27 Ağustos 2015 Perşembe

Lohusa Halleri #4 : Deniz


Ben yaz biterken yazı özlemeye başlayan insanlardanımdır. Yaz, deniz, kumsal... Bu kelimeler beni anlatır. 
 
Haziran doğumlu olduğumdan mıdır bilmem ama deniz benim için başkadır. Bir yere kahvaltıya gidiyorsak mutlaka deniz görmeli. Deniz gören ev -kümes kadar küçük olsada- benim için şatodur. Denizin kenarına gitmeme gerek yok uzaktan dahi görsem rahatlamama yeter. Ona baktım mı bütün üzüntüm dağılır. Orada olduğunu bilmek bile bana yeter.

Burak doğasaya kadar her gün denize girdim ama yetmedi. Allah'ım şimdi kıyısına kadar gidip ciğerci kedisi gibi bakmak zor geliyor. Denize giremiyorum ya bacaklarımı bile alasım gelmiyor. Meğersem ben balıklara ayıp olacak diye alıyormuşum yıllardır. 

Havada sanki bana nüspet yapıyor. Öyle ışıl ışıl ki deniz. Beni habire günaha çağırıyor. İçimde "Allah'ım biri bana çarpsada, düşsem." diye dua ediyorum.

Yaşlı teyzeler gibi gidip ayaklarımı sokuyorum, elimle başımı şap şap ıslatıyorum. Hafif yükselip beni ıslattımı "Posedion beni seviyorsun biliyorum." deyip gülümsüyorum. 

Öyle bir yerdeyim ki deniz kıpır kıpır. Öyle berrak ki kerata sinir oluyorum. Ben normalken niye böyle olmuyor ki!!!

 Deniz sürekli göz kırpıp bana "Gellll, gelll. Açelya, 7 Eylül'de herşey için çok geç olacak." diyor. Hipnotize oldum resmen. Yanından ayrılamıyorum. İçimdeki Lohusa Açelya çok evhamlı. Düşecek diye aklı gidiyor. Ama bu sıcakta ne derse desin umrumda değil!

Gün bitmeden yandaki kuduruk çocuklar bana çarpsada düşsem!

17 Ağustos 2015 Pazartesi

İnsan Enkazlar

17 Ağustos depremini hissetmedim. Akçay en çok hisseden bölgelerden olmasına rağmen. Allah'ın şanslı kullarındanım. Bana sunduğun bir lütuf hissetmemem. Deprem korkusunu yaşamıyorum. Kimilerine anlamsız gelen o paniği yaşamıyorum. 

Ben depremi yeni yatmış olmama rağmen hissetmedim ama arkasında bıraktığı bir çok enkazı gördüm. Öyle moloz yığınlar değil. 

İnsan enkazlar! 

Tüm kanatları kırılmış, korku göz bebeklerine işlemiş insanlar. 

Garip bir devletimiz var. Depremden etkilenen aileleri diğer bir deprem bölgesi olan Akçay'a yerleştirdiler. Bir anda yüzlerindeki acılarıyla sınıflarımızdaydı bir çok depremzede çocuk. Sormak istediğimiz bir sürü soru vardı ama soramadık hiç. Öyle derindi ki bakışları cesaret edemedik. 

Depremle birlikte bir çok hayalleri, hayatları, cesaretleri yıkılmıştı hepsinin. Bir anda gözleri açıkken kabus yaşamışlardı. 

En yakın arkadaşım oldu içlerinden 3 tanesi. Hatta can dostlarım oldu. Samimi olmamıza, herşeyi paylaşmamıza rağmen hiç soramadım onlara o geceyi. İsterlerse anlattılar. Yorum yapmadan, anlamaya çalışmadan öylece dinledim. Çünkü ne hissettiklerini anlayamazdım. 

Bir sesle evim yok olmamıştı benim, sabah birlikte oynadığım arkadaşımın enkaz altında kalmamıştı, amcam ve yengemin cesedi kaybolmamıştı, beni eve bırakan sevgilimi kaybetmemiştim. Yani anlayamazdım hiç bir zaman onları. 

Telkin cümlelerinden ve sarılmaktan başka şansım olmadı onlara. 

Kendileri anlattıkları şeylerden en çok içime işleyen cümle şuydu. Aslında çok derin bir şey değil. Ama aklımda o korkunç manzarayı canlandıran bir şey. 

