Aramızda 5,5 yaş var. Abla olmak zor zanaat. Sabırlı olmak, sakin, kendi canının yandığından çok onun canının yandığını düşünmek gerektiriyor.28 Şubat 2014 Cuma
Kardeşim Candır Can
Aramızda 5,5 yaş var. Abla olmak zor zanaat. Sabırlı olmak, sakin, kendi canının yandığından çok onun canının yandığını düşünmek gerektiriyor.26 Şubat 2014 Çarşamba
Vakıf Taşdelen 15 Litre Cam Damacana Artık Mutfaklarda
Hayatımızdaki önemi nedeniyle içeceğimiz suyu seçerken çok titiz davranıyoruz.
Siyasetin İçinde Olmak Ya Da Olmamak. İşte Bütün Mesele Bu!
Ben anneyim sonrasında süt anne oldum. Gündemden öylesine uzak durdum ki bazı olayları anında takip etmediğimden nasıl olduklarını bilmiyorum.
Hamileyken öyle sinirleniyordum ki karnımda damarlar atıyordu. Siyaseti tartışırken sinirden ağlamaya başlıyordum. Gazeteleri okurken bilgisayara küfürler ediyordum. Her Atatürk'ü ağzına aldığında gözlerimden ateşler çıkıyordu.
Bir gün birileriyle tartışırken öyle sinirlenmişim ki Ecem içimden tekmelemeye başladı. Deli gibi tekmeliyordu çocuk. Karnımdaki, başımdaki damarlar patlayacak gibi atıyordu. Kendimi lavaboya attım. Zor nefes alıp veriyorum. Aynadaki halime baktım kıpkırmızıydı. Değer mi diye düşünmeye başladım. Eşim beni tüm olumsuz şeylerden korurken benim insanlara sinirlenip bu hale düşmem iyi mi?
Uzaklaşmaya başladım. Televizyon izlememeye karar verdim. Haber saati mümkün olduğunca televizyondan uzak durdum. Onun adını söyleyen, savunan herkesi hayatımdan uzaklaştırdım. Onun gibi düşünen insanları facebooktan sildim. Adamı hayatımdan çıkardım resmen.
Mutlu mesut Ecem'i doğurdum. Sütüm geliyor herşey yolunda. 1 haziran sabahı Akçay'a gittik. Olanları izlememek imkansızdı. Bir ağaç meselesi, memleket meselesine dönmüştü. Artık kimse evde televizyonla kavga etmiyordu. Tencere tava çalıp öfkesini kusuyordu. Herkes çocuk çoluk meydanlardaydı. Ben Akçaydaydım. Emziriyordum. Yani üzülürsem ve sinirlenirsem sütüm kesilir diye korkmaya başladı çevremdekiler. Düşünün nasıl sinirlendiğimi. Akçay'daki küçük grupların yaptığı Gezi eylemlerine katıldım. Yaralanan herkese dualar ettim, iyileşsinler diye. Meydanlara çıkamadım ama meydandakileri dualarımla korumaya çalıştım.
Küçücük memleketimde bile bu kadar coşkulu eylemler yapılıyorsa Taksim'i , Gündoğduyu düşünemiyordum bile. Sabah yüzümüzü bile yıkamadan Halk Tv'yi açıyorduk. Ecem bile oturup izliyordu olanları.
Eşimin uyarısıyla uzaklaşmaya başladım. Eşim sütüm kesilecek korkusu o kadar çok yaşıyordu ki şirketimiz batsa bana söylemeyecekti. Bir badem bıyıklı için kızımı anne sütünden mahrum bırakamazdım ya. Daha sakin izlemeye başladım. Kaptırmamaya çalıştım kendimi.
Şimdi ise artık bir şey kalmadı. Ecem 10 aylık oldu. Birlikte sinirleniyoruz televizyon karşısında. Ben sövdükçe ona O da bana eşlik ediyor. Bayrağımızı alıp meydanlara gidip andımızı söylüyoruz.
Bu günlerde korkularımla yüzleşiyorum. Arsız insanların yönetiği ülkemde olacaklar, ona bırakacağım gelecek beni korkutuyor. Atatürk'ün ışığıyla yürüsün istiyorum geleceğe. Ama bir gün okumazlarsa okullarda diye korkmadan edemiyorum. Din, ırk, mezhep, kadın, erkek ayırımını bilmeden büyüsün istiyorum. Ama sürekli gözüne sokula sokula bu ayrım yapılırsa soracağı sorulardan çekiniyorum.
Diyeceksiniz "Okulların öğretmesine gerek yok. Sen öğret." Şöyle bir durum var evden çok okulda vakit geçirecek. Orada öğrenecek, büyüyecek, arkadaş edinecek, hayata hazırlanacak. Belki beni yargılamasına sebep olacaklar.
Seçim yaklaşıyor. İlk defa heyecan vermiyor o sandık bana. Çoğunluktan yana mı olmalıyım yoksa inandığım insana mı vermeliyim oyumu. Kendi fikrimden olan partinin koyun sürüsüne dahil olmak istemiyorum. Yeni, dinamik ve genç birini istiyorum. Hem İzmir için hemde güzel ülkem Türkiye için.
"Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Hamileyken öyle sinirleniyordum ki karnımda damarlar atıyordu. Siyaseti tartışırken sinirden ağlamaya başlıyordum. Gazeteleri okurken bilgisayara küfürler ediyordum. Her Atatürk'ü ağzına aldığında gözlerimden ateşler çıkıyordu.
Bir gün birileriyle tartışırken öyle sinirlenmişim ki Ecem içimden tekmelemeye başladı. Deli gibi tekmeliyordu çocuk. Karnımdaki, başımdaki damarlar patlayacak gibi atıyordu. Kendimi lavaboya attım. Zor nefes alıp veriyorum. Aynadaki halime baktım kıpkırmızıydı. Değer mi diye düşünmeye başladım. Eşim beni tüm olumsuz şeylerden korurken benim insanlara sinirlenip bu hale düşmem iyi mi?
Uzaklaşmaya başladım. Televizyon izlememeye karar verdim. Haber saati mümkün olduğunca televizyondan uzak durdum. Onun adını söyleyen, savunan herkesi hayatımdan uzaklaştırdım. Onun gibi düşünen insanları facebooktan sildim. Adamı hayatımdan çıkardım resmen.
Mutlu mesut Ecem'i doğurdum. Sütüm geliyor herşey yolunda. 1 haziran sabahı Akçay'a gittik. Olanları izlememek imkansızdı. Bir ağaç meselesi, memleket meselesine dönmüştü. Artık kimse evde televizyonla kavga etmiyordu. Tencere tava çalıp öfkesini kusuyordu. Herkes çocuk çoluk meydanlardaydı. Ben Akçaydaydım. Emziriyordum. Yani üzülürsem ve sinirlenirsem sütüm kesilir diye korkmaya başladı çevremdekiler. Düşünün nasıl sinirlendiğimi. Akçay'daki küçük grupların yaptığı Gezi eylemlerine katıldım. Yaralanan herkese dualar ettim, iyileşsinler diye. Meydanlara çıkamadım ama meydandakileri dualarımla korumaya çalıştım.
Küçücük memleketimde bile bu kadar coşkulu eylemler yapılıyorsa Taksim'i , Gündoğduyu düşünemiyordum bile. Sabah yüzümüzü bile yıkamadan Halk Tv'yi açıyorduk. Ecem bile oturup izliyordu olanları.
Eşimin uyarısıyla uzaklaşmaya başladım. Eşim sütüm kesilecek korkusu o kadar çok yaşıyordu ki şirketimiz batsa bana söylemeyecekti. Bir badem bıyıklı için kızımı anne sütünden mahrum bırakamazdım ya. Daha sakin izlemeye başladım. Kaptırmamaya çalıştım kendimi.
Şimdi ise artık bir şey kalmadı. Ecem 10 aylık oldu. Birlikte sinirleniyoruz televizyon karşısında. Ben sövdükçe ona O da bana eşlik ediyor. Bayrağımızı alıp meydanlara gidip andımızı söylüyoruz.
Bu günlerde korkularımla yüzleşiyorum. Arsız insanların yönetiği ülkemde olacaklar, ona bırakacağım gelecek beni korkutuyor. Atatürk'ün ışığıyla yürüsün istiyorum geleceğe. Ama bir gün okumazlarsa okullarda diye korkmadan edemiyorum. Din, ırk, mezhep, kadın, erkek ayırımını bilmeden büyüsün istiyorum. Ama sürekli gözüne sokula sokula bu ayrım yapılırsa soracağı sorulardan çekiniyorum.
Diyeceksiniz "Okulların öğretmesine gerek yok. Sen öğret." Şöyle bir durum var evden çok okulda vakit geçirecek. Orada öğrenecek, büyüyecek, arkadaş edinecek, hayata hazırlanacak. Belki beni yargılamasına sebep olacaklar.
Seçim yaklaşıyor. İlk defa heyecan vermiyor o sandık bana. Çoğunluktan yana mı olmalıyım yoksa inandığım insana mı vermeliyim oyumu. Kendi fikrimden olan partinin koyun sürüsüne dahil olmak istemiyorum. Yeni, dinamik ve genç birini istiyorum. Hem İzmir için hemde güzel ülkem Türkiye için.
"Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
17 Şubat 2014 Pazartesi
İlk Adım Ayakkabısı Denemeleri
Ecem ilk defa tek başına ilk adımlarını attı. Çok heyecanlıydı. Çığlıklar atıp, tezahürat yaptık. Adımlarını atıp kucağıma geldiğinde onun kalbinin çarpmasını, heyecanını hissetmek ağlamama sebep oldu. ( İlk Adımların videosu) İlk adımları gören anne hemen videosunu çekmek istiyor. Yamuk yılıkta olsa, ilk adımları çekemesem de ikinci adımları yakaladım.
Doktorumuzu arayıp nasıl ayakkabı almamız gerektiği konusunda bilgi aldık.
Doktorumuzdan bilgileri aldıktan sonra biz hevesli ana baba olduğumuzdan aldık soluğu alışveriş merkezinde. Tabi ilk aklımıza gelen pahalı spor ayakkabılarıydı. Hiç birinin yapısı doktorumuzun söylediği hiç bir şeye uymuyordu. Reebok'un uygun ilk adım ayakkabısı var ama numara olarak 20den başlıyor. Bizim kız biraz tez canlı olduğundan uymuyor.
Birde fark ettiğim şu ki çocuk ayakkabıları çok pahalı. Avucumdan küçük ayakkabıya dünya para. Tamam analar babalar ilk adımların verdiği sarhoşlukla bu ayakkabıları alıyor olabilirler de, biraz insaflı olun canım. Bulduk kafası güzel anneyi babayı kazıklayalım demişler resmen.
