10 Şubat 2014 Pazartesi

Anne Şenlikleri

Okulların açılması anneler arasında şenliklerle kutlanmaya başlandı.





Alınan son haberlere göre çocuğunu okul servisine bindiren ya da okula kendi bırakan annelerin bir kısmı dedikodu komasına girdi.








 15 gündür aç, susuz düşen anneler, simit, poğaça, boyoz almak için bütün fırınları istila ettiler. Fırınlar istenileni karşılamak için sabah erken saatlerden beri çalıştıklarını fakat arzın çok olması nedeniyle sıkıntı yaşadıkları belirtildi. Bir çok anne simitçilerle kavga ederek "Ben kaç gündür neler yaşadım biliyor musun?" diye çıkışarak sinirlerini simitçilerden çıkarttılar.



Okulların önündeki kafeler de yer kalmadı. Kahve ve çay satışlarının arttığına sevinen kafe sahipleri "15 gündür çok büyük sıkıntılar çektik. İyi ki bu tatil 1 ay değil. Yoksa ailecek aç kalırız" dediler. Kafeler odası başkanın yaptığı açıklama doğrultusunda ikinci çaylar bedava dağıtıldı. Konuşulan konuların arasında, çocuklarla gidilen filmlerin konuları birinci sırayı alırken sırasıyla başlıca konular şöyleydi;

-Alışveriş merkezinde yapılan kavgalar,

-Oyuncakçı önünde yapılan kavga,

-Ara tatilde kitap okumamak,

-Çocuk yüzünden koca ile yapılan kavgalar,

-Anneanne ve babaanne çetesiyle yapılan mücadele


Kantinciler tostun üzerine sürülen ağır yağ kokusunu özlediklerini belirterek, sağlıklı yemek fanatikleri annelerinden yaka silktiklerini söylediler. Kantin sahibi, can güvenliği olmadığından kendine koruması için özel güvenlik tutuğunu, devletten yardım istediğini anlattı.

Alışveriş merkezleri yoğunluklarını korudu Oyun parkları için giden anneler şimdi alışveriş yapmak için alışveriş merkezlerini doldurdu. Elleri kolları poşetlerle dolan annelerin, kollarında plastik poşet yanıkları oluştu. Hallerinden memnun anneler günün sonunu bir pastanede pasta yiyerek tamamladılar.




Bazı anneler evlerinden çıkmayarak uyumayı tercih ettiler. İnternet başında uzun vakitler geçirerek kahveleri yudumladılar. Tercih hakkını ev olarak seçen annelerin bazılarının bacaklarında diz üstü bilgisayar yanığı oluştuğundan hastanelik oldular. Yinede hallerinden memnun olan anneler, ertesi günüde böyle geçireceklerini belirterek, yanıklara alıştıklarını söylediler.







15 günde saçı, başı, kaşı dağılan anneler güzellik merkezlerinde soluk aldılar. Göz altı morlukları için
özel maske, sauna, masaj hizmetlerinden özellikle yararlandılar. Saç yaptırırken yapılan dedikodular sayesinde son dönemde gelişen tüm haberleri toplayarak eski formlarına döndüler.





Sinemalar normal hallerine döndü. Film afişleri değiştirilerek, animasyon filmlerin afişleri kaldırıldı. Çocuk sesinden, agresif annelerden beyni su kaynatan sinema çalışanlarına yıllık izinlerinin bir kısmı kullandırılıyor.

Saat 5'te okulların dağılmasıyla anneler sessiz sedasız evlerine dağıldılar.



Bütün öğrencilerin yeni dönem okul hayatlarında başarılar diliyorum. Annelere de iyi tatiller

7 Şubat 2014 Cuma

Anne Sütünün Antibiyotik Kullanımı Gerektiren Hastalıkları Azalttıgını Biliyor Muydunuz?

Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.

Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->









5 Şubat 2014 Çarşamba

Kanserle Tanışmam

Dün  Dünya Kanser Günü ...Nasıl tamamlanır sonu bilemedim? Kutlamak diyemezsin. Çünkü ortada kutlanacak bir şey yok.

Ben ilk kez ölümle onun sayesinde tanıştım. 2000 senesi adını sanını duymadığımız, "Komşunun bilmem nesi olmuş kurtulamamış" diye bahsedilen bir hastalık. Çok uzak bize. Yani ailemin alışkın olmadığı türden bir şey şeker ya da tansiyon gibi değil. Yanlış hatırlamıyorsam ananemin ağlamasından dolayı korktuğum annemin ağzından dökülen teyzemin kanser olmasıydı.

Teyzem hep bir şeyler yapardı. Elinde tepsiyle çay servisi
 yapacak az sonra. O küçük kız da benim. İlk doğum
günümden bir kare.
İstanbul'da doktorlar bir şey bulamamışlardı. 9 eylül hastanesinde iyice bir şey yiyemez hale gelen teyzeme sonunda doktorlar teşhis koymuşlar. Az rastlanan yemek borusu kanseri. Belki bulamadıkları için kulpu böyle takmışlardı hastalığa. İlk hissettiğim İstanbul'daki doktorlara çok öfkem. Bir hastalığı bulamayacaksan niye doktor oldun ki?

İzmir'e yerleşmişti teyzem. Kızının evinde kalıyordu. Dar, küçük bir odada. Hiç kendine yakışmayan şekilde yatıyordu. Kapının aralığından bakmıştım. Kusuyordu. Yeni hastaneden getirmişlerdi. Havasız odanın içinde pas kokusu. Hala bile o kokuyu alırım. İçime işlemiş.

Ama kusması bittikten sonra gülüyordu yarım yamalak. Yanına girdim. Zaten çok zayıftı teyzem. Hiç kilolu halini hatırlamıyorum. Yatağının kenarına oturdum. Yüzü yeşildi. Ellerini uzattı bana "Biraz ovsana çok ağrıyorlar" dedi. Ovmaya başladım. Ellerimin arasında derileri kayıyordu. Kemiklerini hissediyordum. Teyzem kendini ovdurmayı çok severdi. Devamlı çalışan elleri eninde sonunda pes edip ağrıyorlardı. Onun hızına yetişemiyorlardı haliyle.

Biz o sene teyzemi görmek için hep İzmir'e gittik geldik. Yaza doğru teyzem Akçay'a geldi. Görünce inanamadım. Teyzem sararmıştı. Ama hala çok neşeliydi. Oturduğu yerden söylenip bir işe yaramadığı için şikayet edip duruyordu. Bizde eline hep taze fasulye, börülce veriyorduk ayıklasın diye. Baktı ki biz ona iş vermiyoruz. Kardeşimle benim odama girip kitaplığı, dolapları yerleştiriyordu. Hiç unutmuyorum benim kötü bir masam vardı altında kitaplığı olan, kitaplık dediysem de bir sunta bende onun üzerine kitaplarımı koyuyorum. Sunta kitapların ağırlığından ortası bombeleşmişti. kitaplar yamuk yılık duruyordu. Okuldan eve geldim. Kitaplar düzgün duruyor. Şaşırdım. Demişti ki "Suntayı ters çevirdim koydum. Kitapları koyunca bombesi düzeldi. Bir daha bombeleşirse tekrar çevir yine düzelir" O günden sonra yamulan suntaya aynı işlemi yaptım. Lise biteseye kadarda o masayı kullandım. Teyzemle aramda ki sır gibiydi sanki o benim.

Sonra bir ara teyzem tekrar İzmir'e döndü. Biz Akçay'dan onu iyi yollamıştık. Ama bir gün aniden yine getirdiler. Hemde tanınmayacak halde. Boynu delinmiş, midesindeki bir delikle beslenen şekilde. Artık hiç yemek yiyemiyomuş. Hatta hiç nefes bile alamıyormuş. Son çare olarak bunu bulmuşlar. Çareye bakın iki kocaman delik.

Herhalde hayatımındaki en sarsıcı anıyı o zaman yaşadım. Okuldan çıktım. Teyzemin evine gidiyorum, tam köşe başındayım ki bir ambulans çıktı karşıma. Deli gibi sirenleri yanıyordu.İster istemez arkasından baktım. O buzlu camın üzerindeki küçük normal camdan annemin yüzünü gördüm. Sonrasını şimdi hatırlamıyorum. Ne yaptım? Nereye gittim? Sadece koşmuştum. Ama neyin peşinden bilmiyorum.

Arada bir sürü tatsız hatıra oldu. Büyük bir çoğunluğunu hatırlıyorum. Çünkü her anı bu sefer sonuncusu olacak diye en güzel şekilde yaşamaya çalışmıştım. Yanında oturup dizi izledim, kemikleri elime batsa da her yerini ovdum. En önemlisi ona hep güldük.

Her şey çok hızlı gelişti. Okulların açılmasına bir kaç gün kala. İlk defa mahallede sabahladığımız sabah. Bizim ev erken uyanmıştı. İstanbul'daki kuzenlerim gelmişti. Ev insan kaynıyordu. Bütün çocukları bir odaya kapattılar. Odadan kafamızı çıkardığımızda azarlıyorlardı. Tahmin ettim ama konduramamıştım. Sonra 10 gibi sela okundu. Tek tek ailemdeki fertlerin isimleri sıralandı en sonunda teyzemin adı geldi. Açıkçası böyle duymak istemezdim. Hocaya verilmek için yazılan selanın kağıdı hala saklıyorum.

Sonrası mı yok? O güne hatırladığım başka bir anı kardeşimle teyzemin torununu  (aralarında yaş farkı 2 yaş) cips yemekten alerji olmaları. Annemle kuzenim bunları başlarından savmak için vermişler parayı bunlarda gidip hep cips almışlar. Akşam ikisininde her tarafı kabarmıştı.