Sinirleri bozuk, kahkahalarla gülerek anlatmıştı "Bizim balkondaki soğanlar karşı aparmanın enkazının üzerindeydi" Biliyorum komik bir cümle gibi ama anlatışı öyle içime işlemişti ki. Günlerce aklımda canlandırmaya çalışmıştım. Hala bile kulaklarımda o anlatışı.

Anlatırken yaşadıklarını bedenen yanımdaydılar ama ruhları enkaz altında kalmıştı hepsinin. Yıllar geçmesine rağmen hala bugün hala oradalar. 



14 Ağustos 2015 Cuma

Lohusa Halleri #3 : İlk Uykusuz Gece


İyidik böyle. Emiyordu uyuyordu. Gözünün bir tanesini açtı mı seviniyorduk.   Altını değiştirirken bile uyuyordu. 

Ne oldu böyle birden bire?

Biliyordum zaten bu ilk uykusuz gecenin geleceğini. Hiç bir rüya uzun sürmez. Her masal mutlu bitmez. 

Bizim ki 16. günde sona erdi. 20. gecede patlarız diye düşünüyordum. Sakinliği ve uyuması öyle olacağını gösteriyordu. 

Hatta herkese "Valla baya sakin, uyuyor hep. Amann MAŞALLAH! diyeyim de." diyordum. Karşıdan "Aman, aman." sesleri yükseliyordu. 

Hele Ecem'in bebekliğini bilenler Burak'ı nazar değmesin diye okuyordu hep. Annem okumaktan hatip indirdi kadın 16 günde. 

İlk uykusuz gece söyle geçti. Gece gündüz ayrımını anne karnında öğrettim de doğurdum diyordum. Sadece 16 günlük eğitim verebilmişim. 

Bütün gün gözünü bile açamadan uyuyan Burak gece 1 olduğunda enerjik bir şekilde uyandı. Ben de "Nasılsa uyuyor, meteor yağmurunu izleyeyim." demiştim. Demez olaydım. 

Baya yıldız kayması izledim, çocukluk anılarımı hatırladım. Eski günlerimi özledim. Falan filan...

Zaten 1 de uyanan Burak oğlanın uyanmasını beklemek için odaya gittim. Burak uyandı da emerken bir harekerler, sanki 16 gündür içtiği süt benim sütüm değilmiş gibi. Ağzını acıtarak emiyor. Kendi kendine söyleniyor. Öyle uzun uzuna ağlaması yok. Yatağa koyduğum an mızıklanıyor. Aman ağlamasın da Ecem'i uyandırmasın diye çabalarken, yat kalk sersem oldum. Birde Ecem'i uyandırırsa tam paradi oluruz.

Birde oda karanlık. Ecem ışıkta uyumuyor.    Koridorun ışığını açtığım an kımıldanmıya başlıyor. Uyanıcak diye aklım gidiyor. Ecem doğduktan sonra hayattaki en büyük korkum oldu Ecem'in gecenin bir vakti uyanması. Çünkü uyanıp abuk sabul şeyler yaptırıyor bize. Evde kimsenin uyumasına izin vermiyor. 

Odanın karanlık, sersem gibiyim Burak yine mızıklanmaya başladı. Kalktım, yatağından kucağıma aldım. Bir terslik var Burak'ta. Bir kaç saniye sürdü tersliği anlamam. Burak'ın bacaklarını yukarıda kafası aşağıda. Çocuğu nasıl toparladım düzelttim bilemedim. Baktım olacak gibi değil doğru aşağıya salona indim. Onu ana kucağına yerleştirdim. Ben koltuğa uzandım. Öylece güneşin doğmasını bekledik. 

Eh her bebek gibi güneş iyice yükseldikten sonra uyudu. Ama ben uyuyamadım çünkü diğer mesaim Ecem uyandı.

Biraz asabilik var üstümde onu atsam iyi olacak. 

Neyse artık akşam olsa da yatsak!

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Lohusa Halleri #2 : Kucak


Hamileliğimi Ecem'e çok yansıtmadan geçirdim çoğu zaman. Kapris yapmadım, kardeşin var deyip onunla ilgisiz davranmadım. Hatta bazen abarttım ilgi dozunu.

Kızdığımda hamilelikten dolayı kızıyorum deyip kendimi üzdüm. Çoğu bağırmamın sebebini içimdeki kudurmuş hormonlara bağladım. Ara ara uyanıp, her annenin çocuğuna kızdığını gördüm. Yani benim tepkilerim normaldi. Ama ben ona hiç kızmamam gerektiğini düşünüyorum hep.

