31 Ağustos 2016 Çarşamba

Deniz San İçin Anne Sütü!!


Merhaba,

Deniz San Bebek… 


Bir çoğunuz sosyal medya paylaşılan postlardan tanıyorsunuzdur belki. Deniz San İzmir Ege Üniversitesi Çocuk Hastalıkları bölümü H blokta yatıyor. Anne karnındayken bağırsak düğümlenmesi sonucunda doğum sonrası bir dizi ameliyat geçiriyor. Bağırsaklarının bir bölümü alınıyor. Hatta ameliyatların sonuncusunda kalbi duruyor. Kısa Bağırsak Sendromu sorunuyla baş başa kalmış durumda. 

 Şuan da Deniz burundan besleniyor. Bunu sebebi bağırsakları kısa, kendine gelmediği ve sağlıklı olmadığından bu yönteme başvuruyor doktorlar. Burundan beslenmede bebekler sadece ve sadece ANNE SÜTÜyle beslenebiliyorlar. Mama buruna koyulan hortumlardan geçemeyecek kadar kalın olduğundan verilemiyor. Bebekler burundan beslendiği için kilo alımları çok yavaş oluyor. Çünkü ANNE SÜTÜnün emilimin bir kısmı bağırsakta gerçekleşir. ANNE SÜTÜ bağırsaklarda dolaşamadığı ve vücutta çok kalamadığından kilo alımları yavaş olur.

Deniz'in bağırsaklarının uzaması lazım ki kendi aldığı besinler gelişiminde yeterli olsun. Bağırsağıda en sağlıklı bir şekilde uzatan tek besinde ANNE SÜTÜ.

Deniz San şuanda 4 kg ve 9 aylık. Deniz’ın sağlıklı bir şekilde evine gidebilmesi için günde 1 kg anne sütüne ihtiyacı var.

Deniz’ın sağlığına kavuşabilmesi, bizim buzdolabında bir gün kullanırım diye biriktirdiğimiz ANNE SÜTlerine bağlı.

Onlar dolapta beklemesin. Denizhan’ın sağlığına kavuşabilmesi için birleştirelim ve ona can olalım. Şuana kadar giden ANNE SÜTLERİYLE GIDIM GIDIM KİLO almaya başladı DENİZ.



Daha yolumuz uzun...


Sigara,alkol ve ilaç kullanmayan, sağlıklı koşullarda damla damla binbir emekle sağan ANNE SÜTLERİNİ anneler Deniz’ın ailesine ulaşın…


Telefon numaraları;


 Telefonlarına sürekli bakamıyorlar. Whatsapp’tan ya da mesajla ulaşıp müsait olduklarında görüşebilirsiniz.

Eğer aramadan hemen götürecekseniz

Ege Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları Bölümü H blok 2. Kat 224 numaralı oda.

Haydi Güzel Birşeyler yapalım!!

Açelya…








22 Ağustos 2016 Pazartesi

Memeden Bırakma 1.Aşama Süt Alerjisi

Burak'la birlikte yeni bir döneme giriyor ilişkimiz; Meme bırakma.

Bazı şeyler başkalarına öneriler verirken çok kolaymış.

"Kararlı olmalısın. Bu ikiniz içinde önemli."
"Böyle yaparak çocuğu ve kendini daha çok üzüyorsun."
"Üzüldükçe daha çok süt üretip mastit olacaksın."

Ne kelimeler bee!

28 Temmuz 2016 Perşembe

Ben 50 Yaşındayken Bu Gün


Sıcak çok sıcak. Uyuya kalmışım güneşin altında. Gözlerimi açarken göz kapaklarımda parlayan ışıkları izliyorum. Öyle yanmışım ki göz kapaklarım birbirine yapışmış sanki. Şezlongun üzerine, başım yamuk bir şekilde uyumuşum.

Boynum tutulmuş. Kaç saattir böyle uyuyorum ki. Eh bira mı o? Iggyy! Bu biradan anladığım kadarıyla en az 1 saattir güzel bir uyku çekmişim.

