11 Eylül 2015 Cuma

Hilal Anne: İnanın Çocuklar İnanın


O kadar çok şey yazmak istiyorum ki günlerdir. Yazdıkça siliyorum.  Her sildiğimde belki bitmiştir yazmama gerek yok, bizi okuyan anneler zaten gündemden yeterince bunaldı bir de ben tekrarlarını yazmayayım diyorum... En baştan tekrar yaşanıyor. Her gün yazılacak bir şeyler oluyor memleketimde.

Her gün bir eve ateş düşüyor memleketimde. Her gün anneler, feryat figan memleketimde. Bense iki kelime dilimde, bir kalem elimde, çoğu zaman gözüm yaşlı, evlatlarımın gözlerinin içine dalarken buluyorum kendimi. Zamanın bize ne getireceğini bilmediğim; kontrol edemediğim bir geleceğe büyütüyorum onları. Evet, üşümesinler diye üstlerini örtebilirim, iyi beslensinler diye dikkat edebilirim ama benden uzakta ya da benim seçmediğim ihtimaller yüzünden başlarına gelebilecek herhangi bir kötülük için elimden hiçbir şey gelmez...  Annesi gözünden akan bir damla yaşa kıyamazken gözlerini kapamış bir evlat... Ne o anne anlar bu olanların sebebini bir daha ne de siz o anneyi.


Memleketin siyasi geleceği ve geçmişi üzerinde konuşmalar yaparken keskin cümleler kurmayı sevmezdim. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz neticede, seçme ve seçilme hakkı var. Saygı duyarım milletimin iradesine der, her seçimden sonra acaba ben neyi göremiyorum diye daha dikatli izlemeye çalışırdım.

Ama artık farkındayım ki biz anneler fazla susmuşuz, fazla dışında tutmuşuz kendimizi bu meselelerin. 60-70-80 döneminde olanları göz önünde tutunca anneler, korkmuş çocuklarını bu işlerde fikir sahibi olarak büyütmeye. Memlekete evlat yetiştiriyoruz. Memleketin geleceğini yetiştiriyoruz. Bizim evde, sizin evde memleketin geleceği filizleniyor. Olmaz annelerim olmaz... Her çocuk, bilecek tarihini nereden gelip nereye gittiğini.

Aşırı milliyetçi yanlarım yoktur ama vatanımı ve vatanımda yaşayan her halkın dilini, dinini, rengini de ayırmadan severim. Dini tercihleriyle ilgilenmem kimsenin gözüme sokmaya çalışmadığı sürece. Herkesin gönlündekini bilen varken bana niye-neyle gösteriş yapar ki insanoğlu inandığı veya inanış şekliyle. Tüm bunları öğretmeye çalışacağım evlatlarıma da nasip olursa.

Ben Kürt bir üvey babanın yanında büyüdüm. Yıllarca sofrasında yemek yedim. Gecesini, gündüzünü ailesini, akrabalarını, babasını, atasını tanıdım. Onca yıl ağızlarından bir kez olsun bu memleketin kötülüğü için hiçbir şey duymadım. Ya da bu vatan dışında başka bir bayrak için hayaller kurduklarına tanık olmadım. Sadece kendi sofralarında toplandıklarında kendi dillerinde konuşurlardı bu da kimseyi rahatsız etmezdi.

Hal böyleyken memleketin acısının provakatörlerin ayakları altında süründüğü şu günler, herkesin aynı kefeye konmasını kahrolarak izlediğimiz görüntülere sebep oluyor. Hayatımın her döneminde sağcının da, solcunun da, muhafazakârın da provokatör olanından korktum, tiksindim.
İktidar sevdalısı olmadım hiçbir zaman  -iktidarda olmadı zaten oy verdiğim parti hiç - iktidar olanların iktidarı sürdürme hırslarını anlasam da tabana hizmet etmeyen bir iktidarın sürekli olamayacağını bilecek kadar da fikir sahibiyim iktidar hakkında.

Bütün bunları göz önünde tutunca her yoldan tek bir yere varıyorum. Kardeşçe, bölünmeden, birilerini ötekileştirmeden, tek bayrak altında yaşamayı öğrenmeliyiz. Siyasi ya da dinî hiçbir simge, hiçbir mezhep, hiçbir millet sıfatına takılmadan yaşayabilmeliyiz. İşte bütün bunları becerebilecek, bütün bunları tercih edecek evlatlar yetiştirmeliyiz. ‘Hem kökünü kazıyalım, hem savaşalım, hem memleketten kovalım ama benim oğluma bir şey olmasın’, bizi hiçbir yere vardırmayacak bir söylem.
Bir an önce silahı bırakmalı bütün eller. Benim oğulllarıma ateş etmemeli kimse, benim oğullarım kimseye ateş etmemeli. Bizim evlatlarımız birilerinin maşası olmamalı.

Ne kadar çok anne bunları söylerse belki bu yaşadıklarımız kaderimiz olmaktan çıkar. Ne kadar çok anne barışın elinden tutmayı öğretirse, ne kadar çok anne Kürt’ün Türk’ten Türk’ün Laz’dan Laz’ın Çerkez’den Çerkez’in Boşnak’tan farkı olmaksızın bu memlekette kardeş olduğunu öğütlerse çocuğuna belki bu yaşadıklarımız kaderimiz olmaktan çıkar.

Kimsenin bizim adımıza bir şeyleri çözüm süreçlerinde çözmesine ihtiyacımız yok oysa. Oysa biz yıllarca bu memlekette birbirimize sahip çıkarak yaşadık. Yine yaşayabiliriz.

 "Çocuklar inanın inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Güzel günler göreceğiz güneşli günler"


Hilal Anne






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...