20 Mart 2016 Pazar

Ege + 1: Benim Arkadaşlarım, Benim Çevrem



Ege’nin doğum gününden hemen sonra kreşte ailelerin de katılacağı bir etkinlik yapılacaktı. Sabah Ege’yi kreşe bıraktım, öğleden sonra etkinliğe katılacağımı söyledim öğretmenine. Bugün size sürprizlerimiz var, dedi. Etkinlik kapsamında çocuklar bir şeyler yapacaklar diye düşündüm. İş yerine gittim, birkaç saat sonra bu video geldi:



 Arkadaşları ve öğretmeni oğluma sürpriz doğum günü partisi yapmışlar! Bu görüntüleri izledikten sonraki ruh halimi anlatacak sözcük yok. Birkaç saat mutluluktan ağladım! Oğlum, orada, normal gelişim gösteren arkadaşlarıyla doğum gününü kutluyor! Arkadaşları da tıpkı benim gibi onun varlığını kutluyorlar, yargılamadan, sorgulamadan… Yana yakıla kreş aradığım, uygun bir dille geri çevrildiğim, ‘Özel eğitime gitmesi lazım’ denerek cahilce reddedildiğim günlerden sonra bu kareler, benim için paha biçilemez! Hele ki oğlumun yüzündeki o mutlu ifade! Onu dünyadaki hiçbir şeye değişmem! Oğlumun yüzünü böylesine güldüren, benim mutluluktan ağlamama vesile olan Eğitim Koordinatör’ümüz Emine Hanım’a ve oğlumun güzel öğretmeni Pınar Hanım’a bu ince düşüncelerinden ötürü ne kadar teşekkür etsem yetmez biliyorum! İyi ki varsınız! Kaynaştırma dedikleri işte böyle bir şey. Böyle sihirli etkilere sahip bizlerin hayatında…

Kaynaştırma, özel gereksinimli çocukların, özel gereksinimli olmayan akranlarıyla birlikte eğitim görmesi anlamına geliyor. Kaynaştırma kavramı ilk olarak 1970’lerde Amerika’da kabul edilen bir kanunla yasal zemin kazanıyor. Türkiye’ye ise ilk olarak Amerika’dan 13 sene sonra 1983’te Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Yasası ile giriyor. 92-93 eğitim öğretim yılında ilk defa 12 pilot ildeki 88 okulda uygulamaya geçiriliyor. Uygulamaya geçişte de arada bir on yıl daha gitmiş. Bunun üzerinden bir on sene daha geçmiyor ki bir çalışma yapılıyor. 2000 yılında ülkemizde yapılan bu çalışmaya göre, ailelerin yüzde 80’i çocuklarının özel gereksinimli çocuklarla birlikte eğitim görmesinden rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor. Rahatsız olmayanların oranı ise sadece yüzde 19. 16 sene geçmiş bu çalışmanın üzerinden. Merak ediyorum şimdi bu oran yüzde kaçtır? Ne kadar değişiklik göstermiştir? Kişisel tahminim ne yazık ki çok büyük bir fark olmadığı yönünde. Merak ediyorum bu yüzde 80’lik kesim, oğlumun yüzündeki mutluluğu neyle açıklar acaba…



21 Mart Dünya Down Sendromu Günü yaklaşıyor… Bu yıl, bildiğim kadarıyla bu güne özel düzenlenen bir sempozyum yok. Ama daha güzeli var. Bu yıl Avrupa Down Sendromu Kongresi ülkemizde yapılıyor. 5- 7 Ağustos tarihleri arasında İstanbul Hilton Bomonti Otel’de gerçekleşecek. Ben doğum nedeniyle maalesef gidemeyeceğim. Türkiye’de yapılacağını duyduğum günden beri heyecanla bekliyordum bu kongreyi ama kısmet değilmiş. Dünya çapında bu alanda ün salmış yabancı konuşmacılar ülkemizde olacaklar. Ailelerin ve eğitimcilerin çok faydalanacağı bir toplantı olacağına inanıyorum.