Kumda geniş kollu, uzun bacaklı, hafif göbekli, yürüdükçe hareket eden gür saçlı kumral  bir oğlan bana doğru yürüyor. Gözlerimi tam açamadığımdan ve güneşin parlamasından seçemiyorum. İşte yüzüne büyük gelen gözler. 

Burak.

26 Temmuz 2016 Salı

Hilal Anne'nin SSVD Hikayesi 2

Hilal Anne'nin Yazısının Devamı;



Hemen doktoruma ve Vildan ebeye NST'leri yolladım. "Evet, doğum başlamış gel." dediler. Hastaneden eve geldim. Ilık bir duş aldım. Çocuklarımı uyuttum ve gece 10 gibi yola çıktık. 

Araba hareket etmesi ile hıçkırıklara boğuldum. Evde iki tane meleğimi bırakıp gitmek çok zordu. Hastanede bizi Vildan Ebe karşıladı. İlk yüz yüze tanışmamızdı, hayatımın kahramanı kadınlardan biri olacağını anladığım o ilk an...

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Hilal Anne'nin SSVD Hikayesi -1-


En son yazımda acabalarım vardı; son derece duygusallaşmıştım ve sezaryan  kabus gibi üzerime gelmeye başlamıştı. Son cümlem "Umarım başardım yazabilirimdi."

Ve evet başardım... 

Güneş Neva ve ben başardık!  

21 Temmuz 2016 Perşembe

Neden Siyah


Onca renk varken neden siyahı tercih etmek? 
Elele tutuşmak yerine neden silah tutmak? Dünyayı aydınlık gözlerle bakmak varken simsiyah peçelerle korkarak bakmak neden? 

Uzun uzun, pis sakalların arkasına saklanmış dudaklarla tükürük saçarak konuşmak neden? 

Ezmek neden gerekiyor düşmüşü, korkmuşu?

Bırak kim ne isterse yapasın!
 Kimi sarsın örtüsünü kimi açsın eteğini. Kimi örtünmeye islam desin kimi katolik! 

Kötü gözle bakmak neden örtüğe eteğe? Kim içindeki biliyormusun ki yargılıyorsun? İçindeki iyilikte senin kötülükte. Hangi gözlükle bakıyorsan o senin dünyan.

Nedir bu öldürme aşkı? Kabil'in hissettiği duygu en eskisi en kötüsü... O bile utanmış yaptığına. Şimdiki bizler gurur duyuyoruz yaptığımızla.
 
Öldüreceksen içindeki öldürme aşkını, nefreti öldür. Bırak, barış çiçekleri açsın içinde. Göreceksin senin içinde cennet olacak burası. Burada yaptıklarınla yargılanacaksak diğer dünyada, cennet yap burasını da cennetle mükafatlan.

Sınırlar, bekletilmek, herkesi o kötüler  gibi sanmak neden?

Neden sınırlandırıyoruz kendimizi?! Kaldırın sınırları! Dünyanın 7 harikasını özgürce görmek istiyorum.

15 Temmuz 2016 Cuma

Kim Bu Mucizenin Annesi 34-35. Hafta


Yeni doktorum 2 haftada bir görmek istemişti beni. 32.haftadan sonra ilk randevumuz bu hafta Salıydı. Bu sefer ultrasonda bakmadı Tuna'ya. Sadece nst ( non-stres test ) istedi. Gebeliğin en sevdiğim rituellerinden biri. Biz yine tam kadro gittik doktora tabi. Bennuşka için değişik deneyimler bunlar. Umarım ilerde az da olsa hatırlar.

14 Temmuz 2016 Perşembe

İnternetsiz 5 hafta


                                    

Ajssnlfskkngjgşk,lrlmvakfülr!!!çççç

Anam bilgisayarda yazmada bocaladım baya. Ay bu klavyede nasıl yazılıyordu ki? 

