31 Aralık 2013 Salı

Doğum Hikayem Part 1: Daha Doğmadı Mı?

Tanrı öyle yaratmış ki kadınları en dayanılmaz acıları yaşa ve doğurduğunu, bu acıları düşünerek her şeyden koru demiş. Öyle zahmetlere katlanıyor ki insan anne olmak için, o doğunca hayatındaki en önemli varlık oluyor. İşte bende öyle şeylere tahammül ettim ki, Tanrı bana en güzel ödülü verdi. Minik kraliçem Ecem'i.
Doyumsuz 40 hafta 5 gün yaşadım. Her şeyi çok yaşadım. Çok kustum, çok öğürdüm, çok uykusuz kaldım, çok gezdim(:)). Ama hepsi o içimde tekme atınca geçit bitti birden. Daha içimdeyken belliydi çok nazlı olacağı.
Doğum deyince aklıma filmlerdeki doğumlar gelirdi. Kadın tv izlerken "Ahhhh" diye bağırır. Kocası "Bebek geliyor" diye deliye döner. Apar Topar arabaya doluşular. Kadın çığlık çığlıyadır. Çok canı yanıyordur. Adama panikle arabayı kullanır. Hastane kapısının önüne gelince birden bebeğin kafası görünür. Doktor kadını oracıkta doğurtur.
Bu tamamıyla fantastik bir film. Romantik komedi filmlerim hepsi benim için fantastik bundan sonra.
Hiç bir şeyin planlanarak olacağını düşünmezdim. Kocaman çantalar hazırladım. Hem ev, hem de araba için. Dışarda bir yerde doğurursam diye araba da çantanın olması iyiydi. Olmadı.
40 hafta 3 günlükken doktoruma gittik. "Açelya perşembeye kadar doğurmazsan, ne yazık ki suni yollara başvuracağız" dedi. İçim yandı. O doktora gidiş sebebim bile normal doğum yapmak içindi. Şimdi bana sezeryandan bahsediyordu." Ne korkunç bir şey sezeryan, seni ikiye bölüyorlar resmen." deyip durdum tüm hayatım boyunca. Düşünemezken gerçekle burun burunaydım. Sezeryan olma ihtimalim çok yüksekti. Çünkü Ecem hiç aşağıya inmemiş ve rahimde sadece 1 cm açıklık vardı. Tabi bilmediğimden bu açılma bile bana büyük gelmiş.
2 gün çok hızlı geçti. Son gün içim içime sığmadı. Alışverişe bile gittim. O Hatay’ın yokuşlarını seke seke çıktım. Çok hareketle olmamla övünüyordum ama son kontrolde Doktorum " Böyle olmaman lazım. Şu anda az hareket ediyor olmalıydın" dedi. Pek takmadım. Hamileliğim boyunca hiç penguen gibi yürümedim. :)
18 Nisan 2013. Ne kadar acıya dayanıklı, inatçı, gözü kara olduğumu öğrendim. O gün bizim için erken başladı. Sabah 6 te kalktık. Giyindim, kuşandım. Son hamile fotoğrafımı bile çektirdim. 7 de hastanedeydik. Odamıza yerleştim. Elimi kolumu sallaya sallaya gittiğimden (yani sancım olmadığından) doktorumu aradılar. Suni sancı vermek için izin aldılar. Sabah 7:20de serumu taktılar. Aman nasıl mutluyum. En fazla 4 saat sonra kızıma kavuşacağım. 8.30 gibi doktorum geldi. Muayene etti beni ama hala 1 cm açıklık var. Yani koskoca 2 gün geçmişti ve hiç bir değişiklik yoktu. 12ye kadar yapmam gerekenleri anlattı. Yürüyecektim. Yürümek bebeği aşağıya itmeye yarayacağı için çok önemliydi. Suni sancı desteğiyle en geç 4 saat sonra rahmim istenilen açıklığa gelecekti. Ne kadar acım olursa olsun yürümem gerekiyor. Olabildiğince geç epudiral iğneyi olmalıydım. Erken olursam doğumu yavaşlatırmışım ve geç doğum yaparmışım. Vücut tam uyarılmadığından böyle oluyormuş.
Nst ye bağlıydım. Sancının geldiğini görüyordum. Ama acı yok. Tekrar o filmler yalandı. Bebeğin kalp atışı hızlanıyor, karnın kasılıyor ve ısınıyor ve ekranda 80 yazıyordu. 10 sn.ye falan sürüyordu.
Kalktım, yürümeye başladım koridorda. Benimle aynı anda hastaneye gelen 2 gebe daha vardı. 2side sezeryandı. Biri ben koridorda yürürken ameliyathaneye aldılar. Ben yürüyorum, bebek geldi. Ben yürüyorum anne geldi. “Aman ne güzel pırt diye doğurdu” diyorum.
11 gibi ebem muayene etmek için beni doğum odasına aldı. Ben kendime o kadar güveniyorum ki kesin 6 cm açıklık olmuştur diye. Yok, hala 1 cm açıklık var. Moralimi bozmamı ve yürümeye devam etmemi. Açılma başladığına çok hızlı geliştiğini söyledi. Moralimi bozmaya gerek yok. Çünkü ben öyle ya da bu şekilde normal doğum yapacaktım. İnatçıyım ve başaracağım.
11.30 da sancılarım iki dakikada bire indi. Ben neredeyse 9'dan beri hiç durmadan yürüyorum. İlk kardeşimle sonra annemle sonrada kayınvalidemle yürüdüm. En sonunda pes ettiler ve eşimle yürümeye başladım. Eşim dayanamıyor yanımda olmaya. Yüzü bembeyaz heyecandan ve benim yaşadıklarımdan. Dışarı atıyor her fırsatta. Başladı benimle yürümeye daha bir tur bile atamadan, içimden sıcak bir şeyler geldi. Paçalarımdan akıyor. Allah'ım en enteresan duygulardan. Sanki bacaklarım benden habersiz sıcak duş yapıyor gibi. Doğumhaneye gidesiye kadar bütün koridor su içinde kaldı. Eşim bembeyaz bense mutlu. Bu sefer kesin 6 cm açıklık oldu diye düşünüyorum. Ne yazık ki yanıldım. Sadece 2 cm olmuştu. Ebemin motivasyonu çok yüksekti. Moral vermeye başladı. "Merak etme seni normal doğurtasıya kadar bir yere gitmiyorum" diye. Doğumhaneden çıktım herkes yüzüme bakıyor. Hepsi korkmuş. Ama doğurmuyorum daha.
İşte gerçek acı suyumun gelmesinden sonra başladı. 2 dakikada bir 10 saniye süren acı ilk başta çok değildi. Çok canımın yanacağının sinyalini veriyordu.
13.00 de doktorum geldi. Geldiğinde ilk defa oturmuştum. Ecemi kontrol etmek için nstye bağlamışlardı. Anlıyorum korkuları büyük ya içeride başına kötü bir şey gelirse diye endişeleniyorlardı. Tekrar muayene ettiler suyumun gelmesinden bu yana 1,5 saat geçmişti ama açılmada bir değişiklik yoktu. Konuşmaya başladık.
Ben "Sezeryan olmak istemiyorum. Normal doğuracağım. Kesin kararlıyım.
Doktorum: "Seni normal doğurtacağım. Acın çok fazla olacak. Dayanabilir misin?"
Ben: "Acım fazla olmayacak, dayanacağım"
Doktorum:" Saat 3 olduğunda acın fazlalaştığında beni sezeryana alın dediğinde, seni sezeryana alamam. Bunu bana demeyeceksin değil mi?"
Ben : " Burak Bey, kesin kararlıyım normal doğuracağım.”
Doktorum: "6 da geleceğim eğer 6 cm açıklık yoksa sezeryana alacağım. Başka bir çarem kalmıyor. Geçen her dakika bebeği riske atmış oluyoruz. Eğer 6cm açıklık olursa seni yarın sabaha kadar beklerim. Bunun için her şeye rağmen yürümelisin"
Ben: " Anladım. Ben kesin kararlıyım normal doğuracağım."

Doktor gitti. Eşim yanıma geldi. Nstyi izliyoruz. Ecemin kalp atışı hızlanıyor nst göstergesi 40, karnım ısınıyor nst göstergesi 80, karnım kasılıyor nst göstergesi 120, canım yanıyor nst göstergesi 160. Bu son yazdığım cümlenin tamamı 30 saniye sürüyor. Bitti mi her şey bitiyor. Tüm o acı bittiği o an, geçiyor. Sanki az önce o canı yanan kadın ben değilim. O iki dakikalık arada acayip enerji dolu oluyorum. Saatlerce koşabilecek gibi. Ayağa kalktım. Yürümeye başladım. Artık koridora çıkamıyordum. Herkes " AA doğurmadın mı sen?" diyordu. Tüm odalardaki hastalar benim doğurup doğurmadığımı merak ediyordu. Millet arıyor "Bebek doğdu mu?" diye. Tek bir cevap veriyorlar "Bekliyoruz".


(Devamını okumak için Tık Tık!)

30 Aralık 2013 Pazartesi

Hoşçakal 2013


Daha bir kaç dakikalık Ecem. En büyük mutluluğum


Ne yaptığını bilmeyen bir yıldın 2013. Acının yanında büyük mutlulukların vardı. Hiç durmadın çok hızlı geçip gittin. Düşündüğümde seni çok özleyeceğim kesin.

Yeni sıfatlar, sorumluluklar, büyük hayat değişiklikleri getirdin bana. Kafam güzel girmediğim için herhalde sana çok gerçekçiydin. Büyüdüğümü hissettirdin.

Mutasyona uğradım seni yaşarken. Senenin başında koca göbekliydim, ortasında koca memeli, sonunda ikisi de kendinden geçmiş durumdalar.

Gezmekten bıkmayan hamile ben:)
Müthiş mutluluklar verdin bana. İlk başında kızımın karnımda oynamasını seyrediyorduk saatlerce kocaman göbeğimle konuşuyordum. Ortasında kızım doğdu. Sımsıkı sarıldık birbirimize. Ortaların sonuna doğru süt kızım oldu. Hiç olmayacak bir duygu daha yaşatmış oldun bana. Sonu geldiğinde ise Ecem gözlerimin içine baka baka "Anne" dedi. Daha başka nasıl bir mutluluk olabilir ki?

Temizlikkkk Aşkınnaaa!!!
Hiç yaşamadığım deneyimler yaşamaya başlattın. İlk dönemi değişikti hafta içi gezmek. Hamileyken çok gezdim çoook. Orta döneminde anne oldum. Bu konuda ne kadar başarılı olduğumu gösterdim insanlara. Çocuğum hiç kusmuk kokmadı, ilk başlardaki uykusuzluktan hiç şikayet etmedim, hiç hasta etmeden geçirdim o dönemi. Sonlara doğru evde oturan kadın olduğumu dank etmeye başladı. Uğraşlar arasamda bu gerçeği asla değiştirmedi. Baktım bir kaç sene yapacak birşey yok verdim kendimi temizliğe, yemeğe. Jamie Oliver ne pişirdiyse türk versiyonunu yapmaya başladım. Her gün süpürge yapıp, toz aldım. Yapacak bir şey yok. "Ev işleri kaçınılmazsa zevk almaya bak." sloganım bu.