Teyzem hayatımdaki en güzel konuşan, en çok yemek yemeği hak eden insandı. Öyle pilav yapardı ki, kokusuyla doyardık. Saat kaç olur olursa olsun rebisa yapardı sadece biz istedik diye. Bizle hiç sıkılmadan saatlerce okey oynardı. Hiç bizi başından savmazdı ne kadar saçma sapan şeyler anlatsak da. Bir de yorulmazdı. Hayatımda en çok kalmayı sevdiğim ev onunkiydi. Enerjisi bitmezdi. O acımasız kanser onu yakaladı. Onu mutlu eden her şeyi tek tek elinden aldı. Ailemiz değişti. Eski anıları anlatıp gülüp arkasından ağlıyoruz. Yaşadığımız her yeni mutlulukta onu arıyoruz. "Şimdi olsaydı şunu derdi", "kesin bize hiç iş bırakmazdı." "Çok sevinirdi seni böyle görseydi" Dudaklarımızda bu kelimelerde onu anıyoruz.Her yapılan börekte, pilavda onun tadını arıyorum.

Bazen beni ona benzetiyorlar. İnanılmaz mutlu oluyorum, gururlanıyorum. Ona duyduğum özlemi anlatmam için kelime yok.

27 Ocak 2014 Pazartesi

Bebek Sidik Yarışlarına Hoşgeldiniz

Hamile kaldım ve bu yarış başladı. Hamilelikte sidik yarıştıran hamileler kozalarında çıkıp ömürleri boyunca sidik yarıştırıcı anneye dönüyorlar. Sinir oluyorum, deliriyorum. Ne kadar kaçsam da burnumun dibinde bitiyor. Kafamı çevirsem orada bir tane sidik yarıştırıcısı bir anneyle karşılaşıyorum. Yapmayacağım dedikçe kendimi konun içinde buluyorum. Hatta hırslanıyorum bile.

Hamile kaldım. "Midem çok bulanıyor. Hiç bir şey yiyemiyorum" diyorum. Hemen yanımdaki hamile yada daha önceden hamile sidik yarışçısı olan "Ben su bile içemiyorum" diyor. "Tanrımmmmm" diye çığlık atıyordum içimden. Aradan daha bir kaç gün geçiyor. Ben hala beyaz ekmeğe talim ederken, bana çen çen konuşan hamileyi bir görüyorum yağlı tabağın dibini sıyırıyor. Şeytan diyor ki çarp suratına dediklerini "Hani kız bir bok yiyemiyordun ne oldu? Bir günde mi bitti mide bulantısı? Sihirli değneğin mi var biip!?" Kabul ediyorum şeytana uymadım değil. Çok kibarca laf çarpıttım kabul ediyorum. Hİhiaahoohaaa!!

Bir süre sonra bulantılar bende uzun sürdüğünden kilo muhabbetine geldi konular. "Kaç kilo aldın kaç?" "İşte 7 aylık olduk daha 6 kilo aldım" diyorum. "Eee kusuyorsun hep almazsın". Almayayım diye götüm çıkıyor benim. Her saat başı ofis içinde 10 dakika mekik dokuyorum. Akşamları bisiklete biniyorum 40 dakika . Yememden de kesmek istemediğimden yapıyorum bunların hepsini. Hatun benim kusmama bağlıyor. Deliriyorum kendisi olmuş fıçı gibi, sanırsın bütün sabah sahilde koşuyor da kusmadığından kilo almış. Belim ağrıyor, şuram kopuyor deyip kocasına naz yapacak diye yatmış olmuş dünya kadar bana laf sallıyor.

İşte başlıyor bebek sidik yarışları, "Bu ay kaç kilo almış seninkisi? Ayında mı gidiyor? Hımmmm anladım geri mi yani?. Allah'a şükür hamileyken kızım hiç geri gitmedi ne de ileri gitti. Hep tam haftasındaydı. Bunu dedikten sonra bende hemen olaya kaptırıyorum kendimi "Çok hareketli bir görsen, karnımın dışarıdan belli oluyor hareketleri" diyorum. "Hıhı tabi öyledir" diyor. Aha o şeytan tekrar geliyor al yol, başını kafasını karınına karnına sürt kıvılcım çıkart diyor. Ama ben sakin bir hamileyim gülme krizlerine giriyorum o kadar.

Hadi bebek doğuyor. Bu sefer " Aaa küçük doğmuş ya bu?" Sanki ben demişim "Bir fil yavurusu doğuracağım da kızı görünce şaşıyor." Lohusayım kafaya taktım bir ara. Sütüm mü yetmiyor mu acabaya kadar uzattım konuyu kafamda. Sonra bir baktım o da sidik yarıştırıcısı bir anne. Kendi çocuğu 5 kilo doğmuş çocuk geleceğin şeker hastası adayı benim küçümenime laf sallıyor.

Sonra bebekler gelişmeye başlıyor. Ecem'in yüz üstü fotoğraflarını koyuyorum internette, ellerinin üstünde duruyor. Hemen yorum geliyor "Aaa emeklemesi yaklaşmış" diyor. Bende teşekkür ediyorum. 10 dakika geçiyor geçmiyor kendi bebeğinin fotoğrafını koymuş aynı pozisyonda fark var bizimkiyle bebeğin kafası yerden bile kalkmamış benden yorum bekliyor. Görmemezlikten geliyorum. Ne yazayım ki?

Ecem hareketli bir bebek. 5 aylık emekledi, 6 aylıkken sıralamaya başladı. Bende "Bu gidişle 7 aylık falan yürür" dedim bir yerde gülüştük. Kızımı gördü 8 aylıkken " EE bu yürümemiş hani yürürdü" diyor bana. Allah'ım hayatında görmüş mü müneccim anne ne biliyim ben ne zaman yürüyeceğini benimki sadece yorum. Valla çok yürüsünde istemiyorum şimdi bile her bir yeri karıştırıyor. Sonra anlatıyorum yürümedi daha diye bebeği erken yürüyen bir erişkin bebek yarıştırıcısı "A! Bizimkisi bundan hareketliydi" diye. Anam bilmesem çocuğun bebekliğini yutacağım da dediğini sökmedi yani bana. Ama ben sakin bir anneyim içimden sövdüm sövüştürdüm. Şu şekilde "Bu uyuşuk anne bile yürüyebiliyor bende yapabilirim" demiş bebek ve ayaklanmış. Annesinden daha becerikli olduğunu kanıtlamış.

Bir yerde konuşuyoruz Bir çok anne var ortamda birde anne adayları. "Ecem anne baba diyor. Hemde gözümün içine baka baka" İçim gidiyor öyle dediğinde sevincimi anlatmaya çalışıyorum. Hemen aradaki sidik yarıştırıcısı anne atlıyor "Mümkün değil." diye. Yavv kardeşim niye bozuyorsun benim mutluluğumu? "He he" desen olmaz mı? Bu arada Ecem gerçekten yanıma gelip "Anne" diyor. Çünkü o gıcık dediğinden beri takip ediyorum bu kadar denk gelemez mümkün değil. Birde bir tek ben farketmiyorum. Etrafımdaki herkes diyor.

Bazı anneler var gerçekten kızımı nasıl yönlendirmem gerektiğini anlatıyorlar. Ama oldukça azlar. Bu arada bu sidik yarıştırıcı anneleri de çok seviyorum. Belki bende farketmeden yapıyorumdur. Yaparsam uyarım haa "Bak yine sidik yarıştırıcısı anne oldun" diye.

Bunun daha yazı yazması, okuması, orta okulu, lisesi, üniversitesi, işi, kocası  var. Ömür böyle geçmez "Benim ki bunu yapıyor ya seninki?" demekle. Yapmayalım bunu anneler yapmayalım çocuklarımıza yazık. Birbirlerinden nefret edecekler valla.




21 Ocak 2014 Salı

Bir Yeraltı Örgütü: Süt Annelik

Arkadaş baya gizli kapaklı iş yürütüyormuş gibi hissediyorum kendimi. Birilerinin süt arayışını ya da süt vermek isteyişini paylaştığımda geriliyorum.

Süt annelikle ilgili yazılara yazılan yorumları gördükçe şaşırıyorum. Süt kardeşlik, sadece evlilikler üzerine kuruluymuş gibi düşünülmesi beni ürkütüyor.

Aynı anne babadan değilse bir kızla bir erkek gibi kardeş gibi büyüyemezlermiş sanki. Normal aslında kızlı erkekli aynı evde oturanlar grup seks yapıyorlar denilen bir ülkede yaşıyoruz.

Aklımda bir sürü yapmak istediğim şey var. Çalmak istediğim kapı, derdimi anlatmak istediğim insanlar var. Ama çekiniyorum. Sanırsın kötü bir teklifte bulunacakmışım gibi hissediyorum. İlk zamanda öncü anne aradı beni. "Aman dikkatli ol" dedi. Tamam olayımda istediğim gibi olmuyor ki hiç bir iş.

Ben eski Türklerin yaptıklarından başka bir şey yapmıyorum ki. Diyorum ki
"Sen süt arıyorsun gel buraya. Seninde sütünü mü vermek istiyorsun sende gel. Kaynaşın bakalım. Tanışın. Olabiliyorsanız birbirinize yardımcı olun." Bu kadar yani. Demiyorum ki "Senin sütün bol vereceksin arkadaşşş başka sansın yok!"

