25 Temmuz 2016 Pazartesi
Hilal Anne'nin SSVD Hikayesi -1-
En son yazımda acabalarım vardı; son derece duygusallaşmıştım ve sezaryan kabus gibi üzerime gelmeye başlamıştı. Son cümlem "Umarım başardım yazabilirimdi."
Ve evet başardım...
Güneş Neva ve ben başardık!
21 Temmuz 2016 Perşembe
Neden Siyah
Onca renk varken neden siyahı tercih etmek? Elele tutuşmak yerine neden silah tutmak? Dünyayı aydınlık gözlerle bakmak varken simsiyah peçelerle korkarak bakmak neden?
Uzun uzun, pis sakalların arkasına saklanmış dudaklarla tükürük saçarak konuşmak neden?
Ezmek neden gerekiyor düşmüşü, korkmuşu?
Bırak kim ne isterse yapasın!
Kimi sarsın örtüsünü kimi açsın eteğini. Kimi örtünmeye islam desin kimi katolik!
Kötü gözle bakmak neden örtüğe eteğe? Kim içindeki biliyormusun ki yargılıyorsun? İçindeki iyilikte senin kötülükte. Hangi gözlükle bakıyorsan o senin dünyan.
Nedir bu öldürme aşkı? Kabil'in hissettiği duygu en eskisi en kötüsü... O bile utanmış yaptığına. Şimdiki bizler gurur duyuyoruz yaptığımızla.
Öldüreceksen içindeki öldürme aşkını, nefreti öldür. Bırak, barış çiçekleri açsın içinde. Göreceksin senin içinde cennet olacak burası. Burada yaptıklarınla yargılanacaksak diğer dünyada, cennet yap burasını da cennetle mükafatlan.
Sınırlar, bekletilmek, herkesi o kötüler gibi sanmak neden?
Neden sınırlandırıyoruz kendimizi?! Kaldırın sınırları! Dünyanın 7 harikasını özgürce görmek istiyorum.
15 Temmuz 2016 Cuma
Kim Bu Mucizenin Annesi 34-35. Hafta
14 Temmuz 2016 Perşembe
İnternetsiz 5 hafta
Ajssnlfskkngjgşk,lrlmvakfülr!!!çççç
Neredeyse 5 haftadır bilgisayar başına oturmadım. Bir yazıyım demeye fırsat bulamadım. Hatta öyleydi ki üç hafta bildiğiniz internetsizdim. Evet! İnternetsiz. İnternet hesabı yapan Genç Turkcelli gibi. "Aman bunu internette koymayayım da internet paketim bitmesin." dedim. Turkcel de ne kadar haftalık, aylık paket varsa dibine kullandım. Öyle ki telefon internetin yavaşlığından kafayı yiyip, ısınmaya başladı.
30 Haziran 2016 Perşembe
Oldu Böyle
2002 seçimleri. Bir grup arkadaş ilk defa oy kullanacağız.
Yanılmıyorsam yaz sonuydu. Konuşuyoruz seçimler nasıl olacak? İlk oyumuzu kullandık mı Türkiye’ye kurtulacak. Çünkü öyle öğrendik. Bir oyumuzun herşeyi
değiştireceğini. Bu bizim vatandaş olarak tek söz hakkımızdı. Atatürk bunu bize
vermişti ve her biri çok kıymetliydi.
Anne babalarımızın yaptığı hataları yapmayacaktık. Onlar
80ler 90larda çok büyük hatalar yapmıştı. Yanlış insanlara yanlış güçleri verip
bizi iç savaşa sürüklemişti. Denizler ölmüş, bıyıklar sivrilmişti. Korkak nesil
olmayacaktık. Sindirilmiş, asker – polis korkusu olmayan dik duruşlu insanlar
olacaktık. Yürüyen, isyan eden, hatta yeri geldi mi seçtiğimizi devireceklerden
olacaktık. Belki Fransız devrimi gibi. Ölecektik ama tüm dünya bizi konuşacaktı.
O zaman haber kanallarında İsmail Cem’i görüyorduk. Ne
yakışıklı bir adam? Kendiyle barışık, sonra tüm dünyayla. İnanıyoruz ona. Beyaz
teniyle masmavi bakıyor. Bütün sanatçılar destekliyor. Kanalara çıkıp
konuşuyorlar. Yılmaz Erdoğan'ın çıkıp konuştuğunu hatırlıyorum İsmail Cem’le
ilgili. Sanaçılar destekliyor ya güvenim daha da arttı ona karşı.
Sonra bir anda ne oldu hatırlamıyorum. –İnternette yavaş
bakamıyorum.-Bir anda İsmail Cem yok olmaya başladı. Kimse desteklemiyor,
inanmıyordu. Hepimiz birlik olalım, oylar bölünmesin diye CHP’ye dönük. Yani o
zaman ki halimizden daha kötü yapamazdı ya bizi. Bir kere Atatürk’ün partisi.
Birazcık ondaki akıldan onlarda varsa yırttık demek ki.
Yine ne oldu anlamadım. –Bakmak bile istemiyorum.- Bu adam
başımızda. Nasıl ya? Nereden geldi? Ben bunu hiç görmedim ya. Hatta seçim
yasaklısı? Benim kullandığım oy ne oldu?
O vakitler sesini duymaya tahammül edebiliyorum. Dinliyorum
kanallarda. Haber kanallarının bazıları tarafsız, penguen belgeseline
geçmemişler. Herşeyi net yansıtıyorlar. Bazı dedikleri mantıklı.
“Yaaa. Bizi daha kötü ne hale sokabilir ki?” dedim.
İşte bu haldeyiz. Anneme, babama kızar, korkaklıkla
suçlarken şimdi benim çocuklarım beni katillikle suçlayacak.
İnsafınız kurusun, hiç mi insanlık yok sizde? Hiç mi Allah
korkusu? Ölümü bize böyle yaşatırken hiç mi ölüm korkunuz yok? Nasıl böyle
anlamsızca açıklamalar yaparak konuşuyoruz.
Asıl suç bizde! Kullandığımız o oyda suç. Birlik olamamızda.
Milli duyguları “Yiyecek tabi.”lerle değiştirdiğimizden.
Bugünlük 41 kişi, daha önceleri daha fazlası, yüzlerce şehit
–hem de hergün-.
Çocuklarımın yüzüne bakarken onları koruyamayacak olmaktan
çok korkuyorum.
Utanıyorum…
Çünkü babam gibi kendimi savunacak bir düşüncem bile yok. “Oldu
böyle.” diye cevap verebilirim büyük enkazın arkasından. “Ama bak duble
yollarda tanklar ne güzel geziyorlar.” demekten çok korkuyorum.
20 Haziran 2016 Pazartesi
Aynı Onun Gibi
Bu dünyaya onun sayesinde gelirsin. Gözünü açtığın andan itibaren umudun, cesaretin, aşkın olur. Sarıp sarmalar, beni taşısa taşısa o taşır dersin. Yıllar geçer seni el üstünde tutan başka ele devreder. İçi gider, ağlar, "ben arkandayım, burası hep senin evin."der ve teslim olur.
Devr alan hep ona benzer. Hatta dersin ki "aynı onun gibisin." Çünkü ona benzeyeni bulmuşsundur. İlkindir, tek bildiğin, öğrendiğin. Başka ezber okumak istemezsin. Gün gelir devr alanı o yaparsın kızının gözünde.
İşte bu hep devr eder. Senin baban, onun benzeri kızının babası olur.
Babamın, eşimin, kayınpederimin başta olmak üzere herkesin babalar günü kutlu olsun.
Kim Bu Mucizenin Annesi 33. Hafta
İznin bir haftası bitti bile.
Gebeliğiminse 33.haftasına geldik. Zaman hem geçiyor hem geçmiyor sanki. Ne
zaman geldik 33’e ya da Bennu ne zaman doğdu da büyüdü de abla olma yolunda
emin adımlarla ilerliyor.
Bennu’yu doğurduğumdan
beri hep vardı aklımızda ikinci çocuk fikri. Bir ara meşhur olan “ Tek Çocuk “
furyasına hiç kapılmadık. Zaten hiç anlam veremiyorum. Bu düşüncede olanlara
sorduğum ilk soru “ Senin kardeşin var mı? “ oluyor. Eğer cevap “ Evet. “ ise
hiç kaçarı yok o kişinin ütülerim kafayı J
Yalnız kalmamalı
bence çocuklar. Kardeşliğin değerini, paylaşmanın önemini ilk önce evde
öğreniyorlar. Evde öğrenemeyenin sosyal çevrede öğrenmesi ya zorlaşıyor ya da
aşırı yaşıyor bazı şeyleri. Bu düşüncelerimi her gün birçok insan yavrusuyla
haşır neşir olup günde en az 5-6 türlü problem çözmeye çalışırken edindim.
Ayrıca hiçbir zaman bize baksınlar yaşlanınca diye bir düşüncem olmadı. Olsa
5-6 tane doğururum. Her 2 ayda bir birine giderim, ohh yolumu bulurum. Yok
tabii ki böyle bir dünya.
“ Kardeş Şart “
akımını seviyorum ben. Sosyal medyada dolaşırken birçok örnek görüyorum. Bazen
gördüğüm örnekler beni bile şaşırtıyor. Kucağındaki daha yaşına girmemiş bebe,
karnındakiyle de gebeliği yarılamış. O kadarına pes diyorum işte. Allah kuvvet,
sabır versin.
Hamilelikler arasında hem kadının beden sağlığı açısından hem de bence
yaşanılan süreci özlemek adına makul bir aralık olması lazım. Ben çok özledim
hamileliği mesela. İmrenerek, mutlulukla bakardım gebeleri. Yüzümde anlamsız,
aşırı bir tebessümle… Bazen diyordum kendi kendime acaba tekrar hamileliği
yaşamak için mi istiyorum ikinci çocuğu J
Sonra Tuna’nın geleceğini öğrendik. Ama ne öğrenmek ilk hafta yazılarımdan hatırlarsınız. Beklediğim bu değildi. Gebelik testi pozitifse hemen ultrasonda
da kese görünmeliydi. Çünkü Bennu’da öyle olmuştu. Başka türlüsünden haberim
yoktu. Bennu’daki gibi bir seyir beklerken apayrı bir durumla karşılaştım ama
her şeye rağmen çok güzeldi o duyguyu tekrar tatmak.
O ilk
izlenimden bu yana kaç gün, kaç hafta, kaç ay geçti. Birden sonraki her çocuk
arada derede öyle böyle fark etmeden büyüyor diyorlar tecrübeliler. Bence
hamileliği de buna dahil etmek lazım. Bennu’ya hamileyken sindire sindire
yaşamışım tüm duyguları. Ama şimdi paylaşıyorum hayatın çeşitliliğiyle
gebelikte yaşadıklarımı. Bennu’ya hamileyken cumartesi günü dönerdi haftalarım.
Her cumartesi sabahı kalkar, bilgisayar başına geçer, o haftanın gelişimini
okurdum. İstisnasız her hafta. Ama şimdi bildiğimden midir, fırsat bulamamaktan
mıdır aklıma gelirse bakıyorum. Bennu’dayken okulum farklıydı ve az dersim
vardı. Eve gelip uyuyup Esra Erol izlerdim. Şimdiyse evde beni bekleyen bir
kuzucuk, ben aksam 7’de anca evde oluyorum. Eve gelip kıpırdamadan 1 saat
yatmak bile nimet. Şartların farklılığı gibi gebeliğin ilerlemesi de farklı.
Belki o yüzden belki bu yüzden bu diğerine benzemiyor bu kesin.
İnsanların farklılığı ana rahmine düşmesinden itibaren başlıyor bence.
Fakültede bize en çok kavratmak istedikleri “ Her birey birbirinden farklıdır.
Bireysel farklılıklara çok dikkat etmelisiniz. “ düşüncesiydi. Bunu bir kez
daha pekiştirdim. Tuna elbette farklı bir çocuk olacak ablasından. Tekmelerinin
şiddeti, niteliği bile farklı. Fabrika aynı ama seri imalat mümkün değil J
Kim Bu Mucizenin Annesi 32. Hafta
Haftanın ilk iş günü doktora gitmekle
başladık haftaya. Çünkü beklenen an gelmiş, resmi olarak izni hak etmiştim. Bu
haftanın iki önemli olayı var aynı zamanda.
Birincisi doktor değiştirdim. Gebeliğim
kesinleşince bir sonraki doktor kontrolüne kadar karar veririz hangi doktor,
hangi hastane seçeceğimiz konusunda diye düşünmüştüm. Urla Devlet Hastanesi,
Gaziemir Devlet Hastanesi, Karataş Hastanesi şıklar arasındaydı. Eşim Sağlık Bakanlığı’na
bağlı memur. Bulunduğu birim açısından bu devlet hastaneleriyle içli dışlı.
Urla Devlet Hastanesi Türkiye’de sadece 5 tane bulunan “ Anne-Bebek Dostu
Hastane” unvanına sahip ve ilgili servis hem personel açısından hem de teknik
donanım açısından oldukça iyi. Ama bize konum olarak çok uzak. Şehir içi
ulaşımla gidebiliyorsunuz elbette ama mesafeyi, gittikçe büyüyen karnı,
gebelikten mütevellit basan afakanları hesaba katınca ne yazık ki vazgeçtik.
Gaziemir Devlet Hastanesi’ni de ulaşıma dair benzer sebeplerden eledik. Bir de
oradaki doktor hiç içime sinmedi açıkçası. Geriye Karataş Hastanesi kaldı ki
oradaki doktorlardan benim gitmek istediğim doktorun Bennuşka’yı doğurtan
doktor olması, ulaşımın kolay ve rahat olması gibi sebeplerden kararımızı kolaylaştırdı.
10. Hafta oraya başladım ama
orayla ilgimiz 28.hafta bitti. Sona yaklaşmaya başlayınca bu sefer rutin
kontrolden ziyade doğum süreci konusunda karar verme aşamasına geldik.
Bennuşka’nın doğumunda 2 gece kalmıştık hastanede. Herkes 1 gece kalırken biz
niye 2 gün o zaman için anlam verememiştik. Ama çok iyi olmuştu. İlk gecenin
sonunda kendi kendime yürüyerek çıkamazdım kesinlikle. Sonradan öğrendim ki
sezaryan ameliyatlar “ Açık Ameliyat “ statüsünde sayılmaktaymış bakanlığına
göre ve 2 gece kalmak zorunluymuş. Bu demek oluyor ki 1 gece kalınan hastaneler
işi kılıfına uyduruyorlar ve bu durum beni çok rahatsız etti. Bir de doğum
tarihi konusunda içime sinmeyen durumlar vardı. Sadece bayram tatiline denk
geliyor diye 10 gün öncesinden doğurmak istemiyorum. Başka bir doktor fikri
almak adına ve izni yazdırmak için Urla Devlet Hastanesi, gönlümüzdeki aslana,
gitmeye karar verdik. Doktorla tanıştık, görüştük. Doğumun tarihiyle ilgili
çekincelerimden bahsettim. Verdiği cevaplar beni tatmin etti ve orada o
doktorla devam etmeye karar verdik.
İkinci önemli
olaya gelirsek Bennu ilk defa Tuna’yı ultrasonda gördü. Bizim oğlan hala
gizemli. Kuzucuğum kardeşinin yüzünü, gözünü, yanağını, burnunu göremedi ama
onun gördükleri ona yetti. Doktor şurası şöyle, burası böyle deyip gelişimini
kontrol ederken Bennuşka kıkırdadı durdu. Doktor Tuna’nın kafasını ölçerken “
Aaa çok komik kihkihkih! ” deyiverdi. Çok hoşuna gitmiş olacak ki muayeneden
sonra “ Kardeşin nasıl?” diye kim sorsa “ Kardeşimin kafası çooook komik!
“ dedi J
Bu iki
olayla beraber izin işini de hallettik. Okula bıraktık ve ben artık bedenen
özgürüm. Bedenen diyorum çünkü birkaç defa daha okula gitmek zorundayım. Sene
sonu not işlemleri var. Son 5 hafta bırakmak zorunda kaldım ama notları kimseye
emanet edemem. Ara ara gidip okula halledeceğim inşallah.
Ailecek koşuşturmaya başlamışken aynı gün bir de okul baktık Bennu’ya. Benim
çalıştığım okulun arka sokağında bir anaokulu var. Hep iyi konuşuluyor okul
hakkında. Bir de biz bakalım dedik ve bizim de hoşumuza gitti. Başka bir okulun
bünyesinde olmayan kendi başına devlete bağlı bir anaokulu. 3-4-5 yaş grupları
var. Sabahçı ve öğlenci gruplar var. Bennu için sabah grubunun uygun olacağına
karar verdik. Zaten yarım gün sabah beraber çıkar, öğlen beraber gireriz eve.
Ön kayıt dönemini beklemekteyiz.
Tüm bunları bir günde yapınca haftanın geri kalanı nispeten sakin geçti.
Tuna'yı görmeye gelenlere verilmek üzere hazırlayacağım hediyelikler için,
Bennuşka’dan kalan pembikleri Tuna’ya uyarlamak için çeşitli malzemeler aldım:
kumaşlar, renkli tülbentler, keçeler, aksesuarlar. Güzel bir Kemeraltı turuydu.
Çok seviyorum Kemeraltı’nda dolaşmayı. Bir nevi terapi bana.
Haftayı küçük bir kaza
ve az biraz hastalıkla kapattık. Bennu düşme, şaşma konusunda bir dünya markası. Evin içinde düştü ve dudağını patlattı. Allah beterinden saklasın tüm
bebeleri, çocukları.
15 Haziran 2016 Çarşamba
Kim Bu Mucizenin Günlüğü 31. Hafta
Geri sayım
başladı. En az 4 ay için son çalışma haftam bu hafta. Bennuska'da ikinci dönem
3 hafta çalışıp dükkân kapatmıştım. Doğum iznim bitince de yaz tatili başlamıştı.
6 ay evdeydim toplamda. Eylül’de okula başlamayacak olsam bir " Altın Günü
" ne yazılma niyetim vardı. Aşırı dozda evde oturmuştum çünkü. Ne Müge
Anlı'sı kalmıştı ne de Esra Erol'u izlenmedik. Bir de düğün organizasyon programı
vardı o donem. Rutinlerim arasına girmişti.
Annelik Kadınlıktan Gelir
Çocuklar doğduğundan beri kendimi tuhaf hissediyorum. Yok konuşulacak başka konu yok. Kiminle bir ortama girsem konu dönüp dolaşıp aynı noktaya varıyor, bezdeki yeşil kaka.Telefon çalıyor “Şimdi nasıl emiyordu bu bebek?" soruları. Şikayetçi değilim, çokta mutlu oluyorum doğru yolda olduğumu hissediyorum. İnsanlar fikirlerimi önemsiyor ve beni sayıyorlar. Yeni çıkan makaleleri takip ediyorum sordukları sorulara doğru cevaplar verebilmek için. Baya baya çalışıyorum. Okudukça öğreniyorum, mutlu oluyorum.
8 Haziran 2016 Çarşamba
29 Mayıs 2016 Pazar
Biliyordum Bu Günün Geleceğini
Biliyordum bu günün geleceğini. Zaten hep bu günler için hazırladık onu. Arabaya binecek ananesiyle dedesiyle hiç arkasına bakmadan Akçay'a gideceğini.
Öyle zamanda gelecek ki "Ben gidiyorum anneanneme." diyecek ve alacak çantasını gidecek.
Öyle zamanda gelecek ki "Ben gidiyorum anneanneme." diyecek ve alacak çantasını gidecek.
27 Mayıs 2016 Cuma
Kim Bu Mucizenin Annesi Sinem : 29. Hafta
29.hafta benim
doğum günümle başladı. 30 bitti, 31'den yemeye başladım yavaştan. Şu bizim
meşhur Türk usulü yaş hesaplamaya göre 31 yaşındayım. Doğar doğmaz 1 yaşında mı oluyor bu çocuk diye başlayan ve dakikalarca devam sohbetlerden hep kaçmışımdır.
Anlatamazsın,inandıramazsın çünkü buna inanan kişiyi aksine.
26 Mayıs 2016 Perşembe
Dengesiz Krallık
Mesela kavgayı değil sarılmayı tercih ettik. 10 gün sonra 5 yıllık evli olacağız kavga ediyor muyuz? Evet. Ama küsmüyoruz. Hiç bir tartışmamız, atışmamız uzamıyor. O anda olup bitiyor. Birbirimize olan sinirimizi, laf sokmalarla atıyoruz. Komik, iğneyelici ve zekice. Baya baya baya giydiriyoruz birbirimize ama durum komedisi çıkıyor ortaya.
Etiketler:
Açelya,
Ben bizzat kendim,
Ecemli,
Ecemli Burakla
18 Mayıs 2016 Çarşamba
Kim Bu Mucizenin Annesi 28 Hafta
11 Mayıs 2016 Çarşamba
9 Mayıs 2016 Pazartesi
Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!
Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.
Anneler Bilir
Sonu “Allah bilir.” bağlanan "neden?" sorularına maruz kalmamızın en büyük sebebi senin herşeyi bildiğini düşünmeleri.
Etiketler:
anne,
Ben bizzat kendim,
Burakla,
ecem,
Ecemli,
Ecemli Burakla
7 Mayıs 2016 Cumartesi
Annelik Egosu
Annelik öyle bir şey
ki kadın denen canlıyı dünyadaki herşeyi ben bilirim havasına sokuyor. Nereden mi
biliyorum?
Tabi ki kendimden.
Öyle bir ego tavan yapıyor ki, sensiz işlerin yürümediğini,
canlıların sensiz bir karar alamayacağına ve hatta senden çıkan varlığın sensiz
yaşayamayacağını düşünüyorsun.
Şunu diyecek boyutta ulaştığında “Bensiz dünya bir hiç!”
İşte tam oldun anlamına giriyor.
1 Mayıs 2016 Pazar
Kim Bu Mucizenin Annesi 26. hafta
Kaydol:
Yorumlar (Atom)














