Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada üyesi olduğum
bir grupta engelli çocuk doğurmak/doğurmamak konusunu irdeleyen bir gönderi
paylaşıldı. Kız çocuğu makbul değil diye doğurmayan toplumları düşününce
engelli bebeği de makbul değil diye aldırmak arasında ne fark var, engel
düzeyleri ya da çeşitleri bu noktada bir fark yaratır mı, engelli çocuk acı
çekiyor mu, bazılarını gerçekten doğurmamak mı lazım, engelli çocukların
kardeşleri için durum nasıl? Şuraya da gidiyor bu konu: Engelli bebeği olmasını
istemeyen bir aile, yaşam içinde karşılaşacağı engelli bir bireyi kendisine
nasıl denk görecek? Herkesin kendi kararı deniyor mesela. Nedir bu "kendi
kararı"ların sınırı? Bu ve benzeri birçok soruyu etraflıca ele almaya
çalıştığımız bir platform oluşuverdi birden. Ben de tabii ki kendimi tutamayıp
yazdıkça yazdım. Sosyal medya üzerinden yazdığım yorumlar epey uzadı. Ben de
derleyip bir yazı haline dönüştüreyim istedim. Vaktimin de kısıtlı olmasından
ötürü sosyal medyada hızlı hızlı yazdığım için bazı terimleri doğru ve yerinde
kullanamamış olabilirim. Elimden geldiğince toparlamaya çalıştım. Hepsi
yalnızca bana ait görüşlerdir. Sürç-i
lisan ettiysem affola…
Önceki yazıda anlattığım
zorlukların karamsar bir tablo gibi algılanmasını istemem. Şahsi fikrim,
‘sağlıklı’ (aslında bu ifade de doğru değil ama hızlı hızlı yazarken öyle
yazıverdim, doğrusu ‘normal gelişim gösteren’ olacak) bir çocuğu da bugün
hiçbirimiz saksıdaki bir çiçekmiş gibi suyunu verip bir köşede tutmuyoruz değil
mi? Eğitiyoruz, öğretiyoruz, bilgisayar başına oturup gelişimine fayda edecek
etkinlikler araştırıyoruz, bulup uyguluyoruz. Ben de bunların aynısını
yapıyorum. Diğer çocuklar 1-2 kerede öğrenirken ya da yapıp hallederken, ben
5-6 tekrar yapıyorum, o kavramlar genelleninceye kadar pekiştirmesini
yapıyorum. Yani hepimiz illa ki belki daha az belki daha çok çaba sarf
ediyoruz. Nihayetinde çocuk ‘yetiştirmek’
başlı başına büyük bir iş! Hayat bizim için de normal akışında gidiyor.
Bazı farklılıklar yok mu? Tabii ki var. 26 aylık yürüdü Ege. O güne kadar
taşıdım hep kucağımda. 3 yaşında konuşmaya yeni yeni başladı. Ben ona işaret
dili öğrettim, o arayı öyle kapattık. Yani bir yolunu bulduk illa ki. Ama
hayatın da sonu gelmedi. Tatile de gittik, sinemaya da, arkadaşlarımıza da.
Engelli çocukla hayatı sürdürmek kısmı yine insanın elinde. İnsan istedi mi her
şeye çözüm buluyor. Hele ki bu çağda!
Çocuğu eve kapatmak noktası külliyen
karşı olduğum bir şey, sokağa çıkmasını, hayata karışmasını mimari ya da yaşam
desteği ünitelerine bağlı olma noktasında engelleyen bir şey yoksa (ki bunlara
da çözüm bulunabilir). Her çocuk, özel gereksinimli olsun olmasın, hayata
karışmalıdır. Geçmişte eve kapatıldıkları için bu çocuklar/bireyler, ne yazık
ki toplumdaki önyargılar kırılmak bilmiyor. Hayatın içine katmamız gerekiyor.
