16 Eylül 2014 Salı

Hıııı! Oyun Grubunuz Yok Mu?


Veletleri okula gitmeyen annelerde bir oyun grubu telaşıdır gidiyor. Herkeste aynı soru "Hangi oyun grubu?"

Teeeee eskiden montessori ülkemize gelmeden, önce nasıldık ki biz?"Benimki bezelye ayıkladı. Ne tatlı dimi teyzesi?" diye yazarak internette koyunca nasılda kasım kasım kasılıyoruz. Evde etkinlik etkinlik site gezen anneler, kendilerini oyuncak manyağı yapan babalardan önce ne yapıyorduk? 

Ne yapıyorduk söyleyim mi kışları GÜNLERE gidiyorduk.

Annelerimiz kısırlarını yerken biz Allah ne verdiyse evdeki tüm materyallerden oyuncak yapıyorduk. Saçı başı dağılmış bebeklerimize kendi çabamızla kısır tepiştirirdik ağzına. Çay tabağı ve kaşık en favori oyuncağımızdı. Dedikodu falan dinlemezdik. Kendi kurduğumuz dünyada gül gibi geçinir giderdik. Kavga etsek, yoluşsakta bizi ayırmazlardı. Ortalığı kirlettik diye kimse bize kızmazdı.

Sonra annelerin vakti gelir. Alırdı ayaklarına bizi sallamaya başlardı. Hem sohbet eder, hemde çaylarını hüpletirlerdi. Aman karanlık olsun, sessiz ortam olsun, yer soğuk mu gibi dertleri yoktu. Ohh miss gibi o şapırtı eşliğinde mis gibi uyurduk. 

Sakın demeyin "Ben hiç güne gitmedim" diye. O zamanlar çalışan annelerin bile günleri vardı. Günü olmayanı  dövüyorlardı.

Eski günlerin şimdiki adı oyun grubu. Şimdi de oyun grubuna yollamayanı dövüyorlar. Evde kurulan oyun gruplarının mantığı aynı. Fakat biraz daha çocuklarla ilgileniliyor. Yine o kısır yapılıyor. O çaylar içiliyor. Dedikodunun beli kırılıyor. Birbiriniz az tanıyan insanlar sosyalleşmek adına birbirlerini evlerine çağırıyorlar. 

Dışarda yapılanların da pek farkı yok. Eskiden sosyetenin yaptığı günler böyle olurdu. Hatta evde gün yapanlar "Üşeniyor bir poğaça yapmaya ondan dışarıda yapıyor. Birde evi kirlenecek diye çok korkuyor. Çok titiz ya HIH!" derlerdi.

Oyun grubunda, ilk başta çocukların fotoğrafı çekiliyor, ilgileniliyor sonra ver elini dedikodu. Oyun grubunun ardından bir avmde çaylar, pastalar yeniliyor.  Biz kadınlar yalnız kalmamak için yapıyoruz bunu.

EE gün değil mi bu?. Mantık aynı!

"Çocuğumla kaliteli zaman geçirmek için istiyorum" diyen anne "Kusura bakma anam. Bu bir yalan."

Ben marjinal değilim. Bende Ecem'le oyun grubuna gideceğiz. Hatta bulursam evde bir oyunu grubu kurup o kısırı yiyeceğim. 

Bunu neden mi yapacağım?

Bu kış kafayı sıyırmamak için. O dedikoduları yapmak için. Ecem sokağa salamadığımdan evde de olsa arkadaş edinmesi için. Birilerine "Bebeklik arkadaşım o" demesi için. Benimde "kızlar ufaklıklarından beri arkadaş" demem için. İkimizin bu kışı kolay geçirmesi için istiyorum. Bahanem yok. 

Alınmayın ama yaptığımız şey annelerimizin gittiği gün. Sadece aramızda altın toplamıyoruz. Onun yerine oyun grubu sahibine para veriyoruz. Ohh miss!


15 Eylül 2014 Pazartesi

Bir Kahvaltı Deyip Geçme!


Yemekten en fazla haz aldığım öğün kahvaltıdır. Saatlerce, durmadan kahvaltı sofrasının başında oturabilirim. Masayı toplamadan, gazetemi, dergimi, hatta kahvemi içerim. Kahveyi içerken de sofradaki reçelleri kendime tatlı yaparım. 
Uyanır uyanmaz hemen kahvaltı etmeliyim. Kahvaltı etmediğimde kendimi yorgun, güçsüz ve neşesiz hissediyorum. Kahvaltı benim en güzel alışkanlığım. Bu alışkanlığı annem bana kazandırdı. 

Annem, her öğün yemeğimize dikkat ederdi ama kahvaltıyı özel bir yere koymamızı isterdi. İster sabahçı olmuşum, ister öğlenci o yumurta, süt, ekmek mutlaka yenilecekti. Ortaokuldayken sabahın altısında kaldırıyordu beni. Baya pazar kahvaltısı gibi kahvaltı hazırlardı. İçim uyurdu ama annem beni hep beslerdi. "Şu son lokmayı da ye! Bak beynin çalışmaz yoksa. Kahvaltı etmeden vücut uyanmaz." derdi. 

Bende bu söylediklerinin gerçekliğini çalışma hayatımda anladım. Kahvaltıyı hazır bulduğumdan kıymetini fark edememişim. Çalışma hayatının zor, yorucu, stresli havasını yaşamadan önce mutlaka her sabah kahvaltımı yaptım. Simitle falan değil. Her sabah erken uyanıp ya tost ya da yumurtalı, peynirli, domatesli sandviç hazırladım. İş, kahvaltı olunca hiç üşenmem. 

Annemin hayatımda bana kazandırdığı en güzel alışkanlık. Sadece kahvaltıda böyle dikkatli değildi. Tüm öğünlerimiz hep saatliydi. Okuldan alıp pek bir şey yemezdim. Annem yanıma yaptığı poğaçayı, kurabiyeyi koyardı. Hiç biri yoksa bir meyve. Hatta günlerce kantine uğramadığım oluyordu. Çünkü okul bahçesinde içilebilir sular vardı. Dayardık kafamızı içerdik. 

