31 Ekim 2013 Perşembe

İSYEANNNNN!

Sizinde oluyor mu bıkkınlığınız? Hay ben ne yaptım dediğiniz sonrada hemen arkasından pişman olduğunuz. "Hay Allah'a şükür çok mutluyum." dediğiniz.

Çıkarmadığım Sabahlık, Pijama ve Arada Giydiğim Terlikler
Benim bu ara çok oluyor. Her şey  zor gelmeye başladı. Çok çabuk yoruluyorum mesela. Sabah kalkıyorum kocamın attığı çorapları makinaya götürüp koyduğumda, bir yorgunluk çöküyor üstüme anlatamam. Yatak bile toplamak eziyet oldu. Baktım çok sıkıyor, toplamıyorum. Tekken dediğim gibi "Aman boşver nasılsa akşama yine bozulacak" diye avutuyorum kendimi. Öğlen oluyor. Yatak odasına giriyorum. "Ay bu oda çok dağınık. Nefret ediyorum dağınıklıktan" deyip bir hışımla topluyorum yatağı.

Birde pijamalarımı hiç çıkarmıyorum. Sabahlık, pijama ve terlik. Terlik giyemiyorum kız ağzına sokuyor diye ama olsun. Fırsat buldukça geçiriyorum ayağıma. Bakkala giderken küfrede küfrede zoraki giyiniyorum. Ama saçlarımı taramıyorum. Cadı gibi gidiyorum bakkala. Allah'tan bakkal yakında, yan binanın altı. Kimseye görünmüyorum. Mümkün olsa pijamamla gideceğim bakkala.

Çok özlüyorum Akçay'ı. Annemi, babamı, kardeşimi. Çok ihtiyacım var gibi geliyor onlara. Eşim acayip ilgili bir baba, sabırlı bir eş. Ailesi deseniz melake insanlar. Torunlarına tapıyorlar. Ama annemler yok ya yalnızmışım gibi. Nazlanamıyorum, kapris yapamıyorum diye belki.

Aslında her şey doktora gittiğimde başladı. Girişteki kadın mesleğiniz ne diye sordu. Cevaplayamadım bir anda kal geldi. "Evdeyim"deyiverdim. Kadın "Hımm! Ev hanımı" dedi döndü yazdı. Sonra bir koydu bir koydu anlatamam.

Böyle başlamamıştı oysaki. Bayıla bayıla İzmir'e geldim. Akçay'daydım. Baktım iş yok. Birde kendi ayaklarımın üzerinde duracağım diye kalktım geldim İzmir'e. İşe girdim. Çok zor bir işte çalıştım. Hiç bilmediğim İzmir sanayilerini her gün arşınladım. Tam 6 sene boyunca. Hiç durmadım. Dinlemedim. Her fırsatta kaçtım Akçay'a. Tek başınaydım. Benle birlikte yola çıkan çoğu insan anasının babasının evine döndü. Ben büyük çabayla kalmaya çalışıyordum. Üniversite okumak için kardeşim geldi yanıma. Birlikte kalıyoruz. Baktım ben çok özlüyorum Akçay'ı. Onun dönecek olması beni çok korkuttu çok. Alışmıştım onla olmaya. Her annem babam gidişinde ya da Akçay dönüşlerinde ağlamaya başladım.
Dönüyorum tammmm derken eşimle tanıştım. Çok aşık oldum. Gözümde ne Akçay kaldı nede başka bir şey. Eşimi evlenmeye ikna ettik. Baya bir şirket gibi çalıştık ailesiyle. Harika bir evlilik yaptım. Aşık olduğum adamı her daim seveceğim. Sevdiğim şehir İzmir bana aşkı sundu.

Sonra çocuk yapalım dedik. Çok istiyorduk ama ben bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Yani millet 1 sene uğraşıyor. Biz ise ilk denememizde yaptık. Süperdi evren bizim çocuk yapmamızı bekliyormuş.
İşimden ayrıldım. Yani ayrılmak zorunda kaldım. Harika bir hamilelik dönemi yaşadım. Sağlıklıydım, eşim etrafımda pervaneydi. Aileler toruna ne alsak yarışına girdi.

Birde eşimle çalışıyorum kendi işimizde. Daha doğrusu ben her sabah işe gidiyorum eşim çalışıyor, ben dizi izliyordum. Son 6 senedir yapamadığım her şeyi yapıyordum. Bir sürü birikmiş kitap, dizi vardı. Hepsini bu dönemde okudum, izledim. Hiç evde gündüz kuşağını izlememiştim. Çalışıyordum. Bekardım.Kira, faturalar, kredi kartları ödemek zorundaydım. Yani sorumluluklarım vardı. Evlenince sorumluluk almaya devam ettim. Çakma sorumluluklardı. Hamilelikte hiiiçç bir sorumluluk almadım. Yan gelip devirdim popoyu. Haftaiçi alışveriş merkezlerine gittim hemde gündüz. Acayip birşeydi benim için. Hatta 4-5 kişinin bulunduğu sinema salonlarına gidince acayip sevindim.

Kızım doğdu. Bu zamana kadar güzel geçti vaktimiz. Hala da harika geçiyor. Şanslıyım onu bırakıp da işe gitmediğim için. Bırakamazdım çünkü. 2 saatliğine bırakıyorum aklım onda kalıyor deliriyorum. Çok ağladı mı falan diye. Ecem hastalanınca çok kötü oldum. Geçen cumartesi kafasını yere vura vura ağladı. Hiç bir şey yapamayınca, ağlamaları saatlerce olunca bana bir şey oldu. O ağladı ben ağladım. Eltim koştu geldi sesimizi duymuş. Uzaklaştırdı bizi birbirimizden.