Ama anlamıyorlar. Hemen "Sen biliyormusun ne yaptığını?" Evet biliyorum çünkü ben süt anneyim. Peki sen biliyor musun süt annelik nasıl bir his? Ayrıca o çirkin mamaların nasıl koktuğunuda biliyorum. O biberonların temizlenmediğini de biliyorum. Hiç bir streril makinasının o sağlıklı denen plastikleri streil edebileceğini düşünmüyorum.

Soruyorum sütü olan anne var mı diye bir sitede. Altta konuşuyor anneler, tartışıyorlar. Gayet normal birbirimizi bilgilendirmek için var bir çok anne sitesi. Ama bir kaç sebepten dolayı sorum bir anda kaldırılıyor. Sebebini sorduğumda "Biz size mail attık gelmedi mi?" deniyor. Gelmedi. 3 gündür bekliyorum gelmedi.

Evet çok hassas bir konu süt annelik tabi ki takip edilmeli. Hiç bir nokta atlanmamalı. Herşeye kabul. Ama bunu gizli kapaklı yaptırtmayın insana. Bu kadar korkmayın sütünüzü birine vermekten, korkmayın başka bir annenin sütünü çocuğunuza vermekten. Dikkat edelim, birbirimizi tanıyalım, kaynaşalım ve kocaman bir aile olalım.

Ben süt kızımla kocaman bir aileyim. Hayatına yapıştım beni istemezse bir gün o gün "Sütümü içtin" der sıkı sıkı sarılırım ona. Asla bırakmam. Olabiliyorsanız sizde olun işte. Kurallara uygun bir şekilde her şey mümkün zaten. Kati yasak değil ki. Sadece kuralları var.  Sadece bize okuyan,bileni cesur anneler gerekli o kadar.


Sevgilerle,

Süt Anne.

16 Ocak 2014 Perşembe

Anne Olmak Korku Getirdi

Korkak biri değilimdir. Endişeli hiç değilim. Hatta cesur da değilim. Panik biriyimdir. Değişik de değilim. Herkes gibi biriydim. Taki anne olana kadar.

Korkak oldum. Ama bir o kadar da cesurum. Doğum yaptım. Suni sancı bana mısın demedi. Hiç korkmadım çok cesurdum. 

Ecemi kucağıma verdiler. Kucağımda tutmaktan hiç korkmadım. Bir yerini incitirmiyim diye düşünmedim. Cesur hareketler bile yaptım. Ki ben hiç bir bebeği kucağına almamış biriyim. Kuzenimin kızını kucağıma vermişlerdi kendimi o kadar çok sıkmıştım ki 3 gün kollarım ağrımıştı.

Emzirirken, canımın yanmasına, meme başındaki tüm acıya rağmen onu emzirmekten hiç vazgeçmedim. Ani bir şekilde ek gıdaya geçtik. Hiç korkmadım pütürlü gıdalar vermekten. Elim onun üzerinde olduktan sonra o küçücük ağzının içinden her şeyi alabilecek kadar cesurum. Yemeği yedirirken tıkanırsa hiç korkmadan müdahale edebiliyorum. Hatta koca lokmayı ağzından çıkardıktan sonra yemeğime kaldığım yerden devam ediyorum. Yanımdakilerin gözleri korkudan yerinden fırlıyor.

İlerde düşmesinden, kafasını gözünü yarmasından korkmuyorum. Ben ki kan görünce tüm dünyası sararan ve olduğu yerde kalan biriyim. Söz konusu Ecem olduğunda kaplan kesiliyorum.

Ama şimdi başka şeylerden korkmaya başladım. Bana bir şey olursa Ecem yalnız kalırsa diye. Mesela yılbaşı akşamı kızımı, babaane ve dedeyle evde bıraktık. Dışarı çıktık. Çok rahatım ama aklım onda. Biliyorum benden daha iyi bakacaklar. Onlarla ilgili hiç bir şüphem yok. Yılbaşı akşamı ya sarhoş bir şoför bize çarparsa diye heyecan yaptım. Yanımızda dikilen sarhoş adamlardan korktum. Bir şey olur da kavga çıkartırlar diye. Dilek fenerlerini uçurduk. Eşim çakmağı çok yaktı. Ona bir şey olur diye korktum. Ona bir şey olursa biz ne yaparız diye endişelendim. Böyle uzadı gitti. Eve gittiğimde onu görünce tekrar o kaplan içime girdi. 

Eşimde de aynı durum var. Hatta o kızın yanında benim rahatlığımla rahatlıyor. Trafikte sürekli kavga eden, kendisine taksicinin levye fırlatmışlığı vardır. Hızlı araba kullanan biridir. Otobanda son ses müzikle, deli gibi hız yapardık. Şimdi otobanda bile 100 geçmiyor. Biz yanında olmuşuz olmamışız farketmiyor. Hatta türk sanat müziği dinliyor hız yapmasın diye. 

Biz öyle bir çifttik ki, ben Ecem'e bir günlük hamileyken paraşütle atladık. Yükseklik, hız, deprem, sel,trafik canavarları bizi korkutmazdı. Şimdi her şeyden korkar olduk. 

Yine büyük korkularım var. Hamileliğim ve emzirme dönemim boyunca memedeki fibrodenomla uğraşıyorum. Bir günde sütümü kesmek zorunda kaldılar. Çok acılar çektim, canım yandı, anne kız birbirimizden çok uzak kaldık. Hatta korktum Ecem beni bir daha sevmez diye. Yazmıyorum buraya. Hepsi bitsin öyle yazacağım demiştim kendi kendime. Çünkü yazmak beni dahada önemsetiyor. Ama bugün biyopsi yapıldı. Her türlü riski taşıyormuşum. Yaşım 30 olmuş, meme yapım bozulmuş, fibrodenom etrafında farklılık gösteren proteinler varmış. Daha öncede fibrodenom yüzünden ameliyat oldum hemde 3 kere. Diş çekimi diye tabir ediyordum. Takii kızım doğana kadar. Şimdi çok korkuyorum. Kanser falan olacağım diye değil onu bir süre kucağıma alamayacağım diye.

14 Ocak 2014 Salı

Diş Buğdayı Partimiz


Bazı günler vardır ya kelimeler yetmez anlatmaya yaşaman lazım dediğimiz. Ecem'e yaptığımız diş buğdayı işte böyleydi. En azından benim için. Diş buğdayı partisi için büyük bir hevesle ağrılı sancılı da olsa o Madam Dişleri bekledim. "Ay yılbaşı geçsin." "Annemler biraz torunlarını özlesin" derken 11/01/2014 tarihi geldi çattı. Ayrıca bu tarih bizim için çok önemli, kocamın bana evlenme teklifi ettiği gün. Ecem daha portakalda vitaminken bile tarihin anlamı vardı.


Benim için kelimelerle tarif edemeceğim diş buğdayı partimizin resimlerle tarifi. Hazırlıklarımı yarın paylaşacağım :D

İçer de bir koşuşturma varken, bir önceki gece 3'de uyuyan Ecem fosur fosur uyuyordu. Parti kızının uyanmasını bekliyoruz.


Ecem olan bitenle ilgili çok şaşkın. Habire karşısında ellerinde telefon tutmuş teyzeler fotoğraflarını çekiyor.



Tuttuk salona getirdik parti kızını dahada şaşırdı. Kalabalık, topuklu ayakkabılı bir çok teyze görünce ağlayası geldi kuzumun.


                                        

7 Ocak 2014 Salı

Sütlerini Verebilecek Bir Aile Arıyoruz

Bir kaç gündür paylaşıyorum görüyorsunuzdur. Bir kaç hafta önce bebeğini kaybetmiş bir annenin 100den fazla poşet sütünü vermeye çalışıyoruz. Ne yazık ki talip hala bulamadık.

Annenin bebeği erken doğmuş. 1 ay kadar hastanede küvezde yaşatılmaya çalışılmış bebek. Anne her sütünü damla damla bebeğini düşünerek sağmış. Bebeği çok küçük olduğu için en fazla günde 30 ml süt içebilmiş. Annesi yaşayacak umuduyla ilerisini düşünerek sütünün çoğalması için her gün günde 4-5 defa sütünü sağmış.
Ama olmamış bebeği yaşamamış. Kokusunu içine çektiği, her gün cam arkasından gördüğü bebeğini kaybetmiş.
İşte şimdi bebeğine can versin diye her damlası kıymetli sütlerini atmak istemiyor. Her poşet bebeklere can versin istiyor. Bu sütler hiç bir mamayla gıdayla karşılaştıralamayacak kadar kıymetli. Taptazeler ve bir sürü protein bulunduruyorlar içlerinde.

Biz İzmir'deyiz. Kargo şirketleri ancak 1 günlük mesafedeki yerlere sütlerin hiç bir zarar görmeden gönderebileceklerini belirtiyorlar. O yüzden bize bir günlük mesafedeyseniz yada uzakta olsanız ben o sütleri hiç bir zarar görmeden alabilirim diyorsanız bana ulaşın.

Anneleri, bu sütlerin atılmasına izin vermeyelim. Bu sütlere ihtiyacı olan bebekler bulalım. #sütannemolurmusun demekten "Modern Çağın Süt Annesi" olmaktan korkmayalım. 

