9 Temmuz 2015 Perşembe

Ege+1: Minik Adımlar, Büyük Sevinçler



“Biliyorum ki bir gün bana koşa koşa gelecek, bacaklarıma sarılıp başını kaldıracak ve o dünyamı aydınlatan gülüşüyle ‘Anne’ diyecek ama o güne kadar çalışmaya ve sabretmeye devam!”

Bu cümleyle sona ermişti Ocak ayındaki yazılarımdan biri. Şimdi yazla beraber ben de bu cümlenin kıyılarına varmış durumdayım.

Anne olmakla olgunlaşmanın bir üst seviyesine erişileceğine inandırmışım kendimi. Anne olunca anladım ki insan çocukluğuna aslında geri dönüyormuş. Her anne, bebeğiyle hayatı yeniden yaşamaya başlıyor sanki. Her şeyi sıfırdan öğreniyor. Ege doğduğundan beri öğrendiğim bir sürü şeye şimdi hasretle beklediğim yürümeyi katıyorum ben. Onun attığı her adımla ben sanki yürümeyi yeniden öğreniyorum!

İki yaş, Ege için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Her anlamda çok değişti ve çok gelişti. En büyük gelişme gösterdiği alanlardan biri konuşması oldu. Artık iki kelimelik küçük küçük cümleler kuruyor. Söylediği her kelimeyle de beni benden alıyor. Diş sayısı bir anda artış gösterdi. Bu da yediği şeylerin tür ve yapısını epey çeşitlendirdi. En önemli hususlardan biri olan pipet kullanmayı da öğrendi. Pipet kullanımı, Down sendromlu çocukların ağız kaslarının çalışması açısından çok önemli. Bu, yemeden tutun da ileride konuşma ve telaffuzlarına kadar pek çok şeyi etkiliyor. (Buraya kadar saydıklarıma bir ‘Maşallah!’ alayım lütfen.)

Tüm bunlar kadar önemli olan ancak hepsinden daha büyük bir hasretle beklediğim şey yürümesiydi. Şükürler olsun o noktaya da yavaş yavaş geliyoruz. Artık bir oda boyunca düşmeden yürüyebiliyor Ege. Hâlâ dengesi olması gerektiği gibi değil ama elbet onu da başaracak. İşaret dilinde “yürüme” işaretini de öğrendi. Yürümek istediği zaman gelip elimi tutuyor, “Anne yürü” diyor ve işaretini yapıyor. Ben mi? Ben, ikiletmemeye çalışarak oğlumun elinden tutup onunla istediği her yere gitmeye çabalıyorum. Dedim ya ben de onunla yürümeyi yeniden öğreniyorum. Kendime de Ege’ye de olan sözümü tutuyorum, istediği her yere yürüyorum onunla. Çünkü bir yürüsün nereye isterse gideceğim diye söz vermiştim. Ege’nin gitmek istediği yerler arasında akıl almadık köşeler ve nesneler de yok değil tabii ama tıpış tıpış gidip onun pis ya da tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışıyorum.


Her anne için bebeğinin ilk adımları çok kıymetlidir tartışmasız! Pozitif ayrımcılık yaparak özel gereksinimli çocukların anneleri için bunun biraz daha kıymetli olduğunu söylemek zorundayım. Sizinle birlikte doğum yapan arkadaşlarınızın çocukları bir yaş civarında yürümeye başlıyor. Hepsinin ilk adımlarına şahit oluyorsunuz. Onlarla birlikte seviniyorsunuz. O arada sizin çocuğunuz daha sürünme aşamasında. Dışarıda karşılaştığınız yabancılar çocuğunuzu severken ‘Ne kadarlık?’ diye soruyor. Bir yaşını geçmişse eğer ardından gelen ilk soru ‘Yürüyor mu?’ oluyor. Buruk bir şekilde ‘Yürümüyor daha’ diyorsunuz. Aradan bir sene daha geçiyor. Sizden sonra doğum yapan arkadaşlarınızın çocukları bir yaşına geliyor. Onlar da yürümeye başlıyor. Onlarla birlikte de seviniyorsunuz. O arada sizin çocuğunuz sıralamaya başlamış oluyor yavaş yavaş. Karşılaştığınız insanlar yaşından sonra yine ‘Yürüyor mu?’ diye soruyor. Yine buruk bir şekilde ‘Yürümüyor daha’ diyorsunuz.