Okuldan geldiğimde öğle yemeğim tam saatinde hazır olurdu. O gün ne şipariş ettiğiysem karşımda. Lisedeyken arkadaşlarım bile şipariş verirlerdi anneme. "Yelda Teyze benim canım patates kızartması istiyor" ya da "Yelda Teyze yapsana bize un helvası"diye ararlardı. Annemde biz dışarı kaçmayalım diye hiç üşenmez ne istiyorlarsa yapardı. 

Hala öğle yemeğimi saatinde yemediğimde enerjim düşüyor. Hatta kafam çalışmıyormuş gibi geliyor. Ne olursa olsun ister geç kahvaltı yapayım o saatte illa bir şeyler yerim. 

Kızımı da saati saatine yeme alışkanlığıyla yetiştirmek istiyorum. Annem beni nasıl büyüttüyse öyle. Annem biz küçükken bir şey yemediğimizde karalar bağlarmış. Ben pek öyle değilim. İsteyince yiyor çok ısrarcı değilim yaniii.

 Bu kararımda Banvit'in Okula Dönüş ile ilgili yazılarından faydalanmaya başladım. Okula daha başlamamıza daha var ama beslenme alışkanlığını şimdiden oturtup okul döneminde zorlanmak istemiyorum. Özellikle bir yazı çok dikkatimi çekti." Kahvaltı Yapan Öğrenciler Daha Başarılı "annem sadece ödevlerime yardımcı olmakla yardım etmemiş bana onu anladım. Yarım saat daha uyumak yerine bana kahvaltı hazırlayıp daha başarılı olmamı sağlamış. Teşekkürler Anneciğim :)

Seneye Ecem'i kreşe yollamak istediğimden bazı konularda şimdiden alışkanlıkları başlatmalıyım. Çünkü Her Şeyin Başı Beslenme! yazısında çocukluk döneminde edinilen alışkanlıkların gelecekteki hayatını ne kadar etkilediğini bahsediyor. 

Dediğim gibi katkisizsevgi.com 'un kanatları bizi şaşırtmaya, bizi bilgilendirmeye devam ediyor. Katkısız Sevginin kanatlarıyla güzel güzel uçmalar. 


13 Eylül 2014 Cumartesi

Bursa'da Süt Anne İhtiyacı Var!


Merhaba,
Bursa'dan bir anne 3 aylık bebeği için süt anne arıyor. 

Bursa'daki sütü çok anneler sizden haber bekliyoruz. 

Sütleriniz buzdolabında gününün geçmesini beklemesin, bebeğin karnını doyursun. 

Ona enerji, sağlık, mutluluk versin.

Sütünüzle Kalın.

Süt Anne.


8 Eylül 2014 Pazartesi

Yaptım oldu - katkisizsevgi.com

Yemek yapmaya bayılıyorum. Eskiden beri çok severim yemek yapmayı. Evlendikten sonra biraz mecburiyet, biraz kocadan aferin alma çabalasıyla baya baya kıvırmaya başladım yemek yapmayı.

Eskiden beri çok severim dedim ya, yapmayı tek sevdiğim şey makarnaydı. Değişik bir sürü sos yapmak, hatta bulursam hazır almak ve denemek bayılırdım. Eh evlenince tepende "Değişik bir yemek yapsana." diyen bir koca olunca arayışlara düştüm.

İlk yol göstericim Jamie Oliver oldu. Bayılıyorum adamın yaptığı her şeye. Ama soslarını bulmakta zorlanıyorum. Yemek bloglarını takip ediyorum ama sanki çoğu denenmemiş tarifler. İşte böyle arayışlar içindeyken Banvit toplantısında katkisizsevgi.com sitesini öğrendim. Site çok açılmadan demiştim size "Bu kanatlar sizi çok şaşırtacak" diye. İşte beni çok şaşırtıyor.

Bir kere site tam dalgın annelere göre. Nasıl mı? İlk önce yapmak istediğiniz yemeği seçiyorsunuz. Sonra adım adım tüm herşeyi anlatıyor. Siz aşamaları atladıkça sitede tıklıyorsunuz, üstü çiziliyor. Hem yemek yaparken hemde çocukla top oynayabilirsin. "Tuzu attım mı atmadım mı acaba?" gibi soru sormana gerek kalmıyor.


Piliç rostayu denedim. Ev ahalisi bayıldı. Birde sükse yaptım ki sormayın. Sanki rostoyu kendim bağlamışım gibi oldu. Bende hazır aldım demedim. Okuyacaklar biliyorum ama itiraf ediyorum banvitburada.com'da öyle hazır bir şekilde satılıyor. Sonuç itibariyle o lezzetli şeyi katkisizsevgi.com sitesinden bakarak BEN yaptım. Pişiripte yollamadılar ya bana.

 Jamie'cim de bu işin kralı ama onun tarifleri yazarken bazı şeyleri atlayabiliyorum. Katkısızsevgi.com' da böyle bir ihtimal yok :)

Kocamın dediği gibi ben bir Ev Ahçısıyım.

4 Eylül 2014 Perşembe

Süt Anne 1 Yaşında

Koca bir yıl geçti. Geçen sene bugün ilk yazımı yayınlamıştım. Nasıl süt anne olduğumu anlatarak
hemen konuya dalmıştım.

Bu bir yılda hayatımda çok şey değişti. Öyle büyük yüreklerle tanıştım ki "Yok artık. Böyle anneler de olamaz" dedim.

Kızımla sınavlar verirken, kendimi bu sayfalarda dolanırken buldum. Bu bir yılda çok canım yandı, çok ağladım. Bir daha hayatımda tadamayacağım duyguları yaşadım. Süt anne blogu benim kafamı dağıtma yöntemim oldu.

Sabah gözümü açar açmaz, acaba bugün kaç kişi girmiş bloguma diye merakla kalkıyorum. Bazen totem yapıyorum. Hiç bakmıyorum. Aklımda ne yazacağım, nasıl yazacağımı düşünüyorum hep. Taslaklarda çok yazılar var. Yayınlamaya nedense utanıyorum.