Sona doğru onunla oynamam zorlaşmaya başladı. Hareketli olduğumdan hareketliliğine yetiştim. Yorgunluğumu o uyurken atmaya çalıştım. Ama bir konuya yetişemedim ve hala yetişemiyorum.

Kucak istemesi. 

4 Ağustos 2015 Salı

Lohusa Halleri #1 : Motivasyon

Kendi kendimi motivasyon etmem yetmedi. Yeni doğum yapacak arkadaşımla konuşurken ağzımdan bu cümleler döküldü;

"Sen oturup ağlasanda o çocuğun başında, o çocuk yine ağlayacak. Sen ameliyattan korksanda can acını düşünüp karalar bağlasanda, o acılar olacak. Başına geleceklerle ilgili planlar yapmaya çalışsanda, o planların hiç biri tutmayacak. 

O zaman ne yapacaksın? 

Herşeyi  akışına bırakıp olacakları sakin ve kararlı bir şekilde planlara bağlı kalmadan kontrolün altında yönetmeye çalışacaksın. Sen ne yaparsan yap, nereye gidersen git , kim yardım ederse etsin bunlar olacak. En güzeli kabullenip yaşanmasını beklemek."

Gerçekten annelik böyle birşey bence. Kendini mükemmel anne kalıbına sokmaktansa akışına bırakmış anne kalıbına girip bebeğinle sen mutlu olmaya çalışmalısın. 

Süt Anne 
Açelya

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Mucize'nin Günlüğü : Son 1 Gün

Yarın sabah bu saatlerde Burak kucağımda ikinci çocuk olsa da tecrübesiz de onun tutup emzirmeye çalışıyor olacağım.

Gözlerim dolu dolu oluyor. Tuhaf düşünceleri aklımdan atmaya çalışıyordum. Ben pek başarılı olamadığımı anlayan Ecem imdadıma yetişti.

Cuma gününden beri ateşli. Beni oyalayacak bir uğraş yaşatmış oldu. Uykusuzluk antremanları yaptırdı. Uyku konusunda kondisyonum yüksek olduğu hatırlatmış oldu bana. Ama hamileliğin verdiği sakarlık ve cümlelerin birbirine girmesi ortaya çıktı. Kafamı tam toplayamıyorum.

24 Temmuz 2015 Cuma

Mucize'nin Günlüğü: Haftası Mı Kaldı?


Gebeliğin başından beri bir hafta öncesini yazıyordum. Şunun şurasında kaldı son 4 gün hesabını yapamayacağım. Yani öyle hafta hafta yazamam. Heyecanımı paylaşmam, anlatmam, yazmam, söylemem lazım. Arayıp uzun uzun anlatacağım insanlar bitti. "Aman bir çocuğu olacak bıktırdı bizi" demesinler arkamdan.  Heyecanlıyım ve her geçen gün içimdeki heyecanda büyüyor.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Mucize'nin Günlüğü : İç Savaş

İçimden tüm kurduğum cümleler "Ya,..." İle başlıyor.

Bilinmezlik o kadar yakıp kavurucu ki. Aklımı toplayıpta sonrasında neler olacağını düşünemiyorum. Hep hayal kurar, sonraki olacakları gözümün önünde canlandırırım. Eğer canlandıramıyorsam gerçekten güzel şeyler yaşayacağımı bilirim. Çünkü hep öyle oldu. 


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Süt Anne Hikayeleri : Zeynep Ve Zeynep Ece

Bundan bir sene önce bir anneyele tanıştım. Daha 1 haftalık anneydi. Panik halde, ne yapacağını bilmiyordu. Bu anne sizin bildiğiniz annelerden değildi. Kocaman yüreği ile küçücük bir kız bebeği evlat edinmiş telefonun ucundaydı. Aynı Ecem ilk doğduğunda yaşadığım panikleri yaşıyordu. Süt yetmeyen her anne gibi süt anne arıyordu. Nasıl doyuracağını, nasıl tutacağını bilmiyordu. Her yeni anne gibi uykusuz ve yorgundu. Kısacası lohusaydı. 

Uzun uzun konuştuk telefonda. O anlattı ben dinledim. Ben anlattım o dinledi. Dertleştik. Zeynep Ece'ye uygun süt anne bulamadık. Nazlı bir kız. Bulduğumuz annelerin sütlerine alışamadı. İçemedi, yaramadı. Ama birbirimizi hiç unutmadık.

Geçen gün Zeynep "Ben Ecekuşa bir şarkı söyledim sende dinle" dedi. 

Güzel satırları ve etkileyici sesiyle Zeynep ve Ecekuş.