Bir çok insanın dayanamayacağı acılar yaşattın bana. Bir çok hastalık geçti aile bireyleri arasında. En çok üzüldüğümü söylemeyeceğim ama beni tanıyanlar bilecek. Ortasında doğum yaptım. Uzun soluklu, annemin o sancılara nasıl dayandığını anlamadığım sancı yaşadım. Aynı günlerde memem kendinden geçti. Sütüm geldi ama ben benlikten çıktım. Sonuna doğru öyle acılar, değişik şeyler geldi ki başıma. Kendimden uzaklaştım. Dışardan izlemeye başladım kendimi. İlk önce her gün şırıngayla 1 saatlik görüşmelerim oldu. Sonrasında sütümü kesilmesine karar verildi. Herhalde yaşadığım en büyük acı buydu. Bir süt annenin başına gelebilecek en korkunç şey sütünü kesmeleri. 

Tabi her şey bitti geçti. Senide tükettim diğer yıllar gibi. Büyüdükçe daha çabuk geçtiğini anladım yıllarımın. Bana verdiğin her güzel şeyler için teşekkürler. Seni hiç unutmayacağım. Her şeye rağmen hayatımın en mutlu yılı olacaksın. Çünkü diğer yılların yanında en büyük şansın Ecem'in sende doğması.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Ayaz'ı Toprak Isıtacak

Tamam kabul ediyorum çok duygusalım, her gördüğüme ağlıyorum.

Hamileliğimin en başından beri böyle. Hamileyken bir akşam belgesel izliyoruz. Kutup ayılarının küresel ısınma yüzünden yaşadıkları anlatılıyor. Bir anne kutup ayısının 2 yavrusu oluyor. Isınmadan dolayı yiyecek bulamıyorlar. Bir gece fırtına çıktı. Yavrularından erkek olanı öldü. Nasıl ağladığımı anlatamam size. İçim çıktı ağlamaktan.

Ayaz'ın 21 yaşındaki annesi.
Sonra zaman geçti. Doğum yaptım. Kuzumun kokusunu içime çektim, bağımlısı oldum. Artık her şeye ağlar oldum.

Her okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeye ağlıyorum. Ama ülkemde öyle olaylar oluyor ki ağlamak için çok sebebim var. Bundan aylar önce soğuktan ölen yavru kutup ayısına ağlarken, bugün sıcacık odasında uyuyan Ecem'in başında Ayaz'a ağlıyorum. Dayanamıyorum.

2013 yılındayız zenginlikten bahsedilen bir ülkede yaşıyoruz. 40 günlük bir bebeğe bakamıyoruz. Ayaz bebek, hepimizin umursamazlığından, vicdansızlığından öldü.

Devlet diyor ya doğurun, görmüyor mu acaba kaç ayda kaç tane bebek öldü? İlk önce ailesinden gizli doğum yapan öğretmen, bebeğini emzirip evde bayram tatili boyunca bıraktı. Şimdide Ayaz. Annesi daha 21 yaşında. Hemde iki çocuk annesi. Çevrenize bakın 21 yaşındaki gençlere "Çocuk bu yaa!!" dediğimiz yaşta.
Kim bilir kaç yaşında evlendi de 21 yıllık hayatına iki çocuk sıkıştırdı.
Hayatı bu kadar hızlı yaşamak zorunda değildi. Tek odalı bir, camı kırık buz gibi bir evde. Neye sararsan sar, istersen koynunda olsun o bebek hastalanır. Çevrede odun bulursa yakıyorlarmış.

Aklımda canlandıramıyorum, aklım almıyor. Ayaz ölürken biz yolsuzlukla uğraşıyoruz. Hepimizin cebinden 3000 TL çalınırken, şarkıcı eşe acıyoruz. Bir kamyon odun ne kadardır dedim kendi kendime araştırdım. Bir kamyon odun sadece 400 TL. Biz o aileye verecek 400 TL bulamadık.

Kış geldiğinden beri bütün anneler hastalık konuşuyor. Klimalı, kaloriferli evlerimizde çocuklarımız hastalanırken. 40 günlük loğusa kadın, 2,5 yaşındaki oğlu ve 40 günlük bebeğiyle geceleri eksi derecelere düştüğü kış günlerinde ev denilen o yerde yaşıyor. Artık üzülmüyorum hasta olduğuna Ecem'in. Şimdi çok şanslı olduğunu düşünerek kucağımda seviyorum. Üstümde uyuduğunda yatağına yatırmak için çabalamıyorum.

Ayaz'ı şimdi toprak ısıtacak. Artık sıcakcık yeni yatağında yatacak. Biliyorum Ayaz son olmayacak. Şimdi peki o ailenin 2,5 yaşında oğlu ve 40 günlük lohusa kadına ne olacak? Yardım edecekler mi? Hiç sanmıyorum. Bizde zamanla unutacağız onları.

20 Aralık 2013 Cuma

Yılbaşı Hediye Öneriniz Benden

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!

Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?

Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!

Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.

Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/


Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Çocuklar İçin Ağız Bakım Rehberi


Çocuğunuzun sağlıklı ve temiz dişlere sahip olmasındaki ilk rol, size düşüyor. Ona fırçalama ve yeme alışkanlıklarını en iyi siz kazandırabilirsiniz. Bu konuda eksikleriniz olduğunu süşünüyorsanız, bugünkü yazımızı size rehberlik edebilir.

Ağzı yeterince büyüdüğünde çocuğunuz nihayet 20 küçük dişe ve daha sonra 32 büyük dişe sahip olacak. Bütün çocuklar farklıdır ve bu nedenle ilk küçük dişin çıkması en erken 3 aydan başlayarak 12 aya kadar sürebilir ve bu ilk çıkanlar çoğunlukla alt orta dişlerdir. 6 yaş civarında çocuğunuzun hayatı boyunca kullanacağı ilk kalıcı dişi çıkacaktır.

Küçük dişler büyük işlere yarar

70 yıldan fazla dayanacak kadar sağlam büyük dişlerin aksine farklı görevlerine uygun olarak küçük dişlerin daha ince diş mineleri ve daha küçük kökleri vardır. Küçük dişler çiğnemeye yardımcı olmanın yanında, konuşma yeteneğini geliştirmek, çene ve yüz gelişimini desteklemek gibi birçok farklı işe de yarar. Daha da önemlisi diş etinin içinde çıkmayı bekleyen büyük dişlerin yerini tutarlar. Küçük dişler düştüğünde ortaya çıkan boşluk büyük dişlerin düzgün çıkmasını sağlayarak sağlıklı bir yetişkin gülümsemesi yaratmaya yardımcı olur.

Fırçalama ritüeli

İki yaş ve altı çocuklar için özel üretilmiş dış fırçası ve macunu kullanımı, diş fırçalamaya alışkın olmayan çocukların rahat etmesini sağlar, küçük dişlerin sağlıklı gelişimini destekler. Küçük ağızlarda rahatça kullanılmak üzere tasarlanmış küçük uçlu ve yumuşak kıllı fırça tercih edebilirsiniz.

Sağlıklı yemek

Bebekler büyüdükçe tatları daha iyi ayırt etmeye başlar ve birçoğumuz gibi tatlı yiyeceklere yönelir. Oysaki bu tatlı besinlerde bulunan şeker, çocuğunuzun ağzındaki doğal bakterilerle reaksiyona girer ve dişlere saldırarak çürüklere yol açan zararlı asitler üretir. Eğer küçük dişler çürük yüzünden erken yitirilirse, çocuğunuzun büyük dişlerinin gelişimini etkileyebilir.

Dişçiyi ziyaret

Çocuğunuzun ilk dişinin çıktığı andan itibaren dişçiye gitmeye başlamalı ve dişçiniz aksini söylemedikçe her 6 ayda bir tekrar uğramalısınız. Dişçiyi düzenli olarak ziyaret etmek çocuğunuzun diş bakımında önemli bir rol oynar çünkü bu ziyaretler çocuğun bu yeni ve bazen de garip ortama alışmasını ve yıllar boyu sürecek iyi alışkınlıklar edinmesini sağlar.

3-5 yaş için

Çocuğunuz küçük dişlerinin tamamını çıkarmıştır. Sabah ve akşam tam 2 dakika fırçalama yapması önemli. Bu yaşlarda çocuğunuzun dişlerini sizin fırçalamanız gerekse de, fırçayı kendilerinin tutmaya başlamaları iyi olacaktır. Yaşına uygun bir diş fırçasının üzerine bir bezelye kadar çocuk diş macunu sürün.

6 yaş ve üzeri

Yaklaşık 6 yaşından itibaren çocuğunuzun ağzında küçük, büyük dişler ve boşluklar olacak. Bu sıralarda ilk yeni dişler diş etinin için den çıkmaya ve küçük dişleri sallandırmaya başlar. Sonra küçük dişler tamamen dışarı itilir ve geriye büyük dişlerin dolduracağı boşluklar kalır. Yeni çıkan büyük dişlerin minesi tamamen olgunlaşmamıştır ve bu yüzden çürüğe karşı savunmasızdır. Bu aşama gençlik yıllarına kadar sürecektir. Küçük dişlerini kaybetmek her çocuk için büyümenin önemli bir parçasıdır ve büyük dişlerin hayat boyu dayanması gerektiği için ağız sağlığında kritik bir dönemdir. 7 yaş civarında çocuğunuz diş fırçalama sorumluluğunu kendisi taşımaya hazır olmalıdır. Yine de dişini doğru fırçaladığını kontrol etmeniz önemlidir.

4 adımda diş bakımı

1. Çocuğunuzun yaşına uygun bir fırça ve macunla günde iki defa dişini fırçaladığından emin olun.
2. Nazik ve dairesel hareketlerle dişin bütün yüzeylerini temizlemesini sağlayın.
3. Çocuğunuzun dişlerinin günde dört defadan fazla şekerli yiyecek ve içeceklere maruz kalmamasına dikkat edin.
4. Çocuğunuzu düzenli olarak altı ayda bir kontrol için dişçiye götürün.

Bir kaç tavsiye

-Çocuğunuza gece boyunca içebileceği bir süt ya da meyve suyu şişesi bırakmayın, çünkü ağzında şişeyle uyumak dişlerine zarar verebilir.
-Çocuğunuza hipopotam ya da aslan taklidi yapmayı öğretin ki dişini fırçalamak için ağzını kocaman açsın.
-Eğer çocuğunuz yerinde durmuyorsa dişlerini fırçalamak için kucağınıza oturtun. Büyüyünce arkasında durmak da işe yarayabilir.
-Dişlerini kaybetmek ve ağzılarında boşluklar oluşması bazen çocukları üzebilir, o yüzden diş perisiyle bu durumu eğlenceli hale getirin.
-Meyve suyuna 10’da bir su karıştırarak dişlerine değecek asit oranını azaltın.
-Her 3 ayda bir ve her hastalıktan sonra diş fırçası değiştirmek fırçalamanın her defasında mümkün olduğunca etkili olmasını sağlar ve mikrop taşınmasını azaltır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Aralık 2013 Perşembe

Birlikte "bebeklerde alerji" konusunun detaylarına iniyoruz

Bir çok okuyucumun konuyla ilgili gelen soruları üzerine ‘bebeklerde alerji’ konusuna eğilmeye karar verdim. Alerji, değişen yaşam koşullarıyla birlikte son dönemlerde dünya çapında giderek artan bir durum. İstatistikler sizi korkutmasın ama günümüzde yaklaşık her 10 kişiden 3-4’ünün yaşamlarının bir döneminde alerjiden etkilendiği biliniyor.