Eğer çocuğunuz erken yürüdüyse ayağı mutlaka 19 numara olmalı. Değilse yürümemeli. Küçük numaralar patik gibi ayakkabılar var başka yok. Hiç biri doktorun dediği 3 şartta uymuyor. Uysa da ben giydirmem. Altı bezden parka gidiyoruz cam falan batar, çivi dolu her yer. Parkların sokakların durumu malum çok tehlikeli.
Neyse döndük dolaştık sonunda kesemize, numarası 1 numarada büyük olsa da ayakkabı aldık. Ecem'e yanımızda olmadığından olup olmayacağını da bilmiyoruz. Eve gider gitmez hemen denedik. İlk başta Ecem'e tuhaf geldi. Basamadı yere bir süre. Ama şimdi baya alıştı.
Hala Ecem elimizi bırakmaktan korksa da ayakkabısına güveniyor. Ayakkabıyı giydiğinde daha rahat ayakta durabiliyor.
Kabul etmeliyim ki ayakkabı bana eziyet oldu. Her yerim toz, çamur oluyor. Onuda geçtim canımı yakıyor. Kucağıma aldığımda bacaklarını sallamadan durmuyor. O küçük ayakkabılar koca postallar gibi can yakıyor.
Bir kaç kez elimi ezdi. İlk doğduğu günden beri benim için "Annelik = Acı = Acıdan Tuhaf Şekilde Zevk Alma" olduğundan hoşuma gidiyor.
Benim cadım koşsun hiç düşmesin. Tek istediğim bu. Bütün annelerin herhalde en önemli anıdır bebeklerinin yürümesi. Her konuda size bağlı olan bebeğinizin kendi başına bir şeyler başardığını görmek müthiş bir duygu. Bebeğimin yürümesi çocukluğa geçişini sağladı. Artık korktuğunda benim bacaklarıma ihtiyaç duymadan kaçabilir.
Tüm annelerin bu anı kaçırmamaları dileğiyle :)
Doktorumuzu arayıp nasıl ayakkabı almamız gerektiği konusunda bilgi aldık.
- İlk öncelikle ayakkabı tabanının destekli olması gerekiyor. Ayak altında bulunan çukura uygun olmalı.
- İkinci olarak bileklerden desteklemeli. Bu ayak bileklerinin dönmesini önlüyor ve sağlıklı adım atmasını sağlıyor.
- Üçüncü olarak da ayakkabının hafif olması gerekiyor.Böylelikle çocuk yürümeye daha kolay başlıyor.
Doktorumuzdan bilgileri aldıktan sonra biz hevesli ana baba olduğumuzdan aldık soluğu alışveriş merkezinde. Tabi ilk aklımıza gelen pahalı spor ayakkabılarıydı. Hiç birinin yapısı doktorumuzun söylediği hiç bir şeye uymuyordu. Reebok'un uygun ilk adım ayakkabısı var ama numara olarak 20den başlıyor. Bizim kız biraz tez canlı olduğundan uymuyor.
Birde fark ettiğim şu ki çocuk ayakkabıları çok pahalı. Avucumdan küçük ayakkabıya dünya para. Tamam analar babalar ilk adımların verdiği sarhoşlukla bu ayakkabıları alıyor olabilirler de, biraz insaflı olun canım. Bulduk kafası güzel anneyi babayı kazıklayalım demişler resmen.
Eğer çocuğunuz erken yürüdüyse ayağı mutlaka 19 numara olmalı. Değilse yürümemeli. Küçük numaralar patik gibi ayakkabılar var başka yok. Hiç biri doktorun dediği 3 şartta uymuyor. Uysa da ben giydirmem. Altı bezden parka gidiyoruz cam falan batar, çivi dolu her yer. Parkların sokakların durumu malum çok tehlikeli.
![]() |
| Bizim ilk adım ayakkabımız.Özelliklerini ayrıntılı çekmeye çalıştım. |
Hala Ecem elimizi bırakmaktan korksa da ayakkabısına güveniyor. Ayakkabıyı giydiğinde daha rahat ayakta durabiliyor.
Kabul etmeliyim ki ayakkabı bana eziyet oldu. Her yerim toz, çamur oluyor. Onuda geçtim canımı yakıyor. Kucağıma aldığımda bacaklarını sallamadan durmuyor. O küçük ayakkabılar koca postallar gibi can yakıyor.
Bir kaç kez elimi ezdi. İlk doğduğu günden beri benim için "Annelik = Acı = Acıdan Tuhaf Şekilde Zevk Alma" olduğundan hoşuma gidiyor.
Benim cadım koşsun hiç düşmesin. Tek istediğim bu. Bütün annelerin herhalde en önemli anıdır bebeklerinin yürümesi. Her konuda size bağlı olan bebeğinizin kendi başına bir şeyler başardığını görmek müthiş bir duygu. Bebeğimin yürümesi çocukluğa geçişini sağladı. Artık korktuğunda benim bacaklarıma ihtiyaç duymadan kaçabilir.
Tüm annelerin bu anı kaçırmamaları dileğiyle :)
14 Şubat 2014 Cuma
İlk Sevgililer Günü
Biz değiştik artık. Ev arkadaşı değiliz. Sevgili değiliz. Biz 18 Nisan 2013'ten beri tam bir bütünüz. Bir parçamız eksikti. O gün tamamlandı. Bugün bizim 3 kişilik ilk sevgililer günümüz.
Heyecanımız gözlerimizden okunuyordur. Elele tutuşup çıktığımız bu yolda canımız pahasına koruyacağımız bir aşkımız var.
Çoğu zaman onun için çalışıp, onun için hayatımızı kenara bırakıyoruz. Daha mutlu, huzurlu, sağlıklı olsun diye kendimizden feragat ediyoruz.
Ne kadar gider bu şekilde diye düşünmeden edemiyorum. Farkındayım, annemle babamdan görüyorum ki yaşadığım müddetçe devam edecek. Hatta ben göçüp gittiğimde dahi devam etmeli ki hiç bir eksiklik hissetmemeli. Ona iyi bir soyad ve miras bırakmalıyız.
Yorulmuyoruz, sıkılmıyoruz. Bazen birbirimize bile bakamıyoruz. O uyuduğunda ikimizde de konuşacak hal kalmıyor. Bir yere kıvrılıp uyuya kalıyoruz. Ama çok mutluyuz. Artık hayat daha güçlü bir bağımız var.
İlk tanıştığımızda güneş sanki daha güzel doğuyor gibi geliyordu. Şimdi ise güneş doğasaya kadar özlediğimiz biri var. Seni birbirimizi sevdiğimizden daha çok seviyoruz Ecem. İlk sevgililer günün kutlu olsun.
10 Şubat 2014 Pazartesi
Faber-Castell ‘Renkli Yönetmenler’ Facebook Uygulaması ile her hafta 10 aktivite bileti kazanma fırsatı!
Çocukların eğlenirken yaratıcılıklarını geliştirmesine yardımcı olan Faber-Castell yeni Facebook uygulaması ile çocukların sömestr tatillerine renk katıyor!
25 Ocak Cumartesi günü çocuklar Tepe Nautilus CineMaximum fuaye alanında seans öncesi Faber-Castell'in onlar için hazırladığı süpriz ile karşılaştılar. Faber-Castell "Hayal Gücünün Ürünleri" ile yaratıcılıklarını konuşturdular, birbirinden güzel objeler yaptılar.
Çocuklar filmlerini izlemeye salona girdiklerinde, Faber-Castell ekibi çocukların eğlenceli keçeli kalemler ve değiştirilebilir tablet suluboya ile tasarladıkları nesneleri renkli film afişlerine dönüştürdü. Seans çıkışı kendi tasarımlarını film afişlerinde gören çocukların şaşkınlıkları ve sevinçleri görülmeye değer!
Şimdi bu sürprizi Faber-Castell yeni Facebook uygulamasına taşıdı. Çocuklar Faber-Castell eğlenceli keçeli kalemler ve değiştirilebilir tablet suluboya ile tasarladıkları nesneleri uygulamada yer alan film afişi şablonlarına yerleştirerek kendi filmlerinin yönetmeni ve afiş tasarımcısı oluyorlar.
Hazırlanan film afişleri içerisinden en çok beğenilen, oy alan tasarımların sahibi olan küçük yönetmenler müze veya sinema bileti kazanma fırsatı yakalıyorlar.
Eğlenceyi yakalamak isteyen çocuklar https://www.facebook.com/FaberCastellTurkiye/app_291525467663299 sayfasından uygulamaya ulaşabiliyor.
Faber-Castell sosyal hesaplardan takip edebilirsiniz:
www.facebook.com/FaberCastellTurkiye
@Faber_CastellTRBir boomads advertorial içeriğidir.
-->
Anne Şenlikleri
Okulların açılması anneler arasında şenliklerle kutlanmaya başlandı.

Alınan son haberlere göre çocuğunu okul servisine bindiren ya da okula kendi bırakan annelerin bir kısmı dedikodu komasına girdi.
15 gündür aç, susuz düşen anneler, simit, poğaça, boyoz almak için bütün fırınları istila ettiler. Fırınlar istenileni karşılamak için sabah erken saatlerden beri çalıştıklarını fakat arzın çok olması nedeniyle sıkıntı yaşadıkları belirtildi. Bir çok anne simitçilerle kavga ederek "Ben kaç gündür neler yaşadım biliyor musun?" diye çıkışarak sinirlerini simitçilerden çıkarttılar.
Okulların önündeki kafeler de yer kalmadı. Kahve ve çay satışlarının arttığına sevinen kafe sahipleri "15 gündür çok büyük sıkıntılar çektik. İyi ki bu tatil 1 ay değil. Yoksa ailecek aç kalırız" dediler. Kafeler odası başkanın yaptığı açıklama doğrultusunda ikinci çaylar bedava dağıtıldı. Konuşulan konuların arasında, çocuklarla gidilen filmlerin konuları birinci sırayı alırken sırasıyla başlıca konular şöyleydi;
-Alışveriş merkezinde yapılan kavgalar,
-Oyuncakçı önünde yapılan kavga,
-Ara tatilde kitap okumamak,
-Çocuk yüzünden koca ile yapılan kavgalar,
-Anneanne ve babaanne çetesiyle yapılan mücadele
Kantinciler tostun üzerine sürülen ağır yağ kokusunu özlediklerini belirterek, sağlıklı yemek fanatikleri annelerinden yaka silktiklerini söylediler. Kantin sahibi, can güvenliği olmadığından kendine koruması için özel güvenlik tutuğunu, devletten yardım istediğini anlattı.