Neredeyse 5 haftadır bilgisayar başına oturmadım. Bir yazıyım demeye fırsat bulamadım. Hatta öyleydi ki üç hafta bildiğiniz internetsizdim. Evet! İnternetsiz. İnternet hesabı yapan Genç Turkcelli gibi. "Aman bunu internette koymayayım da internet paketim bitmesin." dedim. Turkcel de ne kadar haftalık, aylık paket varsa dibine kullandım. Öyle ki telefon internetin yavaşlığından kafayı yiyip, ısınmaya başladı. 

30 Haziran 2016 Perşembe

Oldu Böyle


2002 seçimleri. Bir grup arkadaş ilk defa oy kullanacağız. Yanılmıyorsam yaz sonuydu. Konuşuyoruz seçimler nasıl olacak? İlk oyumuzu kullandık mı Türkiye’ye kurtulacak. Çünkü öyle öğrendik. Bir oyumuzun herşeyi değiştireceğini. Bu bizim vatandaş olarak tek söz hakkımızdı. Atatürk bunu bize vermişti ve her biri çok kıymetliydi.

Anne babalarımızın yaptığı hataları yapmayacaktık. Onlar 80ler 90larda çok büyük hatalar yapmıştı. Yanlış insanlara yanlış güçleri verip bizi iç savaşa sürüklemişti. Denizler ölmüş, bıyıklar sivrilmişti. Korkak nesil olmayacaktık. Sindirilmiş, asker – polis korkusu olmayan dik duruşlu insanlar olacaktık. Yürüyen, isyan eden, hatta yeri geldi mi seçtiğimizi devireceklerden olacaktık. Belki Fransız devrimi gibi. Ölecektik ama tüm dünya bizi konuşacaktı.  

O zaman haber kanallarında İsmail Cem’i görüyorduk. Ne yakışıklı bir adam? Kendiyle barışık, sonra tüm dünyayla. İnanıyoruz ona. Beyaz teniyle masmavi bakıyor. Bütün sanatçılar destekliyor. Kanalara çıkıp konuşuyorlar. Yılmaz Erdoğan'ın çıkıp konuştuğunu hatırlıyorum İsmail Cem’le ilgili. Sanaçılar destekliyor ya güvenim daha da arttı ona karşı.

Sonra bir anda ne oldu hatırlamıyorum. –İnternette yavaş bakamıyorum.-Bir anda İsmail Cem yok olmaya başladı. Kimse desteklemiyor, inanmıyordu. Hepimiz birlik olalım, oylar bölünmesin diye CHP’ye dönük. Yani o zaman ki halimizden daha kötü yapamazdı ya bizi. Bir kere Atatürk’ün partisi. Birazcık ondaki akıldan onlarda varsa yırttık demek ki.

Yine ne oldu anlamadım. –Bakmak bile istemiyorum.- Bu adam başımızda. Nasıl ya? Nereden geldi? Ben bunu hiç görmedim ya. Hatta seçim yasaklısı? Benim kullandığım oy ne oldu?
O vakitler sesini duymaya tahammül edebiliyorum. Dinliyorum kanallarda. Haber kanallarının bazıları tarafsız, penguen belgeseline geçmemişler. Herşeyi net yansıtıyorlar. Bazı dedikleri mantıklı.

“Yaaa. Bizi daha kötü ne hale sokabilir ki?” dedim.

İşte bu haldeyiz. Anneme, babama kızar, korkaklıkla suçlarken şimdi benim çocuklarım beni katillikle suçlayacak.

İnsafınız kurusun, hiç mi insanlık yok sizde? Hiç mi Allah korkusu? Ölümü bize böyle yaşatırken hiç mi ölüm korkunuz yok? Nasıl böyle anlamsızca açıklamalar yaparak konuşuyoruz.

Asıl suç bizde! Kullandığımız o oyda suç. Birlik olamamızda. Milli duyguları “Yiyecek tabi.”lerle değiştirdiğimizden.

Bugünlük 41 kişi, daha önceleri daha fazlası, yüzlerce şehit –hem de hergün-.

Çocuklarımın yüzüne bakarken onları koruyamayacak olmaktan çok korkuyorum.