Hepinize şimdiden teşekkürler.
Süt Anne.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Kız Annelerin Korkulu Rüyası İdrar Yolları Enfeksiyonu

Elimde vileda yerdeki e.coli mikroplarını kovalıyorum. Her yerdeler. Ecem'in bütün kıyafetlerinin üstünde halıda, oyuncaklarında. Çıldıracak gibiyim. Domestos şişleri evin her yerinde.Virüsler küçücük boylarıyla zıplıyıp duruyorlar.
İşte köyün sakinleri
Uyandım. Hepsi bir rüyaymış. Kafama çok takmışım çok. Takılmayacak gibi de değil. Ecem'in idrar yollarında 150.000 kolonilik E.coli virüsü varmış. İlk tahlilde 50-60 lökosit çıktı. Doktorum dahi inanmadı. Çünkü Ecem'de ne ateş var ne de idrar yaparken zorlanma. Kültür istedi. İşte kızımın içinde gizliden gizliye yayılıp 150.000 nüfuslu  bir köy oluşturmuşlar.  Yataktan kalktığım gibi bütün evi temizlediğim bütün oyuncaklarını kaynar suda beklettim ve soğuduktan sonra buzdolabına attım. Kıyafetlerini tek tek yıkacak kadar delirmedim. Onu yazmamı beklemeyin.



Sıcak sudan buzluğa


En büyük çekincelerimden biri idrar yolları enfeksiyonu. Ecem kadarken idrar yolları enfeksiyonundan dolayı neredeyse havale geçiriyormuşum. 3 gün hastanede kalmıştı. O günden bu güne hala çilesini çekerim. En ufak üşütme de hemen kendini hatırlatır. 
Doktorumuz da bu konuda önem almaktan yana olduğundan 3 ayda bir idrar testi gerekirse kültür yaptırıyoruz. Yaptırmasaydık asla yakalayamazdık. Çünkü en baştaki belirtileri ateş yada idrar yaparken ağlaması yoktu.

En çok kız çocuklarda görünen bir rahatsızlık. Çünkü kız çocuklarda anüsle genital bölgenin birbirine yakın olması. Tabi bu sadece bahane. İdrar yolu enfeksiyonu olması için bir çok sebep var. Üşütmesi, az sıvı alması, yıkandığı sudan sabundan bile olabilir. Önem alınmaması durumunda ciddi böbrek rahatsızlıklarına sebep olabiliyor. 

İlk olarak söylemem gereken şey şu bu hastalık genetikte olabilir. Yani sizde varsa kızınızda da olma ihtimali yüksek. Sonrasında, takipçi bir anneyseniz her şeyin başında yakalayacağınız belirti, idrarını yaparken titremesi. Hani deriz ya şeytan dürttü. İşte o. İdrar yaparken titriyorsa, yaklaşıyor ve önem almanız lazım. Sonra dirençli ateş. Eğer önem almazsanız ciddi yükselebiliyor. Kilo alışında yavaşlama, iştahsızlık, kusma, idrar yaparken ağlama, idrar renginde değişiklik, genital bölgede kaşıntı en başlıca sebepleri. 

Baktınız kaptı bunu yapacak bir şey yok. Kültürden çıkacak duruma göre antibiyotik kullanmak. Daha sonrasında hijyen. Sık sık bez değiştirmek, temizliğini yaparken önden arkaya yapmak, genital bölgeyi çok ellememek, bol sıvı almasını sağlamak, akan suda yıkamak. 

Açıkçası burada tüm yazdıklarım çocukluğumdan beri yaşadığım idrar yolu enfeksiyonu tecrübemle sabit. Kızımla ilgilenirken kendimde dikkat ettiğim şeyleri yapıyorum. Olabildiğince önem almaya çalışıyorum. Bu hastalığım kronikleşmesini istemiyorsanız 3 ayda bir hiçbir belirti olmasa da idrar yolu testi yaptırmak. Eğer kızınız bezini bırakma yaşına geldiyse bezden biran önce kurtulmak. Kronikleşirse eğer her idrar tahlilinde minik canavarların hep orada olduğunu görürsünüz. Büyüdüğünde her deniz girdiğinde bikini değiştirmek, azcık üşütse sistit olması, idrarını yapama gibi sorunlar yaşar. 

Küçük bir hastalık gibi görünse de tüm yaşam kalitenizi etkileyebiliyor. Şimdiden bir şeyler yapabilecekken önem almakta fayda var.

2 Ocak 2014 Perşembe

Doğum Hikayem Part 2 : Ecem Bebek Doğdu


Doğum hikayemin devamı :) (Part 1 okumak için)


Tam 7 saat oldu ama bende hiç bir değişiklik yok. Hala koridorda yürüyordum ve sancım 2 dakikada bir geliyordu. Pik yapıyordu 160-180-190. Annemler yemeğe gitti, eşimde dahil. Eşim hatta bir ara bir kaç saat ortalıkta görünmedi. Kendini Alsancak sokaklarına vurmuş. Dolaşmış durmuş. Ailenin tüm fertleri Alsancak’ın dört bir yanına dağılmış. Ne yapsın insanlar ben doğuramıyorum ve çok canım acıyor. Görmeye dayanamadılar.
15.00 acım çok fazlaydı. Ebem geldi. "Epidurali verebiliriz istersen. Bu acıyı çekmek zorunda değilsin" dedi.  İstemedim. Kulaklarımda tek kelime var "Açılma yavaşlar". İstemiyorum açılmamın yavaşlamasını. Bu kadar suni sancıya rağmen sadece 2 cm açılmam var. Birde epidurali olursam, hiç açılmayacak. Yürüyorum yürüyorum. Zaten o gün verdim ben bütün hamilelik kilolarımı. Karnım yukarda toplanmaya başladı. Sanki her sancıdan sonra karnım yukarı çıkıyordu.
Dayanamamaya başladım. Gözümden yaş geliyordu artık. Çektiğim sancıyı görmesinler diye odadan da çıkmıyorum. Eşim dayanamadı en sonunda ebeyi çağırdı. Ebe beni görür görmez anestezi odasına götürdü, belimde kateter açılması için. Kateteri takabilmeleri için kıpırdamam lazım. Ama olmuyor. Çünkü sancım sık geliyordu. En sonunda takıldı. İnatla epidurali olmadım. En fazla 15 dakika daha dayanabildim. Epidural 15.30 verilmeye başladı. Sadece tek bir doz. Çünkü açılmam sadece 3 cm’di. Yani doktorum geldiğinde sezeryana girme ihtimalim çok yüksekti
Nstye bağladılar tekrardan. Odanın içerisini kızımın kalp atışları dolduruyordu. Ne müthiş bir ses bu böyle. Sadece bir kaç saat sonra kucağım da olacaktı. Bu sırada göstergeyi inceliyordum. Bir ara 200e bile çıktı. O an iyi ki epudurali vermişler dedim. Epidurali bulan adama dua etmeye başladım. Şimdi de söylüyorum iyi varsın epdurali bulan adam. Görüyorsun yükseliyor, sıcaklıkta var ve en son kasılıyorsun ama acı yok. Ne müthiş bir şey.
Bacaklarımı hissetmeye başlayınca tekrar yürümeye başladım. Herkesteki endişe artmıştı. Çünkü saat 5 olmuştu. Baktım olmayacak Kordon'a yolladım herkesi. Evet, eşimi de yolladım. Benim acım oldukça benden daha çok acı çekiyormuş gibiydi. Birde bira içmesini söyledim. Yanımda bir tek annem, kardeşim ve kayınvalidem kaldı.
Tekrar muayene ettiler. Açıklık 4 cm olmuştu. Sadece 2 cm kalmıştı. Doktorumun gelmesine daha 1 saat vardı. O arada öğrendim ki öğrendim ki Alsancak’ta elektrikler kesildiğinden ve bende değişiklik olmadığından doktorum biraz geç kalacaktı. Acayip sevindim. Evren benden yanaydı. Normal doğum yapacağım.
Benle aynı anda hastaneye gelen diğer hamileler koridorda dolaşıyor, gelen gideni uğurluyor. Ben hala koridorda hababam yürü, başka bir faaliyet yok.
Saat 19.00. Kaçınılmaz dakikalar geldi doktorum geldi. Doğum odasına aldılar beni. Yine kendimden çok emindim kesin 6 cm açıklığım olduğuna. Dediği her şeyi yaptım sonuçta açılmamıştır muhakkak. Muayene ederken yüzüne bakıyorum. Yüzü bozuldu. Her ifadesi değişti.
“Açelya, artık yapabilecek bir şey yok. Ameliyathaneyi hazırlayın, sezeryana alıyoruz” dedi. Ben istemiyorum diyemedim. O ana kadar güvendiğim, sözünden hiç çıkmadığım doktorumu ezemezdim. Bu güne kadar benim hakkımda doğru karar veren biri mutlaka benim için bildiği vardır.
Doğumhaneden çıktım. Herkes gözümün içine bakıyor. Doktorum ben çıkmadan açıklama yapmış zaten. Odaya aldılar giydirmeye başladılar. Deli gibi ağlıyorum. İnadım kırılmıştı. Kızım inadımı daha doğmadan kırmıştı. Eşim, annem, babam, kardeşim herkes ağlıyor. Hasta bakıcıların bile ağladı. Herkes mücadelemi gördü. Ebemin bile gözleri doldu. “Fotoğraf makinasını unutmayın” diyorum. Hemşirelerimden biri “Sen merak etme. Biz çekeceğiz senin fotoğraflarını.” Dedi. Rahatladım. Çünkü hep planımız normal doğuma gireceğimi düşündüğümüzden eşim fotoğraflarımız çekecekti. Güzel anlar paylaşacaktık.  
Doğumhaneye indim. Bütün herkes konuşuyordu “Koridorda yürüyen hamile geldi” diye. Anestezi uzmanları falan beklemiş beni. Doktorumun elini tutarak ameliyathaneye girdim. Beldem aşağımı uyuşturdular. Kızıma kavuşmama artık dakikalar kalmıştı. Sedyeden ameliyat sedyesine kendim geçtim. Doktorum “Normal zaten doğuramaman. Çünkü hiç ağırlaşmadın” dedi. Bana moral veriyor, gözyaşlarımı siliyordu. “Sen mükemmel bir hamileydin. Her dediğimi yaptın. Büyük bir mücadele verdin. Yapabilecek bir şey yok. Kızını riske atmak istiyor musun?” diyordu. Ebem “Harika iş çıkardın. Eskiden doğum sırasında ölümler bu yüzden oluyordu. Beklememen senin için daha iyi.” diye motive ediyordu.
Bu arada anestezi uzmanı kız fotoğrafımı çekmeye başladı. “Çok güzel fotoğraflarını çekeceğim merak etme” diyordu. Gözlerimi kapadım ve beklemeye başladım.
Ebem bağırdı. “19.55 Ecem bebek doğdu”. Beklediğim sağlıklı ağlaması geldi “Annieee” diyeı. Ağlamaya başladım. Yanıma yaklaştırdılar kokladım. Her halde ağladığına sevineceğim başka bir zaman olmaz.