Peki, alerji nedir? Alerji; bağışıklık sisteminin birçok insanı rahatsız etmeyen bazı maddelere karşı normalden farklı olarak verdiği tepkilerdir. Alerjisi bulunan kişilerin bağışıklık sistemi vücuda giren maddeyi zararlı olarak algılıyor, ve zararlı olmayan maddeye tepki vermeye başlıyor. Bu durum, döküntü, kızarıklık, kaşıntı, hapşırık gibi rahatsız edici belirtilere ve bazen şok gibi çok tehlikeli olabilen durumlara da neden olabiliyor.

Bebeklik ve çocukluk döneminde en sık rastlanan alerji tipi besin alerjisi. Besin alerjisinin de çeşitli türleri var. Bebeklerde en sık rastlanan besin alerji tipi ise inek sütü alerjisi.

Anneler dikkat; anne, baba veya kardeşlerinde alerji olan bebeklerde alerji gelişme riskinin daha yüksek olduğu biliniyor. Ailesinde alerji olan 10 bebekten 6-7’si büyük ölçüde alerji riski taşıyor.

İnek sütü alerjisi olan bebeklerin doktorları izin verene kadar inek sütü veya keçi gibi diğer hayvanların sütlerini içeren hiçbir gıda tüketmemeleri gerekiyor. Bu konuda çok hassas olmak şart, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin süt ve peynir, yoğurt  gibi süt ürünlerini tüketmemeleri, doktorlarının önerdiği gibi beslenmeleri kritik önem taşıyor.

Bebekler, inek sütü içeren bir besin aldıklarında gaz sancısı, kusma, ishal veya kabızlık, dışkıda kan gibi sindirim şikayetleri; kızarıklık, kaşıntı, döküntü gibi cilt şikayetleri ; hapşırık, burun akıntısı, hışıltılı solunum ve nefes darlığı gibi solunum sıkıntıları yaşayabiliyor. Bu can sıkıcı belirtiler,  bebeklerde aşırı ağlama, huzursuzluk, yüz, gözler ve dudaklarda şişmeye ve bebeğin kilo alamamasına da sebep olabiliyor.

Bu belirtiler ile karşılaşan annelerin, bir an önce vakit kaybetmeden doktorlarına danışmaları gerekiyor.

Anneler çok iyi bilirler, ülkemizde uzun zamandır inek sütü alerjisi konusunda annelerin güvenerek bilgi edinebilecekleri bir kaynağın eksikliği duyuluyordu.

Artık inek sütü alerjisi başta olmak üzere besin alerjisi ile ilgili daha fazla bilgi edinmek, bebeğinizin alerji riski taşıyıp taşımadığını öğrenmek için www.bebekvealerji.com websitesini ziyaret edebilirsiniz.

Vakit kaybetmeden siteyi inceleyin, problem yaşayan diğer annelerin hikayelerini dinleyin ve uzman videoları yardımıyla giderek artan alerji problemi hakkında kendinizi bilinçlendirin.

http://www.bebekvealerji.com/AlerjiNedir.aspx
http://www.bebekvealerji.com/OzamanNeYapalim.aspx
http://www.bebekvealerji.com/HekimlerNeDiyor.aspx
http://www.bebekvealerji.com/Default.aspx?prm=ailelernediyor
http://www.bebekvealerji.com/AlerjiTesti.aspx

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Madam Diş Hoşgeldiniz

Merhaba Madam Diş,

Sizinle geç tanıştık biliyorum. Çok uzak yoldan geldiniz. Arkanızdan kız kardeşleriniz gelecekler değil mi?Sizin gibi onları da çok bekler miyiz?

Başka bebeklere hemen çıkı çıkı veriyorsunuz da bize de niye süründünüz? Valla bir ara dedim ki gelmeyecek, üzüldüm durdum. "Ha alttan gelir" "İkisi birlikte gelecek galiba" dedik. Bahis bile oynayanlar oldu üzerinize.

Diğer kardeşinizi de bekliyorduk ama siz sallana sallana tek başınıza geldiniz. Hayır kızım 8 aylık oldu siz anca bin bir zahmetle geldiniz. Sizi ağırlayamayacağımızı mı düşündünüz? Korkmayın size ve kız kardeşlerinize çok iyi bakacağız.

Sizin geliş şerefinize büyük bir parti düzenlemeyi düşünüyorum. Biz buna kendi aramızda diş buğdayı diyoruz. Birçok güzel yemek yapacağız. Bir sürü insan gelecek. Herkes bizden haber bekliyor. Evin heryerini balonlarla, süslerle süsleyeceğiz. Ecem'in doğum günü provası gibi olacak. Çalıp, söyleyip eğleneceğiz.Sizin izin verdiğiniz ölçüde kızımda bu partide eğlenebilecek. Bir rahat durmadığımızdan kızım geceleri uykusuz, poposu pişik içinde. Gelmeden önce geleceğinizi bir ateşle belirtmezseniz çok iyi olacak. Çünkü biz karı koca çok panik oluyoruz. "İdrar yolu mu yoksa?" "Üşüttük mü çocuğu?" gibi sorularla kafayı yiyoruz. Sonra tahlil tahlil laboratuvarlar da koşturuyoruz. Birde kızımı o küçücük poşete işetmeye çalışıyorlar, beceremiyor. Üstüme başıma her yerime işiyor. Ne olur bizi böyle şakalarla gelmesin diğer kız kardeşleriniz.


Madam Diş, işte böyle halimiz. Büyük bir heyecan, sevinçle karşıladık sizi. Ecem'in 7 yaşına kadar ağzında sağlık ve mutluluk içinde yaşatacağız. Çürümenize izin vermeyeceğiz. Diş perisi seni ne zaman isterse yerinden almak o zaman gitmene izin vereceğiz. Sizde bu rüşvetlere karşı kızımı üzmeden gelirseniz çok mutlu oluruz. Bu isteklerimi diğer Madam Dişlere de iletirseniz çok seviniriz.

Sevgiler Süt Anne.

9 Aralık 2013 Pazartesi

Başımı Kaldırdım #blogfırtınası

Yıl 9 Aralık 2033.

Bir kafe de oturdum onu bekliyorum. Başımı kaldırdım karşımda duruyor. 20 yaşında,uzun saçlı, koca dudaklı, büyük gözlü, bembeyaz yüzlü açık kumral kız. Ecem.

Zaman çok hızlı geçmiş. İlk doğduğun zamanı hatırlıyorum da. Kıpkırmızıydı. Şimdi karşımda kırmızı rujuyla acele acele bir şeyler anlatıyor. Eskiden en büyük hayalim her şeyini bana anlatmasıydı. Anlatıyor da bazen aynı heyecanla onu dinleyemiyorum. Yaşlanıyorum galiba. 49 yaşındayım. Normal.

Onun geçtiği tüm yolları, bütün heyecanlandığı çoğu şeyi yaşadım. Hatta benim yaşayamadığım diğer şeyleri yaşasın diye çok çalıştım. İyi bir hayat sundum gibi duruyor.

Anlattığı şeyi dinlemeye başladım. Arkadaşları kavga etmiş nereye gidecekleri konusunda. Tarafsız kalmayı tercih etmiş. İstemediği bir yere giderlerse rahatlıkla söyleyecekmiş. Ama benden izin almadı. Bakalım ben izin verecek miyim gideceği yere? Ohh ne ala? Hiç düşünmüyor annem ne der babam ne der? Bu duyguyu yaşamak çok güzel aslında. Bizden izin almaya ihtiyaç duymaması. Kızıma güveniyorum. Yanlış bir yere gitmez. Onu yanlışlarıyla sevmeyi öğrendiğimiz için daha az hata yapıyor.

Zaten bütün arkadaşlarını tanıyorum. O yüzden bazı geceler, 2 ye kadar o cıstak müzikleri dinliyoruz evde karı koca. Bütün arkadaşlarını tanıya bilmek için ev partileri yapmasına izin veriyoruz. Bir sürü yemek hazırlıyorum. Kanepeler, meyveler, pastalar vb.. İçecekleri çocuklar getiriyor. Bize teşekkür ediyorlar evimizi açtığımız için. Sebebimiz belli. Dışarı da geç saatlere tanımadığımız insanlarla olacağına, evimizde tanıdığımız insanlarla olsun. Evim dağılsın, o tahammül edemediğim müziği duyayım önemli değil.

Dışarı çıktı mı karı koca bize çile oluyor. İlk önce izin faslı. Kimse "Sen izin verdin. Ondan oldu." lafını duymamak için sorumluluktan kaçıyoruz. Ortak kararmış gibi izin veriyoruz. Şartları sıralıyoruz.
-Babası bırakıp alacak.
-Dağıtacak kadar alkol alınmayacak.
-Babası kıyafete onay verecek.
Oooo bu liste uzayıp gidecek Cem'e bıraksam da orta yolu buluyorum bir şekilde.
Akşam geç saatte Cem Ecem'in bütün arkadaşlarını dolduruyor arabaya. Cem'e göre en uzaktaki bara gidiyorlar. Onları bırakıyor. Eve geliyor. Bundan sonra benim maratonum başlıyor. Çünkü çıkmalarına yakın Ecem beni arayacak babasının gelmesini isteyecek. Saat 4 gibi telefon çalıyor. Ben salondaki koltukta sızmışım. Kalbim küt küt atıyor. Gece telefon çaldı mı bir panik uyanıyorum. Telefon ekranında Ecem yazıyor rahatlıyorum. Arkada deli gibi müzik "Anne babam gelebilir. Yorulduk çok." Salon kapısından Cem giriyor. "Tamam Tamam gidiyorum. Ta anasının dininde yer. Aydın'a gitsin bunlar eğlenmeye en iyisi" diye söylenerek çıkıyor kapıdan pijamalarıyla. Geliyorlar. Saat 5 başlıyor gece olanları anlatmaya. Dinlemeliyim. Uykum gelmemeli. Ama dayanamıyorum. Sızıyorum o anlatırken.

O anlattıkça yaşayacaklarım düşünüyorum da bizi yine uykusuz bir gece bekliyor. Yani bebekliğinden, çocukluğundan hiç bir şey değişmedi. Ben yine uykusuzum yine uykusuz. Sadece uykusuz kalma şeklim değişiyor. O hızla büyüyor ben aynı anne kalıyorum.