Bu günlerde annemi, babamı çok arıyorum. Keşke Akçayda olsaydık diyorum. Ya da onlar burada. Bir nefes kadar yakınımda olsalardı. Belki burada olsalardı bir kaç saatte olsa sorumluluğumdan kaçabilirdim. Sıkıntı duymazdım hiç kendimle ilgili. Kızımın ilacını içirirken, biri kollarından tutardı, biri oyalardı bende içirirdim.

Hey! Doktordaki kadın ben ev hanımı değilim. Çocuk sorumlusuyum. Sen ne kadar zor iş biliyor musun? Düşmemesi lazım, bu elma suyunu sonuna kadar içmeli, bezini değiştirmeliyim pişik olmasın. Hep stres. Bir canı büyütmeye çalışıyorum. Parayla oynamak gibi değil. Para her zaman kazanılır. Sen suratsız oldun mu o da senden daha suratsız oluyor. Birde bu iş 24 saat sürüyor. İşten geldikten sonra telefon çalınca deliren ben, gece 5 defa emzirmeye kalkıyorum uykumun en tatlı yerinde. Ben bu dünyadaki en zor mesleği yapıyorum anladın mı? İlla bir ünvan istiyorsan ANNEYİM.



25 Ekim 2013 Cuma

Şimdi Kendim İçin Bir Şeyler Yapma Zamanın Sonucu

Doktorla görüşmem süper geçti. Bir sürüde şey öğrendim. İyi ki doktora gitmişim baya rahatladım. En azından o gördüğüm tuhaf rüyalar kayboldu. İstediğim tüm soruların cevabını daha sormadan aldım. Ben böyle doktorları seviyorum. Bana güven veriyor. Doktor dediğin tahlillere bakıp bakıp  "Hımmm. Hımmm." dememeli. Çünkü insan kafasında kuruyor. Dünyadaki en beter hastalığa yakalanmışsın gibi hissediyorsun. Konuşmalı, anlatmalı, gözünün içine bakmalı.

Sabah büyük bir heyecanla hazırlandım. Nasıl bir stres nasıl bir stres anlatamam. Bu stres birazda bana asabiyette yaptı. Kahvaltı bile edemedim. Ecem'i de iyice doyurup bıraktım. Allah'ım doktorun muayeneye gidesiye kadar yol bitmedi. Ben önde kayınvalidem ve eşim arkamda. Koşturttum biraz onları.

Sonunda bulduk yerini. Bilgilerimi falan aldılar. Beklemeye başladık. Randevum 10:30'daydı ama biz 11:30 'da girebildik. Doktor o gün yurtdışına çıkacağı için çok yoğunmuş.

Girmeden önce biraz geç kalındı diye söylenmeye başladık. Birde Ecem'i de yengesine bıraktığımızdan aklımızda onda, streste üstüne binince konuşuyor insan. Tam biz hemşire ile konuşurken içerideki hasta çıktı. Kanser hastasıydı, peruklu, bizden oldukça stresli bir bayan çıktı. Kendi kendime bir kızdım. Yani benim durumum onunkinden daha iyiydi ve dakikalarla yarışıyordu. Elbette benden daha çok soracak sorusu olacaktı.

Meme Hücreleri, Fibrodenom Hakkında Doktorumun Anlattıkları


Normal Memeyle Fibrodenomlu Memenin Farkı

Dünkü yazımda bahsettiğim gibi doktorum çok anlatmayı seven biri. Bu benim için süper bir şey. Yıllardır bu fibrodenomlarla uğraşıyorum kimse tam anlamıyla ne olduğunu hiç anlatmadı. İnternette de çok farklı görüşler var. Sanki cerrahlar bu konuda ikiye ayrılmış gibiler.


İçi hücre dolu kist. 

Kimi alınması iyi diyor kimi sakın elletme diyor. Yani her doktorun görüşü farklı. Doktorumun bu konuyla ilgili anlattıklarını sizinle paylaşmak istiyorum. Açıkçası ben kendisine çok güvendim. Böyle bir durumunuz varsa gerçekten iyi bir doktora gözükmek gerekiyor. Doktorun tek dediği şey ihmal kesinlikle yapılmamalı.
Dün bahsetmiştim, doktorda sıramızı beklerken bir kanserli hasta vardı. Doktoruma geldiğinde kadın bir nohut büyüklüğünde bir kisti varmış. Doktorum alınması gerektiğini ve patolojiye gönderilmesi gerektiğini söylemiş. Kadın ameliyat olmaktan korkmuş. Bir sene sonra kanser tüm memesini sarmış. Doktorum acı bir kelimeler sarf etti "Eğer ilk geldiğinde alsaydık. Sadece basit bir cerrahi müdahale olacaktı. Yaşamı uzun olacaktı. Şimdi ise ömrünü uzatmak için çaba harcıyoruz." dedi. Bu kelimeler içimi acıttı.

22 Ekim 2013 Salı

Soran Anne'nin Bepanthol Pişik Merhemi Deneyimleri

Anne olmanın en zor kısmı "herşeyi düşünmek, düşünmek, düşünmektir."
Ne zararlı ne yararlı bilmek, bilmeye çalışmak, araştırmaktır.

Belki de bunlardan ötürü "Sormak, bilmemekten iyidir" dedim, Soran Anne olmayı seçtim.
Kendim için de ailem için de aşırı şekilde kozmetik ve benzeri ürünler kullanmamaya çalışıyorum.

Ama bu faydalı, sağlıklı ve yaşam kalitemizi yükseltecek ürünleri bulduğumda almama engel değil tabii ki. Pişik, iki kuzulu bir anne olarak evimizin önemli konularından biri.

Elif 3 aylıkken ağır bir ishal geçirdi. O zamanki aşırı faaliyet döneminde ne yazık ki pişik oldu. (günde 8-10 kere kaka yapıyordu.) O zamandan beri iyi bir ürün hep araştırma listemdeydi.

Ama Kerem’de bunu yaşamadık. Çünkü bu konuda artık bir desteğimiz var.
Benim “az ve öz” listemde olan, evimizin her daim bulunanlarından “Bepanthol Pişik Merhemi”nden söz etmek istiyorum.

Şimdi Kendim İçin Birşeyler Yapma Zamanı

Son 6 ayım tamamiyle kızıma adamış durumdayım. O uyanınca uyandım, o emdi ben doydum. 2012 hazirandan beri yasaklarlayım. Hamile kalmadan önce, hamile kaldım, şimdide emziriyorum. Yani bir buçuk senedir kendim için neredeyse hiç bir şey yapmadım.
Kendim için yapacağım şey de sağlığımla ilgili. Mememde büyük bir mastit var. Bir memem bana ait, diğeri Pamela  Anderson'a. Kendi cumhuriyetini kurdu, kafasına göre ateşimi yüksetiyor, üstü kızarık, kıncal kıncal damarlar çıkıyor. Üstü ateş gibi, bir yumurta pişirilebilir.

Benim mastitin bildiğiniz mastitlerden değil. Mememdeki fibrodenomdan dolayı memem tam boşalmıyor. Yani benim doktorlardan anladığım bu. Hepsi aynı şeyi söyledi. Birde sadece baktılar şöyle bir baktılar "Bu antibiyotiği kullan. Devamlı sağ geçer. Emzirirken birşey yapamayız" dediler. Sağıyorum doktorların dediği gibi, sütüm daha çoğaldı. Yataklar çürüyecekti neredeyse.Akıyor devamlı. Kızı tek memeden besliyorum. Birşey değişmiyor. Makinaya bağımlı yaşamaya başladım. Neredeyse yemek yerken bile sağacağım. Sinir geldi üstüme. Bir damla bir damla daha. Kaç damlada doluyor diye saymaya başladım. Kızı emziriyorum uyuyor, oturuyorum makinanın başına. VOŞTİK-VOŞTİK. Geceleri uyanıp bile sağdığım oldu. Çünkü memem deli gibi acıyordu.

Sıyıracaktım ki süt kızım oldu. Derler ya her şerde bir hayır vardır. Benimki de öyle işte. Mememde bu mastit oluşmasaydı, güzeller güzelli süt kızım olamayacaktı. Bu mutluluğu yaşamayacaktım. Sütümü sağmak anlamlı oldu.

Sanki biraz iyileşti gibi geldi. Sabah akşam sağmaya başladım. Hemde vakit bulamıyordum. Çünkü Ecem daha az uyumaya başladı. Oyun oynamak, yanında olmamı istiyordu. Kucak aşkı da arttığından dolap beygiri dolanıyorduk evde.

18 Ekim 2013 Cuma

Benim Kahramanım Sensin

Farkındayım anne olduktan sonra iyice duygusallaştım. Televizyonda gördüğüm her şeye ağlar oldum. Bu sefer gerçek bir ağlama sebebim vardı. Bu gece Okan Bayülgen'in programında cesur anneler gördüm. Onlar ağladı ben ağladım. Bir çok konu geçti programda benim aklımda kalan iki şey kaldı. Birincisi Melis'in annesiyle Gamze annenin ağlayarak konuşması. Yaşadıkları durum faklıydı. Birinin çocuğu hastaydı, diğerinin kendisi. İkisininde tek ortak noktası vardı çocuklarını bırakmak istememeleri.

.
Bazı şeylere ağlamak çözüm değil. Mücadeleyi bırakmak mümkün değil. Savaşmak gerekiyor. Ağlamanı görmemeli evladın. Benim kızım şimdi kendi yatağında uyuyor. Onu hastane yatağında uyuduğunu gözümde canlandıramıyorum bile. Gecede 10 kere üstünü örttüğüm, çoğunda nefesini kontrol ettiğim kızım azrail ile savaş verdiğini düşünmek bile kötüyken, o yürekli anneler yaşıyor bu korkuyu. Cesur anneler, kahramanlık savaşı veriyor kansere karşı.

İkinci aklımda kalansa çocuk kanserlerinin belirtileriydi. Çocuk kanserlerinde anne, babaların ve öğretmenlerin  dikkat etmesi gereken belirtiler var. Çünkü çocukluk çağı kanserlerinde belirtilerle teşhis edilebiliyor. Taraması yok ancak belirtiler ortaya çıktığında doktorlar tarafından tespit edilebiliyormuş. Küçük bir dikkatimiz hayatımızı değiştirebilir.

6 Ekim 2013 Pazar

Annelik Cesaretimi Değiştiren Özlem Kaymaz'ın Hikayesi

Bütün evde olduğum için devamlı televizyon izliyorum. Cuma günü Gülben Ergen’in programını izledim. Keşke hamileyken de böyle programları izleyebilseydim.Anne olmak için ne kadar cesur olmak gerektiğini anlattı bana.

Programın reklamlarını izlerken hiç duymadığım bir sendromu duydum. Çok güzel bir erkek çocuğun annesiyle verdiği yaşam mücadelesinden bahsediyordu. Özlem Kaymaz, eski güzellik kraliçesi ve manken. Oğlunu nasıl hayata bağladığının hikayesini kendi ağzından dinledim. Oğlu nager sendromluymuş. Çok etkiledim. Günlerdir rüyalarımda görüyorum resimlerini. Mücadelesini dinledikçe cesaretlendim.

Ultrasonun faydasını burada bir kez daha anladım. Hamileliğin de ilk parametrik ölçümlerde hiç problem yokmuş. İlk hamileliğini sorunsuz geçirdiğinden ayrıntılı olarak incelememiş doktorlar. Yurt dışında ultrasona girmek çok zormuş Herhangi bir anormallik yoksa gerek duymuyorlarmış. Hollanda’dan daha iyi bir durumdaymışız bu konuda. amiyosentez sıvısı 7 aydan itibaren birden fazlalaşmaya başlamış. Karnı o kadar çok büyümüş ki acısı dayanılmazmış. 8. ayda erken doğum gerçekleşmiş..

Bebek doğduğunda ameliyathane birden sessizleşmiş. Doktorlar o anda  fark ediyor bebeğin anormal olduğunu. Parmaksız, çenesiz doğuyor. Çenesi olmadığından suyu içememiş bu yüzden amiyosentez sıvısı artmış. 6 saat boyunca pompayla yaşatmışlar.Çenesi olmadığından nefes yolu kapalıymış. Bu şekilde hayatını kurtarmışlar.  Bu 6 saat boyunca bebeği göstermemişler anneye. Başka bir hastaneye nakledilmeden önce Türk bir hemşire Özlem Kaymaz’ı bebeğinin yanına götürmüş. “İlk ve son kez bebeğini öp.” demiş. Düşünebiliyor musun bir hemşire size böyle diyor? Aklına neler gelir o anda. Özlem Kaymaz bir melek gördüğünü söyledi. İşte annelik böyle bir şey. Tüm kusurlarına rağmen bebek senin etin kemiğin.

3 Ekim 2013 Perşembe

Dün Gece Muhallebi Kafasından Anladıklarım

Dün gece sabaha kadar Okan Bayülgeni izledim anladığım şu ki;

Her Üründe GDO var. . Sebzelerde en çok katkı bulunanlar ise çilek ve domates. Yani dometesi ve çileği zamanında yememiz gerekiyor. Kışın domat yemek yok :)

Hangi ürünlerde GDO ürünler var derseniz mısır, soya, pamuk ve ayçiçeğide bulunuyormuş. Örneğin mısırdan 600, soyadan 900 ürün üretiliyormuş. Bunların çoğunu günlük hayatımızda hep kullanıyormuşuz. Ama bilmediğimiz bir çok ürünün içinde olabiliryorlarmış bu yüzden ürünlerin arkasını okumalıymış.
Ayçiçeği dediği bizim bildiğimiz çiğdem, günebakan, gündöndü(hangi yöre ne diyorsa artık) mü? Yapamayın bunu bana en sevdiğim şey. Herşeyden vazgeçerim senden asla vazgeçmem çiğdemmm!

Bazı gıdalar yüzünden midemiz zehirli maddeler üretiyormuş. Bunun sebebi GDOlu ürünlermiş. Bu zehir tarımsal zehirmiş. Bu tarımsal zehirler daha önce insanlar birbirini zehirlemek için kullanırlarmış.Çocuklarımızın birçok sevdiği üründe bu katkı bulunmaktaymış.


Çocuklarımızı şekerden uzat tutmalıymışız. Bu mümkün değil ki biz ebeveynler olarak uzak duramıyoruz. Kadınlarda aylık döngünün olmaması gerekiyor bunun için. Çikolata, cips, şekerleme yedirilen çocuklar sağlıksız oluyorlar ve kilo alamı yavaşlıyor. Başka yiyeceklere istekleri azalıyor. Vakti geldiğinde yemek yemeği reddedebiliyorlar. Obezite oranları artıyor. Çikolata şekerleme haftada en fazla 2 kere verilmeli ve bitter çikolatayla ilk olarak tanıştırılmalılar. Cips hiç yedirilmemeli. Cipsi kendimiz yapmalıymışız. En uygunu fırında pişirilmeli yada bir kerelik yağda pişirilmiş olmalıymış.

1 Ekim 2013 Salı

Kış Geliyor Kızım

Merhaba Kızım, kış geliyor. Yağmurlar, karanlık günler başlıyor. Her gün bir diğerinden soğuk olacak. Kış için sana bir kaç uyarım var.

Yağmurlu günlerde seni arabasıyla ıslatmaya çalışan insanlar var. Şemsiyeni başının üstünde değil bacaklarında tutacaksın çoğu zaman. Otobüsler dolu, taksiler hep seni es geçecek. Durakların içi  tıklım tıklım ve ıslak olacak. Sabah kalıp perdeyi açacaksın ve karanlıksa o gün seni hiç bir şey mutlu edemeyecek. Yağmur seni delirtecek bir gün içinde 3 kere ıslanıp 2 kere kurayacaksın.

Dolabının karşısına geçip hem kısa kollu hemde uzun kollu giymek isteyeceksin. Çoğu zaman yanlış karar verip ya terleyeceksin ya üşüyeceksin. İkisinin sonunda hasta olup theraflu, adaçayı ile arkadaş olacaksın. Burnun kıpkırmızı olacak, dudakların kuruyacak.

Her yerde şemsiyeni unutacaksın. Farkettiğinde yağmur yağıyor olacak ve o cani şemsiyeciler şemsiye fiyatlarını iki katına çıkartmışlar ellerini avuşturarak seni bekliyorlar. Küfrede küfrede mecburen o dandik şemsiyeyi alacaksın.
Öyle günlerde olacak ki yağmur yağsada şemsiyenin altında bir tek biz olsak diyeceksin. Aşık oldun mu kış gibisi yoktur.. Battaniyenin altında sımsıkı sarılacak biri varsa kışlar en güzel mevsimdir.

Birde kışın yağan kar var. Bir çok damla yağmurun birleşmesi. İzmir'de pek tanışmıyoruz kendisiyle. Bir kere gördüm o günde zaten her iş yeri tatil oldu. İki damla karla küçüçük kardan adamlar yaptık. Ben pek sevmiyorum karı. Benim için bir kaç yıl öncesine kadar yerden biten birşey gibiydi. Yağdığını 20 yaşında gördüm ilk defa. Belki sen sevdirirsin bana karı.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Ya Kötü Anne Olursam



Bizim araban böyle kelebekeler çıkmıyordu.

Dün Ecem doğduğundan beri en zor günlerimden berini yaşadım. Annemle hep hayalimizdi. Eylülde İzmir'e gelecek, kızı arabasına koyacağız oooo durmadan gezeceğiz. İlk gezmemizi uygulayalım dedik dün. Ecem uyudu, uyandı, karnını doyurdum. Koyduk arabasına. Göztepe'ye doğru yola çıktık.



İlk 10 dakika sorun yoktu. Biraz esmeye başladı. Birde biz puset arabasını kullanıyoruz. Araba koltuğunda durmadığından ona geçtik.Dışarı bakıyor ya yüzü "Hadi çocuk üşümesin ceketini giydirelim" dedik. Aman seninki başladı ağlamaya. Ceketini giymeyecekmiş. Sıkıntılı hatun. Sıcak geldi galiba söyleniyor. Hemde ne söylenmek. IIGGGIIGGIIGGGIIGGAAOOOUUAAOOO! Diye bağırmaya başladı. Çıkarttım ceketini. Ceketi 10 dakika kaldı kalmadı üstünde.   Durmuyor. Pusette dönmeye çalışıyor. Yürüyoruz sanki bütün sokaktakiler bize bakıyormuş gibi gelmeye başladı. İçlerinden "İki kadın bi çocuğa bakamıyorlar" diyorlar. Stress oldum.

Yakında bir Burger King vardı oraya oturduk. Emer belki uyur diye düşünüyoruz. Emmiyor arabada durmuyor. Biz yemek yerken bizi bir izleyeyişi var. Açmış gibi bakıyor bizim yüzümüze. O bakışlarına bizi bir aldı gülmek. Gözlerimden yaşlar geliyor. Sinirlerim bozuldu gülerim de ben.Eline verdim patatesleri koydukları keseyi. Resmen yiyor, yalıyor. Çok hoşuna gitti. Biraz sakinleyince çıktık biz yine yola. 10 adım atmadık başladı yine söylenmeye. Ne olur ne olmaz diye ben kanguruyu da yanıma almıştım. Kanguruya koyduk orada da durmuyor. İlk defa kanguruda durmadı.

Neyse ben kafamı uzaklaştırmaya çalışıyorum kızdan. Mağazalara bakıyorum falan. Çocuk huysuz. Sakinleştirmeye çalışıyorum kendimi. "Herkesin başına gelir bu. Bir senin çocuğun değil sokakta ağlayan" diyorum kendi kendime. Başka bebek arabalarına bakıyorum. Hiç birinin bebeği ağlamıyor. Ya uyuyorlar yada bakınıyorlar.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Süper Anne


Anne  olunca 5 duyun ve 6. hissin o kadar çok gelişiyor ki. İnanamıyorsun. O doğuyor ve sen hayatı boyunca ki süper kahramanı oluyorsun. Süperman gibi müthiş gözlerin, spirderman gibi kötü anları anlayan bir hissin, daredavil gibi kulakların, hulk gibi güçlü kolların oluşuyor.

Duyma duyun: Bu duyunun ilk çalışmaya başladığı yer ameliyathanede, karnından çıkarttıkları anda görevine başlıyor.

"Ağlıyor ağlıyor benim kızım ağlıyor. Ciğerleri tam çalışıyor" deyip içinden, başlıyorsun ağlamaya.
Sonra bu duyun öyle kendini aşıyor ki yataktaki pozisyonunu bile tahmin edebiliyorsun.

"Hımm. Şimdi sola döndü." 
"10 dakika daha uyuyabilirim. Uyanmasına az kaldı".
 Gibi kelimeler söyleyecek kadar geliştiriyorsun.
 Bazen duyunu gece karanlıkta kalktın mı nefes alışverişini dinlemek için kullanıyorsun. "Aman iyi yaşıyor." diyorsun. Sonrada tilki uykuna devam ediyorsun. Öyle hafif uykular uyuyorsun ki ben o       uykulara kuş tüyü uykular diyorum.

Sonra bebek büyüyor. Büyüdükçe kaka sesini çıkarması büyüyor. Ne kadar gazının olduğunu tahmin ediyorsun. Bazen öyle kaka sesi geliyor ki bebekten " Beline kadar çıktı kaka. Ben sesinden anlarım" diyorsun.
Hapşırıyor. Hapşırığın sesinden hasta olup olmadığı, tozdan hapşırıp hapşırmadığını bir doktor kadar teşhis edip, müdahale ediyorsun.
Penguenlerin ki gibi oluyor bu duyun, 100 çocuk ağlaması arasında kendi çocuğunun ağlamasını tanıyabiliyorsun.

16 Eylül 2013 Pazartesi

Anne Olunca .... Asla Yapmayacağım.(Part 1)

Anne olunca .... asla yapmayacağım. Hamileyken bu kelimeyi çok kullanıyordum. Tükürdüğünü yalamak diye deyim var ya  işte buna denir diyorum içimden. Hemen hemen her dediğimi yuttum. Çok çaktırmıyorum şimdi. Belki dediğim insanlar arkamdan laf ediyordur ama bana nee. Bilmiyordum yaşamamıştım ondan öyle diyordum. Dediğimi ilk yuttuğum durum.

 Annem beni sallayarak büyütmüş. Ananem bayılırdı ayakta sallamaya. Koca kız olmuştum "Gel yat ayaklarıma sallayım seni" derdi. Fena sallamışlar ki şuanda bile uykum geldi mi sallanmaya başlıyorum.



O yüzden diyordum ki ;"Anne olunca ayakta asla sallamayacağım" Ben bu kelimeyi nasıl söylemişim aklım almıyor. Ayakta sallamak en kurtarıcı şeymişte ben salakmışım :D. Sırt ağrılarımdan kurtuldum bu sayede. Sırt ağrılarının tek çaresi ayakta sallamakmış.

12 Eylül 2013 Perşembe

Şu Dişler Yok Mu Dişler?

Hamileyken hep okuyordum. Hamile kalmadan sosyetik anneler çıkıp anlatıyordu "Önce mutlaka sırt, bel ve kol kaslarınızı geliştirin" diye. Yok artık diyordum. Badici miyim ben çok saçma. Yürüyorum işte daha ne yapayım diyordum. "Elinize küçük su şişeleri alın öyle yürüyün" diyordu röportajlar. Tınlamadım. Keşke dinleseymişim.
Doğum yaptım. Kız ağlıyor. Hemen koşuyordum yanına. Aman ağla mısın diye uğraşıyordum. Büyükler hemen kızıyordu. "Alma kucağına alışmasın. Sonra çok çekersin çok." diyorlardı. Bir bakıyordum. Kız ağladı mı o büyükler benden önce koşuyordu yanına. Ağlamadan büyüdü kız. Çok mutluydum. Kızımın ağlamayı bilmediğine seviniyordum.


Ecem 2 aylık oldu. Benden bir kaç ay önce anne olanlar." Ayyy diş dönemi yaklaşıyor. Biz çok çektik. Çok uykusuz oluyorlar. Bak görürsün. Bu uyku düzeni bozulur onun" diyorlardı. Beddua mı ediyorlardı yoksa uyarıyorlar mıydı anlamıyordum. Takiiii son iki gündür hepsinin ne dediğini anladım.

Şimdi diyorum ki keşke yürürken elime bir litre su şişesi alıpta yürüseymişim. Ne bileyim ben bu kadar saat kucağımda taşıyacağımı. Okuduklarımda demiyordu. "Çok kucakta taşıyacaksınız kas yapmalısınız." diye. Hoş deselerdi abartıyorlar derdim o zamanki aklımla.

Kucakta taşıma konusunda yapacak bir şey yok. Bütün bir yaz çok kalabalıktaydı kuzum alıştı. Bende çok itiraz etmedim. Sevilerek büyüsün istedim. Şöyle düşünüyordum "Kaç ay durabilir ki kucağımda. Büyünce sarılma bana diyecek. Şimdi doyasıya kucaklayım" diyordum. Hala aynı şeyi düşünüyorum. Ama o süre çok zor geçiyormuş. Keşke kas yapsaymış kas. Herkesi ikaz etmeye çalışan o sosyetik anneleri dinleseymişim.
Diş konusu son 3 gündür çok acı bir şekilde yaşıyoruz. Ağlatmamak için uğraştığım kuzum gözünden yaş gelerek ağlıyor. Kaşıntıdan uyuyamadığı için uykusu başına vuruyor ve ağlamaya başlıyor. Ağlamasın diye kucakta taşıyorum. Salı günü o kadar çok taşımışım, ikimizde o kadar çok yorulmuşuz ki akşam sızdık kaldık Ecemle. Eşim ayırdı bizi.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Fotografik Hatıralar :) Blogger Anneler:)

Blog yazmaya yeni başladım. Kendimi blog yazan annelere tanıtmak ve onlarla tanışmak adına bana destek olan Blogger Anneler bloguna ve Fotografik Hatıralar teşekkür ediyorum.

http://blogger-anneler.blogspot.com/

http://blog.fotografikhatiralar.com/

Benim gibi yeni bir anne ve blog yazarı olmaya çalışıyorsanız. Bu iki linki tıklayabilirsiniz.

10 Eylül 2013 Salı

Anneme göre

Ben anneme göre hala anne değilmişim gibi. Benim büyüğüdümü bir anne olduğumu kabullenmiş değil. 29 yaşında, uzun zamandır evden uzakta, çabalayan biriyim ama hala onun kuzusuyum. Kuzunun kuzusu oldu hala koyunluk mertebesine erişemedim.

Bu durum hoşuma gitmiyor değil. Annemleyken Ecem'in biberonu gibiyim. Emziriyorum hoop anneme veriyorum. Gazını çıkarıyor, oynuyor ve sonunda uyutuyor. Ben neyim iki ayaklı süt makinası. Öyle anlar oluyor ki çocuğumun olduğunu unutuyorum.

5 ay geçti.Ben tutamazmışım gibi geliyormuş ona. Ayşegül tatilde serisine benzer bir serinin baş karakteri gibiyim. Küçük Anne Açelya. Yirmili yaşın sonundayım başka yaş kalmadı. Ağzı dolduran OTUZ yaşında gireceğim, bilim adamlarının yaptığı istatistiklere göre en ideal kadın yaşına adım atacağım. Annem bana her sabah "kahvaltını ettin mi?" diye soruyor.Bazen bir şey oluyor açamıyorum aradığında, çocukluğum ya ben kızı falan emziriyor oluyorum. On dakika sonra kardeşim arıyor bezgin bir sesle "Abla annem aramış seni.Açmamışsın. Merak etmiş. Arada sesi duysun." Aynısını kardeşime de yapıyor. Kardeşimin suratı asık oluyor. Annem soruyor "Bir şey mi oldu" diye. Kardeşim tersliyor. Hemen beni arıyor. "Sor bakalım nesi varmış. Ama bilmiyormuş gibi yap. Tamam mı?"

Şimdi ben anneme kızıyorum ya, sonunda bende onun gibi olacağım. Çünkü evham bulaşıcı bir şey anladım. İçime evham canavarı kaçtı. Kızı gece kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol ediyorum. Üşüdü mü diye ayaklarını dudaklarıma götürüyorum.

9 Eylül 2013 Pazartesi

Ecem'in İlki: Denize Girişi

Aile olarak deniz hayatımızda büyük yer kaplıyor. Ben Akçay'da eşim Urla'da büyümüş. Bütün bir yazları ikimizde kömür karası olarak geçirmişiz. Kayınpederim balıkçı. Teknesi var balığa çıkıyor. Eşimde ve babam amatör zıpkın balıkçısı. Yazın deniz bizim hayatımızın odak noktası oluyor. Yani Ecemin denizi mutlaka sevmesi gerekiyor. İlk banyo yaptırdığımızda suyu çok sevdi. Ama birazcık korkmuştu. Normal diye düşündüm. İkinci yıkamamızda filenin kaymasından dolayı ağlama ve ciyaklama başladı. Bir korkum bir korktum ya suyu sevmezse. Denize girerken ciyaklayan bebelerden olursa diye. İkinci gerçek dünyandaki suyla tanışınca çocuğu korkuttuk diye yedim bitirdim kendimi. Sonraki yıkanmalarını kucakta sıkı sıkı sarılarak sudan korkutmadan yaptık. Bayılmaya başladı suya.


 Yaz geldi sıcaklar bastı. Çocuk İzmirde pişik olmaya başladı. Kalktık gittik Urlaya. Hem serin hem rahat. Ben sadece emziriyorum gerisini dede, babanne, yenge, amca hallediyor.

Denize sokalım demeye başladılar bana. Ama havalarda serin gidiyor. Urla uçuyor zaten. Temmuza kadar sokamadık Ecemi denize. Aman üşür. Aman çocuk uslu gidiyor keyfini kaçırmayalım diye.

Bir akşam otururken "Denize sokamıyoruz bari çocuk havuzunu deneyelim" dedik. Bir çocuk havuzu aldık. Bizim ki delirdi.

Havuzu gördüğü an başlıyor bacakları deli gibi çırpmaya. Çıkartığımız zaman ağlıyor havuzdan.

Temmuz ayında doktorumuza kontrole gittik. Denize girebilirmi diye sorduk. Doktorumuz aşılar tamamlanmadan sokmayın, ağzından burnundan su kaçmasında dedi.

7 Eylül 2013 Cumartesi

Emzirmek Bir Sanatır :-) - Emzirme Pozisyonları

  Göğsümdeki rahatsızlıktan beri garip bir emzirme pozisyonuna sahibiz. Ecem göğsüme karşı dik oturup, bacaklarını bacak aramdan geçirip emiyor. Yan yatmıyor. Ayyy nasıl anlatsam size bilemiyorum? Görmeniz lazım. Kucak kucağayız anlayacağınız. Bizi uzaktan gören ya sarılıyor zannediyor yada Ecem'i uyuyor.Her gören "Böyle mi emiyor bu? Burnu tıkanır bunun böyle emzirme" deyip durdu.


Bu bebeklerin tek olduğunu düşünün. Hıh bizim pozisyon bu.

Bu pozisyon ilk zamanlar zevkliydi. Hoşuma gidiyordu. Çok rahat gazını çıkarıyordu. Gözlerini kaldırıp bana bakıyordu. Ama büyüdükçe işin şekli değişti sığmıyor göğsümle bacağım arasına. Kucak pozisyonuna geçtim. Öyle olunca kızdı. Memeyi kapamadıkça hırslanıyor sinirleniyor bir öfke bir öfke. Ben ne yaptım cin fikirli anne olarak? :) Ayağa kalkıyordum yavaş yavaş memeye indiriyordum ve dik bir şekilde memeye kavuşuyordu. Sonra yavaşça koltuğa oturuyordum. Biz bu emme şeklini dışarıda, misafirlikte her yerde yaptık. Baktım olmuyor. Sırtım mahf oldu. Ayaktayken düşüreceğim korkusu yaşıyorum. Emzirme pozisyonlarını araştırmaya başladım. Benim yorumumla emzirme pozisyonları. Hepsini denedim :D


Klasik emzirme pozisyonu (kucaklama pozisyonu): Kızıma da alıştırmaya çalıştığım pozisyon. Dışarıda yada arabada isek bu pozisyonda emziriyorum. Çok aç olduğunda yada memeyi rahat yakaladığında bu pozisyonda rahat emiyor. Bu bana göre en güvenli pozisyon. Ecemle göz teması kurabiliyorum. O beni okşuyor ben onu sevebiliyorum. Hemde rahat. Beni emerken bende facebook, twitter rahatlıkla geziyorum. Çünkü bir elim boşta kalıyor. Bu pozisyonun bana tek dezavantajı sütüm tazyikli olduğundan bebek tıkanabiliyor kaldırmakta güçlü çekiyorum.

6 Eylül 2013 Cuma

En Güzel Şey Emzirmek


İlk emme çabalarından biri kızımın.

9 ay boyunca sütümün olup olmayacağını düşünüp durdum. Ailemdeki kadınların hemen sütleri kesilmiş. Bizim ailenin kadınları çok hassasta hemencecik sütleri kesiliveriyor :) Annemin sütü varmışta bize yaramamış. 4 ay emmişiz kardeşimle o kadar. Annemin anlattığına göre ananem çok sütü var diye övünür dururmuş. Ama bizimkilerin bebeklik fotograflarını bir görseniz kim bu iskeletler dersiniz. Kendince sütü varmış ama bebeklerin karnında şişkinlik yapmaktan başka bir işe yaramamış. Bütün bir 9 ay boyunca "Aman stres yok. Hep protein yiyeceksin. Ama öyle abartma kiloda iyi değil. Aman sakın."

Kuzenler anlatıyor bir bir sütlerinin nasıl kesildiğini. "İşte o bana buna dedi. Ben bi üzüldüm. Sabah bir kalktım sütüm yok." Allahım ben nasıl korktuysam artık doğum korkusundan çok sütün gelmeyecek korkusu var içimde. Hamileyken sabahları kalkıyorum göğüslerime bakıyorum. Onlarla konuşuyorum. " Bu kadar büyüdünüz. Bari sarkmanıza değsin. Süt verin" falan diyorum.

Uzun çabalar sonunda doğurdum. Nasıl ağrım var anlatamam(sonra anlatıcam :-)). Kızım ağlıyor. Hemşire geldi "Emmesi lazım bebeğin" dedi. Aklımda bile değil sütüm var mı yok mu ağrıdan? Birde epiduralden titriyorum. Kızımı göğüsüme dayadı. Allah'ım sütüm var. Bir emiyor bir emiyor anlatamam. O emiyor ben kokluyorum. Kızım emdikçe ağrımı unutuyorum. Bütün herkes başımda emmesini izliyor. Herkes ağlıyor.Tüm ağrılarım geçti o emerken. Emmesi bitince ağrılarım tekrar başlıyordu ama o ayrı. Sütüm geliyordu benden mutlusu yoktu.

5 Eylül 2013 Perşembe

Karnında Taşımakla Anne Olunmuyor.

   Dün bir aile öyküsü anlattılar. Öykü diyorum çünkü hala gerçek olabileceğine inanamıyorum. Aile taşıyıcı anneyle ikiz kız bebekleri oluyor.

   Evlenmelerinin ikici senelerinde kadın kadın hastalıklarından rahatsızlanıyor. Ciddi bir ameliyat geçiriyor. Ameliyat sırasında doktor kadında bulunan yumurtaları dondurulması için alıyor. İlk önce aşılama yöntemini deniyorlar. Kadın ameliyat sırasında rahmi etkilendiği için bebekleri tutunamıyor. En sonunda taşıyıcı anneyle bebek sahibi olmaya karar veriyorlar. Zaten işin tuhaf tarafları bundan sonra başlıyor bana göre.

   Aile taşıyıcı annenin 9 ay boyunca tüm mutfak masrafını, doktor masrafını herşeyini karşılıyor. Aile, taşıyıcı anneye 9 ay boyunca 40.000 TL'ye yakın para harcıyorlar. Birde bunun yanında taşıyıcı annenin tüm kaprisini çekiyorlar. İnsanlar kadının tüm isteklerini yerine getirmiş.Buna rağmen kadın aileye bir çok hakarette bulunuyormuş.Türkiye'de yasal olmadığı için aile kadının tüm nazını kaprisini çekmişler. En son taşıyıcı anne "Alın bebekleri, ben doğurmak istiyorum" diye bağıyrıyormuş Bu söylediğim en kibar cümlesiymiş kadının.

   Nasıl bir psikoljideyse kadın artık. Yani anlıyorum senin bebeklerin değil ama senin içinde hareket ediyorlar. Senin kanınla besleniyorlar.Senin nefesinle yaşıyorlar. Bir gram da mı sevgi yok içinde bebeklere karşı? Neyse zor bela geçirmişler 9 ayı.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Nasıl Süt Anne Oldum?


Biz Koca Bir Süt Aileyiz

   31-07-2013 tarihinde hayatımın en ilginç ikinci duygusunu yaşadım. İlk duygu kızımın sağlıklı bir şekilde doğurmam ikincisi de süt kızımın sütümü kana kana içmesi. Artık benim süt kızım var.
    Çok büyük konuşmuşum sütümü hiç sağmayacağım diyordum. İş sağlık olunca sağmak zorunda kaldım. Sağ göğüsümün dolu kalmaması gerekiyordu ve bu yüzden sağmak zorundaydım.

   Sağıyorum sütleri sağdıkça çoğaldı. Sağdıkça süt poşetleri doldu. İyi güzelde sağmak ama buzlukta yer kalmadı. İlk başta saklayacağım diyordum ama olmadı. Günde ortalama 350 ml sağınca buz dolabının her gözünden süt poşetleri çıkmaya başladı. Birde kendi buzdolabım değil kayınvalidenim evindeyiz. İzmir sıcak diye kaçtık Urla'ya. Artık kadın yarım kilo kıymayı koyacak yer bulamayınca"Kızım verebilecek bir yer var mı sütleri bir araştır? dedi. İlk başta biraz salladım. Kıyamadım. Ya benim sütüm kesilirse o zaman ne yapacaktım?
    Zaman geçtikçe durumu kabullenmek zorunda kaldım. Sütlerimi ihtiyacı olan birine vermeliyim. Ama kime? İlk başta birilerine sordurttum. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. "Anne sütüne ihtiyacınız var mı?" diye sorduğumda "senin bebek bi embesil bakıyor benim süt iyi gelir" demişim gibi tepkiler veriyorlar. Dedim ki benim yakın çevrede iş yok.

  Devlette başvurayım dedim. İzmirdeki bir çocuk esirgeme kurumunu aradım. Sütümü bebeklere bağışlamak istediğimi söyledim. Ne yazık ki devlet buna izin vermiyormuş. Gelip orada emzireyim dedim kadın yabani "Kesinlikle olmaz." dedi. Asıl oradaki bebeklerin ihtiyacı var ama devlet baba izin vermiyor.

 En sonunda her dakika facebookta gezdiğim, milletin twitlerine bok attığım internetten bakayım dedim. Bir anne buldum. Sütü olan annelerle olmayan annelerle tanıştırıyormuş. Mail gönderdim. Birde arkasından twit attım. Ama umudum yok arayacaklarından. Kimsenin anne sütüne ihtiyacı yok çünkü herkesin sütü şakır şakır paçalarından akıyor ya! Ertesi gün telefonum çaldı. İnternetteki anne sütünüze talip var dedi. Balçovadan bir aile 2,5 aylık bebekleri için sütlerime talip olmuştu. Yani benim süt çocuğum olacak :-)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...