12 Temmuz 2015 Pazar

Rahatlayayım Dedim De


Bu ara çok moda ya büyükler için boyama kitabı. Herkes değişik değişik alıp boyuyor. Altına afilli cümlelerle "Yaptım çok rahatladım." "Günün stresini attım." "Çocuk uyuyunca kahve ve boyama."

O kadar çok paylaşan var ki insan merak etmeden duramıyor. Ne biçim şeymiş bu diyor kendi kendine. Yapı olarak meraklı biriyimdir. Hoş bir anda moda olan şeyleri okumam ya da yapmam. Entellikten değil benim ki, o kadar çok görmekten sıkılırım ki yapmış ya da okumuş kadar olurum.

9 Temmuz 2015 Perşembe

Ege+1: Minik Adımlar, Büyük Sevinçler



“Biliyorum ki bir gün bana koşa koşa gelecek, bacaklarıma sarılıp başını kaldıracak ve o dünyamı aydınlatan gülüşüyle ‘Anne’ diyecek ama o güne kadar çalışmaya ve sabretmeye devam!”

Bu cümleyle sona ermişti Ocak ayındaki yazılarımdan biri. Şimdi yazla beraber ben de bu cümlenin kıyılarına varmış durumdayım.

7 Temmuz 2015 Salı

Mucize'nin Günlüğü : 36. Hafta

Zaman yaklaştıkça yapılacaklar listesinden bir şeyler eksiliyor. Ve bu eksiklikler azaldıkça heyecan git gide artıyor. Beklemek, hamileliğin en büyük kısmı. Bana göre en eğlencelisi. Yani ömrümün sonuna kadar hamile kalabilirim. Burak lise çağında çıksın dışarı mümkünse. Karnımdaki çatlaklar ne durumda olur kim bilir o da ayrı mesele.

İçimde kıpırdaması sürprizlerle dolu olacağını gösteriyor. Her bebek hepsi farklı. Eğer Burak'a hamile kalmasaydım bunu anlayamazdım. Çünkü her anne karnındaki bebeği Ecem gibi sanırdım. Hiç durmadan, uykulardan uyandıran bir hareketlilik.

29 Haziran 2015 Pazartesi

Ekran Bağımlısıyım

Ben bir ekran bağımlısıyım. Geçenlerde okuduğum bir yazıdan sonra kendime bu tanıyı koydum. Yazıda televizyon, bilgisayar, telefon, tablet her ne kadar ekran varsa onlara tapıyorum hatta.

Sabah gözümü açtığım an televizyonu açarım. O ekran öyle karanlık durdu mu bana ufunet basıyor. Bekar günlerimde yatakta ilk önce televizyon kumandasının kırmızı tuşuna basardım. Beş on dakika televizyon izledikten sonra yüz yıkama, diş fırçalama faslına geçerdim. Çoğu zaman o tuşa basmama gerek bile olmazdı. Televizyon açık, sesi az kısılmış olurdu. Absürt bir kanalda kalıp hoca, ezan sesiyle çok uyanmışlığım vardır. 

25 Haziran 2015 Perşembe

Mucize'nin Günlüğü : 34. Hafta

İzmir'deki büyük telaşlar bitince bizim için göç mevsimi gelmiş oldu. İzmir'den pılımızı pırtımızı topladık Urla'ya geldik. Babaanne ve dede yanına. İki senedir devamlı kalıcıyız. Çalışırken arada bir göçer dönerdik.












Urla bize iyi geliyor. Ben dinleniyorum, Ecem yoruluyor ve mutlu oluyoruz. Alışkanlık galiba bendeki. Kalabalık aile olmayı seviyorum. Aile büyükleriyle olmak beni sevindiriyor. 

Urla'ya göçtüğüm için kiminle konuştuysam hep aynı soruları soruyor onları toplu olarak cevaplayayım.


Nasılsın? Karnın ne durumda? Burak'ın son durumu? Hazırlıklar ne alemde? Ecem ne durumda?

19 Haziran 2015 Cuma

Mucize'nin Günlüğü: 33. Hafta - Katya!!


Yaşarken yazmaya vakit bulamıyorum. Sanırsınız bir holdingte yöneticiyim. Saatlerce telefon konuşması falan yapıyorum sanki. Alt tarafı 3 + 1 bir ailenin hayatını yönetiyorum. İç işleri bakanı değilim daha ya! Eşimin tabiriyle tayinim eve çıktı o kadar. Kimine şark görevi çıkar bana ev görevi çıktı. 