Her yere götürüyorum ben oğlumu kimseden çekinmeden. Başımıza bazen tuhaf
şeyler gelmiyor mu? Geliyor, önceki yazıda anlattığım gibi. Ama bunların
hiçbiri bizi alıkoyamaz. Hayata kattıkça ancak bu önyargıları kırabiliriz.
Tipik gelişim gösteren çocuklarla engelli çocuklar bir arada büyüdükçe bunun
‘korkulacak’ bir şey olmadığını anlayacaklar. Başta sorulan engelli çocuk
istemeyen aileler, kendi çocuklarıyla engelli çocuğu nasıl denk görecek sorusu
da bir başka husus. Dedim ya kreşe bile almak istemediler. Kreş yahu bu, diğer
çocuklar da atom parçalamıyor. Altı üstü oyun oynayacaklar, okul öncesi
düzeyinde birkaç bir şey öğrenecekler. Önce okul yönetimlerine tosluyorsunuz,
sonra da belki diğer ailelere. (Henüz hiç aileye toslamadım ama biliyorum, ilkokula
başlayınca o da olacak.)
Engelli çocuk sahibi olmak,
hayatınızın mahvolduğu anlamına gelmez. Şu sözü de çok severim: “Down sendromlu
çocuk sahibi olmak, manzaralı yoldan gitmek gibidir. Gideceğiniz yere illa ki varırsınız.
Belki biraz uzun sürebilir ama o yolculuğa değer!” Olaya nasıl baktığınız, ne
kadar kabullendiğiniz, ne düzeyde çözüm bulmaya gönüllü olduğunuzla alakalı
pratikte işleyiş. Şunu bir eğitim uzmanından dinlemiştim: İsrail’de görme
engelli arkadaşlarıyla aynı sınıfı paylaşan tipik gelişim gösteren çocuklar,
arkadaşları için özel gözlükler tasarlamışlar. Gözlük etrafta neler olduğunu
algılayıp analiz ediyor ve sesli bir şekilde görme engelli bireye anlatıyor.
Böylelikle sağında solunda önünde ne olduğuna dair neredeyse görür gibi bir
fikir sahibi oluyor çocuk. İşte bu, bizi kurtaracak olan nokta!
Çocuklar, arkadaşlarının ihtiyaçlarını daha iyi anlayıp onlar için çözümler
üretmeye başladığında fark yaratılmış oluyor. İşte bunu sağlamak için de o
engelli çocuklar evden çıkmalı, normal okullara yaşıtlarıyla gitmeli! Ancak
böyle ilerleme kaydederiz.
Engelli çocuk acı çekiyor mu
kısmı da yüzde yüz yanıt bulabileceğimiz bir alan değil. Engel grubuna göre
değişiyordur illa ki. Ama düşünürsek sağlıklı bireyler olarak bizlerin de
başına bir sürü şey gelebilir, fiziksel ya da psikolojik acı çekebiliriz.
Hayatın içinde beyazın da siyahın da olduğunu unutmamak gerekiyor.
Şimdi bir oğlum daha var benim.
7 aylık. Engelli bir ağabeyi var ama ben inanıyorum ki ben Ege’den nasıl çok
şey öğrendiysem o da öğrenecek. Bence bir zenginlik bu. Tabii ki çocukların
arasındaki ilişkinin çok iyi yönetilmesi önemli. Ufaklık doğduğunda psikolog
bir arkadaşıma ‘İki çocuk, vicdan azabıymış’ demiştim. Neden öyle diyorsun,
dedi. Dedim birine vakit ayırırken, öbürüne ayıramıyorsun. Aklın öbüründe
kalıyor. Öyle düşünme demişti. İki çocuğun var, evet, ikisine gösterdiğin ilgi
şartlar karşısında ‘eşit’ olamayabilir ama önemli olan ‘eşit’ olması değil,
‘adil’ olması demişti. “Şu an bebek sana muhtaç, senden besleniyor, tabii ki
onunla daha fazla ilgilenmen gerekiyor. Aynı süreyi Ege’yle geçiremiyor olman
senin kötü bir anne olduğunu göstermez. Adil olması yeterli. Hem bu arada Ege
de çok önemli bir şey öğreniyor.” Bir şey öğrenemiyor, ödevlerini tekrar
edemiyoruz ki dedim. “Çocuk, sayıları, harfleri, kavramları illa ki öğrenir.