Alışveriş merkezleri yoğunluklarını korudu Oyun parkları için giden anneler şimdi alışveriş yapmak için alışveriş merkezlerini doldurdu. Elleri kolları poşetlerle dolan annelerin, kollarında plastik poşet yanıkları oluştu. Hallerinden memnun anneler günün sonunu bir pastanede pasta yiyerek tamamladılar.
Bazı anneler evlerinden çıkmayarak uyumayı tercih ettiler. İnternet başında uzun vakitler geçirerek kahveleri yudumladılar. Tercih hakkını ev olarak seçen annelerin bazılarının bacaklarında diz üstü bilgisayar yanığı oluştuğundan hastanelik oldular. Yinede hallerinden memnun olan anneler, ertesi günüde böyle geçireceklerini belirterek, yanıklara alıştıklarını söylediler.

15 günde saçı, başı, kaşı dağılan anneler güzellik merkezlerinde soluk aldılar. Göz altı morlukları için
özel maske, sauna, masaj hizmetlerinden özellikle yararlandılar. Saç yaptırırken yapılan dedikodular sayesinde son dönemde gelişen tüm haberleri toplayarak eski formlarına döndüler.
Sinemalar normal hallerine döndü. Film afişleri değiştirilerek, animasyon filmlerin afişleri kaldırıldı. Çocuk sesinden, agresif annelerden beyni su kaynatan sinema çalışanlarına yıllık izinlerinin bir kısmı kullandırılıyor.
Saat 5'te okulların dağılmasıyla anneler sessiz sedasız evlerine dağıldılar.
Bütün öğrencilerin yeni dönem okul hayatlarında başarılar diliyorum. Annelere de iyi tatiller

Alınan son haberlere göre çocuğunu okul servisine bindiren ya da okula kendi bırakan annelerin bir kısmı dedikodu komasına girdi.
15 gündür aç, susuz düşen anneler, simit, poğaça, boyoz almak için bütün fırınları istila ettiler. Fırınlar istenileni karşılamak için sabah erken saatlerden beri çalıştıklarını fakat arzın çok olması nedeniyle sıkıntı yaşadıkları belirtildi. Bir çok anne simitçilerle kavga ederek "Ben kaç gündür neler yaşadım biliyor musun?" diye çıkışarak sinirlerini simitçilerden çıkarttılar.
Okulların önündeki kafeler de yer kalmadı. Kahve ve çay satışlarının arttığına sevinen kafe sahipleri "15 gündür çok büyük sıkıntılar çektik. İyi ki bu tatil 1 ay değil. Yoksa ailecek aç kalırız" dediler. Kafeler odası başkanın yaptığı açıklama doğrultusunda ikinci çaylar bedava dağıtıldı. Konuşulan konuların arasında, çocuklarla gidilen filmlerin konuları birinci sırayı alırken sırasıyla başlıca konular şöyleydi;
-Alışveriş merkezinde yapılan kavgalar,
-Oyuncakçı önünde yapılan kavga,
-Ara tatilde kitap okumamak,
-Çocuk yüzünden koca ile yapılan kavgalar,
-Anneanne ve babaanne çetesiyle yapılan mücadele
Kantinciler tostun üzerine sürülen ağır yağ kokusunu özlediklerini belirterek, sağlıklı yemek fanatikleri annelerinden yaka silktiklerini söylediler. Kantin sahibi, can güvenliği olmadığından kendine koruması için özel güvenlik tutuğunu, devletten yardım istediğini anlattı.
Alışveriş merkezleri yoğunluklarını korudu Oyun parkları için giden anneler şimdi alışveriş yapmak için alışveriş merkezlerini doldurdu. Elleri kolları poşetlerle dolan annelerin, kollarında plastik poşet yanıkları oluştu. Hallerinden memnun anneler günün sonunu bir pastanede pasta yiyerek tamamladılar.
Bazı anneler evlerinden çıkmayarak uyumayı tercih ettiler. İnternet başında uzun vakitler geçirerek kahveleri yudumladılar. Tercih hakkını ev olarak seçen annelerin bazılarının bacaklarında diz üstü bilgisayar yanığı oluştuğundan hastanelik oldular. Yinede hallerinden memnun olan anneler, ertesi günüde böyle geçireceklerini belirterek, yanıklara alıştıklarını söylediler.
15 günde saçı, başı, kaşı dağılan anneler güzellik merkezlerinde soluk aldılar. Göz altı morlukları için
özel maske, sauna, masaj hizmetlerinden özellikle yararlandılar. Saç yaptırırken yapılan dedikodular sayesinde son dönemde gelişen tüm haberleri toplayarak eski formlarına döndüler.
Sinemalar normal hallerine döndü. Film afişleri değiştirilerek, animasyon filmlerin afişleri kaldırıldı. Çocuk sesinden, agresif annelerden beyni su kaynatan sinema çalışanlarına yıllık izinlerinin bir kısmı kullandırılıyor.
Saat 5'te okulların dağılmasıyla anneler sessiz sedasız evlerine dağıldılar.
Bütün öğrencilerin yeni dönem okul hayatlarında başarılar diliyorum. Annelere de iyi tatiller
7 Şubat 2014 Cuma
Anne Sütünün Antibiyotik Kullanımı Gerektiren Hastalıkları Azalttıgını Biliyor Muydunuz?
Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.
Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.
Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->
Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.
Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->
5 Şubat 2014 Çarşamba
Kanserle Tanışmam
Dün Dünya Kanser Günü ...Nasıl tamamlanır sonu bilemedim? Kutlamak diyemezsin. Çünkü ortada kutlanacak bir şey yok.
Ben ilk kez ölümle onun sayesinde tanıştım. 2000 senesi adını sanını duymadığımız, "Komşunun bilmem nesi olmuş kurtulamamış" diye bahsedilen bir hastalık. Çok uzak bize. Yani ailemin alışkın olmadığı türden bir şey şeker ya da tansiyon gibi değil. Yanlış hatırlamıyorsam ananemin ağlamasından dolayı korktuğum annemin ağzından dökülen teyzemin kanser olmasıydı.
İstanbul'da doktorlar bir şey bulamamışlardı. 9 eylül hastanesinde iyice bir şey yiyemez hale gelen teyzeme sonunda doktorlar teşhis koymuşlar. Az rastlanan yemek borusu kanseri. Belki bulamadıkları için kulpu böyle takmışlardı hastalığa. İlk hissettiğim İstanbul'daki doktorlara çok öfkem. Bir hastalığı bulamayacaksan niye doktor oldun ki?
İzmir'e yerleşmişti teyzem. Kızının evinde kalıyordu. Dar, küçük bir odada. Hiç kendine yakışmayan şekilde yatıyordu. Kapının aralığından bakmıştım. Kusuyordu. Yeni hastaneden getirmişlerdi. Havasız odanın içinde pas kokusu. Hala bile o kokuyu alırım. İçime işlemiş.
Ama kusması bittikten sonra gülüyordu yarım yamalak. Yanına girdim. Zaten çok zayıftı teyzem. Hiç kilolu halini hatırlamıyorum. Yatağının kenarına oturdum. Yüzü yeşildi. Ellerini uzattı bana "Biraz ovsana çok ağrıyorlar" dedi. Ovmaya başladım. Ellerimin arasında derileri kayıyordu. Kemiklerini hissediyordum. Teyzem kendini ovdurmayı çok severdi. Devamlı çalışan elleri eninde sonunda pes edip ağrıyorlardı. Onun hızına yetişemiyorlardı haliyle.
Biz o sene teyzemi görmek için hep İzmir'e gittik geldik. Yaza doğru teyzem Akçay'a geldi. Görünce inanamadım. Teyzem sararmıştı. Ama hala çok neşeliydi. Oturduğu yerden söylenip bir işe yaramadığı için şikayet edip duruyordu. Bizde eline hep taze fasulye, börülce veriyorduk ayıklasın diye. Baktı ki biz ona iş vermiyoruz. Kardeşimle benim odama girip kitaplığı, dolapları yerleştiriyordu. Hiç unutmuyorum benim kötü bir masam vardı altında kitaplığı olan, kitaplık dediysem de bir sunta bende onun üzerine kitaplarımı koyuyorum. Sunta kitapların ağırlığından ortası bombeleşmişti. kitaplar yamuk yılık duruyordu. Okuldan eve geldim. Kitaplar düzgün duruyor. Şaşırdım. Demişti ki "Suntayı ters çevirdim koydum. Kitapları koyunca bombesi düzeldi. Bir daha bombeleşirse tekrar çevir yine düzelir" O günden sonra yamulan suntaya aynı işlemi yaptım. Lise biteseye kadarda o masayı kullandım. Teyzemle aramda ki sır gibiydi sanki o benim.
Sonra bir ara teyzem tekrar İzmir'e döndü. Biz Akçay'dan onu iyi yollamıştık. Ama bir gün aniden yine getirdiler. Hemde tanınmayacak halde. Boynu delinmiş, midesindeki bir delikle beslenen şekilde. Artık hiç yemek yiyemiyomuş. Hatta hiç nefes bile alamıyormuş. Son çare olarak bunu bulmuşlar. Çareye bakın iki kocaman delik.
Herhalde hayatımındaki en sarsıcı anıyı o zaman yaşadım. Okuldan çıktım. Teyzemin evine gidiyorum, tam köşe başındayım ki bir ambulans çıktı karşıma. Deli gibi sirenleri yanıyordu.İster istemez arkasından baktım. O buzlu camın üzerindeki küçük normal camdan annemin yüzünü gördüm. Sonrasını şimdi hatırlamıyorum. Ne yaptım? Nereye gittim? Sadece koşmuştum. Ama neyin peşinden bilmiyorum.
Arada bir sürü tatsız hatıra oldu. Büyük bir çoğunluğunu hatırlıyorum. Çünkü her anı bu sefer sonuncusu olacak diye en güzel şekilde yaşamaya çalışmıştım. Yanında oturup dizi izledim, kemikleri elime batsa da her yerini ovdum. En önemlisi ona hep güldük.
Her şey çok hızlı gelişti. Okulların açılmasına bir kaç gün kala. İlk defa mahallede sabahladığımız sabah. Bizim ev erken uyanmıştı. İstanbul'daki kuzenlerim gelmişti. Ev insan kaynıyordu. Bütün çocukları bir odaya kapattılar. Odadan kafamızı çıkardığımızda azarlıyorlardı. Tahmin ettim ama konduramamıştım. Sonra 10 gibi sela okundu. Tek tek ailemdeki fertlerin isimleri sıralandı en sonunda teyzemin adı geldi. Açıkçası böyle duymak istemezdim. Hocaya verilmek için yazılan selanın kağıdı hala saklıyorum.