2 Aralık 2013 Pazartesi

#sütannemolurmusun Söz Hakkı Programında



Bu ara çok heyecanlıyım #sütannemolurmusun projemizle uğraşıyorum. İlerletmek istiyorum. Bu yoldan vazgeçmek istemiyorum.

Benim gibi bir çok annenin  çocuğa yetebileceğini söylüyorum. Sütü en başta çok olan annenin sonunda da sütü çok olur. Paylaşalım sütlerimizi. Demiyormuyuz hep "Süt sağdıkça çoğalıyor." diye. İşte sütünüzü sağmak için yeni bir amaç daha size. Kelimeler yetmiyor anlatmak için kendimi, hislerimi. O gün porgram da bile sesim çatalllaşmış süt kızımdan bahsederken. İşte o gün programda kendimizi anlatmamız. Söylediklerimi duyarsanız ya da yüzümdeki ifadeyi görürseniz daha çok inanırsınız bana.

Haydi anneler izleyin. İyi seyirler :D

https://www.youtube.com/watch?v=HMdziOspSgE

1 Aralık 2013 Pazar

Bebekler Pek Renkli #blogfırtınası

Bir varmış bir yokmuş. Çok zaman önce bebekler çok renkliymiş. Ağlayarak çözmezlermiş işlerini.

Karnı ağrıyan bebeğin hemen karnında kırmızı ışık yanarmış. Anneler hemen ona göre önlemini alırmış. Acaba burası mı ağrıyor yoksa şu arası ağrıyor diye hiç düşünmezlermiş.

Dişleri çıkarken ağrılı geçmeyecekse sadece sarı sinyal verirmiş. Diş ishal yapacaksa yeşerirmiş dişin çıkacağı yer. Pişik kremini bol bol sürüp önem almak kalıyormuş geriye. Eğer ateş yapacaksa kırmızıya dönermiş. Anında Calpolü verip sarı renge dönmesini beklemişsin.

Bir gece bebeğiniz ağlıyor. Neyi olduğunu anlamak için yüzüne bakmak yeterli. Acıktı mı acaba deyip mama hazırlamaya gerek yok yada ateş ölçere koşmaya. Acıktıysa midesinin olduğu yer pembe yanıyor ateşi çıktıysa çocuk toptan kırmızı oluyor.
Burnu mı tıkalı? Tıkalık derecesine göre açık yeşilden koyu yeşile göre derecelendiriyorsun.

Uyuturken kalın mı giydirdin hemen terini kontrol etmeye gerek yok gece bebek maviye dönüyor. Üşüyor mu yavaş  yavaş buz mavi oluyor. Yani bebekten anlamayan adam bile "Bu bebek üşümüş." diyebiliyor. Öyle kucakta çok sallamakta yok. Bebek tam uyuyacak kıvama mı geldi hafif lila rengi oluyor alnı. Nerede olursan ol hemen olaya müdahale edebiliyorsun uykuya. Uyku başına vurmaya başladıkça lila rengi koyuluyor. Uyku başına vurdu çilesi bu şekilde son buluyor.

Bebek yedirirken de kolaylık var. Yeni bir şey tattıyorsun, tadını seviyorsa dili pespembe oluyor. Tadını beğenmediyse dili morarıyor. Dilini dışarı dışarı çıkartarak yerken sevdi mi sevmedi mi sorusuna paydos.

Bu özellikleri bebekler konuşmaya başladığı ve derdini anlatmaya başladığı zaman yavaş yavaş ortadan kayboluyormuş. Yani öyle hep renkli yanmıyorlarmış:)

İşte benim en büyük hayalim. Son sıralar keşke bebekler böyle bir donanımla doğsalarmış diyorum. Ağladığında acaba annesi oluyorum. Maması, ateş ölçeri, bezi, pişik kremi, karın masaj yağı, calpol hepsi bir yerimden çıkıyor. Detinoksu cebimde taşıyorum düşünün. Anında müdahale için. Ahh ahhh! Çok şey mi istiyorum?

26 Kasım 2013 Salı

Anne Sütünün Geçmişi

Apartman insanlarına göre eski insanlar anne sütüne daha önem verirmiş. Mamalar çıktığından beri bir çok anne anne sütünü umursamaz olmuş durumda. Emzirmek yerine biberonda yapılmış, çirkin kokan mamaları tercih ediyorlar. Eski insanların anne sütüne ve süt anneliğe verdiği değer çok büyükmüş. Eskiden günümüze eski insanların anne sütünü kullanımı şöyle;

Eski Mısırlılar, anne sütünün bebekler için 3 yaşına kadar en değerli besin kaynağı olduğunu vurgularlarmış. Ebers Tıp Papirusu'unda Mısırlılar bebek beslenmesinde tek besin olarak belirtmişler

Babiller, anne sütüne verdikleri önemi baş tanrıçaları İştar'ı bebeği emzirirken tasvir etmişler.

Anne sütünün kutsallığına inan Yakut Türkleri analık tanrıçası Ayzıt'ın bebeğine anne sütü vererek canlandırdığına inanırlar.

İbni Sina Tıp Kanunu kitabında anne sütünün anne karnındaki kana en benzeyen besin olduğunu açıklamıştır.

1794 yayınlanan Çocukların Doğumları Konusunda Fikirlerin Sonuçları adlı eseri yayınlayan Hafız Hasan, anne sütünün eşsiz özelliklerini anlatmış ve annelerin sütleri geldikleri müddetçe bebeklerini emzirmelerini tavsiye etmiş.

Ayyaşlı Şaban Şifali ilk Türk çocuk hekimliği kitabını yazmış. Kitabında bebekler için anne sütünün önemini yazmış.

Rönesans döneminde Avrupa yazılan bir çok kitapta anne sütü bebekler için en iyi besin olduğu belirtilmiş

İslamiyette anne karnında bebeğin beslenmesinin devamı olarak görmektedir anne sütünü.

Süt Annenin Geçmişi

Süt anneliği anlatıyorum bu ara herkese. Örnekler veriyorum tarihte kimlerin süt annesi olduğuyla ilgili. Çünkü insanlar tarihten birilerini duyduğunda daha çok kulak kabartıyorlar. Birde tarihteki kişileri araştırırken eski insanların anne sütüne ne kadar önem verdiklerini anladım.

Süt annelik M.Ö 2250 kalan Hammurabi kanunlarında bile yer almıştır. İyi süt anneliğin özellikleri anlatılmış. 13. yüzyılda Avrupa'da bir çok kadın süt annelik yaparak normal çalışan kadınlara göre daha iyi para kazanırlarmış. Süt annelik neredeyse ilk insandan bu yana anneler birbirlerine destek olurmuşlar.


Eski Türklerde süt annelik Göktürklere kadar dayanıyor. Bazı kriterlere göre süt anne annesi ölmüş bebekleri anne sütüyle besliyormuş. Hatta Hakan'nın süt kardeşi Hakan ölür ve çocukları küçük ise süt kardeşi hakanın çocukları büyüseye kadar devlet yönetimine vekalet edermiş. 
Kanuni Sultan Süleyman'ın Süt annesi
Türklerden süt annelikle ilgili örnekler vermek gerekirse ;

Muhteşem Yüzyılı izlerken ilk sezonda bir tane Daye Hatun vardı hatırlarsınız. Haremi idare ediyordu. Sultan Süleyman çok düşkündü ona. İşte o kadın süt anne. Daye demek sözlük anlamında süt anne demek. Gerçekte Sultan Süleyma'nın süt annesi, Hafza Sultanın sütü az olduğundan Trabzon kadısının eşlerinden olan Trabzonlu Afife Hatun Sultan Süleyman'ı sütüyle beslemiş ve süt annelik yapmıştır. 

Osmanlıda süt anneler sultanların kendi anneleri kadar kıymetli olurlardı. Hatta bazı padişahlar süt anneleri adına cami bile yaptırmıştır. Mesela Sultan 3. Mehmet, süt annesi Halime Hatun adına Gölmarmara Halime Hatun Camii ve Külliyesini yaptırmış.

Süt anneler (dayeler) o kadar kıymetli ki Osmanlıda eğer padişahın kendi annesi ölmüşse merasimlerde onun yerine bulunurlarmış. Genellikle önemli, mevki sahibi devlet adamlarıyla evli olurlarmış.

Hatta Osmanlıda süt banka bile kurulmuş. 19.YY sonlarında çocuk ölümlerinin artmasından dolayı kurulmuş bu vakıf. Süt Damlası Vakfı annesini ememeyen bebeklere süt temin ediyordu. Kontrol edilebilmesi için her kadın, sütünü verdiği çocuğu biliyordu.

Süt annelik bizim geçmişimizde çok önemli yer tutuyor. Bu gün bu konuya bu kadar yabancıyız anlamış değilim. Eski önemini kazandırmak için #sütannemolurmusun projesini hep birlikte sahip çıkalım. 

20 Kasım 2013 Çarşamba

Düşünemezdim Bile #sütannemolurmusun

Hamile kalmadan önce, hamileyken ve doğumdan sonra bir çok blogu yakından takip ettim. Çok seviyorum blog okumayı. Biraz özel hayata merakım var galiba. Hamilelik günlüklerini okurken "Acaba bu hafta ne başına gelmiş?" diye okumaya başlardım.

Sonra aradan zaman geçti. Hamileliğim son zamanında evdeydim. Süper keyifliydi. Acayip gezdim. Millet sokakta doğuracaksın diyordu. Doğumumu yaptım. O meşhur 40 gün bitti. Ben boşluğa düştüm. E şimdi bundan sonra ne olacaktı? Çalışmam mümkün değil. Çünkü kızımı bırakabileceğim biri yok. Bıraksam kazandığım parayla anca bakıcının parasını ödeyebilirim. Ne anladım ben o çalışmadan. Birde aklım Ecem'de kalacak. 4 aylıkken bırakacağım onu. Bunlar böyle sıralanıp gider. Eşimle oturduk, düşündük, taşındık evde olmalıyım. Kızıma ben bakmalıydım. Onun hiç anını kaçırmamalıydı birimiz. Eşimin kaçırdıklarını akşam eve geldiğinde ya da sıcağı sıcağına ilklerinin fotoğraflarını çekip ona göndermeliydim. Çok ciddi bir görevim oldu.

Ama içimdeki kurt durmuyor. Ben ev hanımı asla olamam. Bir kere dağınık bir insanım. Yemek yapmak dışında yapılan her ev işi benim için eziyet. Bilhassa da ütü yapmak. 

Sonunda süt anne oldum. Bir amacım olmuş oldu. Oturup kalkıp süt sağmaya başladım. Poşetler doldur bol bol. İçim yine püflemeye başladı. Nereye kadar böyle olacak? Önümde uzun uzun seneler var bir şeyler yapmalıyım.
Ben tripler de millette surat sallarken çok yakın arkadaşlarımız Murat'la Ayser mutfak muhabbeti yaparken "Ya blog yazsana sen yaparsın" dediler. Eşimle gaz verdiler. Bende kendi çapımda, kızımdan fırsat buldukça yazıyorum.
Annelerin hoşuna gitti süt anneliğim, onlarda olmak istediler. Kendi çapında bir kaç aileyi buluşturdum. İkizlere bir süt anne buldum. Sonrasında Antalya'daki 14 yaşındaki hasta kıza İzmir'li anneler olarak anne sütü gönderdik.