Utanıyorum…


Çünkü babam gibi kendimi savunacak bir düşüncem bile yok. “Oldu böyle.” diye cevap verebilirim büyük enkazın arkasından. “Ama bak duble yollarda tanklar ne güzel geziyorlar.” demekten çok korkuyorum.  

20 Haziran 2016 Pazartesi

Aynı Onun Gibi

Bu dünyaya onun sayesinde gelirsin. Gözünü açtığın andan itibaren umudun, cesaretin, aşkın olur. Sarıp sarmalar, beni taşısa taşısa o taşır dersin.  Yıllar geçer seni el üstünde tutan başka ele devreder. İçi gider, ağlar, "ben arkandayım, burası hep senin evin."der ve  teslim olur. 

Devr alan hep ona benzer. Hatta dersin ki "aynı onun gibisin." Çünkü ona benzeyeni bulmuşsundur. İlkindir, tek bildiğin, öğrendiğin. Başka ezber okumak istemezsin. Gün gelir devr alanı o yaparsın kızının gözünde. 

İşte bu hep devr eder. Senin baban, onun benzeri kızının babası olur. 

Babamın, eşimin, kayınpederimin başta olmak üzere herkesin babalar günü kutlu olsun. 

Kim Bu Mucizenin Annesi 33. Hafta

     İznin bir haftası bitti bile. Gebeliğiminse 33.haftasına geldik. Zaman hem geçiyor hem geçmiyor sanki. Ne zaman geldik 33’e ya da Bennu ne zaman doğdu da büyüdü de abla olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

       Bennu’yu doğurduğumdan beri hep vardı aklımızda ikinci çocuk fikri. Bir ara meşhur olan “ Tek Çocuk “ furyasına hiç kapılmadık. Zaten hiç anlam veremiyorum. Bu düşüncede olanlara sorduğum ilk soru “ Senin kardeşin var mı? “ oluyor. Eğer cevap “ Evet. “ ise hiç kaçarı yok o kişinin ütülerim kafayı J

       Yalnız kalmamalı bence çocuklar. Kardeşliğin değerini, paylaşmanın önemini ilk önce evde öğreniyorlar. Evde öğrenemeyenin sosyal çevrede öğrenmesi ya zorlaşıyor ya da aşırı yaşıyor bazı şeyleri. Bu düşüncelerimi her gün birçok insan yavrusuyla haşır neşir olup günde en az 5-6 türlü problem çözmeye çalışırken edindim. Ayrıca hiçbir zaman bize baksınlar yaşlanınca diye bir düşüncem olmadı. Olsa  5-6 tane doğururum. Her 2 ayda bir birine giderim, ohh yolumu bulurum. Yok tabii ki böyle bir dünya.

        “ Kardeş Şart “ akımını seviyorum ben. Sosyal medyada dolaşırken birçok örnek görüyorum. Bazen gördüğüm örnekler beni bile şaşırtıyor. Kucağındaki daha yaşına girmemiş bebe, karnındakiyle de gebeliği yarılamış. O kadarına pes diyorum işte. Allah kuvvet, sabır versin.

          Hamilelikler arasında hem kadının beden sağlığı açısından hem de bence yaşanılan süreci özlemek adına makul bir aralık olması lazım. Ben çok özledim hamileliği mesela. İmrenerek, mutlulukla bakardım gebeleri. Yüzümde anlamsız, aşırı bir tebessümle… Bazen diyordum kendi kendime acaba tekrar hamileliği yaşamak için mi istiyorum ikinci çocuğu J Sonra Tuna’nın geleceğini öğrendik. Ama ne öğrenmek ilk hafta yazılarımdan hatırlarsınız. Beklediğim bu değildi. Gebelik testi pozitifse hemen ultrasonda da kese görünmeliydi. Çünkü Bennu’da öyle olmuştu. Başka türlüsünden haberim yoktu. Bennu’daki gibi bir seyir beklerken apayrı bir durumla karşılaştım ama her şeye rağmen çok güzeldi o duyguyu tekrar tatmak.