Çok fazla anlatacak şeyim var geçen yıla dair. Kendimi hazır hissetmiyorum. Hala hiç tanımadığım birine bile anlatırken yaşadıklarımı, gözlerim doluyor. Her biberonu elime aldığımda geçirdiğimiz o bir kaç ay hep aklımda. Neysee bunları bu sene kendimi hazır hissedersem anlatacağım.

Annelerin ve babaların bana mail atması ve onları cevaplamak çok zevkli. İnsanların bana bir şeyler sorması, benim onlara yaptıklarımı anlatmak müthiş bir his. Geç cevap verdim mi üzülüyorum. Sanki bir şeylere geç kalıyormuş gibi hissediyorum kendimi. Çünkü o günü, mamayla geçirmiş bir bebek, süt annesiyle tanışmasına bir gün geç kalmış bir bebekmiş gibi geliyor bana. 

Bu yazı blogumda yazdığım 101. yazı :) 100 tane size, utanmadan sunduğum göz nuru.

Geçtiğimiz yıl neler mi yazdım? Ecem'in burnundaki sümükle kavga ettim. Ecem'in dişleri için bir kaç post yazdım. Anneliğimi eleştirdim. Yaşadıklarımın en başını anlattım. Sonrası zaten kabustu. Ayyy ben televizyona çıkıp blogumu #sütannemolurmusun 'u anlattım. Radyo programında konuştum. İsyeannn ettim. Teyzemi, dedemi, kısacası hayatımdan bahsettim.

Amacımdan bunları yazmama rağmen vazgeçmedim. #sütannemolurmusun dedim ve bir çok anne benimle birlikte süt anne arayışına düştü. Şuana kadar 24 çift aileyi birbiriyle tanıştırdım ve 16'sı süt aile oldu. Bu benim için bir gurur tablosu. Çoğuyla ara ara görüşüyorum. Bana ailelerinin fotoğraflarını yolluyorlar. İşte o fotoğraflar mutluluğun resmi benim için.

Bazen telefonda annelerle saatlerce konuşuyorum. Bana terapi gibi geliyor. Onlar anlatıyor, ben anlatıyorum. Bazen karşılıklı ağlıyoruz. Çoğu zaman bebeklerimizin ağlamalarından telefonu kapatıp bir kaç dakika sonra birbirimizi tekrar arıyoruz. Tanıştırdığım ailelerin hiç birini görmedim. Sadece seslerini duydum. Gördüm ki çocukları için her şeyi göze alabilecek çok anne var. Hiç bıkmadan usanmadan sütünü sağan annelerin olduğu kadar, çocuklarına bir damla anne sütü verebilmek için her yolu deneyen annelerde var.

Annelik, her kadının tatması gereken bir duygu. Süt annelik ise her sütü çok olan annenin mutlaka yaşaması gereken bir his. O kokunun bebeğinizden başka hiç kimsede olamayacağını düşünmeyin. Çünkü sizin sütünüzü içen başka bir anne kuzusu da sizin bebeğiniz gibi kokabiliyor. Kollarınızda sakinleşe biliyor. Sımsıkı sarıldığınızda canınıza sarıldığınızı hissedebiliyorsunuz.

İşte ben diyorum ki atmayın sağdığınız sütleri, göğüs petlerini doldurmasın o sütler. Ben değilim illaki ulaşmanız gereken kişi. Komşunuzun, kuzeninizin, arkadaşınızın, uzaktan akrabanızın bebeğinin süt annesi olun.

Sütü az olan anneler sizde korkmayın. Emin olun ki sütünü bağışlayan annelerde sizin kadar heyecanlı, en az sizin kadar bilgili. Bilin ki onlar kendi bebeklerini en iyi şekilde emziren anneler.

Bu dünya, birbirimize destek olmak için var. Bunu en kolay başarabilecek insanlar biz anneleriz.
O zaman "Modern Çağın Süt Annesi" olmaya ya da "Süt annem olur musun?" sorusunu sormaya hazır mısınız?

22 Ağustos 2014 Cuma

Ebeveynlerde İnsan.

Ebeveynler de insan.

Siz bu yazıyı okurken ben İzmir'den çok uzakta olacağım. Kızımdan ayrı 2 gece. İlk başta düşündün mü ya da dışarıdan biri dedi mi çok zevkliymiş gibi duruyor. Ama işin aslı değil. Özgür gün dedim eğlendim. Bir gece düşünmeden rahat rahat uyudum.

15 Ağustos 2014 Cuma

Eskişehir'de Süt Anne

Merhaba,

Eskişehir'de anne sütü bağışı yapabilecek anne arıyorum. 
Daha öncede süt anne aramıştık. Kısa sürede sütünü bağışlayabilecek anne bulmuştuk.
Biliyorum Eskişehir'de bir sürü sütü çok olan anne var. 
Sizden haber bekliyorum.
Bebeğimizi anne sütsüz bırakmayalım.

Sütünüzle Kalın.
Süt Anne 

Mail:sutannne@gmail.com

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Ben Kenef Bülbülü Ecem

Bu fotografta bezim yok, buzlama uyguladık :)
Merhaba Dünya Ben Ecem Kenef Bülbülü Ecem

Dünya, acayip işlere kalkıştık bu ara dünya. Tuvalette oturuyorum, bir çiş, kaka yapıyorum ki sorma. Evde alkış kıyamet kokuyor. Ananeme kadar aranıp haber veriliyor. Bir mutluyum görsen. Bu kadar ilgi alaka başımı döndürdü valla.

24 Temmuz 2014 Perşembe

Dedemle Ramazandan Birgün

Babaannem-Dedem Gençken.
Klasik olacak ama ramazanların tadı yok. Ramazan gelmiş, geçmiş, bitmiş fark etmiyorum bile. Hadi ben oruç tutmuyorum. O yüzden öyle geliyor bana diyelim. Ama çevremde gördüğüm bir çok insan da öyle.

Geçen gün komşumuzun kalabalık sofrasında iftar yaptık. Heyecanlanmadım desem yalan söylemiş olurum. En son ne zaman iftar sofrasında oruç tutan insanlarla birlikte oldum hatırlamıyorum bile. Sofraya oturduk. İftar saatini bekledik. 