İşte kendi çapımda böyle uğraşırken memedeki rahatsızlığım büyüdü.(Rahatsızlığımla ilgili yazı :) ) Op. Dr. Cerrah Cüneyt Tuğrul'la tanıştım. Muayyene olmaya gittim. Birlikte yorucu 2 hafta geçirdik. 3 günde bir kapısını arşınladım. Foursquar de polikliniğinin mayorü bile oldum. Düşünün ne kadar çok gittiğimi. Bir gün ağlamaktan fırsat bulduğumda süt anneliğimden, blogumdan, aileleri buluşturmaya çalıştığımdan bahsettim. Cüneyt Bey'de sosyal sorumluluk projelerini tanıttığı program yaptığını söyledi. Konuğu olmamı istedi. Şaşırdım. Heyecanlandım. Aman nasıl yaparım ki?

Çekimin yapılacağı gün geldi çattı. Heyecan yok, sakinim. Ama son iki 2 gün uyumadım. Sakinliğime bakın. Fön çektirdim, 18 aydan sonra topuklu ayakkabı giydim. Eski günlerimdeki gibi tıkır mıkır Alsancak sokaklarında yürüdüm. Tabi yanımda en büyük destekçim, blog koçum Ayserle birlikte tuttuk Yeni Asır Gazetesinin yolunu. Hala sakiniz. Yayın başladı, sakiniz. Rahatız. Tabi her gün Cüneyt Bey'i görmemden de kaynaklıydı bu havam. 

Taki yayın bitti. "Ayser biz ne yaptık?" demişim. Bizim yaptığımız şuydu #sütannemolurmusun projemizin resmi olarak ilk adımını atmış olduk. Programımız 27 Kasım saat 21.00 de Yeni Asır Tv'de yayınlanacak. Heyecanla o günü bekliyoruz :)

18 Kasım 2013 Pazartesi

7 Ay Oldu Bile

Ecem bugün yedi aylık. Bir sene önce düşenemiyordum aklım almıyordu bu kadar çok büyüyeceği.
Nasıl olacak? Nasıl doğacak? 40 gün nasıl geçecek derken doğdu yedi aylık oldu bile kuzum.

Aklımda başka şeyleri canlandıramıyorum. Her ilkini ya fotograflıyorum yada bir yere yazıyorum. İlk portakal yemesi, ilk emeklemesi falan filan. Ne yaparsa yapsın benim için ilk oluyor. Çok ileriye gittiğimi bile düşünüyorum. Her gün mutlaka 1 tane fotografını çekiyorum. Sonrada oturup ilk doğduğu zamanlardaki haline bakıp "Ayyyy ne kadar çok büyümüş" diye ağlamaya başlıyorum. İlk dökülen saçlarını bile sakladım. Tuhaf bir aşk yaşıyorum                                                                                     sanki.

Bu Kadarda Olmasın Canım
Dün akşamda oturduk eşimle "Hayal edebiliyormusun şu kapıdan koşarak geleceğini" dedim. Düşündük canlandıramadık aklımızda. Pati pati yürüdüğünde deliririm herhalde. Sabah bir kalkacağız ayak ucumuzdan girecek yatağımıza. Ayakları buz gibi olacak belki ısıtacağız biz onu. OFFF OFF! Hayali bile ısıttı içimi.



Mutfak oyuncaklarıyla pastalar yapacak bize. Çay koyacak o plastik fincanlarına. Hayali çaylar içeceğiz hüpürdete hüpürtede. Bebeklerine isimler takacak, saçlarını tarayacak. Bazen ben oyuncağı olacağım. Saçlarımı tarayıp yolacak :) Makyaj malzemelerim hep ortadadır genelde benim. Ondan kaçıracağım zamanlar olacak. Bir gireceğim odaya kaşı, gözü, dudakları ruj. O kadar çok bulamış olacak ki çıkmayacak yüzünden. Bütün gün kırmızı kırmızı gezecek.





Sonra dahada büyüyecek okula gidecek. Allah artık Allah! Okulundan gelecek her şeyi anlatacak bana. Hiç sussun istemeyeceğim. Kafamızı şişirecek her dakika. Şarkılar, oyunlar. Ders yaparken kızarmıyım acaba ona? Daha erken herhalde bunları düşünmek için.

Biri beni durdursun!!
Bu hayallerim torunlarıma kadar gidiyor.

15 Kasım 2013 Cuma

Sevgili Sümük

Merhaba Sümük;

Ben yeni bir anneyim. Bebeğimin ilk kışı olacak bu kış. İlk ziyaretçisi sen oldun. Geldin bir az, kaldım bir yaz. Ne zaman çocuğumun burnunu terk etmeyi düşünüyorsun?

Ecem senin yüzünden uyuyamıyor. Hadi uykuyu geçtim ememiyor. Birde biz ek gıdaya geçiş dönemindeyiz. Memeyi de bırakıyoruz. Anlayacağın zor dönemler geçiriyoruz. Biraz bize müsade edersen kendi işlerimize bakacağız.

2 haftadır kızımın burnunda yaşıyorsun. Seni kibarca uyardı hapşırarak. Ama sen inatla anlamadın.Sonrasında  peditus, okyanus suyuyla kovmaya çalıştık. Kayboldun. O günleri bayram ilan ettik. Ecem çirkin (bebekçe gülme şekli) olmaya başladı tekrar. Yeni biberon başlıklarını denemeye devam etti. Devam sütünü sevmeye başladı.

Şimdi yeniden ortaya çıktın. Herhalde hafta iznindi. Anlamadım ben seni. Evdeki hiç kimse hapşırımıyor ya da  burnu akmıyor ama sen oradasın. Kızım öyle bir horluyor ki, burnunun içinde kış uykusuna yatmış bir ayı var. Sanki içine bir fino kaçmış ve her önüne gelene hırlıyor. Çocuk çocukluktan çıktı anlayacağın.

Bizi her yerde rezil ediyorsun. Tam kızımı biri kucağına alacak iştahla sevecek, hoop burunda bir baloncuk. Gezmekteyiz, bir hapşırıyor burnundan ağzından her yerinden akıyorsun. Birde sildirmiyor. Tadını mı seviyor ne? Birbirinizden hoşlanıyorsunuz farkındayım. Kızımı terk etmen için ne kadar istiyorsun?

Tamam tamam biliyorum hayatımızın bundan sonraki tüm mevsimlerinde olacaksın. Bu ara tüm anneler senden bahsediyor. Senden ricam şu ek gıdaya geçtiğimiz dönemde birazda olsa bizi rahat bırakman, birde hiç bir zaman ateş yapmaman.


Sevgilerle Süt Anne.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Yağmurda Oyun Keyfi

Tchibo her hafta yenilenen temaları, modayı kaliteyle bütünleştiren ürünleri ve lezzetli kahveleriyle sevdiğimiz markalardan biri.

Bir Tchibo mağazasına girdiğinizde sizi karşılayan harika bir kahve kokusu duyuyorsunuz. Ürünlere bakmak için sabırsızlansanız bile kahve standının önünden güç bela ayrılıyor ve ürünlere doğru yöneliyorsunuz. Ürünlerin hemen hemen hepsi keyifli renklerde ve tarz ürünler. Üstelik hepsi birbirinden kaliteli ve dayanıklı. Tchibo ürünlerinin kalitesi, alanında uzman kişiler tarafından çok sıkı ve acımasız testlerden geçiyor ve sadece testi geçebilenler satışa sunuluyor.

Gelelim Tchibo’nun bu haftaki temasına; Yağmur Zamanı. Evde battaniye altında bir fincan kahveyle camdan yağmuru izlemek çok zevkli, evet. Peki her dakika dışarıda olmak isteyen çocuklar? Su ve kir geçirmeyen doğayla dost Ecorepel ürünler, su ve kir tutmayan BIONIC FINISH ECO malzemeden kumaşlarla yağmur çamur demeden çocuklarınızla sokağa çıkmaya hazırsınız!

Yağmur Zamanı temasındaki tüm ürünler birbirinden güzel ama yağmur kıyafetlerinde çocuğunuzun sağlığına öncelik veriyorsanız, aradığınız ürünleri bu temada bulacaksınız.

Yağmur Kıyafetleri denince akla ilk gelen yağmurluk oluyor tabii. Sizin için bele hafif oturan, kırmızı ve lacivert renk seçenekleriyle şık bir yağmurluk, çocuğunuz için dünya tatlısı desen ve renklerde Termal Çocuk Yağmurluğuyla mükemmel bir anne-çocuk olacak ve herkesin ilgisini çekeceksiniz. Daha da soğuk havalarda çocuğunuz için çok havalı bir Termal Mont, Örgü Bere ve Şal takımıyla onu soğuktan koruyabilirsiniz. Bu arada kendinizi de ihmal etmeyin ve 3’ü 1 arada şık bir mevsimlik monta dolabınızda yer açın.

Yağmur Zamanı temasında bunlardan başka birçok ürün daha bulunuyor. Daha ayrıntılı incelemek için Tchibo.com.tr’ye tıklayıp, keşfe başlayabilirsiniz. Aynı zamanda 444 28 26 numaralı Telefonla Sipariş Hattı’ndan da alışveriş yapabilirsiniz. Şöyle keyifli bir alışveriş yapıp, sonrasında da kahveyle yorgunluk atmak isteyenleri, çalışanlarının yüzünden gülümseme eksik olmayan Tchibo mağazalarına davet ediyor ve ekliyorum yeni temalardan herkesten önce haberdar olmak için Tchibo Facebook (https://www.facebook.com/tchiboturkiye) sayfasını beğenebilirsiniz. Keyifli alışverişler!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

31 Ekim 2013 Perşembe

İSYEANNNNN!

Sizinde oluyor mu bıkkınlığınız? Hay ben ne yaptım dediğiniz sonrada hemen arkasından pişman olduğunuz. "Hay Allah'a şükür çok mutluyum." dediğiniz.

Çıkarmadığım Sabahlık, Pijama ve Arada Giydiğim Terlikler
Benim bu ara çok oluyor. Her şey  zor gelmeye başladı. Çok çabuk yoruluyorum mesela. Sabah kalkıyorum kocamın attığı çorapları makinaya götürüp koyduğumda, bir yorgunluk çöküyor üstüme anlatamam. Yatak bile toplamak eziyet oldu. Baktım çok sıkıyor, toplamıyorum. Tekken dediğim gibi "Aman boşver nasılsa akşama yine bozulacak" diye avutuyorum kendimi. Öğlen oluyor. Yatak odasına giriyorum. "Ay bu oda çok dağınık. Nefret ediyorum dağınıklıktan" deyip bir hışımla topluyorum yatağı.