Aslında bunlar Ecem'le hiç bir anımı kaçırmamak için oluyor. Burak doğduğunda büyük bir kaosun içine düşmemek için çabalıyorum.

Ama harbiden yoğun bir haftaydı.

Kardeşim geldi ya! Kardeşim. Evlendikten sonra ilk gelişi. Ecem'e hamileyken herhalde hamileliğin 4 ayı yanımızdaydı. Sonrasında da 40 günü. Yani hiç bırakmamıştı bizi. Hastalandım baktı. Deli gibi gezmek istedim gezdi. Hatta adını "Katya" koymuştuk. Ben atarlı Firdevs o da benim her dediğime he diyen Katya. Süpürge yapamadığımdan evi o temizledi. Yani benim elim, kolum, yoldaşım oldu Ecem'e hamileyken. Hiç bir an yalnızlık ya da korku duygusu yaşadım o yanımda diye.  

Bu hamileliğimde yeni gelin olduğundan gelemedi yanımıza. Beni yinede hiç yalnız bırakmadı. Her sabah "Günaydın!" internetten bir resim "Bu karı yedi valla kafayı. Yaptığına baksana" mesajı. Gözümü açıpta onun yazdığı absürt bir geyiği görmek, o geyikle güne başlamak kan ilacından daha önemli benim için. 

Sabahın köründen akşam yatasaya kadar insanın hiç çekinmeden araya bileceği bir kardeşinin olması çok güzel bir duygu. Bu arada gece 12 de konuşacağım konu Prens William'ın karısı Kate'in doğurduğuna Rusların inanmaması olabilir. (Bu konuyla ilgili meşhur geyiğimizi yazacağım) Hoş bütün gün o haberi nasıl atlamışız inanmıyorum. 

Ecem'le Burak'ın arasında da böyle sınırsız bir ilişkileri olsun istiyorum. Birbirlerini arayıp konuşacak konuları olmasa bile "E! Ne yaptın?" desinler birbirlerine. Kapatıp 10 dakika sonra can sıkıntısından tekrar arayıp "Şimdi ne yaptın?" diye arasınlar. O can sıkıntısını, o günün yoğunluğunu öyle atsınlar üstlerinden. 

Aynı şeyleri otuz kez konuşup. Otuz birinci kez konuştuklarında da aynı hayretler içindeki tepkiyi versinler. "Sen bunu bana anlatmıştın" demesinler. 

Ecem kocasını çekiştirirken, Burak'ta karısının yaptığı rezil yemeği anlatsın. Ama birbirlerinin aşık olduğu insanlara saygı duysunlar ve sevsinler. Kendi kuracakları aileleri için dedikodu çukuruna düşüp gaza getirmesinler birbirlerini.

Ecem sadık bir kardeş, güvenilir bir hala, kardeşi ve eşine tarafsız bir görümce. Burak sadık bir kardeş, sevgi dolu bir dayı, işinde gücünde bir kayınço olsun :)

Yani kardeşimle ben gibi olsun. Tarafsız, sevgi dolu ve her türlü konuyu konuşabilen.

Biliyorum ilerideki zamanları hakkında çok düşünüyorum. Hiç birşey korktuğum gibi olmayacak. Ama çevremde birbirinden kopuk hayatlar yaşayan kardeşler var ki. İnsan ister istemez çekiniyor. Ben yine de anne öğüdümü vereyim de. Zaten öyle kopuk hayatlar yaşasınlar ölsem bile rüyalarında girip girip hayatlarını rezil ederim onların. 

33. haftanın benim için kilit günlerinden biride yeğenimin düğünü. Bunu yazmasam ayıp olurdu. Günlerce elbise aradım, sonunda buldum. Hatta kırmızı halının meşhur hamile pozunu bile verdim. Düğüne bir kaç gün kala yağmur stressi yaşadım. Eltime sürekli "Amann canım yağarsa yapar ne var? Kendi kendimize oluruz işte ne güzel." diye gaz verip uzatmaya çalıştığım tırnaklarımı yememek için kendimle sınav verdim. 


Sonunda korkulan bir şey olmadı. Yağmur yağmadı, hiç bir aksi şey yaşamadan, yıllarca ailecek konuşacak konumuz oldu. Daha şimdiden mevlüt videosunu 3 kez izledik. Herhalde bir 50 kez daha izleyebilirim. Düğün videosu geldiğinde sahne sahne dondurarak izleriz bu gidişle. 