Sonrası mı yok? O güne hatırladığım başka bir anı kardeşimle teyzemin torununu (aralarında yaş farkı 2 yaş) cips yemekten alerji olmaları. Annemle kuzenim bunları başlarından savmak için vermişler parayı bunlarda gidip hep cips almışlar. Akşam ikisininde her tarafı kabarmıştı.
Teyzem hayatımdaki en güzel konuşan, en çok yemek yemeği hak eden insandı. Öyle pilav yapardı ki, kokusuyla doyardık. Saat kaç olur olursa olsun rebisa yapardı sadece biz istedik diye. Bizle hiç sıkılmadan saatlerce okey oynardı. Hiç bizi başından savmazdı ne kadar saçma sapan şeyler anlatsak da. Bir de yorulmazdı. Hayatımda en çok kalmayı sevdiğim ev onunkiydi. Enerjisi bitmezdi. O acımasız kanser onu yakaladı. Onu mutlu eden her şeyi tek tek elinden aldı. Ailemiz değişti. Eski anıları anlatıp gülüp arkasından ağlıyoruz. Yaşadığımız her yeni mutlulukta onu arıyoruz. "Şimdi olsaydı şunu derdi", "kesin bize hiç iş bırakmazdı." "Çok sevinirdi seni böyle görseydi" Dudaklarımızda bu kelimelerde onu anıyoruz.Her yapılan börekte, pilavda onun tadını arıyorum.
Bazen beni ona benzetiyorlar. İnanılmaz mutlu oluyorum, gururlanıyorum. Ona duyduğum özlemi anlatmam için kelime yok.
Ben ilk kez ölümle onun sayesinde tanıştım. 2000 senesi adını sanını duymadığımız, "Komşunun bilmem nesi olmuş kurtulamamış" diye bahsedilen bir hastalık. Çok uzak bize. Yani ailemin alışkın olmadığı türden bir şey şeker ya da tansiyon gibi değil. Yanlış hatırlamıyorsam ananemin ağlamasından dolayı korktuğum annemin ağzından dökülen teyzemin kanser olmasıydı.
![]() |
| Teyzem hep bir şeyler yapardı. Elinde tepsiyle çay servisi yapacak az sonra. O küçük kız da benim. İlk doğum günümden bir kare. |
İzmir'e yerleşmişti teyzem. Kızının evinde kalıyordu. Dar, küçük bir odada. Hiç kendine yakışmayan şekilde yatıyordu. Kapının aralığından bakmıştım. Kusuyordu. Yeni hastaneden getirmişlerdi. Havasız odanın içinde pas kokusu. Hala bile o kokuyu alırım. İçime işlemiş.
Ama kusması bittikten sonra gülüyordu yarım yamalak. Yanına girdim. Zaten çok zayıftı teyzem. Hiç kilolu halini hatırlamıyorum. Yatağının kenarına oturdum. Yüzü yeşildi. Ellerini uzattı bana "Biraz ovsana çok ağrıyorlar" dedi. Ovmaya başladım. Ellerimin arasında derileri kayıyordu. Kemiklerini hissediyordum. Teyzem kendini ovdurmayı çok severdi. Devamlı çalışan elleri eninde sonunda pes edip ağrıyorlardı. Onun hızına yetişemiyorlardı haliyle.
Biz o sene teyzemi görmek için hep İzmir'e gittik geldik. Yaza doğru teyzem Akçay'a geldi. Görünce inanamadım. Teyzem sararmıştı. Ama hala çok neşeliydi. Oturduğu yerden söylenip bir işe yaramadığı için şikayet edip duruyordu. Bizde eline hep taze fasulye, börülce veriyorduk ayıklasın diye. Baktı ki biz ona iş vermiyoruz. Kardeşimle benim odama girip kitaplığı, dolapları yerleştiriyordu. Hiç unutmuyorum benim kötü bir masam vardı altında kitaplığı olan, kitaplık dediysem de bir sunta bende onun üzerine kitaplarımı koyuyorum. Sunta kitapların ağırlığından ortası bombeleşmişti. kitaplar yamuk yılık duruyordu. Okuldan eve geldim. Kitaplar düzgün duruyor. Şaşırdım. Demişti ki "Suntayı ters çevirdim koydum. Kitapları koyunca bombesi düzeldi. Bir daha bombeleşirse tekrar çevir yine düzelir" O günden sonra yamulan suntaya aynı işlemi yaptım. Lise biteseye kadarda o masayı kullandım. Teyzemle aramda ki sır gibiydi sanki o benim.
Sonra bir ara teyzem tekrar İzmir'e döndü. Biz Akçay'dan onu iyi yollamıştık. Ama bir gün aniden yine getirdiler. Hemde tanınmayacak halde. Boynu delinmiş, midesindeki bir delikle beslenen şekilde. Artık hiç yemek yiyemiyomuş. Hatta hiç nefes bile alamıyormuş. Son çare olarak bunu bulmuşlar. Çareye bakın iki kocaman delik.
Herhalde hayatımındaki en sarsıcı anıyı o zaman yaşadım. Okuldan çıktım. Teyzemin evine gidiyorum, tam köşe başındayım ki bir ambulans çıktı karşıma. Deli gibi sirenleri yanıyordu.İster istemez arkasından baktım. O buzlu camın üzerindeki küçük normal camdan annemin yüzünü gördüm. Sonrasını şimdi hatırlamıyorum. Ne yaptım? Nereye gittim? Sadece koşmuştum. Ama neyin peşinden bilmiyorum.
Arada bir sürü tatsız hatıra oldu. Büyük bir çoğunluğunu hatırlıyorum. Çünkü her anı bu sefer sonuncusu olacak diye en güzel şekilde yaşamaya çalışmıştım. Yanında oturup dizi izledim, kemikleri elime batsa da her yerini ovdum. En önemlisi ona hep güldük.
Her şey çok hızlı gelişti. Okulların açılmasına bir kaç gün kala. İlk defa mahallede sabahladığımız sabah. Bizim ev erken uyanmıştı. İstanbul'daki kuzenlerim gelmişti. Ev insan kaynıyordu. Bütün çocukları bir odaya kapattılar. Odadan kafamızı çıkardığımızda azarlıyorlardı. Tahmin ettim ama konduramamıştım. Sonra 10 gibi sela okundu. Tek tek ailemdeki fertlerin isimleri sıralandı en sonunda teyzemin adı geldi. Açıkçası böyle duymak istemezdim. Hocaya verilmek için yazılan selanın kağıdı hala saklıyorum.
Sonrası mı yok? O güne hatırladığım başka bir anı kardeşimle teyzemin torununu (aralarında yaş farkı 2 yaş) cips yemekten alerji olmaları. Annemle kuzenim bunları başlarından savmak için vermişler parayı bunlarda gidip hep cips almışlar. Akşam ikisininde her tarafı kabarmıştı.
Teyzem hayatımdaki en güzel konuşan, en çok yemek yemeği hak eden insandı. Öyle pilav yapardı ki, kokusuyla doyardık. Saat kaç olur olursa olsun rebisa yapardı sadece biz istedik diye. Bizle hiç sıkılmadan saatlerce okey oynardı. Hiç bizi başından savmazdı ne kadar saçma sapan şeyler anlatsak da. Bir de yorulmazdı. Hayatımda en çok kalmayı sevdiğim ev onunkiydi. Enerjisi bitmezdi. O acımasız kanser onu yakaladı. Onu mutlu eden her şeyi tek tek elinden aldı. Ailemiz değişti. Eski anıları anlatıp gülüp arkasından ağlıyoruz. Yaşadığımız her yeni mutlulukta onu arıyoruz. "Şimdi olsaydı şunu derdi", "kesin bize hiç iş bırakmazdı." "Çok sevinirdi seni böyle görseydi" Dudaklarımızda bu kelimelerde onu anıyoruz.Her yapılan börekte, pilavda onun tadını arıyorum.
Bazen beni ona benzetiyorlar. İnanılmaz mutlu oluyorum, gururlanıyorum. Ona duyduğum özlemi anlatmam için kelime yok.
27 Ocak 2014 Pazartesi
Bebek Sidik Yarışlarına Hoşgeldiniz
Hamile kaldım ve bu yarış başladı. Hamilelikte sidik yarıştıran hamileler kozalarında çıkıp ömürleri boyunca sidik yarıştırıcı anneye dönüyorlar. Sinir oluyorum, deliriyorum. Ne kadar kaçsam da burnumun dibinde bitiyor. Kafamı çevirsem orada bir tane sidik yarıştırıcısı bir anneyle karşılaşıyorum. Yapmayacağım dedikçe kendimi konun içinde buluyorum. Hatta hırslanıyorum bile.Hamile kaldım. "Midem çok bulanıyor. Hiç bir şey yiyemiyorum" diyorum. Hemen yanımdaki hamile yada daha önceden hamile sidik yarışçısı olan "Ben su bile içemiyorum" diyor. "Tanrımmmmm" diye çığlık atıyordum içimden. Aradan daha bir kaç gün geçiyor. Ben hala beyaz ekmeğe talim ederken, bana çen çen konuşan hamileyi bir görüyorum yağlı tabağın dibini sıyırıyor. Şeytan diyor ki çarp suratına dediklerini "Hani kız bir bok yiyemiyordun ne oldu? Bir günde mi bitti mide bulantısı? Sihirli değneğin mi var biip!?" Kabul ediyorum şeytana uymadım değil. Çok kibarca laf çarpıttım kabul ediyorum. Hİhiaahoohaaa!!
Bir süre sonra bulantılar bende uzun sürdüğünden kilo muhabbetine geldi konular. "Kaç kilo aldın kaç?" "İşte 7 aylık olduk daha 6 kilo aldım" diyorum. "Eee kusuyorsun hep almazsın". Almayayım diye götüm çıkıyor benim. Her saat başı ofis içinde 10 dakika mekik dokuyorum. Akşamları bisiklete biniyorum 40 dakika . Yememden de kesmek istemediğimden yapıyorum bunların hepsini. Hatun benim kusmama bağlıyor. Deliriyorum kendisi olmuş fıçı gibi, sanırsın bütün sabah sahilde koşuyor da kusmadığından kilo almış. Belim ağrıyor, şuram kopuyor deyip kocasına naz yapacak diye yatmış olmuş dünya kadar bana laf sallıyor.