Birde pijamalarımı hiç çıkarmıyorum. Sabahlık, pijama ve terlik. Terlik giyemiyorum kız ağzına sokuyor diye ama olsun. Fırsat buldukça geçiriyorum ayağıma. Bakkala giderken küfrede küfrede zoraki giyiniyorum. Ama saçlarımı taramıyorum. Cadı gibi gidiyorum bakkala. Allah'tan bakkal yakında, yan binanın altı. Kimseye görünmüyorum. Mümkün olsa pijamamla gideceğim bakkala.

Çok özlüyorum Akçay'ı. Annemi, babamı, kardeşimi. Çok ihtiyacım var gibi geliyor onlara. Eşim acayip ilgili bir baba, sabırlı bir eş. Ailesi deseniz melake insanlar. Torunlarına tapıyorlar. Ama annemler yok ya yalnızmışım gibi. Nazlanamıyorum, kapris yapamıyorum diye belki.

Aslında her şey doktora gittiğimde başladı. Girişteki kadın mesleğiniz ne diye sordu. Cevaplayamadım bir anda kal geldi. "Evdeyim"deyiverdim. Kadın "Hımm! Ev hanımı" dedi döndü yazdı. Sonra bir koydu bir koydu anlatamam.

Böyle başlamamıştı oysaki. Bayıla bayıla İzmir'e geldim. Akçay'daydım. Baktım iş yok. Birde kendi ayaklarımın üzerinde duracağım diye kalktım geldim İzmir'e. İşe girdim. Çok zor bir işte çalıştım. Hiç bilmediğim İzmir sanayilerini her gün arşınladım. Tam 6 sene boyunca. Hiç durmadım. Dinlemedim. Her fırsatta kaçtım Akçay'a. Tek başınaydım. Benle birlikte yola çıkan çoğu insan anasının babasının evine döndü. Ben büyük çabayla kalmaya çalışıyordum. Üniversite okumak için kardeşim geldi yanıma. Birlikte kalıyoruz. Baktım ben çok özlüyorum Akçay'ı. Onun dönecek olması beni çok korkuttu çok. Alışmıştım onla olmaya. Her annem babam gidişinde ya da Akçay dönüşlerinde ağlamaya başladım.
Dönüyorum tammmm derken eşimle tanıştım. Çok aşık oldum. Gözümde ne Akçay kaldı nede başka bir şey. Eşimi evlenmeye ikna ettik. Baya bir şirket gibi çalıştık ailesiyle. Harika bir evlilik yaptım. Aşık olduğum adamı her daim seveceğim. Sevdiğim şehir İzmir bana aşkı sundu.

Sonra çocuk yapalım dedik. Çok istiyorduk ama ben bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Yani millet 1 sene uğraşıyor. Biz ise ilk denememizde yaptık. Süperdi evren bizim çocuk yapmamızı bekliyormuş.
İşimden ayrıldım. Yani ayrılmak zorunda kaldım. Harika bir hamilelik dönemi yaşadım. Sağlıklıydım, eşim etrafımda pervaneydi. Aileler toruna ne alsak yarışına girdi.

Birde eşimle çalışıyorum kendi işimizde. Daha doğrusu ben her sabah işe gidiyorum eşim çalışıyor, ben dizi izliyordum. Son 6 senedir yapamadığım her şeyi yapıyordum. Bir sürü birikmiş kitap, dizi vardı. Hepsini bu dönemde okudum, izledim. Hiç evde gündüz kuşağını izlememiştim. Çalışıyordum. Bekardım.Kira, faturalar, kredi kartları ödemek zorundaydım. Yani sorumluluklarım vardı. Evlenince sorumluluk almaya devam ettim. Çakma sorumluluklardı. Hamilelikte hiiiçç bir sorumluluk almadım. Yan gelip devirdim popoyu. Haftaiçi alışveriş merkezlerine gittim hemde gündüz. Acayip birşeydi benim için. Hatta 4-5 kişinin bulunduğu sinema salonlarına gidince acayip sevindim.

Kızım doğdu. Bu zamana kadar güzel geçti vaktimiz. Hala da harika geçiyor. Şanslıyım onu bırakıp da işe gitmediğim için. Bırakamazdım çünkü. 2 saatliğine bırakıyorum aklım onda kalıyor deliriyorum. Çok ağladı mı falan diye. Ecem hastalanınca çok kötü oldum. Geçen cumartesi kafasını yere vura vura ağladı. Hiç bir şey yapamayınca, ağlamaları saatlerce olunca bana bir şey oldu. O ağladı ben ağladım. Eltim koştu geldi sesimizi duymuş. Uzaklaştırdı bizi birbirimizden.

Bu günlerde annemi, babamı çok arıyorum. Keşke Akçayda olsaydık diyorum. Ya da onlar burada. Bir nefes kadar yakınımda olsalardı. Belki burada olsalardı bir kaç saatte olsa sorumluluğumdan kaçabilirdim. Sıkıntı duymazdım hiç kendimle ilgili. Kızımın ilacını içirirken, biri kollarından tutardı, biri oyalardı bende içirirdim.

Hey! Doktordaki kadın ben ev hanımı değilim. Çocuk sorumlusuyum. Sen ne kadar zor iş biliyor musun? Düşmemesi lazım, bu elma suyunu sonuna kadar içmeli, bezini değiştirmeliyim pişik olmasın. Hep stres. Bir canı büyütmeye çalışıyorum. Parayla oynamak gibi değil. Para her zaman kazanılır. Sen suratsız oldun mu o da senden daha suratsız oluyor. Birde bu iş 24 saat sürüyor. İşten geldikten sonra telefon çalınca deliren ben, gece 5 defa emzirmeye kalkıyorum uykumun en tatlı yerinde. Ben bu dünyadaki en zor mesleği yapıyorum anladın mı? İlla bir ünvan istiyorsan ANNEYİM.



25 Ekim 2013 Cuma

Şimdi Kendim İçin Bir Şeyler Yapma Zamanın Sonucu

Doktorla görüşmem süper geçti. Bir sürüde şey öğrendim. İyi ki doktora gitmişim baya rahatladım. En azından o gördüğüm tuhaf rüyalar kayboldu. İstediğim tüm soruların cevabını daha sormadan aldım. Ben böyle doktorları seviyorum. Bana güven veriyor. Doktor dediğin tahlillere bakıp bakıp  "Hımmm. Hımmm." dememeli. Çünkü insan kafasında kuruyor. Dünyadaki en beter hastalığa yakalanmışsın gibi hissediyorsun. Konuşmalı, anlatmalı, gözünün içine bakmalı.

Sabah büyük bir heyecanla hazırlandım. Nasıl bir stres nasıl bir stres anlatamam. Bu stres birazda bana asabiyette yaptı. Kahvaltı bile edemedim. Ecem'i de iyice doyurup bıraktım. Allah'ım doktorun muayeneye gidesiye kadar yol bitmedi. Ben önde kayınvalidem ve eşim arkamda. Koşturttum biraz onları.

Sonunda bulduk yerini. Bilgilerimi falan aldılar. Beklemeye başladık. Randevum 10:30'daydı ama biz 11:30 'da girebildik. Doktor o gün yurtdışına çıkacağı için çok yoğunmuş.

Girmeden önce biraz geç kalındı diye söylenmeye başladık. Birde Ecem'i de yengesine bıraktığımızdan aklımızda onda, streste üstüne binince konuşuyor insan. Tam biz hemşire ile konuşurken içerideki hasta çıktı. Kanser hastasıydı, peruklu, bizden oldukça stresli bir bayan çıktı. Kendi kendime bir kızdım. Yani benim durumum onunkinden daha iyiydi ve dakikalarla yarışıyordu. Elbette benden daha çok soracak sorusu olacaktı.

Meme Hücreleri, Fibrodenom Hakkında Doktorumun Anlattıkları


Normal Memeyle Fibrodenomlu Memenin Farkı

Dünkü yazımda bahsettiğim gibi doktorum çok anlatmayı seven biri. Bu benim için süper bir şey. Yıllardır bu fibrodenomlarla uğraşıyorum kimse tam anlamıyla ne olduğunu hiç anlatmadı. İnternette de çok farklı görüşler var. Sanki cerrahlar bu konuda ikiye ayrılmış gibiler.


İçi hücre dolu kist. 

Kimi alınması iyi diyor kimi sakın elletme diyor. Yani her doktorun görüşü farklı. Doktorumun bu konuyla ilgili anlattıklarını sizinle paylaşmak istiyorum. Açıkçası ben kendisine çok güvendim. Böyle bir durumunuz varsa gerçekten iyi bir doktora gözükmek gerekiyor. Doktorun tek dediği şey ihmal kesinlikle yapılmamalı.
Dün bahsetmiştim, doktorda sıramızı beklerken bir kanserli hasta vardı. Doktoruma geldiğinde kadın bir nohut büyüklüğünde bir kisti varmış. Doktorum alınması gerektiğini ve patolojiye gönderilmesi gerektiğini söylemiş. Kadın ameliyat olmaktan korkmuş. Bir sene sonra kanser tüm memesini sarmış. Doktorum acı bir kelimeler sarf etti "Eğer ilk geldiğinde alsaydık. Sadece basit bir cerrahi müdahale olacaktı. Yaşamı uzun olacaktı. Şimdi ise ömrünü uzatmak için çaba harcıyoruz." dedi. Bu kelimeler içimi acıttı.

22 Ekim 2013 Salı

Soran Anne'nin Bepanthol Pişik Merhemi Deneyimleri

Anne olmanın en zor kısmı "herşeyi düşünmek, düşünmek, düşünmektir."
Ne zararlı ne yararlı bilmek, bilmeye çalışmak, araştırmaktır.

Belki de bunlardan ötürü "Sormak, bilmemekten iyidir" dedim, Soran Anne olmayı seçtim.
Kendim için de ailem için de aşırı şekilde kozmetik ve benzeri ürünler kullanmamaya çalışıyorum.

Ama bu faydalı, sağlıklı ve yaşam kalitemizi yükseltecek ürünleri bulduğumda almama engel değil tabii ki. Pişik, iki kuzulu bir anne olarak evimizin önemli konularından biri.

Elif 3 aylıkken ağır bir ishal geçirdi. O zamanki aşırı faaliyet döneminde ne yazık ki pişik oldu. (günde 8-10 kere kaka yapıyordu.) O zamandan beri iyi bir ürün hep araştırma listemdeydi.

Ama Kerem’de bunu yaşamadık. Çünkü bu konuda artık bir desteğimiz var.
Benim “az ve öz” listemde olan, evimizin her daim bulunanlarından “Bepanthol Pişik Merhemi”nden söz etmek istiyorum.

