17 Eylül 2015 Perşembe

Mucizelere İnanır Mısınız?

Mucizelere inanır mısınız?

Musa'nın denizi ikiye bölmesi gibi mucizeler değil. Daha insansı mucizelere inanır mısınız? Peri masalına değil. Hep masal gibi anlatılan. Bir yerde o mucizeyi yaşayan insanların olduğu söylenen mucizelere. Rivayetlere göre değil "Hep olurmuş zaten." diye başlanan mucizelere. 

Dünden beri öyle mutluyum ki. Garibim. Koşasım, zıplayasım, ona sımsıkı sarılıp "Nasıl oldu bu?" diye saatlerce konuşasım var. 

Yeni bir Mucize'nin Günlüğü başlayacak blogta. Hemde öyle böyle bir mucize değil. Benim yaşadığım ve size anlattığım mucizeyle yarışır. Umut dolu, hep istenen ama olmayacağı düşünüldüğü için hiç dile getirilmeyen bir mucize. 

Aslında beni korkutan bir mucizede. 

Ne zaman yayınlarız, nasıl başlarız, ilk cümlesi ne olur bilmiyorum. Ama bekleriz biraz umut dolu mucizemizin büyümesini. Batıl inançlı deyin bana. Korkarım ona nazar değmesinden. Gözümüz gibi bakacağız ona. O öyle bir yoldan geliyor ki, okuyanlara "Benimde böyle olur mu?" sorusunu sordurtacak. 

Çok mutluyum şimdi. Yüzümde kocaman bir gülümseme. Her ay ne kadar büyüdüğünü bekleyeceğim bir heyecan daha bana. 

Bol kardeşli ve heyecanlı günler bekliyor bizi. 


11 Eylül 2015 Cuma

Hilal Anne: İnanın Çocuklar İnanın


O kadar çok şey yazmak istiyorum ki günlerdir. Yazdıkça siliyorum.  Her sildiğimde belki bitmiştir yazmama gerek yok, bizi okuyan anneler zaten gündemden yeterince bunaldı bir de ben tekrarlarını yazmayayım diyorum... En baştan tekrar yaşanıyor. Her gün yazılacak bir şeyler oluyor memleketimde.

Her gün bir eve ateş düşüyor memleketimde. Her gün anneler, feryat figan memleketimde. Bense iki kelime dilimde, bir kalem elimde, çoğu zaman gözüm yaşlı, evlatlarımın gözlerinin içine dalarken buluyorum kendimi. Zamanın bize ne getireceğini bilmediğim; kontrol edemediğim bir geleceğe büyütüyorum onları. Evet, üşümesinler diye üstlerini örtebilirim, iyi beslensinler diye dikkat edebilirim ama benden uzakta ya da benim seçmediğim ihtimaller yüzünden başlarına gelebilecek herhangi bir kötülük için elimden hiçbir şey gelmez...  Annesi gözünden akan bir damla yaşa kıyamazken gözlerini kapamış bir evlat... Ne o anne anlar bu olanların sebebini bir daha ne de siz o anneyi.

6 Eylül 2015 Pazar

Lohusa Halleri # 5 : 40 Biterken Uyku


Sayılı gün çabuk geçtiği gibi lohusalıkta bitiyor. Bir çok şeyi arkada bırakıp sanki başka biri olacakmışım gibi. 


Ben daha Ecem'deki lohusalıktan çıkamamıştım ki Mucize'min geleceğini öğrendim. Hem hamilelik hem lohusalık yaşadım. Şimdi duble lohusalık yaşıyorum. 

Bence lohusalık 40. gün olupta bitmiyor. Bıçak gibi kesip hayata devam edemiyorsun. Kafanda bitti diye düşünürken 2 yaş krizleriyle bir daha dalıyorsun. Tabi arada yaşadığın diş çıkartmalar, ateşli uykusuz geceler, sinir krizleri ve benzerleri, seni girdap gibi içine çekiyor.

Hoş lohusalık ne zaman bitiyor gerçekten bilmiyorum. Daha 'Ohh!' deme fırsatım olmadan ikincisi başladı. Bilenler tam tarih verirse sevinirim. 

27 Ağustos 2015 Perşembe

Lohusa Halleri #4 : Deniz


Ben yaz biterken yazı özlemeye başlayan insanlardanımdır. Yaz, deniz, kumsal... Bu kelimeler beni anlatır.
Haziran doğumlu olduğumdan mıdır bilmem ama deniz benim için başkadır. Bir yere kahvaltıya gidiyorsak mutlaka deniz görmeli. Deniz gören ev -kümes kadar küçük olsada- benim için şatodur. Denizin kenarına gitmeme gerek yok uzaktan dahi görsem rahatlamama yeter. Ona baktım mı bütün üzüntüm dağılır. Orada olduğunu bilmek bile bana yeter.