İşte başlıyor bebek sidik yarışları, "Bu ay kaç kilo almış seninkisi? Ayında mı gidiyor? Hımmmm anladım geri mi yani?. Allah'a şükür hamileyken kızım hiç geri gitmedi ne de ileri gitti. Hep tam haftasındaydı. Bunu dedikten sonra bende hemen olaya kaptırıyorum kendimi "Çok hareketli bir görsen, karnımın dışarıdan belli oluyor hareketleri" diyorum. "Hıhı tabi öyledir" diyor. Aha o şeytan tekrar geliyor al yol, başını kafasını karınına karnına sürt kıvılcım çıkart diyor. Ama ben sakin bir hamileyim gülme krizlerine giriyorum o kadar.
Hadi bebek doğuyor. Bu sefer " Aaa küçük doğmuş ya bu?" Sanki ben demişim "Bir fil yavurusu doğuracağım da kızı görünce şaşıyor." Lohusayım kafaya taktım bir ara. Sütüm mü yetmiyor mu acabaya kadar uzattım konuyu kafamda. Sonra bir baktım o da sidik yarıştırıcısı bir anne. Kendi çocuğu 5 kilo doğmuş çocuk geleceğin şeker hastası adayı benim küçümenime laf sallıyor.
Sonra bebekler gelişmeye başlıyor. Ecem'in yüz üstü fotoğraflarını koyuyorum internette, ellerinin üstünde duruyor. Hemen yorum geliyor "Aaa emeklemesi yaklaşmış" diyor. Bende teşekkür ediyorum. 10 dakika geçiyor geçmiyor kendi bebeğinin fotoğrafını koymuş aynı pozisyonda fark var bizimkiyle bebeğin kafası yerden bile kalkmamış benden yorum bekliyor. Görmemezlikten geliyorum. Ne yazayım ki?
Ecem hareketli bir bebek. 5 aylık emekledi, 6 aylıkken sıralamaya başladı. Bende "Bu gidişle 7 aylık falan yürür" dedim bir yerde gülüştük. Kızımı gördü 8 aylıkken " EE bu yürümemiş hani yürürdü" diyor bana. Allah'ım hayatında görmüş mü müneccim anne ne biliyim ben ne zaman yürüyeceğini benimki sadece yorum. Valla çok yürüsünde istemiyorum şimdi bile her bir yeri karıştırıyor. Sonra anlatıyorum yürümedi daha diye bebeği erken yürüyen bir erişkin bebek yarıştırıcısı "A! Bizimkisi bundan hareketliydi" diye. Anam bilmesem çocuğun bebekliğini yutacağım da dediğini sökmedi yani bana. Ama ben sakin bir anneyim içimden sövdüm sövüştürdüm. Şu şekilde "Bu uyuşuk anne bile yürüyebiliyor bende yapabilirim" demiş bebek ve ayaklanmış. Annesinden daha becerikli olduğunu kanıtlamış.
Bir yerde konuşuyoruz Bir çok anne var ortamda birde anne adayları. "Ecem anne baba diyor. Hemde gözümün içine baka baka" İçim gidiyor öyle dediğinde sevincimi anlatmaya çalışıyorum. Hemen aradaki sidik yarıştırıcısı anne atlıyor "Mümkün değil." diye. Yavv kardeşim niye bozuyorsun benim mutluluğumu? "He he" desen olmaz mı? Bu arada Ecem gerçekten yanıma gelip "Anne" diyor. Çünkü o gıcık dediğinden beri takip ediyorum bu kadar denk gelemez mümkün değil. Birde bir tek ben farketmiyorum. Etrafımdaki herkes diyor.
Bazı anneler var gerçekten kızımı nasıl yönlendirmem gerektiğini anlatıyorlar. Ama oldukça azlar. Bu arada bu sidik yarıştırıcı anneleri de çok seviyorum. Belki bende farketmeden yapıyorumdur. Yaparsam uyarım haa "Bak yine sidik yarıştırıcısı anne oldun" diye.
Bunun daha yazı yazması, okuması, orta okulu, lisesi, üniversitesi, işi, kocası var. Ömür böyle geçmez "Benim ki bunu yapıyor ya seninki?" demekle. Yapmayalım bunu anneler yapmayalım çocuklarımıza yazık. Birbirlerinden nefret edecekler valla.
21 Ocak 2014 Salı
Bir Yeraltı Örgütü: Süt Annelik
Arkadaş baya gizli kapaklı iş yürütüyormuş gibi hissediyorum kendimi. Birilerinin süt arayışını ya da süt vermek isteyişini paylaştığımda geriliyorum.
Süt annelikle ilgili yazılara yazılan yorumları gördükçe şaşırıyorum. Süt kardeşlik, sadece evlilikler üzerine kuruluymuş gibi düşünülmesi beni ürkütüyor.
Aynı anne babadan değilse bir kızla bir erkek gibi kardeş gibi büyüyemezlermiş sanki. Normal aslında kızlı erkekli aynı evde oturanlar grup seks yapıyorlar denilen bir ülkede yaşıyoruz.
Aklımda bir sürü yapmak istediğim şey var. Çalmak istediğim kapı, derdimi anlatmak istediğim insanlar var. Ama çekiniyorum. Sanırsın kötü bir teklifte bulunacakmışım gibi hissediyorum. İlk zamanda öncü anne aradı beni. "Aman dikkatli ol" dedi. Tamam olayımda istediğim gibi olmuyor ki hiç bir iş.
Ben eski Türklerin yaptıklarından başka bir şey yapmıyorum ki. Diyorum ki
"Sen süt arıyorsun gel buraya. Seninde sütünü mü vermek istiyorsun sende gel. Kaynaşın bakalım. Tanışın. Olabiliyorsanız birbirinize yardımcı olun." Bu kadar yani. Demiyorum ki "Senin sütün bol vereceksin arkadaşşş başka sansın yok!"
Ama anlamıyorlar. Hemen "Sen biliyormusun ne yaptığını?" Evet biliyorum çünkü ben süt anneyim. Peki sen biliyor musun süt annelik nasıl bir his? Ayrıca o çirkin mamaların nasıl koktuğunuda biliyorum. O biberonların temizlenmediğini de biliyorum. Hiç bir streril makinasının o sağlıklı denen plastikleri streil edebileceğini düşünmüyorum.
Soruyorum sütü olan anne var mı diye bir sitede. Altta konuşuyor anneler, tartışıyorlar. Gayet normal birbirimizi bilgilendirmek için var bir çok anne sitesi. Ama bir kaç sebepten dolayı sorum bir anda kaldırılıyor. Sebebini sorduğumda "Biz size mail attık gelmedi mi?" deniyor. Gelmedi. 3 gündür bekliyorum gelmedi.
Evet çok hassas bir konu süt annelik tabi ki takip edilmeli. Hiç bir nokta atlanmamalı. Herşeye kabul. Ama bunu gizli kapaklı yaptırtmayın insana. Bu kadar korkmayın sütünüzü birine vermekten, korkmayın başka bir annenin sütünü çocuğunuza vermekten. Dikkat edelim, birbirimizi tanıyalım, kaynaşalım ve kocaman bir aile olalım.
Ben süt kızımla kocaman bir aileyim. Hayatına yapıştım beni istemezse bir gün o gün "Sütümü içtin" der sıkı sıkı sarılırım ona. Asla bırakmam. Olabiliyorsanız sizde olun işte. Kurallara uygun bir şekilde her şey mümkün zaten. Kati yasak değil ki. Sadece kuralları var. Sadece bize okuyan,bileni cesur anneler gerekli o kadar.
Sevgilerle,
Süt Anne.
Süt annelikle ilgili yazılara yazılan yorumları gördükçe şaşırıyorum. Süt kardeşlik, sadece evlilikler üzerine kuruluymuş gibi düşünülmesi beni ürkütüyor.
Aynı anne babadan değilse bir kızla bir erkek gibi kardeş gibi büyüyemezlermiş sanki. Normal aslında kızlı erkekli aynı evde oturanlar grup seks yapıyorlar denilen bir ülkede yaşıyoruz.
Aklımda bir sürü yapmak istediğim şey var. Çalmak istediğim kapı, derdimi anlatmak istediğim insanlar var. Ama çekiniyorum. Sanırsın kötü bir teklifte bulunacakmışım gibi hissediyorum. İlk zamanda öncü anne aradı beni. "Aman dikkatli ol" dedi. Tamam olayımda istediğim gibi olmuyor ki hiç bir iş.
Ben eski Türklerin yaptıklarından başka bir şey yapmıyorum ki. Diyorum ki
"Sen süt arıyorsun gel buraya. Seninde sütünü mü vermek istiyorsun sende gel. Kaynaşın bakalım. Tanışın. Olabiliyorsanız birbirinize yardımcı olun." Bu kadar yani. Demiyorum ki "Senin sütün bol vereceksin arkadaşşş başka sansın yok!"
Ama anlamıyorlar. Hemen "Sen biliyormusun ne yaptığını?" Evet biliyorum çünkü ben süt anneyim. Peki sen biliyor musun süt annelik nasıl bir his? Ayrıca o çirkin mamaların nasıl koktuğunuda biliyorum. O biberonların temizlenmediğini de biliyorum. Hiç bir streril makinasının o sağlıklı denen plastikleri streil edebileceğini düşünmüyorum.
Soruyorum sütü olan anne var mı diye bir sitede. Altta konuşuyor anneler, tartışıyorlar. Gayet normal birbirimizi bilgilendirmek için var bir çok anne sitesi. Ama bir kaç sebepten dolayı sorum bir anda kaldırılıyor. Sebebini sorduğumda "Biz size mail attık gelmedi mi?" deniyor. Gelmedi. 3 gündür bekliyorum gelmedi.
Evet çok hassas bir konu süt annelik tabi ki takip edilmeli. Hiç bir nokta atlanmamalı. Herşeye kabul. Ama bunu gizli kapaklı yaptırtmayın insana. Bu kadar korkmayın sütünüzü birine vermekten, korkmayın başka bir annenin sütünü çocuğunuza vermekten. Dikkat edelim, birbirimizi tanıyalım, kaynaşalım ve kocaman bir aile olalım.
Ben süt kızımla kocaman bir aileyim. Hayatına yapıştım beni istemezse bir gün o gün "Sütümü içtin" der sıkı sıkı sarılırım ona. Asla bırakmam. Olabiliyorsanız sizde olun işte. Kurallara uygun bir şekilde her şey mümkün zaten. Kati yasak değil ki. Sadece kuralları var. Sadece bize okuyan,bileni cesur anneler gerekli o kadar.
Sevgilerle,
Süt Anne.