Oruçluyken son dakikaların beklemelerini, telaşlarını özlemişim. Saniyelik zamanlamayla çorba koymak. Soğumaması için çalışmak. Bardaklarda bekleyen soğuk suyla imtihan. Hele oruçluyken salata yapmak. Fark etmeden ağzıma atardım marulu falan. Bir anlık telaşla çıkartırdım ağzımdan. Ananem "Sana şaka yapıyorlar" derdi hemen. 

Ramazanlar eskiden 15 tatile denk gelirdi. Bayram öncesi Balıkesir'de oturan dedemle babaannemin yanına giderdim. Çok heyecanlı geçerdi ramazanlar. Sahur saati, kızarmış ekmek ve sana yağının kokusuyla uyanmak nefis bir duyguydu. Dedem, ekmek kızartma makinesının ya da sobanın başında ekmekleri iyice kızartıp, üstlerine kalın bir sana yağı tabakası sürerdi. Uyku mahmurluyla  birlikte yattığımız, masallarla uyuduğum yataktan kalkıp yanına otururdum hemen. Babaannem güzel bir yer sofrası hazırlamış olurdu. Yer sofrasının örtüsünü hemen bağdaş kurduğum bacaklarımın üzerine örterdim. Başlardım dedemin tek tek bir alt bir üst dizdiği ekmekleri yemeğe. 

İyice karnımı şişirip sıcak yatağa geri dönerdim. Sabah öyle geç kalkmazdık. Her zaman kaçta kalkıyorsak o saatte kalkardık. Dedem parmağıma bir ip bağlardı. Orucumu tutardı o ip. "Dede ben susadım." diye yanına giderdim. Parmağımdaki ipi çözer "Hadi iç suyunu" derdi. Suyumu içip yanına giderdim tekrar bağlardı ipi.Sabah kahvaltı ettiğimi hatırlamıyorum. Ama öğlene doğru çok acıkırdım. Parmağımdaki ipi dedem çözerdi ve yemeğimi yerdim. O ip günde kaç kez çözülüp bağlanırdı. İftara doğru artık bağlamazdı bile dedem parmağımı. Gün içinde dedemle vakit geçirirdik hep. Hiç hatırlamıyorum oruçluyum ben uyuyacağım ben dediğini. Camiye onla giderdim. Avluda oyun oynardım dedelerini bekleyen başka torunlarla. 

İftara yakın evde yemek kokuları dönmeye başlardı. Babaannem meşhur tiriti yapardı. Börülceli nohutlu tarhana çorbası, tirit ramazan sofralarının baş kahramanıydı. Artık çocuk orucunu tutmuş biri olarak masanın başına kurulurdum. Bir elimde bardak, bir elimde zeytin beklerdim top atılmasını. Birde dedem tembihlerdi "Top patlayabilir ama hoca ezanı okuyup bitirmeden orucu bozmak yok". 

Ezan biter ve o ilk zeytin tanesini zevkle yemek nasıl bir histi anlatamam. Ezan okunmadan konulan çay, yemek bitmeden masaya teşrif ederdi. Sofra toplanır ve dedem teraviye giderdi. Balıkesir'deki evimiz, caminin hemen yanıydı. Hoca ne anlatıyorsa bizim evden rahatlıkla duyardık. Teravi dağılırken dedemin caminden çıkısını herkesle el sıkışması izlerdim. 

Yatakları hazırlardık. Ben dedemle yatardım hep, babaannem karşı koltukta. Babaannem tek tek sureleri okumaya başlardı. Ben onu tekrar ederdim. Bir çok duayı babaannem ve anneannemden öğrenmişimdir. Sonra dedem anlatmaya başlardı. Osmanelini, çocukluğunu, beni çok benzettiği annesini anlatırdı. Nasıl domates topladıklarını, karpuzun içine sığan kardeşini, büyük kocaman ağaçları. "Biz hiç bir yerden göçmedik. Hep burada yaşardık" derdi.

"Bir gün birlikte gidip, anlattığım yerleri dolaşacağız Osmanelin'de" deyip beni uyuturdu. Ama gidemedik bir türlü. Kısmet olmadı. Onu özledikçe birçok hatıra ve anlatacak hikaye biriktirmişim onu fark ediyorum. Onunla geçirdiğim ramazanları özlüyorum.

15 Temmuz 2014 Salı

İstanbul'da Süt Anne Arıyoruz.

Merhaba,

İstanbul'da 3 aylık bir erkek bebeğe süt anne arıyoruz. 
Doğduğu günden beri ne yazık ki annesinin sütü olmadığından anne sütü almamış.
Annesi ve babası bu konuda çok üzülüyorlar. 
İlk babayla konuşmuştum. Bir babanın bu kadar istekli ve araştırmacı olabileceği
hiç aklıma gelmezdi.  

Bu bebeğin anne sütünden mahrum kalmaması için 
sütü çok olan annelerden haber bekliyoruz.


Sütünüzle kalın.
Süt Anne

10 Temmuz 2014 Perşembe

Hamileliği Tatlı Bir Rüya Mı Sandın?

Anne, acı söyler bunu unutma. Şimdi yazacaklarım annelerin sır gibi sakladıkları, yaşarken acı çektikleri, bitince unuttukları şeyler.



7 Temmuz 2014 Pazartesi

Banvit Orada Burada Değil Saatinde Kapıda - banvitburada.com


İnternetten her türlü alışverişe bayılıyorum. Mümkünse hiç bir şey taşımayayım hepsi kapıma gelsin. Ohh, evimin ortamında klimalı klimalı bekleyeyim. Hele Ecem doğduktan sonra daha çok bağlandım internet alışverişlerine. Ecem'in bebek arabasını mı kullanayım? Yoksa o koca poşetleri mi taşıyayım? Beceremiyorum bir türlü, Ecem'le market bir arada yürümüyor.

Ev alışverişlerimin neredeyse tümünü internetten alıyorum. Piliç ve kırmızı et hariç. Çünkü güvenemiyorum. İzmir kışı bile sıcak bir şehir. Getiren şirketler genellikle şehir içi dağıtım yaptıkları için araçları küçük. Bakalım o tavuğu - eti taşımak için yeterli soğuklukta mı araçları? Ona göre mi taşıyorlar? Benim eve gelesiye kadar kim bilir kaç ev dolaşıyor? Sonuçta bunlar bakteri üretiyor belli ısıda olmaları gerekiyor.

