Hayattan ne beklediğinize şöyle bir bakın. İş mi? Para mı? Sağlık mı? Huzur mu? Aşk mı? Eskiden cevapları net bir insandım. Keskin köşelerim vardı. Evetlerim ve hayırlarım. Zaman insanı nasılda törpülüyor.
Biliyordum bu günün geleceğini. Zaten hep bu günler için hazırladık onu. Arabaya binecek ananesiyle dedesiyle hiç arkasına bakmadan Akçay'a gideceğini.
Öyle zamanda gelecek ki "Ben gidiyorum anneanneme." diyecek ve alacak çantasını gidecek.
Annelik öyle bir şey
ki kadın denen canlıyı dünyadaki herşeyi ben bilirim havasına sokuyor. Nereden mi
biliyorum?
Tabi ki kendimden.
Öyle bir ego tavan yapıyor ki, sensiz işlerin yürümediğini,
canlıların sensiz bir karar alamayacağına ve hatta senden çıkan varlığın sensiz
yaşayamayacağını düşünüyorsun.
Şunu diyecek boyutta ulaştığında “Bensiz dünya bir hiç!”
İşte tam oldun anlamına giriyor.
Ecem okula başladı. Ve hayatımıza yeni kavramlar, ağlamalar ve kavgalar eklendi. Okula gönderme konusunda kararsızdım. "Erken mi?"" Evde idare edebilirim." "Biz bunu başarabiliriz." falan deyip kendi kendimi oyalıyordum. Hamileyken "Okula gideceksin. Büyük çantan olacak. Sırtına takacaksın." diye anlatıyordum. O da her gelene "Ben abla oldum. Okula gidecem." diyordu.
Gecikmiş 2 yaş
kontrollerimize bu hafta başladık. Pek çok sebeple ha bugün ha yarın derken
aradan tam 2 ay geçti. Bizde rutin muayeneden önce alerji kontrolümüzü
yaptıralım dedik ve Nevin hocanın kapısını çaldık. Lal'in alerjisiyle ilgili
ilk andan beri Prof.Dr. Nevin Uzuner'e danıştık, iyi ki de öyle yaptık. Ben hep
pozitif enerjiyle çıktım yanından.
Son 51 yılın soğuklarını
misafir etti İzmir. Burnumuzun ucunu dışarı çıkaramadığımız o günlerde ev içi
aktivite sorunsalımız başladı. Her duruma adapte olan anne kafası bunun da
üstesinden geldi evelallah ama düzen müzen kalmadı bu sırada, o ayrı.
Kendi çocukluğumu
düşünüyorum birkaç gündür ve ne kadar farklı olduğuna şaşırıyorum hayatın. Evet
biz öyle çok psikolojimiz düşünülerek, pedagoglara danışılarak büyümedik ama
mutlu, duyarlı ve vicdanlı çocuklardık pek çoğumuz.
Bir bebeğiniz varsa akıl
vereniniz çok olur. Kötü bir şey değil elbette fikir almak ama siz siz olun
araştırmadan bebeğiniz üstünde hiç bir şey denemeyin. Zira bebeğinizi
tuzlamanızı önerenler, karınca yağı sürün diyenler, ağzını karbonatlı su ile
silmeniz için akıl verenler ilk günden yakanıza yapışacaklar. Kötü
niyetle mi? Asla!
İki yıl önce minicik bir
bebek verdiler kucağıma. O şaşkın ben şaşkın. Öyle ki bir süre yatağımın
yanındaki beşikte yatarken ,ben hala karnımda kıpırdadığını hissedebilecek
kadar şaşkın. Çok mutlu olduğumu düşünürdüm, çok sevildiğimi ve
sevdiğimi,dünyadaki bütün duyguları bildiğimi. Lal doğdu ve bildiğim bütün
dünya değişti. En sevdiğim,en kıymetlim iki yaşında artık.
Günümüzün çocukları
‘”naylon çocuklar” demiş ünlü bir düşünür (annem olur kendisi).Şaka bir yana
doğruluk payı var.”Siz çok dikkat ediyorsunuz ya hep ondan” diyen
bilimsellikten uzak düşünür yorumlarını çöpe atacak olursak ;mahvettiğimiz
doğa,tarım alanları,küstürdüğümüz tohumlar şimdi intikam alıyor işte.
Hamilelik yoğun bir
araştırma süreciydi benim için. Çok heyecanlı ve çok meraklıydım. Zaten yapı
itibari ile hep öyleydim ama artık sağlam bir sorumluluk yükleniyordum ve
kendime gelmeliydim.
Kitaplar,makaleler,anne-bebek blogları arasında kendimi
kaybettim bu süre zarfında. Fakat hamile kafası işte... Doğuma girerken hiç bir
şey bilmiyordum.Lal doğduktan sonra bildiklerimi de unuttum zaten. Buna da lohusa
kafası diyelim kısaca.