40 hafta 5 günlük hikâyem bitmişti. Artık hamile değildim anneydim.

31 Aralık 2013 Salı

Doğum Hikayem Part 1: Daha Doğmadı Mı?

Tanrı öyle yaratmış ki kadınları en dayanılmaz acıları yaşa ve doğurduğunu, bu acıları düşünerek her şeyden koru demiş. Öyle zahmetlere katlanıyor ki insan anne olmak için, o doğunca hayatındaki en önemli varlık oluyor. İşte bende öyle şeylere tahammül ettim ki, Tanrı bana en güzel ödülü verdi. Minik kraliçem Ecem'i.
Doyumsuz 40 hafta 5 gün yaşadım. Her şeyi çok yaşadım. Çok kustum, çok öğürdüm, çok uykusuz kaldım, çok gezdim(:)). Ama hepsi o içimde tekme atınca geçit bitti birden. Daha içimdeyken belliydi çok nazlı olacağı.
Doğum deyince aklıma filmlerdeki doğumlar gelirdi. Kadın tv izlerken "Ahhhh" diye bağırır. Kocası "Bebek geliyor" diye deliye döner. Apar Topar arabaya doluşular. Kadın çığlık çığlıyadır. Çok canı yanıyordur. Adama panikle arabayı kullanır. Hastane kapısının önüne gelince birden bebeğin kafası görünür. Doktor kadını oracıkta doğurtur.
Bu tamamıyla fantastik bir film. Romantik komedi filmlerim hepsi benim için fantastik bundan sonra.
Hiç bir şeyin planlanarak olacağını düşünmezdim. Kocaman çantalar hazırladım. Hem ev, hem de araba için. Dışarda bir yerde doğurursam diye araba da çantanın olması iyiydi. Olmadı.
40 hafta 3 günlükken doktoruma gittik. "Açelya perşembeye kadar doğurmazsan, ne yazık ki suni yollara başvuracağız" dedi. İçim yandı. O doktora gidiş sebebim bile normal doğum yapmak içindi. Şimdi bana sezeryandan bahsediyordu." Ne korkunç bir şey sezeryan, seni ikiye bölüyorlar resmen." deyip durdum tüm hayatım boyunca. Düşünemezken gerçekle burun burunaydım. Sezeryan olma ihtimalim çok yüksekti. Çünkü Ecem hiç aşağıya inmemiş ve rahimde sadece 1 cm açıklık vardı. Tabi bilmediğimden bu açılma bile bana büyük gelmiş.
2 gün çok hızlı geçti. Son gün içim içime sığmadı. Alışverişe bile gittim. O Hatay’ın yokuşlarını seke seke çıktım. Çok hareketle olmamla övünüyordum ama son kontrolde Doktorum " Böyle olmaman lazım. Şu anda az hareket ediyor olmalıydın" dedi. Pek takmadım. Hamileliğim boyunca hiç penguen gibi yürümedim. :)
18 Nisan 2013. Ne kadar acıya dayanıklı, inatçı, gözü kara olduğumu öğrendim. O gün bizim için erken başladı. Sabah 6 te kalktık. Giyindim, kuşandım. Son hamile fotoğrafımı bile çektirdim. 7 de hastanedeydik. Odamıza yerleştim. Elimi kolumu sallaya sallaya gittiğimden (yani sancım olmadığından) doktorumu aradılar. Suni sancı vermek için izin aldılar. Sabah 7:20de serumu taktılar. Aman nasıl mutluyum. En fazla 4 saat sonra kızıma kavuşacağım. 8.30 gibi doktorum geldi. Muayene etti beni ama hala 1 cm açıklık var. Yani koskoca 2 gün geçmişti ve hiç bir değişiklik yoktu. 12ye kadar yapmam gerekenleri anlattı. Yürüyecektim. Yürümek bebeği aşağıya itmeye yarayacağı için çok önemliydi. Suni sancı desteğiyle en geç 4 saat sonra rahmim istenilen açıklığa gelecekti. Ne kadar acım olursa olsun yürümem gerekiyor. Olabildiğince geç epudiral iğneyi olmalıydım. Erken olursam doğumu yavaşlatırmışım ve geç doğum yaparmışım. Vücut tam uyarılmadığından böyle oluyormuş.
Nst ye bağlıydım. Sancının geldiğini görüyordum. Ama acı yok. Tekrar o filmler yalandı. Bebeğin kalp atışı hızlanıyor, karnın kasılıyor ve ısınıyor ve ekranda 80 yazıyordu. 10 sn.ye falan sürüyordu.
Kalktım, yürümeye başladım koridorda. Benimle aynı anda hastaneye gelen 2 gebe daha vardı. 2side sezeryandı. Biri ben koridorda yürürken ameliyathaneye aldılar. Ben yürüyorum, bebek geldi. Ben yürüyorum anne geldi. “Aman ne güzel pırt diye doğurdu” diyorum.
11 gibi ebem muayene etmek için beni doğum odasına aldı. Ben kendime o kadar güveniyorum ki kesin 6 cm açıklık olmuştur diye. Yok, hala 1 cm açıklık var. Moralimi bozmamı ve yürümeye devam etmemi. Açılma başladığına çok hızlı geliştiğini söyledi. Moralimi bozmaya gerek yok. Çünkü ben öyle ya da bu şekilde normal doğum yapacaktım. İnatçıyım ve başaracağım.
11.30 da sancılarım iki dakikada bire indi. Ben neredeyse 9'dan beri hiç durmadan yürüyorum. İlk kardeşimle sonra annemle sonrada kayınvalidemle yürüdüm. En sonunda pes ettiler ve eşimle yürümeye başladım. Eşim dayanamıyor yanımda olmaya. Yüzü bembeyaz heyecandan ve benim yaşadıklarımdan. Dışarı atıyor her fırsatta. Başladı benimle yürümeye daha bir tur bile atamadan, içimden sıcak bir şeyler geldi. Paçalarımdan akıyor. Allah'ım en enteresan duygulardan. Sanki bacaklarım benden habersiz sıcak duş yapıyor gibi. Doğumhaneye gidesiye kadar bütün koridor su içinde kaldı. Eşim bembeyaz bense mutlu. Bu sefer kesin 6 cm açıklık oldu diye düşünüyorum. Ne yazık ki yanıldım. Sadece 2 cm olmuştu. Ebemin motivasyonu çok yüksekti. Moral vermeye başladı. "Merak etme seni normal doğurtasıya kadar bir yere gitmiyorum" diye. Doğumhaneden çıktım herkes yüzüme bakıyor. Hepsi korkmuş. Ama doğurmuyorum daha.
İşte gerçek acı suyumun gelmesinden sonra başladı. 2 dakikada bir 10 saniye süren acı ilk başta çok değildi. Çok canımın yanacağının sinyalini veriyordu.
13.00 de doktorum geldi. Geldiğinde ilk defa oturmuştum. Ecemi kontrol etmek için nstye bağlamışlardı. Anlıyorum korkuları büyük ya içeride başına kötü bir şey gelirse diye endişeleniyorlardı. Tekrar muayene ettiler suyumun gelmesinden bu yana 1,5 saat geçmişti ama açılmada bir değişiklik yoktu. Konuşmaya başladık.
Ben "Sezeryan olmak istemiyorum. Normal doğuracağım. Kesin kararlıyım.
Doktorum: "Seni normal doğurtacağım. Acın çok fazla olacak. Dayanabilir misin?"
Ben: "Acım fazla olmayacak, dayanacağım"
Doktorum:" Saat 3 olduğunda acın fazlalaştığında beni sezeryana alın dediğinde, seni sezeryana alamam. Bunu bana demeyeceksin değil mi?"
Ben : " Burak Bey, kesin kararlıyım normal doğuracağım.”
Doktorum: "6 da geleceğim eğer 6 cm açıklık yoksa sezeryana alacağım. Başka bir çarem kalmıyor. Geçen her dakika bebeği riske atmış oluyoruz. Eğer 6cm açıklık olursa seni yarın sabaha kadar beklerim. Bunun için her şeye rağmen yürümelisin"
Ben: " Anladım. Ben kesin kararlıyım normal doğuracağım."