16 Ocak 2014 Perşembe
Anne Olmak Korku Getirdi
Korkak biri değilimdir. Endişeli hiç değilim. Hatta cesur da değilim. Panik biriyimdir. Değişik de değilim. Herkes gibi biriydim. Taki anne olana kadar.
Korkak oldum. Ama bir o kadar da cesurum. Doğum yaptım. Suni sancı bana mısın demedi. Hiç korkmadım çok cesurdum.
Ecemi kucağıma verdiler. Kucağımda tutmaktan hiç korkmadım. Bir yerini incitirmiyim diye düşünmedim. Cesur hareketler bile yaptım. Ki ben hiç bir bebeği kucağına almamış biriyim. Kuzenimin kızını kucağıma vermişlerdi kendimi o kadar çok sıkmıştım ki 3 gün kollarım ağrımıştı.
Emzirirken, canımın yanmasına, meme başındaki tüm acıya rağmen onu emzirmekten hiç vazgeçmedim. Ani bir şekilde ek gıdaya geçtik. Hiç korkmadım pütürlü gıdalar vermekten. Elim onun üzerinde olduktan sonra o küçücük ağzının içinden her şeyi alabilecek kadar cesurum. Yemeği yedirirken tıkanırsa hiç korkmadan müdahale edebiliyorum. Hatta koca lokmayı ağzından çıkardıktan sonra yemeğime kaldığım yerden devam ediyorum. Yanımdakilerin gözleri korkudan yerinden fırlıyor.
İlerde düşmesinden, kafasını gözünü yarmasından korkmuyorum. Ben ki kan görünce tüm dünyası sararan ve olduğu yerde kalan biriyim. Söz konusu Ecem olduğunda kaplan kesiliyorum.
Ama şimdi başka şeylerden korkmaya başladım. Bana bir şey olursa Ecem yalnız kalırsa diye. Mesela yılbaşı akşamı kızımı, babaane ve dedeyle evde bıraktık. Dışarı çıktık. Çok rahatım ama aklım onda. Biliyorum benden daha iyi bakacaklar. Onlarla ilgili hiç bir şüphem yok. Yılbaşı akşamı ya sarhoş bir şoför bize çarparsa diye heyecan yaptım. Yanımızda dikilen sarhoş adamlardan korktum. Bir şey olur da kavga çıkartırlar diye. Dilek fenerlerini uçurduk. Eşim çakmağı çok yaktı. Ona bir şey olur diye korktum. Ona bir şey olursa biz ne yaparız diye endişelendim. Böyle uzadı gitti. Eve gittiğimde onu görünce tekrar o kaplan içime girdi.
Eşimde de aynı durum var. Hatta o kızın yanında benim rahatlığımla rahatlıyor. Trafikte sürekli kavga eden, kendisine taksicinin levye fırlatmışlığı vardır. Hızlı araba kullanan biridir. Otobanda son ses müzikle, deli gibi hız yapardık. Şimdi otobanda bile 100 geçmiyor. Biz yanında olmuşuz olmamışız farketmiyor. Hatta türk sanat müziği dinliyor hız yapmasın diye.
Biz öyle bir çifttik ki, ben Ecem'e bir günlük hamileyken paraşütle atladık. Yükseklik, hız, deprem, sel,trafik canavarları bizi korkutmazdı. Şimdi her şeyden korkar olduk.
Yine büyük korkularım var. Hamileliğim ve emzirme dönemim boyunca memedeki fibrodenomla uğraşıyorum. Bir günde sütümü kesmek zorunda kaldılar. Çok acılar çektim, canım yandı, anne kız birbirimizden çok uzak kaldık. Hatta korktum Ecem beni bir daha sevmez diye. Yazmıyorum buraya. Hepsi bitsin öyle yazacağım demiştim kendi kendime. Çünkü yazmak beni dahada önemsetiyor. Ama bugün biyopsi yapıldı. Her türlü riski taşıyormuşum. Yaşım 30 olmuş, meme yapım bozulmuş, fibrodenom etrafında farklılık gösteren proteinler varmış. Daha öncede fibrodenom yüzünden ameliyat oldum hemde 3 kere. Diş çekimi diye tabir ediyordum. Takii kızım doğana kadar. Şimdi çok korkuyorum. Kanser falan olacağım diye değil onu bir süre kucağıma alamayacağım diye.
Etiketler:
anne,
cesur anneler,
ecem,
emzirmek,
fibrodenom,
kanser,
mastit
14 Ocak 2014 Salı
Diş Buğdayı Partimiz
Bazı günler vardır ya kelimeler yetmez anlatmaya yaşaman lazım dediğimiz. Ecem'e yaptığımız diş buğdayı işte böyleydi. En azından benim için. Diş buğdayı partisi için büyük bir hevesle ağrılı sancılı da olsa o Madam Dişleri bekledim. "Ay yılbaşı geçsin." "Annemler biraz torunlarını özlesin" derken 11/01/2014 tarihi geldi çattı. Ayrıca bu tarih bizim için çok önemli, kocamın bana evlenme teklifi ettiği gün. Ecem daha portakalda vitaminken bile tarihin anlamı vardı.
Benim için kelimelerle tarif edemeceğim diş buğdayı partimizin resimlerle tarifi. Hazırlıklarımı yarın paylaşacağım :D
İçer de bir koşuşturma varken, bir önceki gece 3'de uyuyan Ecem fosur fosur uyuyordu. Parti kızının uyanmasını bekliyoruz.
![]() |
Ecem olan bitenle ilgili çok şaşkın. Habire karşısında ellerinde telefon tutmuş teyzeler fotoğraflarını çekiyor.
Tuttuk salona getirdik parti kızını dahada şaşırdı. Kalabalık, topuklu ayakkabılı bir çok teyze görünce ağlayası geldi kuzumun.
7 Ocak 2014 Salı
Sütlerini Verebilecek Bir Aile Arıyoruz
Bir kaç gündür paylaşıyorum görüyorsunuzdur. Bir kaç hafta önce bebeğini kaybetmiş bir annenin 100den fazla poşet sütünü vermeye çalışıyoruz. Ne yazık ki talip hala bulamadık.
Annenin bebeği erken doğmuş. 1 ay kadar hastanede küvezde yaşatılmaya çalışılmış bebek. Anne her sütünü damla damla bebeğini düşünerek sağmış. Bebeği çok küçük olduğu için en fazla günde 30 ml süt içebilmiş. Annesi yaşayacak umuduyla ilerisini düşünerek sütünün çoğalması için her gün günde 4-5 defa sütünü sağmış.
Ama olmamış bebeği yaşamamış. Kokusunu içine çektiği, her gün cam arkasından gördüğü bebeğini kaybetmiş.
İşte şimdi bebeğine can versin diye her damlası kıymetli sütlerini atmak istemiyor. Her poşet bebeklere can versin istiyor. Bu sütler hiç bir mamayla gıdayla karşılaştıralamayacak kadar kıymetli. Taptazeler ve bir sürü protein bulunduruyorlar içlerinde.
Biz İzmir'deyiz. Kargo şirketleri ancak 1 günlük mesafedeki yerlere sütlerin hiç bir zarar görmeden gönderebileceklerini belirtiyorlar. O yüzden bize bir günlük mesafedeyseniz yada uzakta olsanız ben o sütleri hiç bir zarar görmeden alabilirim diyorsanız bana ulaşın.
Anneleri, bu sütlerin atılmasına izin vermeyelim. Bu sütlere ihtiyacı olan bebekler bulalım. #sütannemolurmusun demekten "Modern Çağın Süt Annesi" olmaktan korkmayalım.
Hepinize şimdiden teşekkürler.
Süt Anne.
6 Ocak 2014 Pazartesi
Kız Annelerin Korkulu Rüyası İdrar Yolları Enfeksiyonu
Elimde vileda yerdeki e.coli mikroplarını kovalıyorum. Her yerdeler. Ecem'in bütün kıyafetlerinin üstünde halıda, oyuncaklarında. Çıldıracak gibiyim. Domestos şişleri evin her yerinde.Virüsler küçücük boylarıyla zıplıyıp duruyorlar.
Uyandım. Hepsi bir rüyaymış. Kafama çok takmışım çok. Takılmayacak gibi de değil. Ecem'in idrar yollarında 150.000 kolonilik E.coli virüsü varmış. İlk tahlilde 50-60 lökosit çıktı. Doktorum dahi inanmadı. Çünkü Ecem'de ne ateş var ne de idrar yaparken zorlanma. Kültür istedi. İşte kızımın içinde gizliden gizliye yayılıp 150.000 nüfuslu bir köy oluşturmuşlar. Yataktan kalktığım gibi bütün evi temizlediğim bütün oyuncaklarını kaynar suda beklettim ve soğuduktan sonra buzdolabına attım. Kıyafetlerini tek tek yıkacak kadar delirmedim. Onu yazmamı beklemeyin.
En büyük çekincelerimden biri idrar yolları enfeksiyonu. Ecem kadarken idrar yolları enfeksiyonundan dolayı neredeyse havale geçiriyormuşum. 3 gün hastanede kalmıştı. O günden bu güne hala çilesini çekerim. En ufak üşütme de hemen kendini hatırlatır.
![]() |
| İşte köyün sakinleri |
![]() |
| Sıcak sudan buzluğa |
En büyük çekincelerimden biri idrar yolları enfeksiyonu. Ecem kadarken idrar yolları enfeksiyonundan dolayı neredeyse havale geçiriyormuşum. 3 gün hastanede kalmıştı. O günden bu güne hala çilesini çekerim. En ufak üşütme de hemen kendini hatırlatır.
Doktorumuz da bu konuda önem almaktan yana olduğundan 3 ayda bir idrar testi gerekirse kültür yaptırıyoruz. Yaptırmasaydık asla yakalayamazdık. Çünkü en baştaki belirtileri ateş yada idrar yaparken ağlaması yoktu.
En çok kız çocuklarda görünen bir rahatsızlık. Çünkü kız çocuklarda anüsle genital bölgenin birbirine yakın olması. Tabi bu sadece bahane. İdrar yolu enfeksiyonu olması için bir çok sebep var. Üşütmesi, az sıvı alması, yıkandığı sudan sabundan bile olabilir. Önem alınmaması durumunda ciddi böbrek rahatsızlıklarına sebep olabiliyor.
İlk olarak söylemem gereken şey şu bu hastalık genetikte olabilir. Yani sizde varsa kızınızda da olma ihtimali yüksek. Sonrasında, takipçi bir anneyseniz her şeyin başında yakalayacağınız belirti, idrarını yaparken titremesi. Hani deriz ya şeytan dürttü. İşte o. İdrar yaparken titriyorsa, yaklaşıyor ve önem almanız lazım. Sonra dirençli ateş. Eğer önem almazsanız ciddi yükselebiliyor. Kilo alışında yavaşlama, iştahsızlık, kusma, idrar yaparken ağlama, idrar renginde değişiklik, genital bölgede kaşıntı en başlıca sebepleri.
Baktınız kaptı bunu yapacak bir şey yok. Kültürden çıkacak duruma göre antibiyotik kullanmak. Daha sonrasında hijyen. Sık sık bez değiştirmek, temizliğini yaparken önden arkaya yapmak, genital bölgeyi çok ellememek, bol sıvı almasını sağlamak, akan suda yıkamak.
Açıkçası burada tüm yazdıklarım çocukluğumdan beri yaşadığım idrar yolu enfeksiyonu tecrübemle sabit. Kızımla ilgilenirken kendimde dikkat ettiğim şeyleri yapıyorum. Olabildiğince önem almaya çalışıyorum. Bu hastalığım kronikleşmesini istemiyorsanız 3 ayda bir hiçbir belirti olmasa da idrar yolu testi yaptırmak. Eğer kızınız bezini bırakma yaşına geldiyse bezden biran önce kurtulmak. Kronikleşirse eğer her idrar tahlilinde minik canavarların hep orada olduğunu görürsünüz. Büyüdüğünde her deniz girdiğinde bikini değiştirmek, azcık üşütse sistit olması, idrarını yapama gibi sorunlar yaşar.
Küçük bir hastalık gibi görünse de tüm yaşam kalitenizi etkileyebiliyor. Şimdiden bir şeyler yapabilecekken önem almakta fayda var.
2 Ocak 2014 Perşembe
Doğum Hikayem Part 2 : Ecem Bebek Doğdu
Doğum hikayemin devamı :) (Part 1 okumak için)
Tam 7 saat oldu ama bende hiç bir değişiklik yok. Hala koridorda yürüyordum ve sancım 2 dakikada bir geliyordu. Pik yapıyordu 160-180-190. Annemler yemeğe gitti, eşimde dahil. Eşim hatta bir ara bir kaç saat ortalıkta görünmedi. Kendini Alsancak sokaklarına vurmuş. Dolaşmış durmuş. Ailenin tüm fertleri Alsancak’ın dört bir yanına dağılmış. Ne yapsın insanlar ben doğuramıyorum ve çok canım acıyor. Görmeye dayanamadılar.
Dayanamamaya
başladım. Gözümden yaş geliyordu artık. Çektiğim sancıyı görmesinler diye
odadan da çıkmıyorum. Eşim dayanamadı en sonunda ebeyi çağırdı. Ebe beni görür
görmez anestezi odasına götürdü, belimde kateter açılması için. Kateteri
takabilmeleri için kıpırdamam lazım. Ama olmuyor. Çünkü sancım sık geliyordu.
En sonunda takıldı. İnatla epidurali olmadım. En fazla 15 dakika daha
dayanabildim. Epidural 15.30 verilmeye başladı. Sadece tek bir doz. Çünkü
açılmam sadece 3 cm’di. Yani doktorum geldiğinde sezeryana girme ihtimalim çok
yüksekti
Nstye
bağladılar tekrardan. Odanın içerisini kızımın kalp atışları dolduruyordu. Ne
müthiş bir ses bu böyle. Sadece bir kaç saat sonra kucağım da olacaktı. Bu
sırada göstergeyi inceliyordum. Bir ara 200e bile çıktı. O an iyi ki epudurali
vermişler dedim. Epidurali bulan adama dua etmeye başladım. Şimdi de söylüyorum
iyi varsın epdurali bulan adam. Görüyorsun yükseliyor, sıcaklıkta var ve en son
kasılıyorsun ama acı yok. Ne müthiş bir şey.
Bacaklarımı
hissetmeye başlayınca tekrar yürümeye başladım. Herkesteki endişe artmıştı. Çünkü
saat 5 olmuştu. Baktım olmayacak Kordon'a yolladım herkesi. Evet, eşimi de
yolladım. Benim acım oldukça benden daha çok acı çekiyormuş gibiydi. Birde bira
içmesini söyledim. Yanımda bir tek annem, kardeşim ve kayınvalidem kaldı.
Tekrar
muayene ettiler. Açıklık 4 cm olmuştu. Sadece 2 cm kalmıştı. Doktorumun gelmesine
daha 1 saat vardı. O arada öğrendim ki öğrendim ki Alsancak’ta elektrikler
kesildiğinden ve bende değişiklik olmadığından doktorum biraz geç kalacaktı.
Acayip sevindim. Evren benden yanaydı. Normal doğum yapacağım.
Benle aynı
anda hastaneye gelen diğer hamileler koridorda dolaşıyor, gelen gideni uğurluyor.
Ben hala koridorda hababam yürü, başka bir faaliyet yok.
Saat 19.00.
Kaçınılmaz dakikalar geldi doktorum geldi. Doğum odasına aldılar beni. Yine
kendimden çok emindim kesin 6 cm açıklığım olduğuna. Dediği her şeyi yaptım
sonuçta açılmamıştır muhakkak. Muayene ederken yüzüne bakıyorum. Yüzü bozuldu.
Her ifadesi değişti.
“Açelya,
artık yapabilecek bir şey yok. Ameliyathaneyi hazırlayın, sezeryana alıyoruz”
dedi. Ben istemiyorum diyemedim. O ana kadar güvendiğim, sözünden hiç
çıkmadığım doktorumu ezemezdim. Bu güne kadar benim hakkımda doğru karar veren
biri mutlaka benim için bildiği vardır.
Doğumhaneden
çıktım. Herkes gözümün içine bakıyor. Doktorum ben çıkmadan açıklama yapmış
zaten. Odaya aldılar giydirmeye başladılar. Deli gibi ağlıyorum. İnadım
kırılmıştı. Kızım inadımı daha doğmadan kırmıştı. Eşim, annem, babam, kardeşim
herkes ağlıyor. Hasta bakıcıların bile ağladı. Herkes mücadelemi gördü. Ebemin
bile gözleri doldu. “Fotoğraf makinasını unutmayın” diyorum. Hemşirelerimden
biri “Sen merak etme. Biz çekeceğiz senin fotoğraflarını.” Dedi. Rahatladım.
Çünkü hep planımız normal doğuma gireceğimi düşündüğümüzden eşim
fotoğraflarımız çekecekti. Güzel anlar paylaşacaktık.
Bu arada
anestezi uzmanı kız fotoğrafımı çekmeye başladı. “Çok güzel fotoğraflarını
çekeceğim merak etme” diyordu. Gözlerimi kapadım ve beklemeye başladım.
Ebem bağırdı.
“19.55 Ecem bebek doğdu”. Beklediğim sağlıklı ağlaması geldi “Annieee” diyeı.
Ağlamaya başladım. Yanıma yaklaştırdılar kokladım. Her halde ağladığına
sevineceğim başka bir zaman olmaz.
40 hafta 5
günlük hikâyem bitmişti. Artık hamile değildim anneydim.
31 Aralık 2013 Salı
Doğum Hikayem Part 1: Daha Doğmadı Mı?
Tanrı öyle
yaratmış ki kadınları en dayanılmaz acıları yaşa ve doğurduğunu, bu acıları
düşünerek her şeyden koru demiş. Öyle zahmetlere katlanıyor ki insan anne olmak
için, o doğunca hayatındaki en önemli varlık oluyor. İşte bende öyle şeylere
tahammül ettim ki, Tanrı bana en güzel ödülü verdi. Minik kraliçem Ecem'i.
Doyumsuz 40
hafta 5 gün yaşadım. Her şeyi çok yaşadım. Çok kustum, çok öğürdüm, çok uykusuz
kaldım, çok gezdim(:)). Ama hepsi o içimde tekme atınca geçit bitti birden.
Daha içimdeyken belliydi çok nazlı olacağı.
Bu
tamamıyla fantastik bir film. Romantik komedi filmlerim hepsi benim için
fantastik bundan sonra.
Hiç bir
şeyin planlanarak olacağını düşünmezdim. Kocaman çantalar hazırladım. Hem ev,
hem de araba için. Dışarda bir yerde doğurursam diye araba da çantanın olması
iyiydi. Olmadı.
40 hafta 3
günlükken doktoruma gittik. "Açelya perşembeye kadar doğurmazsan, ne yazık
ki suni yollara başvuracağız" dedi. İçim yandı. O doktora gidiş sebebim
bile normal doğum yapmak içindi. Şimdi bana sezeryandan bahsediyordu." Ne
korkunç bir şey sezeryan, seni ikiye bölüyorlar resmen." deyip durdum tüm
hayatım boyunca. Düşünemezken gerçekle burun burunaydım. Sezeryan olma
ihtimalim çok yüksekti. Çünkü Ecem hiç aşağıya inmemiş ve rahimde sadece 1 cm
açıklık vardı. Tabi bilmediğimden bu açılma bile bana büyük gelmiş.
2 gün çok
hızlı geçti. Son gün içim içime sığmadı. Alışverişe bile gittim. O Hatay’ın
yokuşlarını seke seke çıktım. Çok hareketle olmamla övünüyordum ama son
kontrolde Doktorum " Böyle olmaman lazım. Şu anda az hareket ediyor
olmalıydın" dedi. Pek takmadım. Hamileliğim boyunca hiç penguen gibi
yürümedim. :)
Nst ye
bağlıydım. Sancının geldiğini görüyordum. Ama acı yok. Tekrar o filmler
yalandı. Bebeğin kalp atışı hızlanıyor, karnın kasılıyor ve ısınıyor ve ekranda
80 yazıyordu. 10 sn.ye falan sürüyordu.
Kalktım,
yürümeye başladım koridorda. Benimle aynı anda hastaneye gelen 2 gebe daha
vardı. 2side sezeryandı. Biri ben koridorda yürürken ameliyathaneye aldılar.
Ben yürüyorum, bebek geldi. Ben yürüyorum anne geldi. “Aman ne güzel pırt diye
doğurdu” diyorum.
11 gibi
ebem muayene etmek için beni doğum odasına aldı. Ben kendime o kadar
güveniyorum ki kesin 6 cm açıklık olmuştur diye. Yok, hala 1 cm açıklık var.
Moralimi bozmamı ve yürümeye devam etmemi. Açılma başladığına çok hızlı
geliştiğini söyledi. Moralimi bozmaya gerek yok. Çünkü ben öyle ya da bu
şekilde normal doğum yapacaktım. İnatçıyım ve başaracağım.
İşte gerçek
acı suyumun gelmesinden sonra başladı. 2 dakikada bir 10 saniye süren acı ilk
başta çok değildi. Çok canımın yanacağının sinyalini veriyordu.
13.00 de
doktorum geldi. Geldiğinde ilk defa oturmuştum. Ecemi kontrol etmek için nstye
bağlamışlardı. Anlıyorum korkuları büyük ya içeride başına kötü bir şey gelirse
diye endişeleniyorlardı. Tekrar muayene ettiler suyumun gelmesinden bu yana 1,5
saat geçmişti ama açılmada bir değişiklik yoktu. Konuşmaya başladık.
Ben
"Sezeryan olmak istemiyorum. Normal doğuracağım. Kesin kararlıyım.
Doktorum:
"Seni normal doğurtacağım. Acın çok fazla olacak. Dayanabilir misin?"
Ben:
"Acım fazla olmayacak, dayanacağım"
Doktorum:"
Saat 3 olduğunda acın fazlalaştığında beni sezeryana alın dediğinde, seni
sezeryana alamam. Bunu bana demeyeceksin değil mi?"
Ben :
" Burak Bey, kesin kararlıyım normal doğuracağım.”
Doktorum:
"6 da geleceğim eğer 6 cm açıklık yoksa sezeryana alacağım. Başka bir
çarem kalmıyor. Geçen her dakika bebeği riske atmış oluyoruz. Eğer 6cm açıklık
olursa seni yarın sabaha kadar beklerim. Bunun için her şeye rağmen
yürümelisin"
Ben: "
Anladım. Ben kesin kararlıyım normal doğuracağım."
(Devamını okumak için Tık Tık!)
30 Aralık 2013 Pazartesi
Hoşçakal 2013
| Daha bir kaç dakikalık Ecem. En büyük mutluluğum |
Ne yaptığını bilmeyen bir yıldın 2013. Acının yanında büyük mutlulukların vardı. Hiç durmadın çok hızlı geçip gittin. Düşündüğümde seni çok özleyeceğim kesin.
Yeni sıfatlar, sorumluluklar, büyük hayat değişiklikleri getirdin bana. Kafam güzel girmediğim için herhalde sana çok gerçekçiydin. Büyüdüğümü hissettirdin.
Mutasyona uğradım seni yaşarken. Senenin başında koca göbekliydim, ortasında koca memeli, sonunda ikisi de kendinden geçmiş durumdalar.
![]() |
| Gezmekten bıkmayan hamile ben:) |
![]() |
| Temizlikkkk Aşkınnaaa!!! |
Bir çok insanın dayanamayacağı acılar yaşattın bana. Bir çok hastalık geçti aile bireyleri arasında. En çok üzüldüğümü söylemeyeceğim ama beni tanıyanlar bilecek. Ortasında doğum yaptım. Uzun soluklu, annemin o sancılara nasıl dayandığını anlamadığım sancı yaşadım. Aynı günlerde memem kendinden geçti. Sütüm geldi ama ben benlikten çıktım. Sonuna doğru öyle acılar, değişik şeyler geldi ki başıma. Kendimden uzaklaştım. Dışardan izlemeye başladım kendimi. İlk önce her gün şırıngayla 1 saatlik görüşmelerim oldu. Sonrasında sütümü kesilmesine karar verildi. Herhalde yaşadığım en büyük acı buydu. Bir süt annenin başına gelebilecek en korkunç şey sütünü kesmeleri.
Tabi her şey bitti geçti. Senide tükettim diğer yıllar gibi. Büyüdükçe daha çabuk geçtiğini anladım yıllarımın. Bana verdiğin her güzel şeyler için teşekkürler. Seni hiç unutmayacağım. Her şeye rağmen hayatımın en mutlu yılı olacaksın. Çünkü diğer yılların yanında en büyük şansın Ecem'in sende doğması.
25 Aralık 2013 Çarşamba
Ayaz'ı Toprak Isıtacak
Tamam kabul ediyorum çok duygusalım, her gördüğüme ağlıyorum.
Hamileliğimin en başından beri böyle. Hamileyken bir akşam belgesel izliyoruz. Kutup ayılarının küresel ısınma yüzünden yaşadıkları anlatılıyor. Bir anne kutup ayısının 2 yavrusu oluyor. Isınmadan dolayı yiyecek bulamıyorlar. Bir gece fırtına çıktı. Yavrularından erkek olanı öldü. Nasıl ağladığımı anlatamam size. İçim çıktı ağlamaktan.
Sonra zaman geçti. Doğum yaptım. Kuzumun kokusunu içime çektim, bağımlısı oldum. Artık her şeye ağlar oldum.
Her okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeye ağlıyorum. Ama ülkemde öyle olaylar oluyor ki ağlamak için çok sebebim var. Bundan aylar önce soğuktan ölen yavru kutup ayısına ağlarken, bugün sıcacık odasında uyuyan Ecem'in başında Ayaz'a ağlıyorum. Dayanamıyorum.
2013 yılındayız zenginlikten bahsedilen bir ülkede yaşıyoruz. 40 günlük bir bebeğe bakamıyoruz. Ayaz bebek, hepimizin umursamazlığından, vicdansızlığından öldü.
Devlet diyor ya doğurun, görmüyor mu acaba kaç ayda kaç tane bebek öldü? İlk önce ailesinden gizli doğum yapan öğretmen, bebeğini emzirip evde bayram tatili boyunca bıraktı. Şimdide Ayaz. Annesi daha 21 yaşında. Hemde iki çocuk annesi. Çevrenize bakın 21 yaşındaki gençlere "Çocuk bu yaa!!" dediğimiz yaşta.
Kim bilir kaç yaşında evlendi de 21 yıllık hayatına iki çocuk sıkıştırdı.
Hayatı bu kadar hızlı yaşamak zorunda değildi. Tek odalı bir, camı kırık buz gibi bir evde. Neye sararsan sar, istersen koynunda olsun o bebek hastalanır. Çevrede odun bulursa yakıyorlarmış.
Aklımda canlandıramıyorum, aklım almıyor. Ayaz ölürken biz yolsuzlukla uğraşıyoruz. Hepimizin cebinden 3000 TL çalınırken, şarkıcı eşe acıyoruz. Bir kamyon odun ne kadardır dedim kendi kendime araştırdım. Bir kamyon odun sadece 400 TL. Biz o aileye verecek 400 TL bulamadık.
Kış geldiğinden beri bütün anneler hastalık konuşuyor. Klimalı, kaloriferli evlerimizde çocuklarımız hastalanırken. 40 günlük loğusa kadın, 2,5 yaşındaki oğlu ve 40 günlük bebeğiyle geceleri eksi derecelere düştüğü kış günlerinde ev denilen o yerde yaşıyor. Artık üzülmüyorum hasta olduğuna Ecem'in. Şimdi çok şanslı olduğunu düşünerek kucağımda seviyorum. Üstümde uyuduğunda yatağına yatırmak için çabalamıyorum.
Ayaz'ı şimdi toprak ısıtacak. Artık sıcakcık yeni yatağında yatacak. Biliyorum Ayaz son olmayacak. Şimdi peki o ailenin 2,5 yaşında oğlu ve 40 günlük lohusa kadına ne olacak? Yardım edecekler mi? Hiç sanmıyorum. Bizde zamanla unutacağız onları.
Hamileliğimin en başından beri böyle. Hamileyken bir akşam belgesel izliyoruz. Kutup ayılarının küresel ısınma yüzünden yaşadıkları anlatılıyor. Bir anne kutup ayısının 2 yavrusu oluyor. Isınmadan dolayı yiyecek bulamıyorlar. Bir gece fırtına çıktı. Yavrularından erkek olanı öldü. Nasıl ağladığımı anlatamam size. İçim çıktı ağlamaktan.
![]() |
| Ayaz'ın 21 yaşındaki annesi. |
Her okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeye ağlıyorum. Ama ülkemde öyle olaylar oluyor ki ağlamak için çok sebebim var. Bundan aylar önce soğuktan ölen yavru kutup ayısına ağlarken, bugün sıcacık odasında uyuyan Ecem'in başında Ayaz'a ağlıyorum. Dayanamıyorum.
2013 yılındayız zenginlikten bahsedilen bir ülkede yaşıyoruz. 40 günlük bir bebeğe bakamıyoruz. Ayaz bebek, hepimizin umursamazlığından, vicdansızlığından öldü.
Devlet diyor ya doğurun, görmüyor mu acaba kaç ayda kaç tane bebek öldü? İlk önce ailesinden gizli doğum yapan öğretmen, bebeğini emzirip evde bayram tatili boyunca bıraktı. Şimdide Ayaz. Annesi daha 21 yaşında. Hemde iki çocuk annesi. Çevrenize bakın 21 yaşındaki gençlere "Çocuk bu yaa!!" dediğimiz yaşta.
Kim bilir kaç yaşında evlendi de 21 yıllık hayatına iki çocuk sıkıştırdı.
Hayatı bu kadar hızlı yaşamak zorunda değildi. Tek odalı bir, camı kırık buz gibi bir evde. Neye sararsan sar, istersen koynunda olsun o bebek hastalanır. Çevrede odun bulursa yakıyorlarmış.
Aklımda canlandıramıyorum, aklım almıyor. Ayaz ölürken biz yolsuzlukla uğraşıyoruz. Hepimizin cebinden 3000 TL çalınırken, şarkıcı eşe acıyoruz. Bir kamyon odun ne kadardır dedim kendi kendime araştırdım. Bir kamyon odun sadece 400 TL. Biz o aileye verecek 400 TL bulamadık.
Kış geldiğinden beri bütün anneler hastalık konuşuyor. Klimalı, kaloriferli evlerimizde çocuklarımız hastalanırken. 40 günlük loğusa kadın, 2,5 yaşındaki oğlu ve 40 günlük bebeğiyle geceleri eksi derecelere düştüğü kış günlerinde ev denilen o yerde yaşıyor. Artık üzülmüyorum hasta olduğuna Ecem'in. Şimdi çok şanslı olduğunu düşünerek kucağımda seviyorum. Üstümde uyuduğunda yatağına yatırmak için çabalamıyorum.
20 Aralık 2013 Cuma
Yılbaşı Hediye Öneriniz Benden
Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!
Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!
2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!
Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.
Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.
Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.
Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.
Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!
Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?
Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!
Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!
Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?
Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!
Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.
Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.
Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.
Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!
2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!
Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.
Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.
Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.
Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.
Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!
Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?
Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!
Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!
Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?
Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!
Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.
Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.
Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.
Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
