Şimdi Kendim İçin Birşeyler Yapma Zamanı

Son 6 ayım tamamiyle kızıma adamış durumdayım. O uyanınca uyandım, o emdi ben doydum. 2012 hazirandan beri yasaklarlayım. Hamile kalmadan önce, hamile kaldım, şimdide emziriyorum. Yani bir buçuk senedir kendim için neredeyse hiç bir şey yapmadım.
Kendim için yapacağım şey de sağlığımla ilgili. Mememde büyük bir mastit var. Bir memem bana ait, diğeri Pamela  Anderson'a. Kendi cumhuriyetini kurdu, kafasına göre ateşimi yüksetiyor, üstü kızarık, kıncal kıncal damarlar çıkıyor. Üstü ateş gibi, bir yumurta pişirilebilir.

Benim mastitin bildiğiniz mastitlerden değil. Mememdeki fibrodenomdan dolayı memem tam boşalmıyor. Yani benim doktorlardan anladığım bu. Hepsi aynı şeyi söyledi. Birde sadece baktılar şöyle bir baktılar "Bu antibiyotiği kullan. Devamlı sağ geçer. Emzirirken birşey yapamayız" dediler. Sağıyorum doktorların dediği gibi, sütüm daha çoğaldı. Yataklar çürüyecekti neredeyse.Akıyor devamlı. Kızı tek memeden besliyorum. Birşey değişmiyor. Makinaya bağımlı yaşamaya başladım. Neredeyse yemek yerken bile sağacağım. Sinir geldi üstüme. Bir damla bir damla daha. Kaç damlada doluyor diye saymaya başladım. Kızı emziriyorum uyuyor, oturuyorum makinanın başına. VOŞTİK-VOŞTİK. Geceleri uyanıp bile sağdığım oldu. Çünkü memem deli gibi acıyordu.

Sıyıracaktım ki süt kızım oldu. Derler ya her şerde bir hayır vardır. Benimki de öyle işte. Mememde bu mastit oluşmasaydı, güzeller güzelli süt kızım olamayacaktı. Bu mutluluğu yaşamayacaktım. Sütümü sağmak anlamlı oldu.

Sanki biraz iyileşti gibi geldi. Sabah akşam sağmaya başladım. Hemde vakit bulamıyordum. Çünkü Ecem daha az uyumaya başladı. Oyun oynamak, yanında olmamı istiyordu. Kucak aşkı da arttığından dolap beygiri dolanıyorduk evde.

18 Ekim 2013 Cuma

Benim Kahramanım Sensin

Farkındayım anne olduktan sonra iyice duygusallaştım. Televizyonda gördüğüm her şeye ağlar oldum. Bu sefer gerçek bir ağlama sebebim vardı. Bu gece Okan Bayülgen'in programında cesur anneler gördüm. Onlar ağladı ben ağladım. Bir çok konu geçti programda benim aklımda kalan iki şey kaldı. Birincisi Melis'in annesiyle Gamze annenin ağlayarak konuşması. Yaşadıkları durum faklıydı. Birinin çocuğu hastaydı, diğerinin kendisi. İkisininde tek ortak noktası vardı çocuklarını bırakmak istememeleri.

.
Bazı şeylere ağlamak çözüm değil. Mücadeleyi bırakmak mümkün değil. Savaşmak gerekiyor. Ağlamanı görmemeli evladın. Benim kızım şimdi kendi yatağında uyuyor. Onu hastane yatağında uyuduğunu gözümde canlandıramıyorum bile. Gecede 10 kere üstünü örttüğüm, çoğunda nefesini kontrol ettiğim kızım azrail ile savaş verdiğini düşünmek bile kötüyken, o yürekli anneler yaşıyor bu korkuyu. Cesur anneler, kahramanlık savaşı veriyor kansere karşı.

İkinci aklımda kalansa çocuk kanserlerinin belirtileriydi. Çocuk kanserlerinde anne, babaların ve öğretmenlerin  dikkat etmesi gereken belirtiler var. Çünkü çocukluk çağı kanserlerinde belirtilerle teşhis edilebiliyor. Taraması yok ancak belirtiler ortaya çıktığında doktorlar tarafından tespit edilebiliyormuş. Küçük bir dikkatimiz hayatımızı değiştirebilir.

6 Ekim 2013 Pazar

Annelik Cesaretimi Değiştiren Özlem Kaymaz'ın Hikayesi

Bütün evde olduğum için devamlı televizyon izliyorum. Cuma günü Gülben Ergen’in programını izledim. Keşke hamileyken de böyle programları izleyebilseydim.Anne olmak için ne kadar cesur olmak gerektiğini anlattı bana.

Programın reklamlarını izlerken hiç duymadığım bir sendromu duydum. Çok güzel bir erkek çocuğun annesiyle verdiği yaşam mücadelesinden bahsediyordu. Özlem Kaymaz, eski güzellik kraliçesi ve manken. Oğlunu nasıl hayata bağladığının hikayesini kendi ağzından dinledim. Oğlu nager sendromluymuş. Çok etkiledim. Günlerdir rüyalarımda görüyorum resimlerini. Mücadelesini dinledikçe cesaretlendim.

Ultrasonun faydasını burada bir kez daha anladım. Hamileliğin de ilk parametrik ölçümlerde hiç problem yokmuş. İlk hamileliğini sorunsuz geçirdiğinden ayrıntılı olarak incelememiş doktorlar. Yurt dışında ultrasona girmek çok zormuş Herhangi bir anormallik yoksa gerek duymuyorlarmış. Hollanda’dan daha iyi bir durumdaymışız bu konuda. amiyosentez sıvısı 7 aydan itibaren birden fazlalaşmaya başlamış. Karnı o kadar çok büyümüş ki acısı dayanılmazmış. 8. ayda erken doğum gerçekleşmiş..

Bebek doğduğunda ameliyathane birden sessizleşmiş. Doktorlar o anda  fark ediyor bebeğin anormal olduğunu. Parmaksız, çenesiz doğuyor. Çenesi olmadığından suyu içememiş bu yüzden amiyosentez sıvısı artmış. 6 saat boyunca pompayla yaşatmışlar.Çenesi olmadığından nefes yolu kapalıymış. Bu şekilde hayatını kurtarmışlar.  Bu 6 saat boyunca bebeği göstermemişler anneye. Başka bir hastaneye nakledilmeden önce Türk bir hemşire Özlem Kaymaz’ı bebeğinin yanına götürmüş. “İlk ve son kez bebeğini öp.” demiş. Düşünebiliyor musun bir hemşire size böyle diyor? Aklına neler gelir o anda. Özlem Kaymaz bir melek gördüğünü söyledi. İşte annelik böyle bir şey. Tüm kusurlarına rağmen bebek senin etin kemiğin.

3 Ekim 2013 Perşembe

Dün Gece Muhallebi Kafasından Anladıklarım

Dün gece sabaha kadar Okan Bayülgeni izledim anladığım şu ki;

Her Üründe GDO var. . Sebzelerde en çok katkı bulunanlar ise çilek ve domates. Yani dometesi ve çileği zamanında yememiz gerekiyor. Kışın domat yemek yok :)

Hangi ürünlerde GDO ürünler var derseniz mısır, soya, pamuk ve ayçiçeğide bulunuyormuş. Örneğin mısırdan 600, soyadan 900 ürün üretiliyormuş. Bunların çoğunu günlük hayatımızda hep kullanıyormuşuz. Ama bilmediğimiz bir çok ürünün içinde olabiliryorlarmış bu yüzden ürünlerin arkasını okumalıymış.
Ayçiçeği dediği bizim bildiğimiz çiğdem, günebakan, gündöndü(hangi yöre ne diyorsa artık) mü? Yapamayın bunu bana en sevdiğim şey. Herşeyden vazgeçerim senden asla vazgeçmem çiğdemmm!

Bazı gıdalar yüzünden midemiz zehirli maddeler üretiyormuş. Bunun sebebi GDOlu ürünlermiş. Bu zehir tarımsal zehirmiş. Bu tarımsal zehirler daha önce insanlar birbirini zehirlemek için kullanırlarmış.Çocuklarımızın birçok sevdiği üründe bu katkı bulunmaktaymış.


Çocuklarımızı şekerden uzat tutmalıymışız. Bu mümkün değil ki biz ebeveynler olarak uzak duramıyoruz. Kadınlarda aylık döngünün olmaması gerekiyor bunun için. Çikolata, cips, şekerleme yedirilen çocuklar sağlıksız oluyorlar ve kilo alamı yavaşlıyor. Başka yiyeceklere istekleri azalıyor. Vakti geldiğinde yemek yemeği reddedebiliyorlar. Obezite oranları artıyor. Çikolata şekerleme haftada en fazla 2 kere verilmeli ve bitter çikolatayla ilk olarak tanıştırılmalılar. Cips hiç yedirilmemeli. Cipsi kendimiz yapmalıymışız. En uygunu fırında pişirilmeli yada bir kerelik yağda pişirilmiş olmalıymış.

1 Ekim 2013 Salı

Kış Geliyor Kızım

Merhaba Kızım, kış geliyor. Yağmurlar, karanlık günler başlıyor. Her gün bir diğerinden soğuk olacak. Kış için sana bir kaç uyarım var.

Yağmurlu günlerde seni arabasıyla ıslatmaya çalışan insanlar var. Şemsiyeni başının üstünde değil bacaklarında tutacaksın çoğu zaman. Otobüsler dolu, taksiler hep seni es geçecek. Durakların içi  tıklım tıklım ve ıslak olacak. Sabah kalıp perdeyi açacaksın ve karanlıksa o gün seni hiç bir şey mutlu edemeyecek. Yağmur seni delirtecek bir gün içinde 3 kere ıslanıp 2 kere kurayacaksın.

Dolabının karşısına geçip hem kısa kollu hemde uzun kollu giymek isteyeceksin. Çoğu zaman yanlış karar verip ya terleyeceksin ya üşüyeceksin. İkisinin sonunda hasta olup theraflu, adaçayı ile arkadaş olacaksın. Burnun kıpkırmızı olacak, dudakların kuruyacak.

Her yerde şemsiyeni unutacaksın. Farkettiğinde yağmur yağıyor olacak ve o cani şemsiyeciler şemsiye fiyatlarını iki katına çıkartmışlar ellerini avuşturarak seni bekliyorlar. Küfrede küfrede mecburen o dandik şemsiyeyi alacaksın.
Öyle günlerde olacak ki yağmur yağsada şemsiyenin altında bir tek biz olsak diyeceksin. Aşık oldun mu kış gibisi yoktur.. Battaniyenin altında sımsıkı sarılacak biri varsa kışlar en güzel mevsimdir.

Birde kışın yağan kar var. Bir çok damla yağmurun birleşmesi. İzmir'de pek tanışmıyoruz kendisiyle. Bir kere gördüm o günde zaten her iş yeri tatil oldu. İki damla karla küçüçük kardan adamlar yaptık. Ben pek sevmiyorum karı. Benim için bir kaç yıl öncesine kadar yerden biten birşey gibiydi. Yağdığını 20 yaşında gördüm ilk defa. Belki sen sevdirirsin bana karı.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Ya Kötü Anne Olursam



Bizim araban böyle kelebekeler çıkmıyordu.