          O ilk izlenimden bu yana kaç gün, kaç hafta, kaç ay geçti. Birden sonraki her çocuk arada derede öyle böyle fark etmeden büyüyor diyorlar tecrübeliler. Bence hamileliği de buna dahil etmek lazım. Bennu’ya hamileyken sindire sindire yaşamışım tüm duyguları. Ama şimdi paylaşıyorum hayatın çeşitliliğiyle gebelikte yaşadıklarımı. Bennu’ya hamileyken cumartesi günü dönerdi haftalarım. Her cumartesi sabahı kalkar, bilgisayar başına geçer, o haftanın gelişimini okurdum. İstisnasız her hafta. Ama şimdi bildiğimden midir, fırsat bulamamaktan mıdır aklıma gelirse bakıyorum. Bennu’dayken okulum farklıydı ve az dersim vardı. Eve gelip uyuyup Esra Erol izlerdim. Şimdiyse evde beni bekleyen bir kuzucuk, ben aksam 7’de anca evde oluyorum. Eve gelip kıpırdamadan 1 saat yatmak bile nimet. Şartların farklılığı gibi gebeliğin ilerlemesi de farklı. Belki o yüzden belki bu yüzden bu diğerine benzemiyor bu kesin.


          İnsanların farklılığı ana rahmine düşmesinden itibaren başlıyor bence. Fakültede bize en çok kavratmak istedikleri “ Her birey birbirinden farklıdır. Bireysel farklılıklara çok dikkat etmelisiniz. “ düşüncesiydi. Bunu bir kez daha pekiştirdim. Tuna elbette farklı bir çocuk olacak ablasından. Tekmelerinin şiddeti, niteliği bile farklı. Fabrika aynı ama seri imalat mümkün değil J

Kim Bu Mucizenin Annesi 32. Hafta

 
  Haftanın ilk iş günü doktora gitmekle başladık haftaya. Çünkü beklenen an gelmiş, resmi olarak izni hak etmiştim. Bu haftanın iki önemli olayı var aynı zamanda.

    Birincisi doktor değiştirdim. Gebeliğim kesinleşince bir sonraki doktor kontrolüne kadar karar veririz hangi doktor, hangi hastane seçeceğimiz konusunda diye düşünmüştüm. Urla Devlet Hastanesi, Gaziemir Devlet Hastanesi, Karataş Hastanesi şıklar arasındaydı. Eşim Sağlık Bakanlığı’na bağlı memur. Bulunduğu birim açısından bu devlet hastaneleriyle içli dışlı. Urla Devlet Hastanesi Türkiye’de sadece 5 tane bulunan “ Anne-Bebek Dostu Hastane” unvanına sahip ve ilgili servis hem personel açısından hem de teknik donanım açısından oldukça iyi. Ama bize konum olarak çok uzak. Şehir içi ulaşımla gidebiliyorsunuz elbette ama mesafeyi, gittikçe büyüyen karnı, gebelikten mütevellit basan afakanları hesaba katınca ne yazık ki vazgeçtik. Gaziemir Devlet Hastanesi’ni de ulaşıma dair benzer sebeplerden eledik. Bir de oradaki doktor hiç içime sinmedi açıkçası. Geriye Karataş Hastanesi kaldı ki oradaki doktorlardan benim gitmek istediğim doktorun Bennuşka’yı doğurtan doktor olması, ulaşımın kolay ve rahat olması gibi sebeplerden kararımızı kolaylaştırdı.