Ben alayım diye çıktığım da İzmir'in sıcağında bütün Hatay'ı dolaşıyor tavuk benimle bazen. E Ecem arabadan inmek istiyor, parkın yanından öylece geçip gidemiyoruz. Bakmadan geçsek eve girdiğimiz an başlıyor ağlamaya. İçime de sinmiyor ona, o tavuğu yedirmek. Ecem uyurken komşuya anahtarı bırakıp markete koşuyorum tavuk, et almak için.

İşte baya sorun yaşıyordum. Ta ki banvitburada.com 'la tanışasaya kadar. İstediğin et, piliç, köfte aklına tavukla etle ilgili ne geliyorsa kapında. Araçları sadece et ve tavuk dağıtımı için çıktıklarından soğuk servisle sanki bir kaç dakika önce marketten almışsın gibi tazecik. İstediğiniz saati tıklıyorsunuz o saatte geliyor. Ben Ecem'in çorbasını yapmaya başladığım saatleri tercih ediyorum. Hemen etler geliyor onları kaynatıp, çorbasını yapıyorum.

Ödemeyi illa ki kredi kartıyla yapmak zorunda değilsiniz kapıda nakitte ödeyebiliyorsunuz.

Bu seferki siparişlerimiz nugget ve kadınbudu köfteleri. Banvit'in toplantısında çok met etmişlerdi. Maaile iftar sofrasında onları deneyeceğiz. Urla'la ya bile dağıtımları var. Bunu öğrenince çok sevindim. Ayrıca sadece internetten sipariş vermenize gerek yok. Telefonla da sipariş verebiliyorsunuz. Telefon numarası 444 2688.

Deneyin rahatlığına bayılacaksınız.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Pegasus, çocukların hayallerindeki tatili Dünyanın En Güzel Hediyesi’ne dönüştürüyor.


Pegasus’un yeni uçaklarına kız çocuklarının isimlerini verdiğini biliyor muydun?


İlk duyduğumda beni çok şaşırtan çok da mutlu eden bu bilgiyi sizinle paylaşmamın çok güzel bir sebebi var!


Pegasus Aile Bireyleri arasındaki geleneği 2011 yılından bugüne misafirleri ile paylaşan ve yeni uçaklarına kız çocuklarının ismini veren Pegasus, kampanyaya bu sene harika bir sürpriz daha eklemiş ve Dünyanın En Güzel Hediyesi’ni kız çocuklarına vermek için tatlı mı tatlı bir yarışma başlatmış!


Düzenlenen resim yarışması ile kız çocukları “hayallerindeki tatilin” resmini çizecek, Pegasus'un yepyeni uçağı seçilen resimle boyanacakmış. Üstelik o uçağın ismi de yine o minik kızın ismi olacakmış.  


Kızının hayalindeki tatili gökyüzüne taşımak senin elinde! Dünyanın En Güzel Hediyesi’ni kızına vermek için dunyaninenguzelhediyesi.com’a tıkla, yarışmaya katıl.


Benim minik kızım resim yapamayacak kadar küçük ama ona da Dünyanın En Güzel Hediyesi’ni vermek istiyorum dersen de ucagaisimver.com adresinden çekilişe katıl, kızının ismi yepyeni başka bir uçağa verilsin. Düşünsene kızının adı göklerde gezecek! Gerçekten de ona verebileceğin #engüzelhediye.  


Dünyanın En Güzel Hediyesini kızına vermeye hazırsan, istikamet www.dunyaninenguzelhediyesi.com :)

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Karantina Adası- İlk Ayak Basılan Vatan Toprağı


Dedem ve ailesinin, mübadele zamanında ilk ayak bastıkları vatan toprağı Karantina Adası. Dedemin ortanca kardeşi anlatmıştı yaşadıklarını. Küçük olmasına rağmen her şeyi hatırlıyordu. Yolculukları uzun sürdüğü için "Unutmam mümkün değil"demişti amca.


Doğdukları toprakları vatan diye bildikleri yerleri unutun demişler. Gerçek vatan olan yere doğru yola koyulmuşlar.

Florina'dan çıkmışlar yola at arabalarıyla. 3 erkek çocuk. En büyüğü dedem 10 yaşında. Büyük amcalarım biri 6 biri 4 yaşlarında. Yanlarına sadece bir kaç çaput alabilmişler. Anneleri beline sarmış altınlarını. Onları almaları bile yasakmış. Hiç bir şeyleri olmadan sadece devletin vaatleri verilmiş onlara.

Uzun at arabası yolculuğunun sonunda Selanik'e varmışlar. Günlerce limanda geminin gelmesini beklemişler. Hayatlarında bir daha göremeyecekleri kadar büyük bir gemi onları almış.  Günlerce yolculuk sonunda Karantina Adasına varmışlar. 

Sırasıyla aileleri içeri almaya başlamışlar. O zamanlar salgınlar kol geziyormuş. Hepsine hasta muamelesi yapılmış ister istemez. Kıyafetleri ütülenmiş, büyük hamamlarda yıkanmışlar. Bilmiyorum belki amcaya büyük gelmişti hamamlar. Kayıtları yapıldıktan sonra tekrar gemiyle Konak iskelesine gitmişler. Amcam "Çok uzun yol yürüdük" diye anlatmıştı. Uzun yol dediği iskeleden Basmane tren garı. Nasıl yorulduysa küçük bedeni, her gün hiç yorulmadan yürüdüğüm yol ızdırap gelmiş onlara.

Basmane'de onları yük trenleriyle yeni memleketleri Edremit'e yola koyulmuşlar." Edremit'liler bizi güzel karşıladı. Hiç yabancılık çekmemiştik" diye anlatmıştı amca.

Ada Hastanesine her gelişimde amcanın anlattıklarını duyuyorum kulağımda. Nişanlanacağımı söylediğimde "Nereli?" diye sormuştu. "Urlalı. Evleri Ada Hastanesine çok yakın" dediğimde çok sevinmişti. "İlk vatan kokusunu aldığım yerdi orası. Urlalılar çok iyi insan olurlar bize çok yardım etmişlerdi." dedi.