Doktor gitti. Eşim yanıma geldi. Nstyi izliyoruz. Ecemin kalp atışı hızlanıyor nst göstergesi 40, karnım ısınıyor nst göstergesi 80, karnım kasılıyor nst göstergesi 120, canım yanıyor nst göstergesi 160. Bu son yazdığım cümlenin tamamı 30 saniye sürüyor. Bitti mi her şey bitiyor. Tüm o acı bittiği o an, geçiyor. Sanki az önce o canı yanan kadın ben değilim. O iki dakikalık arada acayip enerji dolu oluyorum. Saatlerce koşabilecek gibi. Ayağa kalktım. Yürümeye başladım. Artık koridora çıkamıyordum. Herkes " AA doğurmadın mı sen?" diyordu. Tüm odalardaki hastalar benim doğurup doğurmadığımı merak ediyordu. Millet arıyor "Bebek doğdu mu?" diye. Tek bir cevap veriyorlar "Bekliyoruz".


(Devamını okumak için Tık Tık!)

30 Aralık 2013 Pazartesi

Hoşçakal 2013


Daha bir kaç dakikalık Ecem. En büyük mutluluğum


Ne yaptığını bilmeyen bir yıldın 2013. Acının yanında büyük mutlulukların vardı. Hiç durmadın çok hızlı geçip gittin. Düşündüğümde seni çok özleyeceğim kesin.

Yeni sıfatlar, sorumluluklar, büyük hayat değişiklikleri getirdin bana. Kafam güzel girmediğim için herhalde sana çok gerçekçiydin. Büyüdüğümü hissettirdin.

Mutasyona uğradım seni yaşarken. Senenin başında koca göbekliydim, ortasında koca memeli, sonunda ikisi de kendinden geçmiş durumdalar.

Gezmekten bıkmayan hamile ben:)
Müthiş mutluluklar verdin bana. İlk başında kızımın karnımda oynamasını seyrediyorduk saatlerce kocaman göbeğimle konuşuyordum. Ortasında kızım doğdu. Sımsıkı sarıldık birbirimize. Ortaların sonuna doğru süt kızım oldu. Hiç olmayacak bir duygu daha yaşatmış oldun bana. Sonu geldiğinde ise Ecem gözlerimin içine baka baka "Anne" dedi. Daha başka nasıl bir mutluluk olabilir ki?

Temizlikkkk Aşkınnaaa!!!
Hiç yaşamadığım deneyimler yaşamaya başlattın. İlk dönemi değişikti hafta içi gezmek. Hamileyken çok gezdim çoook. Orta döneminde anne oldum. Bu konuda ne kadar başarılı olduğumu gösterdim insanlara. Çocuğum hiç kusmuk kokmadı, ilk başlardaki uykusuzluktan hiç şikayet etmedim, hiç hasta etmeden geçirdim o dönemi. Sonlara doğru evde oturan kadın olduğumu dank etmeye başladı. Uğraşlar arasamda bu gerçeği asla değiştirmedi. Baktım bir kaç sene yapacak birşey yok verdim kendimi temizliğe, yemeğe. Jamie Oliver ne pişirdiyse türk versiyonunu yapmaya başladım. Her gün süpürge yapıp, toz aldım. Yapacak bir şey yok. "Ev işleri kaçınılmazsa zevk almaya bak." sloganım bu.

Bir çok insanın dayanamayacağı acılar yaşattın bana. Bir çok hastalık geçti aile bireyleri arasında. En çok üzüldüğümü söylemeyeceğim ama beni tanıyanlar bilecek. Ortasında doğum yaptım. Uzun soluklu, annemin o sancılara nasıl dayandığını anlamadığım sancı yaşadım. Aynı günlerde memem kendinden geçti. Sütüm geldi ama ben benlikten çıktım. Sonuna doğru öyle acılar, değişik şeyler geldi ki başıma. Kendimden uzaklaştım. Dışardan izlemeye başladım kendimi. İlk önce her gün şırıngayla 1 saatlik görüşmelerim oldu. Sonrasında sütümü kesilmesine karar verildi. Herhalde yaşadığım en büyük acı buydu. Bir süt annenin başına gelebilecek en korkunç şey sütünü kesmeleri. 

Tabi her şey bitti geçti. Senide tükettim diğer yıllar gibi. Büyüdükçe daha çabuk geçtiğini anladım yıllarımın. Bana verdiğin her güzel şeyler için teşekkürler. Seni hiç unutmayacağım. Her şeye rağmen hayatımın en mutlu yılı olacaksın. Çünkü diğer yılların yanında en büyük şansın Ecem'in sende doğması.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Ayaz'ı Toprak Isıtacak

Tamam kabul ediyorum çok duygusalım, her gördüğüme ağlıyorum.

Hamileliğimin en başından beri böyle. Hamileyken bir akşam belgesel izliyoruz. Kutup ayılarının küresel ısınma yüzünden yaşadıkları anlatılıyor. Bir anne kutup ayısının 2 yavrusu oluyor. Isınmadan dolayı yiyecek bulamıyorlar. Bir gece fırtına çıktı. Yavrularından erkek olanı öldü. Nasıl ağladığımı anlatamam size. İçim çıktı ağlamaktan.

Ayaz'ın 21 yaşındaki annesi.
Sonra zaman geçti. Doğum yaptım. Kuzumun kokusunu içime çektim, bağımlısı oldum. Artık her şeye ağlar oldum.

Her okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeye ağlıyorum. Ama ülkemde öyle olaylar oluyor ki ağlamak için çok sebebim var. Bundan aylar önce soğuktan ölen yavru kutup ayısına ağlarken, bugün sıcacık odasında uyuyan Ecem'in başında Ayaz'a ağlıyorum. Dayanamıyorum.

2013 yılındayız zenginlikten bahsedilen bir ülkede yaşıyoruz. 40 günlük bir bebeğe bakamıyoruz. Ayaz bebek, hepimizin umursamazlığından, vicdansızlığından öldü.

Devlet diyor ya doğurun, görmüyor mu acaba kaç ayda kaç tane bebek öldü? İlk önce ailesinden gizli doğum yapan öğretmen, bebeğini emzirip evde bayram tatili boyunca bıraktı. Şimdide Ayaz. Annesi daha 21 yaşında. Hemde iki çocuk annesi. Çevrenize bakın 21 yaşındaki gençlere "Çocuk bu yaa!!" dediğimiz yaşta.
Kim bilir kaç yaşında evlendi de 21 yıllık hayatına iki çocuk sıkıştırdı.
Hayatı bu kadar hızlı yaşamak zorunda değildi. Tek odalı bir, camı kırık buz gibi bir evde. Neye sararsan sar, istersen koynunda olsun o bebek hastalanır. Çevrede odun bulursa yakıyorlarmış.

Aklımda canlandıramıyorum, aklım almıyor. Ayaz ölürken biz yolsuzlukla uğraşıyoruz. Hepimizin cebinden 3000 TL çalınırken, şarkıcı eşe acıyoruz. Bir kamyon odun ne kadardır dedim kendi kendime araştırdım. Bir kamyon odun sadece 400 TL. Biz o aileye verecek 400 TL bulamadık.

Kış geldiğinden beri bütün anneler hastalık konuşuyor. Klimalı, kaloriferli evlerimizde çocuklarımız hastalanırken. 40 günlük loğusa kadın, 2,5 yaşındaki oğlu ve 40 günlük bebeğiyle geceleri eksi derecelere düştüğü kış günlerinde ev denilen o yerde yaşıyor. Artık üzülmüyorum hasta olduğuna Ecem'in. Şimdi çok şanslı olduğunu düşünerek kucağımda seviyorum. Üstümde uyuduğunda yatağına yatırmak için çabalamıyorum.

Ayaz'ı şimdi toprak ısıtacak. Artık sıcakcık yeni yatağında yatacak. Biliyorum Ayaz son olmayacak. Şimdi peki o ailenin 2,5 yaşında oğlu ve 40 günlük lohusa kadına ne olacak? Yardım edecekler mi? Hiç sanmıyorum. Bizde zamanla unutacağız onları.

20 Aralık 2013 Cuma

Yılbaşı Hediye Öneriniz Benden

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!

Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?

Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!

Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.

Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/


Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Çocuklar İçin Ağız Bakım Rehberi


Çocuğunuzun sağlıklı ve temiz dişlere sahip olmasındaki ilk rol, size düşüyor. Ona fırçalama ve yeme alışkanlıklarını en iyi siz kazandırabilirsiniz. Bu konuda eksikleriniz olduğunu süşünüyorsanız, bugünkü yazımızı size rehberlik edebilir.

Ağzı yeterince büyüdüğünde çocuğunuz nihayet 20 küçük dişe ve daha sonra 32 büyük dişe sahip olacak. Bütün çocuklar farklıdır ve bu nedenle ilk küçük dişin çıkması en erken 3 aydan başlayarak 12 aya kadar sürebilir ve bu ilk çıkanlar çoğunlukla alt orta dişlerdir. 6 yaş civarında çocuğunuzun hayatı boyunca kullanacağı ilk kalıcı dişi çıkacaktır.

Küçük dişler büyük işlere yarar

70 yıldan fazla dayanacak kadar sağlam büyük dişlerin aksine farklı görevlerine uygun olarak küçük dişlerin daha ince diş mineleri ve daha küçük kökleri vardır. Küçük dişler çiğnemeye yardımcı olmanın yanında, konuşma yeteneğini geliştirmek, çene ve yüz gelişimini desteklemek gibi birçok farklı işe de yarar. Daha da önemlisi diş etinin içinde çıkmayı bekleyen büyük dişlerin yerini tutarlar. Küçük dişler düştüğünde ortaya çıkan boşluk büyük dişlerin düzgün çıkmasını sağlayarak sağlıklı bir yetişkin gülümsemesi yaratmaya yardımcı olur.

