtacağız biz onu. OFFF OFF! Hayali bile ısıttı içimi.
Mutfak oyuncaklarıyla pastalar yapacak bize. Çay koyacak o plastik fincanlarına. Hayali çaylar içeceğiz hüpürdete hüpürtede. Bebeklerine isimler takacak, saçlarını tarayacak. Bazen ben oyuncağı olacağım. Saçlarımı tarayıp yolacak :) Makyaj malzemelerim hep ortadadır genelde benim. Ondan kaçıracağım zamanlar olacak. Bir gireceğim odaya kaşı, gözü, dudakları ruj. O kadar çok bulamış olacak ki çıkmayacak yüzünden. Bütün gün kırmızı kırmızı gezecek.
Sonra dahada büyüyecek okula gidecek. Allah artık Allah! Okulundan gelecek her şeyi anlatacak bana. Hiç sussun istemeyeceğim. Kafamızı şişirecek her dakika. Şarkılar, oyunlar. Ders yaparken kızarmıyım acaba ona? Daha erken herhalde bunları düşünmek için.
Biri beni durdursun!!
Bu hayallerim torunlarıma kadar gidiyor.
Nasıl olacak? Nasıl doğacak? 40 gün nasıl geçecek derken doğdu yedi aylık oldu bile kuzum.
Aklımda başka şeyleri canlandıramıyorum. Her ilkini ya fotograflıyorum yada bir yere yazıyorum. İlk portakal yemesi, ilk emeklemesi falan filan. Ne yaparsa yapsın benim için ilk oluyor. Çok ileriye gittiğimi bile düşünüyorum. Her gün mutlaka 1 tane fotografını çekiyorum. Sonrada oturup ilk doğduğu zamanlardaki haline bakıp "Ayyyy ne kadar çok büyümüş" diye ağlamaya başlıyorum. İlk dökülen saçlarını bile sakladım. Tuhaf bir aşk yaşıyorum sanki.![]() |
| Bu Kadarda Olmasın Canım |
Mutfak oyuncaklarıyla pastalar yapacak bize. Çay koyacak o plastik fincanlarına. Hayali çaylar içeceğiz hüpürdete hüpürtede. Bebeklerine isimler takacak, saçlarını tarayacak. Bazen ben oyuncağı olacağım. Saçlarımı tarayıp yolacak :) Makyaj malzemelerim hep ortadadır genelde benim. Ondan kaçıracağım zamanlar olacak. Bir gireceğim odaya kaşı, gözü, dudakları ruj. O kadar çok bulamış olacak ki çıkmayacak yüzünden. Bütün gün kırmızı kırmızı gezecek.
Sonra dahada büyüyecek okula gidecek. Allah artık Allah! Okulundan gelecek her şeyi anlatacak bana. Hiç sussun istemeyeceğim. Kafamızı şişirecek her dakika. Şarkılar, oyunlar. Ders yaparken kızarmıyım acaba ona? Daha erken herhalde bunları düşünmek için.
Biri beni durdursun!!
Bu hayallerim torunlarıma kadar gidiyor.
15 Kasım 2013 Cuma
Sevgili Sümük
Merhaba Sümük;

Ben yeni bir anneyim. Bebeğimin ilk kışı olacak bu kış. İlk ziyaretçisi sen oldun. Geldin bir az, kaldım bir yaz. Ne zaman çocuğumun burnunu terk etmeyi düşünüyorsun?
Ecem senin yüzünden uyuyamıyor. Hadi uykuyu geçtim ememiyor. Birde biz ek gıdaya geçiş dönemindeyiz. Memeyi de bırakıyoruz. Anlayacağın zor dönemler geçiriyoruz. Biraz bize müsade edersen kendi işlerimize bakacağız.
2 haftadır kızımın burnunda yaşıyorsun. Seni kibarca uyardı hapşırarak. Ama sen inatla anlamadın.Sonrasında peditus, okyanus suyuyla kovmaya çalıştık. Kayboldun. O günleri bayram ilan ettik. Ecem çirkin (bebekçe gülme şekli) olmaya başladı tekrar. Yeni biberon başlıklarını denemeye devam etti. Devam sütünü sevmeye başladı.
Şimdi yeniden ortaya çıktın. Herhalde hafta iznindi. Anlamadım ben seni. Evdeki hiç kimse hapşırımıyor ya da burnu akmıyor ama sen oradasın. Kızım öyle bir horluyor ki, burnunun içinde kış uykusuna yatmış bir ayı var. Sanki içine bir fino kaçmış ve her önüne gelene hırlıyor. Çocuk çocukluktan çıktı anlayacağın.
Bizi her yerde rezil ediyorsun. Tam kızımı biri kucağına alacak iştahla sevecek, hoop burunda bir baloncuk. Gezmekteyiz, bir hapşırıyor burnundan ağzından her yerinden akıyorsun. Birde sildirmiyor. Tadını mı seviyor ne? Birbirinizden hoşlanıyorsunuz farkındayım. Kızımı terk etmen için ne kadar istiyorsun?