Bu arada sizin çocuğunuz iki yaşına yaklaşmış oluyor. Literatüre baktığınızda Down sendromlu çocuklar için ortalama yürüme yaşı iki deniyor. Bir heves iki yaşını doldursun diye bekliyorsunuz. İkinci doğum gününde yürür belki diye hayaller kuruyorsunuz. İkinci yaş günü geliyor, çocuğunuz hâlâ yürümüyor. İçiniz bir buruluyor tabii. Yanında bir parça da hayal kırıklığı oluyor. Kafanızda hedef olarak belirlediğiniz iki yaş eşiği geçilmiş ama çocuğunuz yürümüyor. Ben acaba bir şeyleri yanlış mı yapıyorum diye sorgulamaya başlıyorsunuz. Yanınızdan badi badi yürüyerek geçen daha küçük çocuklara imrenerek bakıyorsunuz. Hiçbir çocuğu bir diğeriyle kıyaslamak doğru değil. Bunu öğreneli çok oldu. Ama insan dediğin de ruh hâlini standart kurallara göre belirleyemiyor. Sanmıyorum ki Down sendromlu çocuğu iki yaşına gelmiş hiçbir annenin normal gelişim gösteren yaşıtının ya da daha küçük bir başka çocuğun yürüdüğünü görünce içi cız etmesin.

İşte bu ve benzeri birçok nedenden çocuklarımızın yürümesi bizim için çok daha kıymetli. Daha uzun süre hasretle beklediğimiz, bir adım için gözünün içine baktığımız bir şey yürümek. Down sendromlu çocukların hepsi, başka bir sağlık problemleri yoksa er ya da geç yürüyor. Buna şüphe yok. Bizler anne-baba olarak sabırsız mıyız? Evet, sabırsızız, elde değil. Ege, 26 aylıkken adımlamaya başladı. Tam olarak yürüdüğünü hâlâ söylemiyorum. Çünkü birkaç adım sonra dengesini kaybedip poposunun üzerine pat diye oturuyor. Adımlarının sayısını her gün artırarak ve dengesini daha iyi bularak bizi mutlu ediyor. Koltuklar arasında bol bol gidip geliyor keyfince. Ben de oturup hayranlıkla izliyorum bir başarısını daha.

Bunun için yaklaşık iki senedir Ege’ye destek olan fizyoterapistimiz Pınar Hanım’a da teşekkür borçluyuz. Ege’nin tüm tez canlılığına rağmen onunla çalışmak için harcadığı çabaya minnettarız.


Tabii çocuğunuz yavaş yavaş yürümeye başlayınca çizginin diğer tarafına geçiyorsunuz. Özel eğitime gittiğimizde tanıdığımız diğer aileler Ege’yi görüyorlar. “Aaa Ege yürümeye başlamış.” diyorlar. O cümlenin ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdenimdir herhalde. Fizyoterapi seanslarımızın çakıştığı, Ege ile yaşıt başka bir Down sendromlu kız vardı. Ege daha adım atmazken o çok güzel ayakta duruyor ve yavaş yavaş adımlıyordu. Ben de onu hayran hayran seyrediyordum. Hem hoşuma gidiyordu yürüyor olması hem de biraz içim buruluyordu tabii. “Ege de yürüse böyle” diye geçiriyordum içimden. O yüzden “Ege yürümeye başlamış” diyen ailelerin içinden de bunu geçirdiğini biliyorum. Onların hissiyatını bildiğim için çizginin artık diğer tarafına geçmekte olan ben, mahcup oluyorum bunu duyunca. İçim bir hoş oluyor, ne desem bilemiyorum, ezilip büzülüyorum kendi içimde. Hepsinin evlatları için dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Şimdi bunları yazarken de onlara haksızlık etmekten çok korkuyorum. Yürümesi çok daha güç olan ya da belki mümkün olmayan çocukların ailelerinin yanımda bizim yaşadığımız bu endişe ve bekleyiş devede kulak bile kalmaz. Ama bizim için de kaçınılmaz olan bir duygu durumu bu.


Ege ile el ele yürüdüğümüz bir resmin altına şöyle yazmıştım: “Şöyle el ele yürümek var ya bunu anlatabilecek kelime, cümle yok. Yan yana gelen tüm sözcükler kifayetsiz bu karenin yanında. Sen elimi tutup yürürken attığın her adımda ben dünyanın en gururlu annesiyim, başım tüm annelerden dik sanki... Sayende Ege'm! Seni çok seviyorum ve her şeyinle, her halinle gurur duyuyorum.”

İşte şimdi bu cümlenin kıyılarına ulaşmanın verdiği hissi ancak böyle anlatabiliyorum. Sürçülisan ettiysem affola…

Ege’nin Annesi
Nur



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...