Fırçalama ritüeli

İki yaş ve altı çocuklar için özel üretilmiş dış fırçası ve macunu kullanımı, diş fırçalamaya alışkın olmayan çocukların rahat etmesini sağlar, küçük dişlerin sağlıklı gelişimini destekler. Küçük ağızlarda rahatça kullanılmak üzere tasarlanmış küçük uçlu ve yumuşak kıllı fırça tercih edebilirsiniz.

Sağlıklı yemek

Bebekler büyüdükçe tatları daha iyi ayırt etmeye başlar ve birçoğumuz gibi tatlı yiyeceklere yönelir. Oysaki bu tatlı besinlerde bulunan şeker, çocuğunuzun ağzındaki doğal bakterilerle reaksiyona girer ve dişlere saldırarak çürüklere yol açan zararlı asitler üretir. Eğer küçük dişler çürük yüzünden erken yitirilirse, çocuğunuzun büyük dişlerinin gelişimini etkileyebilir.

Dişçiyi ziyaret

Çocuğunuzun ilk dişinin çıktığı andan itibaren dişçiye gitmeye başlamalı ve dişçiniz aksini söylemedikçe her 6 ayda bir tekrar uğramalısınız. Dişçiyi düzenli olarak ziyaret etmek çocuğunuzun diş bakımında önemli bir rol oynar çünkü bu ziyaretler çocuğun bu yeni ve bazen de garip ortama alışmasını ve yıllar boyu sürecek iyi alışkınlıklar edinmesini sağlar.

3-5 yaş için

Çocuğunuz küçük dişlerinin tamamını çıkarmıştır. Sabah ve akşam tam 2 dakika fırçalama yapması önemli. Bu yaşlarda çocuğunuzun dişlerini sizin fırçalamanız gerekse de, fırçayı kendilerinin tutmaya başlamaları iyi olacaktır. Yaşına uygun bir diş fırçasının üzerine bir bezelye kadar çocuk diş macunu sürün.

6 yaş ve üzeri

Yaklaşık 6 yaşından itibaren çocuğunuzun ağzında küçük, büyük dişler ve boşluklar olacak. Bu sıralarda ilk yeni dişler diş etinin için den çıkmaya ve küçük dişleri sallandırmaya başlar. Sonra küçük dişler tamamen dışarı itilir ve geriye büyük dişlerin dolduracağı boşluklar kalır. Yeni çıkan büyük dişlerin minesi tamamen olgunlaşmamıştır ve bu yüzden çürüğe karşı savunmasızdır. Bu aşama gençlik yıllarına kadar sürecektir. Küçük dişlerini kaybetmek her çocuk için büyümenin önemli bir parçasıdır ve büyük dişlerin hayat boyu dayanması gerektiği için ağız sağlığında kritik bir dönemdir. 7 yaş civarında çocuğunuz diş fırçalama sorumluluğunu kendisi taşımaya hazır olmalıdır. Yine de dişini doğru fırçaladığını kontrol etmeniz önemlidir.

4 adımda diş bakımı

1. Çocuğunuzun yaşına uygun bir fırça ve macunla günde iki defa dişini fırçaladığından emin olun.
2. Nazik ve dairesel hareketlerle dişin bütün yüzeylerini temizlemesini sağlayın.
3. Çocuğunuzun dişlerinin günde dört defadan fazla şekerli yiyecek ve içeceklere maruz kalmamasına dikkat edin.
4. Çocuğunuzu düzenli olarak altı ayda bir kontrol için dişçiye götürün.

Bir kaç tavsiye

-Çocuğunuza gece boyunca içebileceği bir süt ya da meyve suyu şişesi bırakmayın, çünkü ağzında şişeyle uyumak dişlerine zarar verebilir.
-Çocuğunuza hipopotam ya da aslan taklidi yapmayı öğretin ki dişini fırçalamak için ağzını kocaman açsın.
-Eğer çocuğunuz yerinde durmuyorsa dişlerini fırçalamak için kucağınıza oturtun. Büyüyünce arkasında durmak da işe yarayabilir.
-Dişlerini kaybetmek ve ağzılarında boşluklar oluşması bazen çocukları üzebilir, o yüzden diş perisiyle bu durumu eğlenceli hale getirin.
-Meyve suyuna 10’da bir su karıştırarak dişlerine değecek asit oranını azaltın.
-Her 3 ayda bir ve her hastalıktan sonra diş fırçası değiştirmek fırçalamanın her defasında mümkün olduğunca etkili olmasını sağlar ve mikrop taşınmasını azaltır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Aralık 2013 Perşembe

Birlikte "bebeklerde alerji" konusunun detaylarına iniyoruz

Bir çok okuyucumun konuyla ilgili gelen soruları üzerine ‘bebeklerde alerji’ konusuna eğilmeye karar verdim. Alerji, değişen yaşam koşullarıyla birlikte son dönemlerde dünya çapında giderek artan bir durum. İstatistikler sizi korkutmasın ama günümüzde yaklaşık her 10 kişiden 3-4’ünün yaşamlarının bir döneminde alerjiden etkilendiği biliniyor.

Peki, alerji nedir? Alerji; bağışıklık sisteminin birçok insanı rahatsız etmeyen bazı maddelere karşı normalden farklı olarak verdiği tepkilerdir. Alerjisi bulunan kişilerin bağışıklık sistemi vücuda giren maddeyi zararlı olarak algılıyor, ve zararlı olmayan maddeye tepki vermeye başlıyor. Bu durum, döküntü, kızarıklık, kaşıntı, hapşırık gibi rahatsız edici belirtilere ve bazen şok gibi çok tehlikeli olabilen durumlara da neden olabiliyor.

Bebeklik ve çocukluk döneminde en sık rastlanan alerji tipi besin alerjisi. Besin alerjisinin de çeşitli türleri var. Bebeklerde en sık rastlanan besin alerji tipi ise inek sütü alerjisi.

Anneler dikkat; anne, baba veya kardeşlerinde alerji olan bebeklerde alerji gelişme riskinin daha yüksek olduğu biliniyor. Ailesinde alerji olan 10 bebekten 6-7’si büyük ölçüde alerji riski taşıyor.

İnek sütü alerjisi olan bebeklerin doktorları izin verene kadar inek sütü veya keçi gibi diğer hayvanların sütlerini içeren hiçbir gıda tüketmemeleri gerekiyor. Bu konuda çok hassas olmak şart, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin süt ve peynir, yoğurt  gibi süt ürünlerini tüketmemeleri, doktorlarının önerdiği gibi beslenmeleri kritik önem taşıyor.

Bebekler, inek sütü içeren bir besin aldıklarında gaz sancısı, kusma, ishal veya kabızlık, dışkıda kan gibi sindirim şikayetleri; kızarıklık, kaşıntı, döküntü gibi cilt şikayetleri ; hapşırık, burun akıntısı, hışıltılı solunum ve nefes darlığı gibi solunum sıkıntıları yaşayabiliyor. Bu can sıkıcı belirtiler,  bebeklerde aşırı ağlama, huzursuzluk, yüz, gözler ve dudaklarda şişmeye ve bebeğin kilo alamamasına da sebep olabiliyor.

Bu belirtiler ile karşılaşan annelerin, bir an önce vakit kaybetmeden doktorlarına danışmaları gerekiyor.

Anneler çok iyi bilirler, ülkemizde uzun zamandır inek sütü alerjisi konusunda annelerin güvenerek bilgi edinebilecekleri bir kaynağın eksikliği duyuluyordu.

Artık inek sütü alerjisi başta olmak üzere besin alerjisi ile ilgili daha fazla bilgi edinmek, bebeğinizin alerji riski taşıyıp taşımadığını öğrenmek için www.bebekvealerji.com websitesini ziyaret edebilirsiniz.

Vakit kaybetmeden siteyi inceleyin, problem yaşayan diğer annelerin hikayelerini dinleyin ve uzman videoları yardımıyla giderek artan alerji problemi hakkında kendinizi bilinçlendirin.

http://www.bebekvealerji.com/AlerjiNedir.aspx
http://www.bebekvealerji.com/OzamanNeYapalim.aspx
http://www.bebekvealerji.com/HekimlerNeDiyor.aspx
http://www.bebekvealerji.com/Default.aspx?prm=ailelernediyor
http://www.bebekvealerji.com/AlerjiTesti.aspx

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Madam Diş Hoşgeldiniz

Merhaba Madam Diş,

Sizinle geç tanıştık biliyorum. Çok uzak yoldan geldiniz. Arkanızdan kız kardeşleriniz gelecekler değil mi?Sizin gibi onları da çok bekler miyiz?

Başka bebeklere hemen çıkı çıkı veriyorsunuz da bize de niye süründünüz? Valla bir ara dedim ki gelmeyecek, üzüldüm durdum. "Ha alttan gelir" "İkisi birlikte gelecek galiba" dedik. Bahis bile oynayanlar oldu üzerinize.

Diğer kardeşinizi de bekliyorduk ama siz sallana sallana tek başınıza geldiniz. Hayır kızım 8 aylık oldu siz anca bin bir zahmetle geldiniz. Sizi ağırlayamayacağımızı mı düşündünüz? Korkmayın size ve kız kardeşlerinize çok iyi bakacağız.