Tamam tamam biliyorum hayatımızın bundan sonraki tüm mevsimlerinde olacaksın. Bu ara tüm anneler senden bahsediyor. Senden ricam şu ek gıdaya geçtiğimiz dönemde birazda olsa bizi rahat bırakman, birde hiç bir zaman ateş yapmaman.
Sevgilerle Süt Anne.

Ben yeni bir anneyim. Bebeğimin ilk kışı olacak bu kış. İlk ziyaretçisi sen oldun. Geldin bir az, kaldım bir yaz. Ne zaman çocuğumun burnunu terk etmeyi düşünüyorsun?
Ecem senin yüzünden uyuyamıyor. Hadi uykuyu geçtim ememiyor. Birde biz ek gıdaya geçiş dönemindeyiz. Memeyi de bırakıyoruz. Anlayacağın zor dönemler geçiriyoruz. Biraz bize müsade edersen kendi işlerimize bakacağız.
2 haftadır kızımın burnunda yaşıyorsun. Seni kibarca uyardı hapşırarak. Ama sen inatla anlamadın.Sonrasında peditus, okyanus suyuyla kovmaya çalıştık. Kayboldun. O günleri bayram ilan ettik. Ecem çirkin (bebekçe gülme şekli) olmaya başladı tekrar. Yeni biberon başlıklarını denemeye devam etti. Devam sütünü sevmeye başladı.
Şimdi yeniden ortaya çıktın. Herhalde hafta iznindi. Anlamadım ben seni. Evdeki hiç kimse hapşırımıyor ya da burnu akmıyor ama sen oradasın. Kızım öyle bir horluyor ki, burnunun içinde kış uykusuna yatmış bir ayı var. Sanki içine bir fino kaçmış ve her önüne gelene hırlıyor. Çocuk çocukluktan çıktı anlayacağın.
Bizi her yerde rezil ediyorsun. Tam kızımı biri kucağına alacak iştahla sevecek, hoop burunda bir baloncuk. Gezmekteyiz, bir hapşırıyor burnundan ağzından her yerinden akıyorsun. Birde sildirmiyor. Tadını mı seviyor ne? Birbirinizden hoşlanıyorsunuz farkındayım. Kızımı terk etmen için ne kadar istiyorsun?
Tamam tamam biliyorum hayatımızın bundan sonraki tüm mevsimlerinde olacaksın. Bu ara tüm anneler senden bahsediyor. Senden ricam şu ek gıdaya geçtiğimiz dönemde birazda olsa bizi rahat bırakman, birde hiç bir zaman ateş yapmaman.
Sevgilerle Süt Anne.
1 Ekim 2013 Salı
Kış Geliyor Kızım
Merhaba Kızım, kış geliyor. Yağmurlar, karanlık günler başlıyor. Her gün bir diğerinden soğuk olacak. Kış için sana bir kaç uyarım var.Yağmurlu günlerde seni arabasıyla ıslatmaya çalışan insanlar var. Şemsiyeni başının üstünde değil bacaklarında tutacaksın çoğu zaman. Otobüsler dolu, taksiler hep seni es geçecek. Durakların içi tıklım tıklım ve ıslak olacak. Sabah kalıp perdeyi açacaksın ve karanlıksa o gün seni hiç bir şey mutlu edemeyecek. Yağmur seni delirtecek bir gün içinde 3 kere ıslanıp 2 kere kurayacaksın.
Dolabının karşısına geçip hem kısa kollu hemde uzun kollu giymek isteyeceksin. Çoğu zaman yanlış karar verip ya terleyeceksin ya üşüyeceksin. İkisinin sonunda hasta olup theraflu, adaçayı ile arkadaş olacaksın. Burnun kıpkırmızı olacak, dudakların kuruyacak.
Her yerde şemsiyeni unutacaksın. Farkettiğinde yağmur yağıyor olacak ve o cani şemsiyeciler şemsiye fiyatlarını iki katına çıkartmışlar ellerini avuşturarak seni bekliyorlar. Küfrede küfrede mecburen o dandik şemsiyeyi alacaksın.
Öyle günlerde olacak ki yağmur yağsada şemsiyenin altında bir tek biz olsak diyeceksin. Aşık oldun mu kış gibisi yoktur.. Battaniyenin altında sımsıkı sarılacak biri varsa kışlar en güzel mevsimdir.
Birde kışın yağan kar var. Bir çok damla yağmurun birleşmesi. İzmir'de pek tanışmıyoruz kendisiyle. Bir kere gördüm o günde zaten her iş yeri tatil oldu. İki damla karla küçüçük kardan adamlar yaptık. Ben pek sevmiyorum karı. Benim için bir kaç yıl öncesine kadar yerden biten birşey gibiydi. Yağdığını 20 yaşında gördüm ilk defa. Belki sen sevdirirsin bana karı.
12 Eylül 2013 Perşembe
Şu Dişler Yok Mu Dişler?