Dün Ecem doğduğundan beri en zor günlerimden berini yaşadım. Annemle hep hayalimizdi. Eylülde İzmir'e gelecek, kızı arabasına koyacağız oooo durmadan gezeceğiz. İlk gezmemizi uygulayalım dedik dün. Ecem uyudu, uyandı, karnını doyurdum. Koyduk arabasına. Göztepe'ye doğru yola çıktık.



İlk 10 dakika sorun yoktu. Biraz esmeye başladı. Birde biz puset arabasını kullanıyoruz. Araba koltuğunda durmadığından ona geçtik.Dışarı bakıyor ya yüzü "Hadi çocuk üşümesin ceketini giydirelim" dedik. Aman seninki başladı ağlamaya. Ceketini giymeyecekmiş. Sıkıntılı hatun. Sıcak geldi galiba söyleniyor. Hemde ne söylenmek. IIGGGIIGGIIGGGIIGGAAOOOUUAAOOO! Diye bağırmaya başladı. Çıkarttım ceketini. Ceketi 10 dakika kaldı kalmadı üstünde.   Durmuyor. Pusette dönmeye çalışıyor. Yürüyoruz sanki bütün sokaktakiler bize bakıyormuş gibi gelmeye başladı. İçlerinden "İki kadın bi çocuğa bakamıyorlar" diyorlar. Stress oldum.

Yakında bir Burger King vardı oraya oturduk. Emer belki uyur diye düşünüyoruz. Emmiyor arabada durmuyor. Biz yemek yerken bizi bir izleyeyişi var. Açmış gibi bakıyor bizim yüzümüze. O bakışlarına bizi bir aldı gülmek. Gözlerimden yaşlar geliyor. Sinirlerim bozuldu gülerim de ben.Eline verdim patatesleri koydukları keseyi. Resmen yiyor, yalıyor. Çok hoşuna gitti. Biraz sakinleyince çıktık biz yine yola. 10 adım atmadık başladı yine söylenmeye. Ne olur ne olmaz diye ben kanguruyu da yanıma almıştım. Kanguruya koyduk orada da durmuyor. İlk defa kanguruda durmadı.

Neyse ben kafamı uzaklaştırmaya çalışıyorum kızdan. Mağazalara bakıyorum falan. Çocuk huysuz. Sakinleştirmeye çalışıyorum kendimi. "Herkesin başına gelir bu. Bir senin çocuğun değil sokakta ağlayan" diyorum kendi kendime. Başka bebek arabalarına bakıyorum. Hiç birinin bebeği ağlamıyor. Ya uyuyorlar yada bakınıyorlar.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Süper Anne


Anne  olunca 5 duyun ve 6. hissin o kadar çok gelişiyor ki. İnanamıyorsun. O doğuyor ve sen hayatı boyunca ki süper kahramanı oluyorsun. Süperman gibi müthiş gözlerin, spirderman gibi kötü anları anlayan bir hissin, daredavil gibi kulakların, hulk gibi güçlü kolların oluşuyor.

Duyma duyun: Bu duyunun ilk çalışmaya başladığı yer ameliyathanede, karnından çıkarttıkları anda görevine başlıyor.

"Ağlıyor ağlıyor benim kızım ağlıyor. Ciğerleri tam çalışıyor" deyip içinden, başlıyorsun ağlamaya.
Sonra bu duyun öyle kendini aşıyor ki yataktaki pozisyonunu bile tahmin edebiliyorsun.

"Hımm. Şimdi sola döndü." 
"10 dakika daha uyuyabilirim. Uyanmasına az kaldı".
 Gibi kelimeler söyleyecek kadar geliştiriyorsun.
 Bazen duyunu gece karanlıkta kalktın mı nefes alışverişini dinlemek için kullanıyorsun. "Aman iyi yaşıyor." diyorsun. Sonrada tilki uykuna devam ediyorsun. Öyle hafif uykular uyuyorsun ki ben o       uykulara kuş tüyü uykular diyorum.

Sonra bebek büyüyor. Büyüdükçe kaka sesini çıkarması büyüyor. Ne kadar gazının olduğunu tahmin ediyorsun. Bazen öyle kaka sesi geliyor ki bebekten " Beline kadar çıktı kaka. Ben sesinden anlarım" diyorsun.
Hapşırıyor. Hapşırığın sesinden hasta olup olmadığı, tozdan hapşırıp hapşırmadığını bir doktor kadar teşhis edip, müdahale ediyorsun.
Penguenlerin ki gibi oluyor bu duyun, 100 çocuk ağlaması arasında kendi çocuğunun ağlamasını tanıyabiliyorsun.

16 Eylül 2013 Pazartesi

Anne Olunca .... Asla Yapmayacağım.(Part 1)

Anne olunca .... asla yapmayacağım. Hamileyken bu kelimeyi çok kullanıyordum. Tükürdüğünü yalamak diye deyim var ya  işte buna denir diyorum içimden. Hemen hemen her dediğimi yuttum. Çok çaktırmıyorum şimdi. Belki dediğim insanlar arkamdan laf ediyordur ama bana nee. Bilmiyordum yaşamamıştım ondan öyle diyordum. Dediğimi ilk yuttuğum durum.

 Annem beni sallayarak büyütmüş. Ananem bayılırdı ayakta sallamaya. Koca kız olmuştum "Gel yat ayaklarıma sallayım seni" derdi. Fena sallamışlar ki şuanda bile uykum geldi mi sallanmaya başlıyorum.



O yüzden diyordum ki ;"Anne olunca ayakta asla sallamayacağım" Ben bu kelimeyi nasıl söylemişim aklım almıyor. Ayakta sallamak en kurtarıcı şeymişte ben salakmışım :D. Sırt ağrılarımdan kurtuldum bu sayede. Sırt ağrılarının tek çaresi ayakta sallamakmış.

12 Eylül 2013 Perşembe

Şu Dişler Yok Mu Dişler?

Hamileyken hep okuyordum. Hamile kalmadan sosyetik anneler çıkıp anlatıyordu "Önce mutlaka sırt, bel ve kol kaslarınızı geliştirin" diye. Yok artık diyordum. Badici miyim ben çok saçma. Yürüyorum işte daha ne yapayım diyordum. "Elinize küçük su şişeleri alın öyle yürüyün" diyordu röportajlar. Tınlamadım. Keşke dinleseymişim.
Doğum yaptım. Kız ağlıyor. Hemen koşuyordum yanına. Aman ağla mısın diye uğraşıyordum. Büyükler hemen kızıyordu. "Alma kucağına alışmasın. Sonra çok çekersin çok." diyorlardı. Bir bakıyordum. Kız ağladı mı o büyükler benden önce koşuyordu yanına. Ağlamadan büyüdü kız. Çok mutluydum. Kızımın ağlamayı bilmediğine seviniyordum.


Ecem 2 aylık oldu. Benden bir kaç ay önce anne olanlar." Ayyy diş dönemi yaklaşıyor. Biz çok çektik. Çok uykusuz oluyorlar. Bak görürsün. Bu uyku düzeni bozulur onun" diyorlardı. Beddua mı ediyorlardı yoksa uyarıyorlar mıydı anlamıyordum. Takiiii son iki gündür hepsinin ne dediğini anladım.

Şimdi diyorum ki keşke yürürken elime bir litre su şişesi alıpta yürüseymişim. Ne bileyim ben bu kadar saat kucağımda taşıyacağımı. Okuduklarımda demiyordu. "Çok kucakta taşıyacaksınız kas yapmalısınız." diye. Hoş deselerdi abartıyorlar derdim o zamanki aklımla.

Kucakta taşıma konusunda yapacak bir şey yok. Bütün bir yaz çok kalabalıktaydı kuzum alıştı. Bende çok itiraz etmedim. Sevilerek büyüsün istedim. Şöyle düşünüyordum "Kaç ay durabilir ki kucağımda. Büyünce sarılma bana diyecek. Şimdi doyasıya kucaklayım" diyordum. Hala aynı şeyi düşünüyorum. Ama o süre çok zor geçiyormuş. Keşke kas yapsaymış kas. Herkesi ikaz etmeye çalışan o sosyetik anneleri dinleseymişim.
Diş konusu son 3 gündür çok acı bir şekilde yaşıyoruz. Ağlatmamak için uğraştığım kuzum gözünden yaş gelerek ağlıyor. Kaşıntıdan uyuyamadığı için uykusu başına vuruyor ve ağlamaya başlıyor. Ağlamasın diye kucakta taşıyorum. Salı günü o kadar çok taşımışım, ikimizde o kadar çok yorulmuşuz ki akşam sızdık kaldık Ecemle. Eşim ayırdı bizi.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Fotografik Hatıralar :) Blogger Anneler:)

Blog yazmaya yeni başladım. Kendimi blog yazan annelere tanıtmak ve onlarla tanışmak adına bana destek olan Blogger Anneler bloguna ve Fotografik Hatıralar teşekkür ediyorum.

http://blogger-anneler.blogspot.com/

http://blog.fotografikhatiralar.com/

Benim gibi yeni bir anne ve blog yazarı olmaya çalışıyorsanız. Bu iki linki tıklayabilirsiniz.

10 Eylül 2013 Salı

Anneme göre

Ben anneme göre hala anne değilmişim gibi. Benim büyüğüdümü bir anne olduğumu kabullenmiş değil. 29 yaşında, uzun zamandır evden uzakta, çabalayan biriyim ama hala onun kuzusuyum. Kuzunun kuzusu oldu hala koyunluk mertebesine erişemedim.

Bu durum hoşuma gitmiyor değil. Annemleyken Ecem'in biberonu gibiyim. Emziriyorum hoop anneme veriyorum. Gazını çıkarıyor, oynuyor ve sonunda uyutuyor. Ben neyim iki ayaklı süt makinası. Öyle anlar oluyor ki çocuğumun olduğunu unutuyorum.

5 ay geçti.Ben tutamazmışım gibi geliyormuş ona. Ayşegül tatilde serisine benzer bir serinin baş karakteri gibiyim. Küçük Anne Açelya. Yirmili yaşın sonundayım başka yaş kalmadı. Ağzı dolduran OTUZ yaşında gireceğim, bilim adamlarının yaptığı istatistiklere göre en ideal kadın yaşına adım atacağım. Annem bana her sabah "kahvaltını ettin mi?" diye soruyor.Bazen bir şey oluyor açamıyorum aradığında, çocukluğum ya ben kızı falan emziriyor oluyorum. On dakika sonra kardeşim arıyor bezgin bir sesle "Abla annem aramış seni.Açmamışsın. Merak etmiş. Arada sesi duysun." Aynısını kardeşime de yapıyor. Kardeşimin suratı asık oluyor. Annem soruyor "Bir şey mi oldu" diye. Kardeşim tersliyor. Hemen beni arıyor. "Sor bakalım nesi varmış. Ama bilmiyormuş gibi yap. Tamam mı?"

Şimdi ben anneme kızıyorum ya, sonunda bende onun gibi olacağım. Çünkü evham bulaşıcı bir şey anladım. İçime evham canavarı kaçtı. Kızı gece kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol ediyorum. Üşüdü mü diye ayaklarını dudaklarıma götürüyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...