      10. Hafta oraya başladım ama orayla ilgimiz 28.hafta bitti. Sona yaklaşmaya başlayınca bu sefer rutin kontrolden ziyade doğum süreci konusunda karar verme aşamasına geldik. Bennuşka’nın doğumunda 2 gece kalmıştık hastanede. Herkes 1 gece kalırken biz niye 2 gün o zaman için anlam verememiştik. Ama çok iyi olmuştu. İlk gecenin sonunda kendi kendime yürüyerek çıkamazdım kesinlikle. Sonradan öğrendim ki sezaryan ameliyatlar “ Açık Ameliyat “ statüsünde sayılmaktaymış bakanlığına göre ve 2 gece kalmak zorunluymuş. Bu demek oluyor ki 1 gece kalınan hastaneler işi kılıfına uyduruyorlar ve bu durum beni çok rahatsız etti. Bir de doğum tarihi konusunda içime sinmeyen durumlar vardı. Sadece bayram tatiline denk geliyor diye 10 gün öncesinden doğurmak istemiyorum. Başka bir doktor fikri almak adına ve izni yazdırmak için Urla Devlet Hastanesi, gönlümüzdeki aslana, gitmeye karar verdik. Doktorla tanıştık, görüştük. Doğumun tarihiyle ilgili çekincelerimden bahsettim. Verdiği cevaplar beni tatmin etti ve orada o doktorla devam etmeye karar verdik.

        İkinci önemli olaya gelirsek Bennu ilk defa Tuna’yı ultrasonda gördü. Bizim oğlan hala gizemli. Kuzucuğum kardeşinin yüzünü, gözünü, yanağını, burnunu göremedi ama onun gördükleri ona yetti. Doktor şurası şöyle, burası böyle deyip gelişimini kontrol ederken Bennuşka kıkırdadı durdu. Doktor Tuna’nın kafasını ölçerken “ Aaa çok komik kihkihkih! ” deyiverdi. Çok hoşuna gitmiş olacak ki muayeneden sonra “ Kardeşin nasıl?”  diye kim sorsa “ Kardeşimin kafası çooook komik! “ dedi J

         Bu iki olayla beraber izin işini de hallettik. Okula bıraktık ve ben artık bedenen özgürüm. Bedenen diyorum çünkü birkaç defa daha okula gitmek zorundayım. Sene sonu not işlemleri var. Son 5 hafta bırakmak zorunda kaldım ama notları kimseye emanet edemem. Ara ara gidip okula halledeceğim inşallah.

          Ailecek koşuşturmaya başlamışken aynı gün bir de okul baktık Bennu’ya. Benim çalıştığım okulun arka sokağında bir anaokulu var. Hep iyi konuşuluyor okul hakkında. Bir de biz bakalım dedik ve bizim de hoşumuza gitti. Başka bir okulun bünyesinde olmayan kendi başına devlete bağlı bir anaokulu. 3-4-5 yaş grupları var. Sabahçı ve öğlenci gruplar var. Bennu için sabah grubunun uygun olacağına karar verdik. Zaten yarım gün sabah beraber çıkar, öğlen beraber gireriz eve. Ön kayıt dönemini beklemekteyiz.

           Tüm bunları bir günde yapınca haftanın geri kalanı nispeten sakin geçti. Tuna'yı görmeye gelenlere verilmek üzere hazırlayacağım hediyelikler için, Bennuşka’dan kalan pembikleri Tuna’ya uyarlamak için çeşitli malzemeler aldım: kumaşlar, renkli tülbentler, keçeler, aksesuarlar. Güzel bir Kemeraltı turuydu. Çok seviyorum Kemeraltı’nda dolaşmayı. Bir nevi terapi bana.


       Haftayı küçük bir kaza ve az biraz hastalıkla kapattık. Bennu düşme, şaşma konusunda bir dünya markası. Evin içinde düştü ve dudağını patlattı. Allah beterinden saklasın tüm bebeleri, çocukları.

15 Haziran 2016 Çarşamba

Kim Bu Mucizenin Günlüğü 31. Hafta

       Geri sayım başladı. En az 4 ay için son çalışma haftam bu hafta. Bennuska'da ikinci dönem 3 hafta çalışıp dükkân kapatmıştım. Doğum iznim bitince de yaz tatili başlamıştı. 6 ay evdeydim toplamda. Eylül’de okula başlamayacak olsam bir " Altın Günü " ne yazılma niyetim vardı. Aşırı dozda evde oturmuştum çünkü. Ne Müge Anlı'sı kalmıştı ne de Esra Erol'u izlenmedik. Bir de düğün organizasyon programı vardı o donem. Rutinlerim arasına girmişti.