17 Ağustos 2015 Pazartesi

İnsan Enkazlar

17 Ağustos depremini hissetmedim. Akçay en çok hisseden bölgelerden olmasına rağmen. Allah'ın şanslı kullarındanım. Bana sunduğun bir lütuf hissetmemem. Deprem korkusunu yaşamıyorum. Kimilerine anlamsız gelen o paniği yaşamıyorum.

Ben depremi yeni yatmış olmama rağmen hissetmedim ama arkasında bıraktığı bir çok enkazı gördüm. Öyle moloz yığınlar değil. 

İnsan enkazlar! 

Tüm kanatları kırılmış, korku göz bebeklerine işlemiş insanlar. 

Garip bir devletimiz var. Depremden etkilenen aileleri diğer bir deprem bölgesi olan Akçay'a yerleştirdiler. Bir anda yüzlerindeki acılarıyla sınıflarımızdaydı bir çok depremzede çocuk. Sormak istediğimiz bir sürü soru vardı ama soramadık hiç. Öyle derindi ki bakışları cesaret edemedik. 

Depremle birlikte bir çok hayalleri, hayatları, cesaretleri yıkılmıştı hepsinin. Bir anda gözleri açıkken kabus yaşamışlardı. 

En yakın arkadaşım oldu içlerinden 3 tanesi. Hatta can dostlarım oldu. Samimi olmamıza, herşeyi paylaşmamıza rağmen hiç soramadım onlara o geceyi. İsterlerse anlattılar. Yorum yapmadan, anlamaya çalışmadan öylece dinledim. Çünkü ne hissettiklerini anlayamazdım. 

Bir sesle evim yok olmamıştı benim, sabah birlikte oynadığım arkadaşımın enkaz altında kalmamıştı, amcam ve yengemin cesedi kaybolmamıştı, beni eve bırakan sevgilimi kaybetmemiştim. Yani anlayamazdım hiç bir zaman onları. 

Telkin cümlelerinden ve sarılmaktan başka şansım olmadı onlara. 

Kendileri anlattıkları şeylerden en çok içime işleyen cümle şuydu. Aslında çok derin bir şey değil. Ama aklımda o korkunç manzarayı canlandıran bir şey. 

Sinirleri bozuk, kahkahalarla gülerek anlatmıştı "Bizim balkondaki soğanlar karşı aparmanın enkazının üzerindeydi" Biliyorum komik bir cümle gibi ama anlatışı öyle içime işlemişti ki. Günlerce aklımda canlandırmaya çalışmıştım. Hala bile kulaklarımda o anlatışı.

Anlatırken yaşadıklarını bedenen yanımdaydılar ama ruhları enkaz altında kalmıştı hepsinin. Yıllar geçmesine rağmen hala bugün hala oradalar. 



14 Ağustos 2015 Cuma

Lohusa Halleri #3 : İlk Uykusuz Gece

İyidik böyle. Emiyordu uyuyordu. Gözünün bir tanesini açtı mı seviniyorduk.   Altını değiştirirken bile uyuyordu. 

Ne oldu böyle birden bire?

Biliyordum zaten bu ilk uykusuz gecenin geleceğini. Hiç bir rüya uzun sürmez. Her masal mutlu bitmez. 

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Lohusa Halleri #2 : Kucak


Hamileliğimi Ecem'e çok yansıtmadan geçirdim çoğu zaman. Kapris yapmadım, kardeşin var deyip onunla ilgisiz davranmadım. Hatta bazen abarttım ilgi dozunu.

Kızdığımda hamilelikten dolayı kızıyorum deyip kendimi üzdüm. Çoğu bağırmamın sebebini içimdeki kudurmuş hormonlara bağladım. Ara ara uyanıp, her annenin çocuğuna kızdığını gördüm. Yani benim tepkilerim normaldi. Ama ben ona hiç kızmamam gerektiğini düşünüyorum hep.

Sona doğru onunla oynamam zorlaşmaya başladı. Hareketli olduğumdan hareketliliğine yetiştim. Yorgunluğumu o uyurken atmaya çalıştım. Ama bir konuya yetişemedim ve hala yetişemiyorum.

Kucak istemesi. 

4 Ağustos 2015 Salı

Lohusa Halleri #1 : Motivasyon

Kendi kendimi motivasyon etmem yetmedi. Yeni doğum yapacak arkadaşımla konuşurken ağzımdan bu cümleler döküldü;

"Sen oturup ağlasanda o çocuğun başında, o çocuk yine ağlayacak. Sen ameliyattan korksanda can acını düşünüp karalar bağlasanda, o acılar olacak. Başına geleceklerle ilgili planlar yapmaya çalışsanda, o planların hiç biri tutmayacak. 