Hamileyken hep okuyordum. Hamile kalmadan sosyetik anneler çıkıp anlatıyordu "Önce mutlaka sırt, bel ve kol kaslarınızı geliştirin" diye. Yok artık diyordum. Badici miyim ben çok saçma. Yürüyorum işte daha ne yapayım diyordum. "Elinize küçük su şişeleri alın öyle yürüyün" diyordu röportajlar. Tınlamadım. Keşke dinleseymişim.
Doğum yaptım. Kız ağlıyor. Hemen koşuyordum yanına. Aman ağla mısın diye uğraşıyordum. Büyükler hemen kızıyordu. "Alma kucağına alışmasın. Sonra çok çekersin çok." diyorlardı. Bir bakıyordum. Kız ağladı mı o büyükler benden önce koşuyordu yanına. Ağlamadan büyüdü kız. Çok mutluydum. Kızımın ağlamayı bilmediğine seviniyordum.

Ecem 2 aylık oldu. Benden bir kaç ay önce anne olanlar." Ayyy diş dönemi yaklaşıyor. Biz çok çektik. Çok uykusuz oluyorlar. Bak görürsün. Bu uyku düzeni bozulur onun" diyorlardı. Beddua mı ediyorlardı yoksa uyarıyorlar mıydı anlamıyordum. Takiiii son iki gündür hepsinin ne dediğini anladım.
Şimdi diyorum ki keşke yürürken elime bir litre su şişesi alıpta yürüseymişim. Ne bileyim ben bu kadar saat kucağımda taşıyacağımı. Okuduklarımda demiyordu. "Çok kucakta taşıyacaksınız kas yapmalısınız." diye. Hoş deselerdi abartıyorlar derdim o zamanki aklımla.
Kucakta taşıma konusunda yapacak bir şey yok. Bütün bir yaz çok kalabalıktaydı kuzum alıştı. Bende çok itiraz etmedim. Sevilerek büyüsün istedim. Şöyle düşünüyordum "Kaç ay durabilir ki kucağımda. Büyünce sarılma bana diyecek. Şimdi doyasıya kucaklayım" diyordum. Hala aynı şeyi düşünüyorum. Ama o süre çok zor geçiyormuş. Keşke kas yapsaymış kas. Herkesi ikaz etmeye çalışan o sosyetik anneleri dinleseymişim.
Diş konusu son 3 gündür çok acı bir şekilde yaşıyoruz. Ağlatmamak için uğraştığım kuzum gözünden yaş gelerek ağlıyor. Kaşıntıdan uyuyamadığı için uykusu başına vuruyor ve ağlamaya başlıyor. Ağlamasın diye kucakta taşıyorum. Salı günü o kadar çok taşımışım, ikimizde o kadar çok yorulmuşuz ki akşam sızdık kaldık Ecemle. Eşim ayırdı bizi.
Doğum yaptım. Kız ağlıyor. Hemen koşuyordum yanına. Aman ağla mısın diye uğraşıyordum. Büyükler hemen kızıyordu. "Alma kucağına alışmasın. Sonra çok çekersin çok." diyorlardı. Bir bakıyordum. Kız ağladı mı o büyükler benden önce koşuyordu yanına. Ağlamadan büyüdü kız. Çok mutluydum. Kızımın ağlamayı bilmediğine seviniyordum.

Ecem 2 aylık oldu. Benden bir kaç ay önce anne olanlar." Ayyy diş dönemi yaklaşıyor. Biz çok çektik. Çok uykusuz oluyorlar. Bak görürsün. Bu uyku düzeni bozulur onun" diyorlardı. Beddua mı ediyorlardı yoksa uyarıyorlar mıydı anlamıyordum. Takiiii son iki gündür hepsinin ne dediğini anladım.
Şimdi diyorum ki keşke yürürken elime bir litre su şişesi alıpta yürüseymişim. Ne bileyim ben bu kadar saat kucağımda taşıyacağımı. Okuduklarımda demiyordu. "Çok kucakta taşıyacaksınız kas yapmalısınız." diye. Hoş deselerdi abartıyorlar derdim o zamanki aklımla.
Kucakta taşıma konusunda yapacak bir şey yok. Bütün bir yaz çok kalabalıktaydı kuzum alıştı. Bende çok itiraz etmedim. Sevilerek büyüsün istedim. Şöyle düşünüyordum "Kaç ay durabilir ki kucağımda. Büyünce sarılma bana diyecek. Şimdi doyasıya kucaklayım" diyordum. Hala aynı şeyi düşünüyorum. Ama o süre çok zor geçiyormuş. Keşke kas yapsaymış kas. Herkesi ikaz etmeye çalışan o sosyetik anneleri dinleseymişim.
Diş konusu son 3 gündür çok acı bir şekilde yaşıyoruz. Ağlatmamak için uğraştığım kuzum gözünden yaş gelerek ağlıyor. Kaşıntıdan uyuyamadığı için uykusu başına vuruyor ve ağlamaya başlıyor. Ağlamasın diye kucakta taşıyorum. Salı günü o kadar çok taşımışım, ikimizde o kadar çok yorulmuşuz ki akşam sızdık kaldık Ecemle. Eşim ayırdı bizi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)