Annelik Kadınlıktan Gelir




Çocuklar doğduğundan beri kendimi tuhaf hissediyorum. Yok konuşulacak başka konu yok. Kiminle bir ortama girsem konu dönüp dolaşıp aynı noktaya varıyor, bezdeki yeşil kaka.Telefon çalıyor “Şimdi nasıl emiyordu bu bebek?" soruları. Şikayetçi değilim, çokta mutlu oluyorum doğru yolda olduğumu hissediyorum. İnsanlar fikirlerimi önemsiyor ve beni sayıyorlar. Yeni çıkan makaleleri takip ediyorum sordukları sorulara doğru cevaplar verebilmek için. Baya baya çalışıyorum. Okudukça öğreniyorum, mutlu oluyorum.

8 Haziran 2016 Çarşamba

Kim Bu Mucizenin Günlüğü 30. Hafta

 
    Son düzlüğe girdik artık. Tahmini doğum tarihine 10 hafta kaldı. Doğum iznine ayrılmama da 2 hafta kaldı.

       Artık sandalyede uzun süre oturamıyorum. Bir ders saati bile uzun süre benim için bu aralar. "Kalk dolaş. " diye geçiriyorsunudur bu serzenişimin üzerine içinizden ama ne mümkün A dostlar!

29 Mayıs 2016 Pazar

Biliyordum Bu Günün Geleceğini

Biliyordum bu günün geleceğini. Zaten hep bu günler için hazırladık onu. Arabaya binecek ananesiyle dedesiyle hiç arkasına bakmadan Akçay'a gideceğini.

Öyle zamanda gelecek ki "Ben gidiyorum anneanneme." diyecek ve alacak çantasını gidecek.

27 Mayıs 2016 Cuma

Kim Bu Mucizenin Annesi Sinem : 29. Hafta

        29.hafta benim doğum günümle başladı. 30 bitti, 31'den yemeye başladım yavaştan. Şu bizim meşhur Türk usulü yaş hesaplamaya göre 31 yaşındayım. Doğar doğmaz 1 yaşında mı oluyor bu çocuk diye başlayan ve dakikalarca devam sohbetlerden hep kaçmışımdır. Anlatamazsın,inandıramazsın çünkü buna inanan kişiyi aksine.

26 Mayıs 2016 Perşembe

Dengesiz Krallık


Bize bu hayat sunulmadı biz tercih ettik. Evet, karşımıza seçenekler o sundu ama biz seçtik. Bu tercihleri yaparken bilmeden güzel şeylere imza atmışız.

Mesela kavgayı değil sarılmayı tercih ettik. 10 gün sonra 5 yıllık evli olacağız kavga ediyor muyuz? Evet. Ama küsmüyoruz. Hiç bir tartışmamız, atışmamız uzamıyor. O anda olup bitiyor. Birbirimize olan sinirimizi, laf sokmalarla atıyoruz. Komik, iğneyelici ve zekice. Baya baya baya giydiriyoruz birbirimize ama durum komedisi çıkıyor ortaya.

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Kim Bu Mucizenin Annesi 28 Hafta


   Bu haftaya kadın doğum rutin kontrolü ile başladık. Her şey yolunda çok şükür. Tuna Beyciğim az önden yol almakta. Bennu bu haftalarda böyle değildi. Ona ne olduysa son haftalarda olmuştu. Tuna'ya ufak tefek kıyafetler almaya başladım. 0-3 ay bedenli kıyafetlerden almasam mı diye düşünmeye başladım açıkçası.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Kim Bu Mucizenin Annesi 27. Hafta

 
       "Dondurmam Kaymak" diye bir film vardı bir ara. Filmin başrolundeki dondurmacı adamın meşhur bir repliği vardı. Tam olarak hatırlayamasam da "Bir cinnet her şeyi halleder." gibi bir şeydi. Bu hafta bir cinnet her şeyi halletti bende de.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...