O zaman ne yapacaksın? 

Herşeyi  akışına bırakıp olacakları sakin ve kararlı bir şekilde planlara bağlı kalmadan kontrolün altında yönetmeye çalışacaksın. Sen ne yaparsan yap, nereye gidersen git , kim yardım ederse etsin bunlar olacak. En güzeli kabullenip yaşanmasını beklemek."

Gerçekten annelik böyle birşey bence. Kendini mükemmel anne kalıbına sokmaktansa akışına bırakmış anne kalıbına girip bebeğinle sen mutlu olmaya çalışmalısın. 

Süt Anne 
Açelya

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Mucize'nin Günlüğü : Son 1 Gün

Yarın sabah bu saatlerde Burak kucağımda ikinci çocuk olsa da tecrübesiz de onun tutup emzirmeye çalışıyor olacağım.

Gözlerim dolu dolu oluyor. Tuhaf düşünceleri aklımdan atmaya çalışıyordum. Ben pek başarılı olamadığımı anlayan Ecem imdadıma yetişti.

Cuma gününden beri ateşli. Beni oyalayacak bir uğraş yaşatmış oldu. Uykusuzluk antremanları yaptırdı. Uyku konusunda kondisyonum yüksek olduğu hatırlatmış oldu bana. Ama hamileliğin verdiği sakarlık ve cümlelerin birbirine girmesi ortaya çıktı. Kafamı tam toplayamıyorum.

24 Temmuz 2015 Cuma

Mucize'nin Günlüğü: Haftası Mı Kaldı?


Gebeliğin başından beri bir hafta öncesini yazıyordum. Şunun şurasında kaldı son 4 gün hesabını yapamayacağım. Yani öyle hafta hafta yazamam. Heyecanımı paylaşmam, anlatmam, yazmam, söylemem lazım. Arayıp uzun uzun anlatacağım insanlar bitti. "Aman bir çocuğu olacak bıktırdı bizi" demesinler arkamdan.  Heyecanlıyım ve her geçen gün içimdeki heyecanda büyüyor.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Mucize'nin Günlüğü : İç Savaş

İçimden tüm kurduğum cümleler "Ya,..." İle başlıyor.

Bilinmezlik o kadar yakıp kavurucu ki. Aklımı toplayıpta sonrasında neler olacağını düşünemiyorum. Hep hayal kurar, sonraki olacakları gözümün önünde canlandırırım. Eğer canlandıramıyorsam gerçekten güzel şeyler yaşayacağımı bilirim. Çünkü hep öyle oldu. 


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Süt Anne Hikayeleri : Zeynep Ve Zeynep Ece

Bundan bir sene önce bir anneyele tanıştım. Daha 1 haftalık anneydi. Panik halde, ne yapacağını bilmiyordu. Bu anne sizin bildiğiniz annelerden değildi. Kocaman yüreği ile küçücük bir kız bebeği evlat edinmiş telefonun ucundaydı. Aynı Ecem ilk doğduğunda yaşadığım panikleri yaşıyordu. Süt yetmeyen her anne gibi süt anne arıyordu. Nasıl doyuracağını, nasıl tutacağını bilmiyordu. Her yeni anne gibi uykusuz ve yorgundu. Kısacası lohusaydı. 

Uzun uzun konuştuk telefonda. O anlattı ben dinledim. Ben anlattım o dinledi. Dertleştik. Zeynep Ece'ye uygun süt anne bulamadık. Nazlı bir kız. Bulduğumuz annelerin sütlerine alışamadı. İçemedi, yaramadı. Ama birbirimizi hiç unutmadık.

Geçen gün Zeynep "Ben Ecekuşa bir şarkı söyledim sende dinle" dedi. 

Güzel satırları ve etkileyici sesiyle Zeynep ve Ecekuş.

12 Temmuz 2015 Pazar

Rahatlayayım Dedim De


Bu ara çok moda ya büyükler için boyama kitabı. Herkes değişik değişik alıp boyuyor. Altına afilli cümlelerle "Yaptım çok rahatladım." "Günün stresini attım." "Çocuk uyuyunca kahve ve boyama."

O kadar çok paylaşan var ki insan merak etmeden duramıyor. Ne biçim şeymiş bu diyor kendi kendine. Yapı olarak meraklı biriyimdir. Hoş bir anda moda olan şeyleri okumam ya da yapmam. Entellikten değil benim ki, o kadar çok görmekten sıkılırım ki yapmış ya da okumuş kadar olurum.