Sizin geliş şerefinize büyük bir parti düzenlemeyi düşünüyorum. Biz buna kendi aramızda diş buğdayı diyoruz. Birçok güzel yemek yapacağız. Bir sürü insan gelecek. Herkes bizden haber bekliyor. Evin heryerini balonlarla, süslerle süsleyeceğiz. Ecem'in doğum günü provası gibi olacak. Çalıp, söyleyip eğleneceğiz.Sizin izin verdiğiniz ölçüde kızımda bu partide eğlenebilecek. Bir rahat durmadığımızdan kızım geceleri uykusuz, poposu pişik içinde. Gelmeden önce geleceğinizi bir ateşle belirtmezseniz çok iyi olacak. Çünkü biz karı koca çok panik oluyoruz. "İdrar yolu mu yoksa?" "Üşüttük mü çocuğu?" gibi sorularla kafayı yiyoruz. Sonra tahlil tahlil laboratuvarlar da koşturuyoruz. Birde kızımı o küçücük poşete işetmeye çalışıyorlar, beceremiyor. Üstüme başıma her yerime işiyor. Ne olur bizi böyle şakalarla gelmesin diğer kız kardeşleriniz.


Madam Diş, işte böyle halimiz. Büyük bir heyecan, sevinçle karşıladık sizi. Ecem'in 7 yaşına kadar ağzında sağlık ve mutluluk içinde yaşatacağız. Çürümenize izin vermeyeceğiz. Diş perisi seni ne zaman isterse yerinden almak o zaman gitmene izin vereceğiz. Sizde bu rüşvetlere karşı kızımı üzmeden gelirseniz çok mutlu oluruz. Bu isteklerimi diğer Madam Dişlere de iletirseniz çok seviniriz.

Sevgiler Süt Anne.

9 Aralık 2013 Pazartesi

Başımı Kaldırdım #blogfırtınası

Yıl 9 Aralık 2033.

Bir kafe de oturdum onu bekliyorum. Başımı kaldırdım karşımda duruyor. 20 yaşında,uzun saçlı, koca dudaklı, büyük gözlü, bembeyaz yüzlü açık kumral kız. Ecem.

Zaman çok hızlı geçmiş. İlk doğduğun zamanı hatırlıyorum da. Kıpkırmızıydı. Şimdi karşımda kırmızı rujuyla acele acele bir şeyler anlatıyor. Eskiden en büyük hayalim her şeyini bana anlatmasıydı. Anlatıyor da bazen aynı heyecanla onu dinleyemiyorum. Yaşlanıyorum galiba. 49 yaşındayım. Normal.

Onun geçtiği tüm yolları, bütün heyecanlandığı çoğu şeyi yaşadım. Hatta benim yaşayamadığım diğer şeyleri yaşasın diye çok çalıştım. İyi bir hayat sundum gibi duruyor.

Anlattığı şeyi dinlemeye başladım. Arkadaşları kavga etmiş nereye gidecekleri konusunda. Tarafsız kalmayı tercih etmiş. İstemediği bir yere giderlerse rahatlıkla söyleyecekmiş. Ama benden izin almadı. Bakalım ben izin verecek miyim gideceği yere? Ohh ne ala? Hiç düşünmüyor annem ne der babam ne der? Bu duyguyu yaşamak çok güzel aslında. Bizden izin almaya ihtiyaç duymaması. Kızıma güveniyorum. Yanlış bir yere gitmez. Onu yanlışlarıyla sevmeyi öğrendiğimiz için daha az hata yapıyor.

Zaten bütün arkadaşlarını tanıyorum. O yüzden bazı geceler, 2 ye kadar o cıstak müzikleri dinliyoruz evde karı koca. Bütün arkadaşlarını tanıya bilmek için ev partileri yapmasına izin veriyoruz. Bir sürü yemek hazırlıyorum. Kanepeler, meyveler, pastalar vb.. İçecekleri çocuklar getiriyor. Bize teşekkür ediyorlar evimizi açtığımız için. Sebebimiz belli. Dışarı da geç saatlere tanımadığımız insanlarla olacağına, evimizde tanıdığımız insanlarla olsun. Evim dağılsın, o tahammül edemediğim müziği duyayım önemli değil.

Dışarı çıktı mı karı koca bize çile oluyor. İlk önce izin faslı. Kimse "Sen izin verdin. Ondan oldu." lafını duymamak için sorumluluktan kaçıyoruz. Ortak kararmış gibi izin veriyoruz. Şartları sıralıyoruz.
-Babası bırakıp alacak.
-Dağıtacak kadar alkol alınmayacak.
-Babası kıyafete onay verecek.
Oooo bu liste uzayıp gidecek Cem'e bıraksam da orta yolu buluyorum bir şekilde.
Akşam geç saatte Cem Ecem'in bütün arkadaşlarını dolduruyor arabaya. Cem'e göre en uzaktaki bara gidiyorlar. Onları bırakıyor. Eve geliyor. Bundan sonra benim maratonum başlıyor. Çünkü çıkmalarına yakın Ecem beni arayacak babasının gelmesini isteyecek. Saat 4 gibi telefon çalıyor. Ben salondaki koltukta sızmışım. Kalbim küt küt atıyor. Gece telefon çaldı mı bir panik uyanıyorum. Telefon ekranında Ecem yazıyor rahatlıyorum. Arkada deli gibi müzik "Anne babam gelebilir. Yorulduk çok." Salon kapısından Cem giriyor. "Tamam Tamam gidiyorum. Ta anasının dininde yer. Aydın'a gitsin bunlar eğlenmeye en iyisi" diye söylenerek çıkıyor kapıdan pijamalarıyla. Geliyorlar. Saat 5 başlıyor gece olanları anlatmaya. Dinlemeliyim. Uykum gelmemeli. Ama dayanamıyorum. Sızıyorum o anlatırken.

O anlattıkça yaşayacaklarım düşünüyorum da bizi yine uykusuz bir gece bekliyor. Yani bebekliğinden, çocukluğundan hiç bir şey değişmedi. Ben yine uykusuzum yine uykusuz. Sadece uykusuz kalma şeklim değişiyor. O hızla büyüyor ben aynı anne kalıyorum.

2 Aralık 2013 Pazartesi

#sütannemolurmusun Söz Hakkı Programında



Bu ara çok heyecanlıyım #sütannemolurmusun projemizle uğraşıyorum. İlerletmek istiyorum. Bu yoldan vazgeçmek istemiyorum.

Benim gibi bir çok annenin  çocuğa yetebileceğini söylüyorum. Sütü en başta çok olan annenin sonunda da sütü çok olur. Paylaşalım sütlerimizi. Demiyormuyuz hep "Süt sağdıkça çoğalıyor." diye. İşte sütünüzü sağmak için yeni bir amaç daha size. Kelimeler yetmiyor anlatmak için kendimi, hislerimi. O gün porgram da bile sesim çatalllaşmış süt kızımdan bahsederken. İşte o gün programda kendimizi anlatmamız. Söylediklerimi duyarsanız ya da yüzümdeki ifadeyi görürseniz daha çok inanırsınız bana.

Haydi anneler izleyin. İyi seyirler :D

https://www.youtube.com/watch?v=HMdziOspSgE

1 Aralık 2013 Pazar

Bebekler Pek Renkli #blogfırtınası

Bir varmış bir yokmuş. Çok zaman önce bebekler çok renkliymiş. Ağlayarak çözmezlermiş işlerini.

Karnı ağrıyan bebeğin hemen karnında kırmızı ışık yanarmış. Anneler hemen ona göre önlemini alırmış. Acaba burası mı ağrıyor yoksa şu arası ağrıyor diye hiç düşünmezlermiş.

Dişleri çıkarken ağrılı geçmeyecekse sadece sarı sinyal verirmiş. Diş ishal yapacaksa yeşerirmiş dişin çıkacağı yer. Pişik kremini bol bol sürüp önem almak kalıyormuş geriye. Eğer ateş yapacaksa kırmızıya dönermiş. Anında Calpolü verip sarı renge dönmesini beklemişsin.

Bir gece bebeğiniz ağlıyor. Neyi olduğunu anlamak için yüzüne bakmak yeterli. Acıktı mı acaba deyip mama hazırlamaya gerek yok yada ateş ölçere koşmaya. Acıktıysa midesinin olduğu yer pembe yanıyor ateşi çıktıysa çocuk toptan kırmızı oluyor.
Burnu mı tıkalı? Tıkalık derecesine göre açık yeşilden koyu yeşile göre derecelendiriyorsun.

Uyuturken kalın mı giydirdin hemen terini kontrol etmeye gerek yok gece bebek maviye dönüyor. Üşüyor mu yavaş  yavaş buz mavi oluyor. Yani bebekten anlamayan adam bile "Bu bebek üşümüş." diyebiliyor. Öyle kucakta çok sallamakta yok. Bebek tam uyuyacak kıvama mı geldi hafif lila rengi oluyor alnı. Nerede olursan ol hemen olaya müdahale edebiliyorsun uykuya. Uyku başına vurmaya başladıkça lila rengi koyuluyor. Uyku başına vurdu çilesi bu şekilde son buluyor.

Bebek yedirirken de kolaylık var. Yeni bir şey tattıyorsun, tadını seviyorsa dili pespembe oluyor. Tadını beğenmediyse dili morarıyor. Dilini dışarı dışarı çıkartarak yerken sevdi mi sevmedi mi sorusuna paydos.

Bu özellikleri bebekler konuşmaya başladığı ve derdini anlatmaya başladığı zaman yavaş yavaş ortadan kayboluyormuş. Yani öyle hep renkli yanmıyorlarmış:)

İşte benim en büyük hayalim. Son sıralar keşke bebekler böyle bir donanımla doğsalarmış diyorum. Ağladığında acaba annesi oluyorum. Maması, ateş ölçeri, bezi, pişik kremi, karın masaj yağı, calpol hepsi bir yerimden çıkıyor. Detinoksu cebimde taşıyorum düşünün. Anında müdahale için. Ahh ahhh! Çok şey mi istiyorum?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...