Dedem bir daha göremedi ilk memleketi Florina'yı. İki kardeşi gidip sonrasında gidip gördüler. Kendimi koyuyorum da yerlerine hiç bir şeyini almadan doğduğun, büyüdüğün topraklar ayrılıp başka yere yerleşmek vatan bilmek ne kadar zordur. 

Şuanda dedemlerin alındıkları yerler ziyarete kapalı. Ada'da çalışanların anlattığı kadarını biliyorum. Herşey yerli yerinde bıraktıkları gibi duruyormuş. Bir gün açılır da Ecem'le gezme fırsatı yakalarım.

24 Haziran 2014 Salı

Çılgınlıktan Çıldıran Ebeveyn

Az sonra okuyacağınız yazı çılgınlık yapan ebeveynleri anlatmaktadır. Şeker, tansiyon ve kalp hastasıysanız bu yazıyı okumayınız.

Bugün gündüz çok stresliydi. Kızım hiç durmadı. İlk defa gittiğimiz evde tüm koltuk kenarlarını kemirdi. Evde yaşıtı olan kızın uyku düzenini bozdu. Yemek konusuna girmeyeceğim. Attığı yemekleri yerden temizlemekten laminatları aşındırdık. 

Neyse evimize döndük. O sırada eşimin telefonu çaldı. Bu saatte düşünmeden edemedim. Çünkü saat 7'diydi. Arkadaşlarımız gelmişler kahve içmeye bir yerlere gidelim dediler. Acaba gitsek mi gitmesek mi bilemedik. Bugün çok yorulduğumdan çıkmak istedim aynı eski günlerdeki gibi. Eskiden çok yorgun olduğumdan kendime gelmek için dışarıya çıkardım. Onu hatırladım. 

Hemen sofrayı topladık. Babanne ve dedeye kızı  bıraktık. Hemmmdeee uyumamıştı. Hemen arkamıza bakmadan uzaklaştık evden. 

Arabanın önünde oturmak ayrı heyecan zaten. Çubuk kraker olmadan, dur yapma demeden kısa da mesafe olsa da yolculuk hoşuma gitti. Rüzgar esiyordu ama biz dışarıda oturduk. Rüzgarı hissetmek, yaz günü üşümek, sıcak kahve içmek acayip keyifliydi. İskele sahilde rüzgara karşı yürüyüp, saçlarını savurmak offf offf!! Normalken böyle mi yaşıyorduk diye içimden geçirdim.

Saat 22 oldu. İçimiz kıpır kıpır. Dondurma yemeye gidelim dedik. Çubuksuz, erimeden dondurma yemek nasıl bir tat unuttum açıkçası. Telefonu yanıma almadığımdan arayıp uyup uyumadığını öğrenemiyorum. "Ammaannn uyumasın beklesin beni. O dondurma için değer" dedim. 

Kendimizi vurduk Çeşmealtı yoluna. Müziğin sesini son ses açtık. Arabadaki müzikler bayık geldiğinden radyoyu açtık. İnanamadım dudu çalıyor. Camları da açtık, OUWW çok çılgınız. En son Gökhan Özen'in söylediği, yeni olduğunu öğrendiğim şarkısına yalan yanlış olsa da eşlik edip, arada kafa bile salladım. 

 Dondurmalarımızı da alıp, kitapçıya gittik. Kesin kararlıydım. Kesinlikle çocuk, annelik kitapları almamaya. Sinan Akyüz'ün Sevmek Zorunda Değilsin Beni kitabını aldım. Karışık bir aşk hikayesiymiş. Böyle kitaplar nasıl okunuyordu hatırlamıyorum. Altını çizmek için kalem gerekli mi ki? Şezlongda yatıp, cümlelerin altını çizip, kitap okumak zor oluyor da. Bazen kendimi kitap okurken sınava hazırlanıyormuş gibi hissediyorum. Neyse çıktık bir yola. İnşallah yazın sonu gelmeden, yırtılmadan okuyabilirim.

Asıl bomba dönüş yoluydu. Resmen çılgınlıklar silsilesiydi. Bindik arabamıza. Sakin sakin gidelim diyorken. Öyle bir şarkı çıktı ki kayış koptu. Bang bang. Bir anda, son ses müzik, sesimizi kısmak istermiş gibi şarkıya eşlik edip, deli gibi tepiniyoruz arabada. Bir ara sahil yolunda eşim 90la gidiyor. Wuhuuu diye bağırasım geldi. Kalbim GÜP GÜP atıyor. 4 yol ağzına geldik. Eşim arabayı spor moduna aldı, ESP yi kapattı ve son hızla kavşağı döndü. Araba kaydı. Uçuyormuş gibi hissettim. 120 ile bir dolmuş bile solladık. 

Aman Allah'ım artık çok çılgındık.  Birbirimize baktık. Evde uyumuş güzel kızımız aklımıza geldi. Hızımızı 60 çektik. Çiğdem alıp eve döndük. Ama bize bu çılgınlık uzun süre yeter :)


Çocuksuz anınızda çılgınlık yapmanız için işte şarkı :


19 Haziran 2014 Perşembe

Sen En Güzel Duyguların Katilisin DİŞ!

Saatlerce uyutma uğraşından sonra
arabada uyuyan Ecem'in son hali.
4 gün oldu. Dişten kafasını yerlere vurmadığı kaldı Ecem'in. Bizde durum ise (biz dediğim babaanne, dede ve ben) bir anlık boşlukta devriliyoruz.

Alışamadın mı hala diyeceksiniz? Alışamadım. İlk günden beri hep aynı şekilde diş çıkartıyor. Kışa göre daha iyi durum. Kışın, ilk önce dişler kabarıyor. Arkasından ateş. Beraberinde ağır bir grip ve nur topu iki diş..3 kere grip oldu. Hiç birinde düzgün bir ilaç kullandırmadı doktor Ecem'e. Sadece o da gerekirse peditus ve calpol. "Sabret dişler çıksın ve bitecek." dedi. Öylede oldu. Çünkü gribin tek bir sebebi var.  Vücut direncini düşüren diş. 