9 Temmuz 2015 Perşembe

Ege+1: Minik Adımlar, Büyük Sevinçler



“Biliyorum ki bir gün bana koşa koşa gelecek, bacaklarıma sarılıp başını kaldıracak ve o dünyamı aydınlatan gülüşüyle ‘Anne’ diyecek ama o güne kadar çalışmaya ve sabretmeye devam!”

Bu cümleyle sona ermişti Ocak ayındaki yazılarımdan biri. Şimdi yazla beraber ben de bu cümlenin kıyılarına varmış durumdayım.

7 Temmuz 2015 Salı

Mucize'nin Günlüğü : 36. Hafta

Zaman yaklaştıkça yapılacaklar listesinden bir şeyler eksiliyor. Ve bu eksiklikler azaldıkça heyecan git gide artıyor. Beklemek, hamileliğin en büyük kısmı. Bana göre en eğlencelisi. Yani ömrümün sonuna kadar hamile kalabilirim. Burak lise çağında çıksın dışarı mümkünse. Karnımdaki çatlaklar ne durumda olur kim bilir o da ayrı mesele.

İçimde kıpırdaması sürprizlerle dolu olacağını gösteriyor. Her bebek hepsi farklı. Eğer Burak'a hamile kalmasaydım bunu anlayamazdım. Çünkü her anne karnındaki bebeği Ecem gibi sanırdım. Hiç durmadan, uykulardan uyandıran bir hareketlilik.

29 Haziran 2015 Pazartesi

Ekran Bağımlısıyım

Ben bir ekran bağımlısıyım. Geçenlerde okuduğum bir yazıdan sonra kendime bu tanıyı koydum. Yazıda televizyon, bilgisayar, telefon, tablet her ne kadar ekran varsa onlara tapıyorum hatta.

Sabah gözümü açtığım an televizyonu açarım. O ekran öyle karanlık durdu mu bana ufunet basıyor. Bekar günlerimde yatakta ilk önce televizyon kumandasının kırmızı tuşuna basardım. Beş on dakika televizyon izledikten sonra yüz yıkama, diş fırçalama faslına geçerdim. Çoğu zaman o tuşa basmama gerek bile olmazdı. Televizyon açık, sesi az kısılmış olurdu. Absürt bir kanalda kalıp hoca, ezan sesiyle çok uyanmışlığım vardır. 

25 Haziran 2015 Perşembe

Mucize'nin Günlüğü : 34. Hafta

İzmir'deki büyük telaşlar bitince bizim için göç mevsimi gelmiş oldu. İzmir'den pılımızı pırtımızı topladık Urla'ya geldik. Babaanne ve dede yanına. İki senedir devamlı kalıcıyız. Çalışırken arada bir göçer dönerdik.












Urla bize iyi geliyor. Ben dinleniyorum, Ecem yoruluyor ve mutlu oluyoruz. Alışkanlık galiba bendeki. Kalabalık aile olmayı seviyorum. Aile büyükleriyle olmak beni sevindiriyor. 

Urla'ya göçtüğüm için kiminle konuştuysam hep aynı soruları soruyor onları toplu olarak cevaplayayım.


Nasılsın? Karnın ne durumda? Burak'ın son durumu? Hazırlıklar ne alemde? Ecem ne durumda?

18 Haziran 2015 Perşembe

Hilal Anne : Baba Kimdir?

Hiç cesaretim yoktu bu konuda yazmaya ama bu da bir tecrübe ve paylaşılmalı...



‘BABA’ kimdir ? Kimlere ‘BABA’ denir?


Ben ne biliyorum ‘BABA’ olmaya dair. 

13 Haziran 2015 Cumartesi

Mucize'nin Günlüğü : 32. Hafta

Zaman çok hızlı geçiyor. Gerçekten yakalayamıyorum. Zamanı iyi yönetemediğimden herhalde diye düşünürken. 32. haftaya geldik. 

Öyle dolu dolu bir haftaydı ki hangi birinden başlasam bilmiyorum. Vaktin bana az kaldığını hatırlatan muayene günümüzden başlayabilirim. 

4 Haziran 2015 Perşembe

Mucize'nin Günlüğü : 31. Hafta - Burak'ı Ecem'e Anlatıyorum

Mucize'ye Burak'a ilk hamile kaldığımda en büyük endişem ikinci çocuk zorlukları değildi. Çünkü istiyordum bir çocuğumun daha olmasını. Zamanı geldiğinde hep istediğimi söylüyordum. Kendim için değil Ecem içindi bu isteğim. Hayatta kendini yalnız hissetmesini istemiyorum. Biz bir gün gittiğimizde başını yaslayıp ağlayacağı bir omuzun olmasını, herkes gittiğinde ikisinin kalmasını istiyordum birbirlerinin yanında.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...