Down Syndrome International’ın bu yıl Dünya Down Sendromu Günü için seçtiği tema: Benim Arkadaşlarım, Benim Çevrem.

Şöyle diyorlar:

“Down sendromlu kişiler, çocuk ve yetişkin olarak diğer insanlarla eşit şartlarda tüm haklardan tam ve eşit olarak yararlanabilmelidir. Bu durum, onların yaşadıkları topluma tam olarak dâhil olma fırsatlarını da kapsar.
 Pek çoğu için ise gerçek, hâkim olan olumsuz tavırların, düşük beklentilerle, ayrımcılıkla ve dışlanmayla sonuçlanması ve Down sendromlu çocuklar ile yetişkinlerin, akranlarıyla tam olarak bütünleşemediği toplumların oluşması şeklindedir.
 Down sendromlu ve diğer özel gereksinimli çocuklara katılım fırsatı verildiğinde tüm çocuklar bundan fayda görür ve arkadaşlığın, kabullenmenin, herkese saygı duymanın ve yüksek beklentilerin var olduğu ortamlar oluşturulur.
 Bununla kalmaz; bu tür ortamlar, yarının yetişkinleri olan bugünün tüm çocuklarını hayata hazırlar. Down sendromlu yetişkinlere kendilerine güvenerek ve bireysel bağımsızlıkla yaşama, çalışma, hayata dâhil olma, arkadaşları ve akranlarıyla birlikte toplumla tamamen kaynaşma imkânı verir.”

 
Özel gereksinimli çocukların özel gereksinimli olmayan çocuklarla birlikte eğitim görmesinin, birlikte büyümesinin, arkadaşlık etmesinin iki taraf için de bir zararı yoktur, aksine faydası vardır. Oğlumun yüzündeki o mutlu ifadeden bunu anlayabiliyorum ben. O yüzden bu seneki temaya yürekten katılıyorum! Onun arkadaşları, onun çevresi… O da arkadaş edinmeyi, toplumda yer edinmeyi, ileride akranları gibi çalışmayı, aile kurmayı hak ediyor. Herkes gibi! Keşke o bahsettiğim araştırmadaki yüzde 80’lik kesim de bunu görebilse… Keşke herkes bunu çocuklarına da aşılayabilse… Çünkü bugün o yüzde 80’i oluşturan anne babaların çocukları, yarının anne babaları aslında. O gün geldiğinde onlar, “Hayır,” deseler, “ben çocuğumun özel gereksinimli arkadaşıyla eğitim görmesinden rahatsız olmuyorum!”

Anne baba olarak herkes evladının iyiliğini istiyor biliyorum. İyi bir eğitim almasını, iyi yerlere gelmesini, iyi bir birey olmasını… Ama bizim çocuğumuzun iyiliği, nasıl bir gereksinimi olursa olsun bir başka çocuğun aynı haklardan yararlanamaması anlamına gelmemeli! Bizim çocuğumuza verilen imkân, başka bir çocuğun suratına kapanan bir kapı olmamalı! Çocukluktan yetişkinliğe hayatın her yerinde herkesin sahip olması gereken en temel hak, olduğu gibi kabul görmek olmalı! Umarım zorlu yollardan geçsek de, bunun için her şeyimizi ortaya koyup mücadele etmemiz gerekse de bir gün bunu başarabiliriz! Yarının yetişkinleri bizden daha duyarlı olurlar umarım. Bunun için de şimdiden onları bu fikirlerle aşılamalıyız. İşte eğer bugünün anne babaları olarak bizler önyargılarımızı aşıp bunu başarabilirsek şu şarkıyı da avazımız çıktığı kadar söyleyebiliriz diye düşünüyorum: 




“ÜSTAT! Biz çiçek yetiştiriyoruz ağzımızda!
AÇALIM DA GÖR! AÇALIM DA GÖR!”



Ege’nin Annesi
Nur








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...