 Ağzında daha 6 tane diş var.Daha azılara gelmedi sıra. Ben bittim. Şimdi iki tane daha geliyor. Babama göre 4 tane. 4 diş ise her diş için 5 gün acı çekiyor. Toplam 20 gün. Haziran bitti. Matematik problemi gibi.  

Tam unutturuyor kendini. Sonra bir gün uyanıyor Ecem, mutsuz bir çocuk. Her şeye ağlayan, elinde ne varsa isteyen, yemeyen bir canavar. 

En son iki dişini Mart ayında çıkardı. Tam kardeşimin nişanında. Zaten evde bir telaş var. Ecem'le uykusuz gecelerin ve gündüzlerin sonrasında evdeki hazırlıklara yetişmeye çalıştık. 

Allah'tan o zamanda şimdi ki gibi yalnız değilim. Sağlam bir kadrom var. Arı gibi bir dede, her şeyin çaresini bulan bir babaanne ve büyük destek, gönüllerin amigosu eşim. Tekken ömür törpüsü oluyor. Çaresizlik, acıyı dindirememek, uykusuzluk insanı bitiriyor. 

Kendime deli gibi kızıyorum .Hatta nefret bile ettiğim oluyor. Sürekli birileriyle telefonda konuşurken. "Off hep ağlıyor" "1,5 saatte anca uyuttum" diye şikayet ederken buluyorum. Yapmayayayım diyorum. Bir bakıyorum, konu oraya gelmiş, ben ahlanıyorum vahlanıyorum. Çevremdekiler benden kaçacak valla. Çocuğundan sıkılan anne modundayım sanki. Aslında öyle bir şey yok da. İnsanlar nasıl işlerinden şikayet ediyorlarsa bende bir bakıma kendi işimden şikayet ediyorum. 

Birde asla yapmayacağım dediğim bir konu vardı. Annelerin, her konuda çocuğu ve kendinden "BİZ" diye bahsetmesi. Acayip komik gelirdi bana. Çocuğu mesela yemek yemedi. Kadın şöyle anlatırdı "Ah teyzesi biz bugün hiç bir şey yemedik. Sorma" "Anaaaa kadına bak çocukla kendi bedenini bir zannediyor." der dalga geçerdim arkasından. Hep Cem Yılmaz gelirdi aklıma. Şimdi bir kendime bakıyorum. Aynısıyım o refakatçinin. Bizde biz. Bana ne oluyorsa dimi?

                                               Bu videoyu izleyip gülüyorum ağlancak halime 
                                                                Gülün bana. Çekinmeyin GÜLÜN:):):)


Ne olur benle konuşurken bu yazıyı düşünün ve bana çaktırmadan konuyu dişten ne kadar uzak bir konu varsa oraya getirin. Veee beni mutlu edin. 


Son bir tehdit, 

"Benimde günüm gelecek Madam Diş, o gül ağızdan kendi ellerimle çıkartacağım sizii Wuhaahahahahahah!!!! (kötü kadın kahkası)"


17 Haziran 2014 Salı

Viyana da Süt Anne'ye İhtiyaç Var


Merhaba,

Viyana'da,  3,5 aylık bir anne kız bebeğine süt anne arıyor.
Biliyorum Viyana uzak, bilmiyorum bizim gibi süt anneliği bilen anneler var mı?
Her dakikanın bebeği için kayıp olduğunu düşünüyor.
Temmuz ayında Yozgat'a geleceklermiş. Neden Yozgat'tan bir anne süt anne olmasın.
Yozgat ve Viyana'ya yakın yerlerden sütünü bağışlayabilecek annelerden
haber bekliyoruz. 

Sütünüzle Kalın.
Süt Anne

sutannne@gmail.com 

13 Haziran 2014 Cuma

Banvit'le Katkısız Sevgi

Akçay'dı, Ecem az uyudu, tadilattı, düğünlerdi derken kendimi öyle kaptırmışım ki,zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamışım. Anlatmam gereken önemli bir konu var size :)

Ben biraz memleketçiyimdir. Nasıl derseniz? Balıkesir Akçay'lıyım. Doğdum, büyüdüm, okudum. Ama İzmir'de doydum, evlendim, anne oldum. Bana İzmir ne kadar bonkör davranırsa davransın Akçay'ım da Akçay'ım. Vazgeçemiyorum. Görmezden gelemiyorum.

30 Mayıs akşamı sessiz konuşmasıyla Şebnem'le yani namı değer Manyakanne ile konuştuk. Kızlar uyuduğundan ve saat 22:30 olduğundandı sessiz konuşma sebebimiz. Momosphere ve 1 haziran yapılacak toplantıyı anlattı bana telefonda. Firma gizli tutulduğunu söyleyince iyice meraklandım. Heyecanlıydım, heyecanım dahada arttı.

1 Haziran sabahı La Cigale'ye girip firmayı görünce içimden bir "Ohh" çektim. Gitmeden önce eşime, "İçime sinmezse, fikri, zikri bana uymayan firmaysa çaktırmadan tüyerim" demiştim. Memleketçiyim diye boşuna demedim ya. Bandırma'nın kalkınmasını hatta bazı yönleriyle Balıkesir'e büyük kazanç sağlayan Banvit'i görünce sevindim. Ne de olsa bize kendini anlatacak firmadan bir memleket havası alacağım.

Çocukken Erdek Dalyan'a giderken Banvit'in gübre fabrikalarının önünden geçerdik. Herhalde zeytin fabrikası dışında gördüğüm tek fabrikaydı. Ne kadar büyük olduğunu düşünmüştüm hep.

Neyse bu kadar memleketi havasından sonra tavukla ilgili gerçekleri anlatayım size.

Lezzetçi Başı'nın papyonu düzeltim de.
Yoruldu tabi bütün gün. Kendine dikkat edemedi.

4 Haziran 2014 Çarşamba

Hello 30!

İlk fotografım

Lisedeyken bir çocuk vardı. İri yarı, biraz tuhaf bir çocuktu. Milletin el falına bakıp dururdu. İşte kafasına göre yorumlar falan yapardı. Çok biliyorum havalarında atardı da atardı.

