7 Temmuz 2015 Salı

Mucize'nin Günlüğü : 36. Hafta

Zaman yaklaştıkça yapılacaklar listesinden bir şeyler eksiliyor. Ve bu eksiklikler azaldıkça heyecan git gide artıyor. Beklemek, hamileliğin en büyük kısmı. Bana göre en eğlencelisi. Yani ömrümün sonuna kadar hamile kalabilirim. Burak lise çağında çıksın dışarı mümkünse. Karnımdaki çatlaklar ne durumda olur kim bilir o da ayrı mesele.

İçimde kıpırdaması sürprizlerle dolu olacağını gösteriyor. Her bebek hepsi farklı. Eğer Burak'a hamile kalmasaydım bunu anlayamazdım. Çünkü her anne karnındaki bebeği Ecem gibi sanırdım. Hiç durmadan, uykulardan uyandıran bir hareketlilik.



Burak'ım sakin. Sakin atın çiftesi pek olur cinsten. Hareketlerinin sert olması bizim bu yolculukta başarılı bir şekilde yürüdüğümüzü gösteriyor. Bunu doktor kontrolünde daha iyi anladım.

Çünkü 37- 38 haftalarda gelebilir diyen doktorum. Amiyosentez sıvısının iyi, Burak'ın hareketliliğinin sürekli, plasentanın durumunun iyi olmasından dolayı doğum işini 39-40 haftasına erteledi. Bende zaten şaşırmıştım ne alaka benim doktor 40. haftadan önce doğurtacak diyordum. Bildiğim tek şey onun sonuna kadar bekliyor olmasıydı. Zaten en başından beri onu seçme nedenimde buydu. Bir bildiği vardır deyip geçiyordum. Evet varmış. Her ihtimale karşı beni hazırlıyormuş. Her zaman yaptığı gibi.

Yine bu kontrolde bir değişiklik olmadı. Poposu ve pipisi dışında hiç birşeyini göremedik. Bir yüzünü dön diyoruz o ne kadar uzak olan bir nokta varsa ona bakıyor. Poposundan tanıyacağım benim çocuğum olduğunu. Ecem'in neredeyse her yüz hattını biliyordum.

Adı üstünde Mucize ya! Bize yine sürpriz yapacaktı.


Mucize büyümeye devam ederken bende ona hazırlanmaya devam ettim. Ben demeyim biz :)

Kızlarla neredeyse 2 haftadır hummalı bir çalışma içindeydik. Zaten uzun zamandır neleri yapacağımızı konuşuyorduk. Değişik fikirler, beklentiler. Çok arkadaş, yeni, güzel bir sürü süs demekti. Çikolatayı Ecem'de de istiyordum ama biraz pahalı gelmişti. Birde o zaman başka şeyler modaydı.

Burak'a ilk hamile kaldığım zamanda Cookiesmir'in workshopuna katılmıştım. Değişik,yaratıcı fikirlerin sahibi Anıl "Yaptırmakla ne uğraşacaksın. Kendin yap" dedi. Yani bu işin ticaretini yapan birinden bunu duymak çok güzel bir his. (Anıl ayrı bir yazı olması lazım. Burada kesiyorum.) Seviyorum ya Anıl'ı. Dediğini de yaptım.

Kendim tasarladım, uğraştım, kızlar yapıştırdı. En keyifli şey papyonun kırmızı olması. Erkek olunca herşey mavi oluyor. Sevmiyorum o kadar çok mavilere boyanmış erkek çocuklarını. (Bu arada Ecem'e en çok giydirdiğim renk mavidir. Kızlarda da pembeye boyanmışlığı sevmem.)



Ben Burak'ta pek hediyelik birşeyler düşünmüyordum. "Çikolata yeter başka şeye ne gerek var." deyip dururken. Can arkadaşım Elif olaya el atarak "Olmaz öyle şey. Sabun yapacağız." dedi. Modeller, şekiller, ayrı bir sabun dünyasına adım attım. Aman ne zormuş o sabun olayı. Ben erit, dök, bitti diye düşünürken. Baya bildiğiniz sert kayaya çarptım. Elif olmasaydı pes eder, arkama bakmadan kaçardım. Öyle şeyleri sevdiği için, ses çıkarmadan onu izledim. Çünkü bir sonraki gün buluştuğumuzda yanımda olmayacaktı ve ben tek başıma yapmak zorunda kalacaktım. Benim yaptıklarım onunki kadar iyi olup olmadığını bilmiyorum ama malzemeden çaldığım ve bir çok noktayı atladığım doğrudur. İnşallah sabunları İzmir'deki evde erimiş bulmam.



Ayrıca hamileliğimin vahşi cazibesini kullanarak, evde benim yapmamı gerektiren ne iş varsa kızlar yaptı. Hemde "Daha iş yok mu?" diyerek. İnsan en çok bu zamanlarda arayıp da geliyorum diyene ihtiyaç duyuyormuş anladım. Hiç biri davetli değillerdi ama bir baktım benim evimde benden rahattılar. Bu benim için çok önemliydi. 

İşte 36. haftanın güzel kareleri :)


Bardaklara kadar herşeyi süslemeliymişim yoksa güzel olmazmış. Ben "Ne gerek var." dedikçe. Silikon tabancasına yapıştı her biri. 


Süsü çok olsun istemedim sade olarak sabunları sunacağız. 
Sinem yaparken silikon tabancasının hışmına uğradı birazcık.
O günün ilk ve tek gazisiydi. :)


O günün en büyük sürprizi Pınar'dı. "Geliyorum"  dedi ve geldi. 




Elif'in tam yaptıklarını ben böyle yarım yaparak hızlı üretime geçtim. 
Hızlı kurusun diye malzemeden çaldım :)



Eh Ecem'in Cici Annesi olmak kolay değil. Di mi Neslihan?


Tamam hep bir şeyler yaptık. 
Hemde özlem giderdik.
Sanki Burak bizi birbirimize daha bağladı. 



Neslihan, Ezgi ve Pınar olmasaydı O beşiği asla kuramazdım.
Bir kere göbeğimden o kadar eğilemiyorum.


Eksiklerimiz var ama çoğunu tamamladık.


Çok teşekkür ederim kızlar. Ezgi, Pınar, Neslihan, Sinem ve Elif. Siz hızır gibi yetişmeseydiniz hiç biri bu kadar kolay olmazdı. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...