Düğündeki en ilginç ayrıntı benim için beni herkesin o gece doğuracağımı sanması. "Ay çok oynama bak doğurursun." diyerek bende daha çok göbek atma isteği yarattılar. Pisten indiğim nadir anlar genellikle tuvalete gittiğim zamanlar oldu. Ne yazık ki kadınlar tuvaletindeki geyiklere muzdarip kaldım. Kadının biri "Bende senin gibi bir düğüne gitmiştim. Oynadım oynadım. 3 gün sonra suyum geldi. Erkenden doğurdum" dedi. Ya akıl var mantık var. Bu laf hamileye söylenir mi? Bazen biz kadınlar gerçekten lafı düşünmeden ediyoruz. "He. He." dedim geçtim. Şimdi ona anlatayım mı? "Benim doğuma daha var, ama iki doğum arası az olduğundan karnım bu kadar çıktı. Bugünden sonra doğursam da önemli değil. En azından oynadım doğurdum diye anlatacak bir hikayem olur. Hem sizin zaten vakti gelmiştir. Hiç oynadığınıza yormayın. Çünkü bebek siz isterseniz zıplayın, kaç merdiven inip çıkın doğmayacaksa doğmuyor." mı diyeyim? 

Sünnet ailesinin alkolsüz yengesi olarak şoförlüğünü de yaparak geceyi tamamladım. Zaten hamileliklerim sayesinde direksiyonum baya gelişti. Geçenlerde de yakın arkadaşlarımın düğününde gelin ve damadın gece eğlencesi dönüşünün şoförüydüm. Ayık hamile trafikte diye bir  hashtag mi yapsam?


Sevgiler Süt Anne,




 

 




18 Haziran 2015 Perşembe

Hilal Anne : Baba Kimdir?

Hiç cesaretim yoktu bu konuda yazmaya ama bu da bir tecrübe ve paylaşılmalı...



‘BABA’ kimdir ? Kimlere ‘BABA’ denir?


Ben ne biliyorum ‘BABA’ olmaya dair. 

13 Haziran 2015 Cumartesi

Mucize'nin Günlüğü : 32. Hafta

Zaman çok hızlı geçiyor. Gerçekten yakalayamıyorum. Zamanı iyi yönetemediğimden herhalde diye düşünürken. 32. haftaya geldik. 

Öyle dolu dolu bir haftaydı ki hangi birinden başlasam bilmiyorum. Vaktin bana az kaldığını hatırlatan muayene günümüzden başlayabilirim. 

4 Haziran 2015 Perşembe

Mucize'nin Günlüğü : 31. Hafta - Burak'ı Ecem'e Anlatıyorum

Mucize'ye Burak'a ilk hamile kaldığımda en büyük endişem ikinci çocuk zorlukları değildi. Çünkü istiyordum bir çocuğumun daha olmasını. Zamanı geldiğinde hep istediğimi söylüyordum. Kendim için değil Ecem içindi bu isteğim. Hayatta kendini yalnız hissetmesini istemiyorum. Biz bir gün gittiğimizde başını yaslayıp ağlayacağı bir omuzun olmasını, herkes gittiğinde ikisinin kalmasını istiyordum birbirlerinin yanında.

31 Mayıs 2015 Pazar

Mucize'nin Günlüğü : 30. Hafta



Hep derlerdi ki "İkinci bebekler kendiliğinden büyür" diye. Üstüne düşünmediğim bir cümleydi. Cümlenin özünü anlamıyordum herhalde. Farkediyorum ki o cümleyi aynen yaşıyorum.

Mucize'm Burak gerçekten kendiliğinden büyüyor. Ayna karşında kendime bakarken şaşırıyorum karnımın büyüklüğüne. Ecem'e göre ağır birde. Yavaş yavaş hareketler ediyor. Sanki beni incitmemeye çalışıyor. Karnımın büyüklüğü dışında hiç bir şikayetim yok.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Ünlü Hamile Abiyeleri

Kabul ediyorum kafayı bozdum elbise konusunda. Baya tacizlerde bulunuyorum yakınımdakilere. Hepsinde aynı tepki "Ayyy canımmmm çoookk yakışmışş!!". Ne desinler? Ne diyebilirler ki başka?

Arada canım "Canım yani bu kadar oluyor. Hiç hamileleri düşünmeden kataloglar basıyorlar, elbiseler dikiyorlar. Sanki herkes sıfır beden. Bir de hamile olmasan, ohooo neler olur sana neler?" Önce halimi bilmesem yiyeceğim de, olsun bu sözleri duymak güzel.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...