Bir sabah okulun merdivenlerinden inerken yanından geçiyordum. "El falına bakayım mı?" dedi. İlk önce şaşırdım. Hiç muhabbetimiz yoktu. "E olur." dedim. Elimi tuttu. "A! Hayatın bir yerde kesiliyor. Sonrada devam ediyor. Değişik olmuş" dedi. Tavlamak için falan diyeceksiniz. Aslıyordu sana şapşal dediğinizi duyuyorum. Ama çocuk o bildiğiniz erkeklerden değildi. Anlayın azcık nasıl olduğunu :)

Annemle en sevdiğim fotoğrafım. Ecem sana benzemiyor
diyenlere de cevap olsun bu arada:)
Tip pek takılacak değildi ama 30'lu yaşlar denilince o iri kıyımın lafları gelir aklıma. Başka şeylerde demişti. Onları hatırlamıyorum. Sanki onun dediği kesinti 30 lu yıllarımda yaşayacakmışım gibi geliyordu.

Galiba hep 30lu yaşlarımı merak etmemden kaynaklı. O zaman ne yaşayacağım? Acaba nerede olacağım? Diye sorardım kendime. Bir türlü aklımda canlandıramıyordum. Şimdi dahi öyle. Hayal kurmaya çalıştığımda gözümün önüne bir görüntü gelmiyor. Bir netlik yok. Bir dileğim üzerine kafamda bir şey canlandıramıyorsam kesin süper bir şekilde gerçekleşir. Yani 30lardan çok umutluyum.

Babamla en sevdiğim fotoğrafım.
Babamı özlediğimde bu fotoğrafı
hatırlayıp hemen babamı arıyorum.
Dileğim, hayatımın en güzel yılları olsunlar. Beni hiç üzmesinler. Sadece huzur getirsinler bana. "En güzel yıllarım olacaklar" desem. Çok büyük atıp tutmuşum gibi olacak. Ama hissediyorum. Ya biliyorum işte 30'lar beni korkutmuyor. Beni müthiş mutlu ediyorlar.

Yaşımı sorduklarında "Sence kaç gösteriyorum?" deyip. Yaşlanıyormuş ayaklarına yatmayacağım." Ahahha. 27 mi? Çık, çık. 30 küsürüm 30 küsür. Beni zaten hep 20li yaşlarda zannediyorlar.Aslında 30 demek ağır geliyor" kelimeler sarf edip zevzeklik yapmayacağım. "30'um" deyip. En güzel yıllarımın keyfini çıkaracağım.

Ne demiştik başta "Hello 30!"

27 Mayıs 2014 Salı

Mama Kullanmak Çok Zordu

Ecem'in ilk biberonu sorunsuz tutup mama
içişi. Aç kalmayacağını düşünüp mutluluktan
ağlamıştım.
Siz hiç bir şeyi istemeye istemeye yaptığınız oldu mu? Gecenin 5'inde kalkıp acıktığı için ağlayan bir bebeğiniz?

Hiç bir anne bebeğine mama vermek istemez. Her gün sütünün azlığından dolayı süt anne arayan annelerle konuşuyorum. Kimisi rahatsızlığından dolayı sütü yok, kimisinin ise hiç olmamış anne sütü. Hepsi mama vermek istemediğini anlatıyorlar bana.

Mama bir çok annenin kurtarıcısı olmuş bugüne kadar. Kendimi anlatayım. Her ikisini de maalesef yaşamak zorunda kaldım. Kızıma 7 ay boyunca anne sütüyle besledim. Bilenler bilir başıma gelmeyen kalmadı. Sadece bir gün daha anne sütü verebileyim diye çok canım yandı. Her şerrin bir hayrı vardır ya süt kızım oldu. Bir günde anne sütünü vermemek zorunda kaldım. 1 günde hem ek gıdayla hemde mamayla tanıştı kızım. Biberonu almadı. Her gün değişik değişik biberonlar denedim. O ay hiç kilo almadı. Her gün ağladı. İstemedim mama vermek ama ek gıdaya alışık olmadığından vermek zorunda kaldım. Gündüzleri ek gıda ve devam sütü, geceleri de GDO olduğu iddia edilen gece mamasını kullandım.

Yapacak bir şeyim yoktu. Dolapta süt kızıma vermek için hazırladığım sütlerim vardı. Ecem'e içirmeye çalıştım içmedi. Süt anne bulsaydın diyeceksiniz. Kızım alması gerekenleri benim sütümden 7 ay boyunca almıştı. Annesinin hiç sütü olmayan bebeklerin daha ihtiyacı var diye düşünerek istemedim. 1 yaşına gelmediği içinde inek sütünü önermedi doktorumuz. İşte o gün bu gündür mama hayatımızda.

Her an her yerde. Ecem diş çıkarken, gripken, huysuzken tek kurtarıcım mamaydı. Evet en güzeli anne sütü. Başka bir şey olamaz. Ecem beni emerken ki zevkini hiç bir zaman mamadan almadı. Ben hep kendimi kötü hissettim. Gece uyanınca gözümü bile açmadan emzirebiliyordum. Gittiğim yerlerde hijyen sorunu yaşamadan karnını doyura biliyordum. Mamaya geçince biberon, termos, ılık su, hijyen hayatıma girdi. Biberonları her gün kaynattım. Gece güzelim uykumdan uyanıp, su kaynatıp mama hazırlamak o kadar zor ki.

Anne sütünün yokluğunun ezikliğine hiç girmeyeceğim. Allah'tan çok uzun süre yaşamadım o duyguyu.

Şimdi sütü olan annelere bakıyorum da "Ben zaten mama karşıtıyım." "Böyle olduğu belliydi." "Ben hiç kullanmadım." Bu kelimeleri sizin kullanması çok rahat. Bekara karı boşaması kolay. Siz anlayamazsınız sütü olmayan anneleri. O yüzden böyle yazıpta onları bir kez daha yıkmayın. Eğer çok güveniyorsanız kendinize süt anne olun. Bir bebeği daha doyurmaya çalışın. Çevrenizde muhakak vardır anne sütüne ihtiyacı olan bir bebek. Onlara yardım edin. Neden mamaya karşıyım derken fışkıran sütünüzü başka bir bebekle paylaşmıyorsunuz? Gelin size süt aile bulalım. Bir bebeği mamadan kurtaralalım.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...