Önemli olan bazı değer yargılarını öğrenmesidir. Ege, şu an hayatta,
önceliklerin de olduğunu öğreniyor.” demişti. Ege nasıl şimdi kardeşinden ötürü
bunları öğreniyorsa, Efe de büyüdükçe ağabeyinden, onun farklı olmasından çok
şey öğrenecek eminim. Hayata ve insanlara bakış açısı daha farklı olacak. Evet,
zorlanacağım günler olmaz mı yine olur. Ergenliği var bu işin, başka halleri de
olacaktır. Ama o, bu gerçekle büyüyecek. Onu da sentezlemeyi öğrenecek, ben de
elimden geleni yapacağım onun için.
Benden sonrası kısmı işin en
zor kısmı. Benden sonra Ege’ye ne olacağını bilmiyorum maalesef. Bu sorunun
cevabı yok. Ama bugün Allah korusun hepimizin başına bir şey gelebilir. Akşama
eve dönebileceğimizin garantisi yok değil mi? Çocuklarımıza ne olacağını
bilebilir miyiz? Bilemeyiz. Engelli bir çocuğu olan anne için tabii ki daha
ağır bu sorunun cevabı. Çünkü normal gelişim gösteren bir çocuk öyle böyle
hayatta kalmanın yolunu bulur (başına çok kötü şeyler gelmedikçe ve çok kötü
insanlarla karşılaşmadıkça). Engelli çocuğun kendine özgü kısıtlılıkları illa
ki olacak. Benim amacım onu gelebileceği en iyi noktaya getirebilmek. Kendine
yetebileceği en üst düzeye getirmek. E iyi tamam da Nur, sonra? Sonrasını
gerçekten bilmiyorum. Kardeşine böyle bir misyon yüklemek gibi bir düşüncem
asla yok tabii ki! O da bir birey ve kendi hayatı olacak. Hiçbirimiz
kardeşimize bakmakla yükümlü değiliz. Ama bakmıyor muyuz, ilgilenmiyor muyuz,
illa ki ilgileniyoruz. Korkuyorum diye Allah benden önce onu alsın demiyorum
asla! Onun payına düşen neyse onu yaşamalı, benle ya da bensiz. Ben sadece onu
yeterli donanıma kavuşturacak kadar daha yaşarsam yeter diye dua ediyorum. Ülke
şartları malum mu? Evet malum. Ama umudum var. Böyle kalmamalı, kalamaz! Belki
de sırf bunun için yazıyorum bunca şeyi. Siz güzel annelerle paylaşıyorum ki
belki işte sizin çocuklarınızdan biri benim oğlumun ilerde hayatını daha iyi
idame ettirmesi için bir adım atacak, bir fark yaratacak, toplumda yer
edinmesine vesile olacak. Kim bilir…
Bu konuyu açarken ekstra
kredi istemiştim. Bu kadar uzatacağımı düşünmemişsinizdir. Engelli çocuğu
doğurup doğurmama mevzusunu belki çok ötelere taşıdım ama ancak böyle cevap
verebildim. Beyin fırtınası yapalım demiştiniz ya, tüm bu soruların benim
beynimdeki fırtınasının yansıması bu şekilde. Hak veren de olabilir vermeyen
de. Uzun uzun yazıp bunalttıysam, ya da gözden kaçırıp atladığım, kırıp
döktüğüm bir şeyler varsa affola. Son olarak, bana bu kadar çok deneyimi
yaşatıp hayata bakışımı külliyen değiştiren Ege'yi sizle tanıştırayım.

Nur
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder