15 Aralık 2014 Pazartesi

Biz, Ege ve +1

Ege'in anne Nur
 Yarıdan başlayıp, tamamlanan ve +1’le biten bir hikâye benimkisi. Belki de bu hikâyenin en başı teyze olmama dayanıyor. Ben önce “anne yarısı” oldum, sonra “anne”, en sonunda da tabiri caizse “özel anne” oldum.


Kardeşimden 3 ay sonra hamile kaldım. Hamilelik sürecine sevdiklerinizle girmek daha bir güzel oluyor. Bol bol bebeğiniz hakkında konuşacağınız, fikir alışverişi yapabileceğiniz, ona neler aldığınızı rahat rahat, uzun uzun anlatabileceğiniz birilerinin olması çok iyi geliyor. Ben bu anlamda çok şanslıydım aslında. Başta kız kardeşim olmak üzere benimle aynı dönemde hamile kalan 3 arkadaşım daha vardı. Bunlardan biri de hayatıma uzaktan da olsa hep yol arkadaşlığı etmiş, şimdi dünyalar güzeli ikizleri olan Hilal Anne. Bu 3 arkadaşımın ikisiyle aynı hafta doğum yaptık. O yüzden Şubat ayı pek bir manidar bizim için. Aslında Mart ayı daha anlamlı olacaktı ama benim sabırsız oğlum 3 hafta erken doğarak Şubat’a kapak attı. Mart ayının önemini 2013’ün Mart’ı gelince daha iyi anlayacaktım oysaki…

Temmuz 2012’de hamile kaldığımı öğrendim. Mutlulukların en büyüğü! Üstelik bebeğim kuzeniyle yaşıt olacaktı, kardeş gibi büyüyeceklerdi. Daha ne isterim! Kan testi yaptırdığım hastanede ilk kontrollerim ve diğer kan tahlilleri yapıldı. 8. haftada kalp atışını duymak için yine doktorun odasındaydım. O gümbür gümbür atan kalp, bu hayata gümbür gümbür geliyorum anneciğim, diyordu. Ancak doktorun aceleci tavrından hoşlanmadım. O her gün hamile bir hasta görüyor olabilirdi ama ben ilk kez anne oluyordum. Bununla ilgili kafamdaki binlerce soruyu da sorabilmeliydim. Ama karşımdaki aceleci tavrı görünce o doktoru listemden otomatik olarak çıkardım. Sonrasında kardeşimin yaşadığı Kocaeli’ne gittiğimizde onun doktoruna muayene olmaya başladım. Ankara’da okumuş olmama rağmen Antalya’dan sonra Ankara’da yaşamaya bir türlü alışamayan ben, doktora da Kocaeli’ye gitmeye başladım. Hem yeğenimi hem de kendi bebeğimi görebiliyordum! Bu arada ikili tarama testim yapıldı. Down Sendromu yaşa göre risk: 1/668, Down Sendromu biyokimyasal risk: 1/1016 Ense kalınlığı: 1,5 mm., Down sendromu kombine risk: 1/5980 Riskli bir durum yok ve benim bir Oğlum oluyor!

Hamile olan arkadaşlarım, bana ısrarla Ankara’da da bir doktor bulmam gerektiğini, bunun böyle gitmeyeceğini, acil bir durum olursa gidebileceğim bir doktor olması gerektiğini söyleyip durdular. Eşim de onlara katılınca, doktorumun gerek görmemesine rağmen ben kalkıp Ankara’da bir kadın doğum hastanesine gittim ve üçlü tarama testi yaptırdım. Üçlü tarama bahane olsun da Ankara’da bir yere gitmiş olayım dedim. Gittim, kan verdim. Sonuçlar şöyle: Trizomi 21 biyokimyasal risk: 1/2739, Yaş riski:1/1111. Sıkıntı yok! Tam çıkıyordum ki ultrasonla da bakılacak dediler. Ultrasona girmek kafam da yoktu hiç, ben kan verip çıkacaktım. Ama bebeğimi bir kez daha görme şansını kaçıramazdım! Bu arada oğlum 3,5-4 aylıktı. Ultrason odası, bir perdeyle ikiye bölünmüştü. İçerden radyoloğun sesi geliyordu. Benden önce ultrasondaki kişinin böbreğine bakıyordu. Kadın doğum uzmanından ziyade bir radyolog bebeğime bakacaktı. Tuhaflıkların başladığı yer burasıydı. İçeri geçtim, uzandım. Kadın bakmaya başladı. Bebek kız, dedi. Hah, dedim Nur, tamam, daha cinsiyetini bile anlamayan bir radyolog buldun! Otomatik olarak benden eksi puanı almıştı. Birkaç dakika sonra, “Yok, yok erkekmiş.” dedi. Neyse cinsiyetini tutturdu, dedim kendi kendime. Baktı, baktı, baktı. Ben de kafamı uzatıp görmeye çalışıyorum oğlumu. Siz uzanın, dedi. Ekranı çevirdi bir de kendinden tarafa. Eksi puanlarını giderek artırıyordu. Sonra birden “Bu, çocuk hidrosefali.” dedi. Bugün günlerden Çarşamba der gibi, çok normal bir şeymiş gibi söyleyiverdi. “Nasıl yani yaaa!!??” tepkisi geldi benden tabiî ki. Hidrosefalinin ne olduğunu çok iyi bilen biri olarak kalbim duracak gibi olmuştu. Hidrosefali, beynin içindeki beyin omurilik sıvısının birikmesi, dolayısıyla kafanın büyümesi ve sıvının beyne baskı yapmasının beraberinde getirdiği başka sıkıntılarla birlikte görülen bir tablodur. Oğlumun beyin ventriküllerinden biri 7, diğeri 8 mm olarak ölçüldü. Anne karnında bir bebeğe hidrosefali diyebilmeniz için bu rakamın en az 10 ve üzeri olması gerektiğini ben daha sonra öğrenecektim. Hastaneden ağlayarak çıktım. Eşimi aradım, sesimden bir terslik olduğunu anladı. Durumu ona da anlattım. Akşam birlikte yemek yedik ve “Şimdi ne yapacağız?”ı düşünmeye başladık. İlk yanıtımız başka bir doktora gitmekti. Hafta sonu hemen Kocaeli’ye gittik ve oradaki doktorumuza durumu anlattık. Başka hiçbir yerine bakma, beynine bak ve bize durumu söyle, dedik. Doktor beynini epey bir inceledi, ölçümlerini yaptı. Bizi dinlemedi tabii, her şeyine baktı oğlumuzun. Sürekli “Emin misiniz, tekrar bakalım.” diyerek ölçümleri defalarca yaptırdım. Sonuç: Oğlumuz hidrosefali değil! Ama bize o yürek çarpıntısını günlerce yaşatan, uyku uyutmayan o radyoloğu hiç unutmuyoruz!

Bu olaydan sonra artık Ankara’da doktora gitmeye illallah dedim! Beni her ay kontrole Kocaeli’ye götürüyorsun, dedim eşime.  Allah bin kere razı olsun her ay beni Ankara’dan Kocaeli’ye taşıdı. Hem ailemi hem de oğlumu görüyordum kontrollerde. Bir taşla iki kuş! Bundan sonra kontrollerimin hepsi Kocaeli’de oldu, doğumu da annemin yanında yapmaya karar verdim.



24. haftaya gelmiştim. Oğlum 6 aylık olmuştu. Yolun yarısını geçmiştik artık. Yine bir hafta sonu Kocaeli’de kontroldeyiz. Yine her seferinde beynine ayrıca baktırıyorum doktora. Her şey yolunda, oğlum gayet iyi. Kilo almış, boyu da uzamıştı. Oğlumun resmini verdi doktor. Altında da ölçümler yazılıydı. Ölçümlerden biri, laboratuar tahlillerinde olduğu gibi daha koyu renkliydi. Hemen dikkatimi çekti. “Bu ne?” diye sordum. O makineyle alakalı çok önemli bir şey değil, dedi doktor. Dikkatlice baktığımda FL yazıyordu. En az 0.70 olması gerekmiş. Bizimki 0.69’du. Zaten 0.1 mm, olur o kadar, dedi. Ama ben tıbba hiçbir zaman tam güveni olmayan biri olarak durmadım. Eve geldim, internete girdim, FL yazdım. FL (Femur Length), femur boyu demekmiş, yani uyluk kemiğinin boyu. Femur boyu kısalığı yazınca da Down sendromu çıktı. Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Down sendromunu gittiğim tıp kongrelerinde duymuştum ama detayını pek bilmiyordum. Bütün sitelerde de femur boyu kısalığına bakılarak Down sendromu tanısı koyulması mümkün değildir, başka belirtiler olması gerekir diyordu. Yok canım dedim, 0.1 mm’den böyle bir şey çıkamaz. Sonraki kontrolde femur boyu yine biraz kısa çıktı. Bu sefer doktora dedim ki:  “Bakın internette Down sendromu falan yazıyor femur boyu kısalığı olunca bir problem yok, değil mi?” “Yok dedi, senin içine kurt düşürmüşler, her şeyden işgilleniyorsun.”

Bu faslı da böyle atlattık. Çok rahat geçen hamileliğim; benden değil, sağlıkçılardan kaynaklanan sıkıntıları saymazsak iyi gidiyordu. 35. haftanın sonunda eşyalarımızı toparlayıp Ege ve ben Kocaeli’ye transfer olduk. İsme ne zaman karar verdik tam hatırlamıyorum ama çok uzun sürmemişti. Eşimin Ege’li olması ve ikimizde de olan delice deniz tutkusu işimizi kolaylaştırmıştı. Buna bakarak Ankara gibi bir bozkırda yaşamanın bizim için ne denli zor olduğunu tahmin edebilirsiniz. Artık son dönemeçteydik, Ege’ye kavuşmaya çok az kalmıştı.

Ege’nin Annesi
Nur





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...