28 Eylül 2015 Pazartesi

Hu Huuu İzmir

Huhuuuu!! İzmir, biz döndük.

Evimizi, sokağımızı, köşedeki parkı, hatta park yeri kavgalarını bile özlemişiz. Urla'da sultanlar gibi yaşıyorduk ama İzmir'in sefaleti de ayrı bir güzel.  "Akşama ne yemek pişirsem?" sorusu kazıkmış. 3 aydır bu soruyu birkaç gün dışında düşünmedim. (Kayınvalideciğim çok ama çok teşekkürler. Hakkını ve yaptıklarını ödeyemem.)

Hamilelik, lohusalık, iki çocuklu aile olma çabamızı hep paylaştık ailemizle. Şimdi başbaşa kalma zamanı başladı. İlk gün başarıyla tamamlandı. Artık önümüzdeki günlere bakacağız.



İlk gün tamamlandı da karı koca bittik. Çocuklardan dolayı değil. 3 aydır Urla'da biriktirdiğimiz eşyalarımızla mücadele ettik. 4 tane arabayı hınca hınç eşyalarımızla doldurduk. Bavul, iki bebek arabası, sayamadığım kadar küçük çanta ve torba.

Eşyaları toplamak 3 saatimi aldı. Çoğu ıvır zıvırı, son bir haftadır topluyordum. Evi taşımaya kalksam bir ay toparlamam sürer, yerleşmem de 3 ay falan herhalde. Ne çok eşyamız var bizim ya. Herşeyden 4 tane. Koçan kadar Burak'ın bile bir sürü eşyası var. Serpilmiş fidan Ecem'in eşyalarını saymıyorum. Koca zaten tek başına ütü makinası. Benim kıyafetler, eşyalar mı? Onların çantalarının bir köşesine sıkışmış durumda. Son 3 yıldır hamile ve emzirdiğim için doğru düzgün kıyafetim yok. Ayyyy dolabım bomboş!! (Gereksiz kadın tribi yapmıyorum! Koca duy sesimi! Çocuklara bakta çarşı pazar gezeyim. Annelere söylemeye yüzüm yok.)

Bugün ev mayın tarlası gibiydi. Oyuncaklarını özlemiş Ecem itinayla hepsiyle oynamaya kalkınca salonda ayak basacak yer kalmadı. Zaten içeri atılmış bir sürü eşyada cabası. 4 saat boyunca çocukların odasını topladım. Dolaplarına eşyalarını yerleştirdikçe Ecem'in küçülmüş kıyafetleri beni sildi süpürdü.

Sadece 30 ayda nasıl bu kadar büyüdü?

Kucağıma aldığımda ayakları dizlerime geliyor. Ağır geliyor, taşıyamıyorum. Oysa ilk doğduğunda küçüklüğünden tutamıyordum kucağımda.

Yıkanmış çamaşırlarını koklayıp bebeklik kokusunu duymaya çalıştım. Şimdiden özledim Ecem'in ilk 6 ayını. Kapkara gözleriyle, şaşı şaşı bakışını. Abuk sabuk yerlere bakıp bakıp gülmesini. Boş duvarlara beyazı görünmeyen gözlerle bakıp gülüyordu. "Neye gülüyor bu çocuk. Lilith mi geldi acaba?" deyip tırsıyordum. (10 sezon Supernatural izlemiş insanım ben. Normal bu tepkim.)

Evet.

Biliyorum.

Evde şimdi Burak var. Şaşı bakıyor, boşluklara bakıp gülüyor. Ama bir Ecem değil. Bebek Ecem'in tadını doyasıya yaşadığımı sanıyordum. Şimdi bakıyorum da yaşıyamamışım. Hiç bir anını kaçırmamaya çalışıyorum. Yetmeyecek hiç bana ona olan sevgim. Biliyorum bir 30 ay sonra bu zaman ki halini özleyeceğim.

Burak'ın da hiç anını kaçırmamaya çalışacağım. Tecrübemle kokusunu içime işleteceğim. Burak 30 aylık olduğunda bebekliğini daha az özlemeyi umuyorum. Daha çok doyacağım bebekliğine.

Duygusala bağladım yine yazıyı. Bu dağınıklığın içinde bile onlardan bahsetmek beni bu hale getiriyor. Bitmeyen lohusalık yapmışlar. O da beni buldu.

(Unutmadan Cem'in selamı var.)






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...